İnsanın hangi yöne “hizalandığı”nın kaderini belirlediğini, arınmanın ilahi olanla uyumu; kibir, zulüm ve masumiyetin ihlalinin ise “şeytani” bir yoğunlaşmayı büyüttüğünü savunuyor. Masumiyete yönelen kötülüğü, “en büyük tabunun ihlaliyle en büyük karanlık güce rezonans” kurulduğu iddiası üzerinden anlatıyor; Epstein etrafındaki bebek/ritüel iddialarını da bu çerçeveye yerleştiriyor.
AYDOĞAN VATANDAŞ | YORUM
İnsanlık tarihinin en derin sezgilerinden biri şudur: Varlık, hangi ilkeye yönelirse onun frekansına girer zira insan aynı zamanda yönelen, hizalanan, rezonansa girebilen bir varlıktır. Tasavvufun diliyle söyleyecek olursak insan, kendisini hangi hakikate açarsa onunla uyumlanır; kalbini hangi yöne çevirirse varlığı o yöne doğru şekillenir. Bu nedenle manevi geleneklerde dönüşüm, içseldir; bir arınma surecidir.
Tasavvufî düşüncede ilahi muradla hizalanma süreci, insanın varlığını inceltmesiyle başlar. Günahlardan arınma, nefsin terbiyesi, egonun çözülmesi, merhametin genişlemesi, bilincin saflaşması… Bunların her biri ontolojik bir hafifleme sürecidir. İnsan, kendisini ağırlaştıran her şeyden, kibirden, hırstan, sahiplenme tutkusundan, tahakküm arzusundan vazgeçtikçe, varlığı, bilinci, ruhu saydamlaşır, saflaşır. Bu saflaşma, meleksi enerji ile uyumlanma olarak ifade edilir. Çünkü melek, saf itaatin, saf yönelişin, saf varoluşun sembolüdür.
Bu yolun nihai noktası maksimum masumiyet halidir. Yani insanın, iradesini ilahi iradeye karşı bir merkez olmaktan çıkarıp onunla uyumlu bir akış haline getirmesi. Ego çözülür, benlik şeffaflaşır, bilinç arınır. Bu nedenle hakiki manevi yükseliş, fazlalıklardan kurtulmadır. İnsan kendini sıfırladıkça yükselir.
Bu model, insanlığın en köklü manevi arketiplerinden biridir: arınarak güçlenmek.
Eğer saflaşma yoluyla ilahi olanla hizalanmak mümkünse, zıddı da mümkündür: yoğunlaşma, bedende derinlesme ve katılaşma yoluyla şeytani olanla hizalanmak.
Eğer iyilik varlığı inceltiyorsa, kötülük onu yoğunlaştırır. Eğer merhamet egoyu çözerse, zulüm egoyu katılaştırır. Eğer masumiyet ilahi frekansa yaklaştırıyorsa, masumiyetin ihlali şeytani frekansa yaklaştırır.
Mitolojilerde, büyü anlatılarında, şeytani ritüel hikayelerinde sıkça görülen temel yapı şudur: En büyük tabunun ihlali, en yoğun ontolojik kırılmayı üretir. Çünkü tabu varoluşun sınırıdır. Onu ihlal etmek, düzenin kendisini parçalamaktır.
Bu nedenle insan hayal gücü en uç kötülüğü her zaman en masuma yönelmiş ihlal olarak tasvir eder. Masumiyet, korunması gerekenin sembolüdür; onun yok edilmesi ise düzenin bilinçli reddidir. Sembolik anlatılarda bu yüzden kötülük, sıradan şiddet değil, varoluşu koruyan ilkeye karşı kasıtlı başkaldırı olarak resmedilir.
Oscar ödüllü yönetmen ve senarist Roger Avary, Epstein olayından sonra, Joe Rogan ile yaptığı konuşmada elitlerin bebekleri yediğini ve Los Angeles’ta her gün kurban ritüelleri gerçekleştiğini söylemiştir:
“Bebek yiyorlar dostum. Los Angeles’ta her gün kurbanlar yapıldığını düşünüyorum. Sözde üst düzey kadın müzisyenler her gün kurban ritüelleri yapıyorlar. İsim söylemek istemiyorum çünkü dava edilmek istemiyorum ve ölmek de istemiyorum.”
