Site icon Serbest Görüş

Erdoğan’ın ‘algılama’ sorunu; yaşı 72, peki işi?

Necip F. Bahadır


NECİP F. BAHADIR | YORUM

Erdoğan grup konuşmasını tamamladı, ağır adımlarla çıkışa yöneldi. Yeni girdiği 72 yaşının bütün ağırlığı üzerindeydi. Zamanında Hocası Necmettin Erbakan’a, “Yaşı yetmiş, işi bitmiş!” diye söylediği o sözü çok hatırlandı. Duruşu, yürüyüşü aksaktı. Ayağını güçlükle ileri doğru atıyordu. O eski ‘Kasımpaşalı havasından’ eser yoktu.

Grup konuşmasında ortağı Devlet Bahçeli’nin hiçbir mesajına cevap vermedi. Oysa Bahçeli’nin, “İki Ahmet makama dönmeli!” derken seslendiği kişi Erdoğan’dan başkası değildi. MHP lideri bir de “İmralı’nın statüsü açıklığa kavuşturulmalı!” dedi. Erdoğan hiç topa girmedi. Renksiz görünmeyi yeğledi.

Ne ‘evet’ dedi, ne de ‘hayır’… İki Ahmet daha ne kadar bekleyecek? Bahçeli’nin hiç mi hatırı yok? Ortaklık hukuku nerede kaldı? Erdoğan duymazdan, görmezden geldi.

Bahçeli’nin yüksek sesle dile getirdiği statü meselesiyse tam bir bilmeceye dönüştü. Sokaktaki insan bile ‘bu statü de ne ola ki’ diye merak ve endişesi cevapsız kaldı. Ama gözlerin çevrildiği Erdoğan’dan ‘tık’ yok. Kürsüde her konuya girdi, ‘iki Ahmet’ ve ‘Öcalan’a statü’ konusunu es geçti!

Erdoğan, yıllar önce verdiği röportajda hocası Necmettin Erbakan’ı bu sözlerle hedef almıştı.

Mutat olduğu üzere grup toplantısı sonrası gazeteciler yoluna kesti ve aralarında bir garip diyalog gelişti. Erdoğan’ın cevapları bana çok tuhaf geldi. Görüntüyü defalarca izledim, metni tekrar tekrar okudum. Yorgunluğu her halinden belliydi.

Acaba bir ‘zihin yorgunluğunun’ yanında ‘ zihin bulanıklığı’ da mı söz konusu? Bende ciddi soru işaretleri doğurdu. Birkaç ay önce ‘gerçeklikten kopukluğu’ gündeme gelmişti. Sorun ağırlaşmış mı nedir?

Birlikte bakalım… Anekdot aynen şöyle cereyan etti;

Gazetecinin sorusu şu: “Devlet Bahçeli ‘İmralı’nın statü açığı ortadan kaldırılmalı’ dedi. Bu konuda ne söylersiniz?”

Gayet net… Zaten bir gün önce Bahçeli’nin statü konusunda söyledikleri medya ve kamuoyunda geniş yankı uyandırmıştı… Erdoğan habersiz olamaz herhalde! En azından olmaması gerekiyor. Soruyu algılayamadı sanırım. Belki de biraz düşünme payı için olsa gerek “Ney…?” diye tepki verdi muhabire…

Bir cümlelik basit bir soruda tekrarlanacak ne var ki…

Gazeteci “Statü açığı…” kısmına vurgu yaptı?

Erdoğan’ın cevabı; “Ne açığı…?”

Acaba kulaklarında da mı sorun var? Ya da İsmet Paşa gibi işine gelmeyeni duymuyor mu? Bir cümleyi anlamlandırmak için bu kadar parçalamaya gerek var mı? Ve bu normal ve sağlıklı bir hal mi?

Gazeteci tekrar “Statü…” dedi. Erdoğan bir yandan da ağır ve yavaş adımlarla yürümekte… Etrafı kalabalık… Müdahale eden yok. Karşılıklı diyaloğu danışmanları sessizce takip