Diğer taraftan Jeffrey Epstein’ın çiftliğinde bir bebek üretim laboratuvarı kurulması ile ilgili yaptığı yazışma olayin vehameti hakkinda fikir vermektedir. Bryan Bishop tarafından gönderilen 21 Temmuz 2018 tarihini taşıyan bu mesajda, projenin kapsamına ilişkin bir sunum dosyasının paylaşıldığı belirtilmekte; ayrıca girişimin ne ölçüde ciddiyetle ele alındığı, gizlilik ve mahremiyet gereklilikleri, itibar riski ve olası finansal katılım gibi konularda netlik sağlanması gerektiği ifade edilmektedir.
Bununla bağlantılı olarak dikkat çeken bir diğer yazışmada ise, Epstein’ın “Masumların Katliamı” temalı bir tabloyu çiftliğine göndermek istediği görülmektedir. Sarah imzasıyla gönderilen mesajda, giriş bölümünde sergilenen, bebeklerin öldürüldüğü sahneyi tasvir eden 9×9 feet büyüklüğündeki tuvalin FedEx ile Ranch’e gönderilmesi talep edilmektedir.
Roseanne Barr da, Jeffrey Epstein dosyalarında ortaya çıkanlara dair insanları uyarmaya çalıştığını söyleyerek şu ifadeleri kullanmıştır:
“Bebek yediklerini biliyorsunuz. Bu saçmalık değil. Bu doğru.”
2018 yılında FBI’ın Jeffrey Epstein hakkında çocuk seks ticareti soruşturması başlattığı gün, Epstein’ın özel adasına yarım düzine 55 galonluk sülfürik asit konteyneri sipariş ettiği de ortaya çıktı.
Sülfürik asidin organik dokuları hızla parçalayabilen son derece güçlü bir kimyasal olduğu bilinir. Bu nedenle söz konusu siparişin amacı doğal olarak tartışma konusu haline gelmiştir. Böyle bir maddenin büyük miktarlarda temin edilmesi, özellikle ağır suçlamalarla birlikte düşünüldüğünde, kamu vicdanında “delil yok etme” ihtimalini akla getirmektedir.
Antik toplumlarda çocukların kurban edildiğine dair anlatılar bulunur; Orta Çağ’da rakip gruplara yöneltilen suçlamalarda da benzer motifler görülür; modern dönemde ise kimi karanlık kült veya “satanik” pratiklerde masumiyetin özellikle seçilmesi tesaduf degildir.
Sembolik düşüncede iki zıt yol tasavvur edilir:
Arınarak yükselme yoluyla Allah’a yaklaşma ve ihlal ederek düşme yoluyla şeytana yaklaşma.
Bu karşıtlık, dini anlatıların en derin yerlerinde görünür. Ve tam bu noktada Hz. İbrahim kıssasının anlamı yeniden belirginleşir.
Çünkü bu kıssa, kurban metafiziğinin radikal dönüşümüdür. İbrahim’in oğlunu kurban etmeye yönelmesi, pagan dünyanın kurban mantığını temsil eder. Fakat son anda insanın yerine bir hayvanın verilmesi, insanın kurban kategorisinde olamayacağını ve aslında bunun pagan bir uygulama olduğunu da ilan eder.
İşte bu nokta, şeytani rezonans modelinin reddidir. Çünkü bu model, en büyük ihlalin en büyük güç doğurduğunu varsayar. İbrahimi kırılma ise tam tersini ilan eder: ihlal güç üretmez; yalnızca düşüş üretir ve asil guc ve kurtulus Allah’in muradiyla hizalanma ve teslimiyet bilinciyle mumkundur.
Bu nedenle tevhid metafiziğinde kötülük, ontolojik yükseliş yolu değildir. Zulüm, bilinç açmaz. Masumiyetin yok edilmesi, varlığı yüceltmez. Bunlar yalnızca insanlığın çözülmesini hızlandırır.
Tasavvufî bakış burada son derece nettir: İlahi olana yaklaşmak için insan kendini arındırır; benliğini inceltir, nefsin tahakkümünü çözer, bilincini saflaştırır ve iradesini ilahi muradla uyumlu hâle getirir. Buna karşılık şeytanla hizalanma tasavvuru, bu sürecin tam tersine işleyen bir yöneliş olarak düşünülür. Arınma yerine kirlenme, teslimiyet yerine nefsin mutlak hakimiyeti, bilinç berraklığı yerine arzuların sınırsız egemenliği söz konusudur. Bu durumda insan, ruhunu tümüyle nefsin taleplerine teslim ederek benliğini yoğunlaştırır, katılaştırır ve nihayetinde kendi varlığını karanlıkla özdeşleşebilecek bir zemine dönüştürür. Böylece insan, metaforik anlamda, şeytanın bedenlenebileceği bir yüzeye, bir ayna, bir tecelli alanı, haline gelir.
Nitekim şeytanların insanlarla hizalanabilmeleri için belirli bir ahlaki ve varoluşsal zeminin oluşması gerektiği Kur’an’da açıkça ifade edilir:
“Şeytanların kimlerin üzerine indiğini size haber vereyim mi? Onlar, her günaha düşkün, yalancı kimselerin üzerine inerler…” (Şuarâ 221–223).
Buna göre şeytani telkin, rastgele bir iniş değil, belirli bir içsel frekansın, günaha yatkınlık ve hakikatten kopuşun, üzerinde gerçekleşen bir hizalanmadır.
Birincisi peygamberi modeldir; ikincisi şeytani modeldir. Fakat hakikat açısından aralarında simetri yoktur. Yükseliş gerçektir; düşüş insan için yalnızca yıkımdır.
Sonuçta mesele güç değil, varlıktır. İnsan hangi ilkeye yönelirse onun biçimini alır. Merhamete yönelen merhamet olur. Şiddete yönelen şiddet olur. Saflığa yönelen saydamlaşır. İhlale yönelen parçalanır.
Şeytanlar tek ve homojen bir varlık alanı değildir. Nasıl ki melekler arasında mertebeler, dereceler ve hiyerarşiler varsa, şeytani varlık alanı da kendi içinde farklı yoğunluk, güç ve etki seviyelerine ayrılır. Bu nedenle her şeytani etki aynı düzeyde değildir; her telkin aynı derinlikte nüfuz etmez. Daha yoğun, daha kuşatıcı ve daha yıkıcı olanla temas kurmak için, varlığın da o yoğunluk seviyesine inmesi gerekir. Hizalanma, ancak benzerliğin oluştuğu noktada gerçekleşir. İlahi olana yaklaşmak için nasıl varlık arınarak inceliyorsa, en büyük şeytani güçle hizalanabilmek için de varlığın en ağır, en yoğun ve en karanlık frekansa inmesi gerekir.
Bu yüzden en büyük şeytanla hizalanabilmek, en büyük kötülükleri gerektirir. Çünkü hizalanma benzerliğin sonucudur; varlık hangi ilkeyi taşıyorsa onunla birleşir. En üst düzey karanlıkla temas kurabilmek için, düzenin en temel sınırlarının bilinçli olarak parçalanması gerekir. Sıradan kötülük yeterli değildir; kökten ihlal gerekir.
Varoluşu koruyan en temel ilkeye yönelmiş, geri dönüşsüz ve mutlak bir başkaldırı gerekir. Bu nedenle şeytanla hizalanma ritüelleri, adanan kurbanların niteliği ve gerçekleştirilen eylemin kötülük derecesiyle doğrudan ilişkilidir. Kurbanın değeri arttıkça, ihlalin ağırlığı büyüdükçe, varlığın karanlıkla rezonansı da yoğunlaşır.
Ritüelin mantığı budur: insan kendi varlığını, en yoğun karanlıkla uyumlanabilecek bir yüzeye dönüştürmek ister. Arınma nasıl varlığı saydamlaştırıyorsa, aşırı kötülük de varlığı katılaştırır, yoğunlaştırır ve karanlıkla özdeşleşmeye elverişli hale getirir. Böylece insan, kötülüğün kendisini taşıyan bir zemin, bir tecelli yüzeyi haline gelir. En büyük şeytanla hizalanma iddiası, bu nedenle en büyük ihlali gerektirir. Çünkü karanlığın en yüksek mertebesi, yalnızca karanlığın en yoğun eylemiyle çağrılabilir.
Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

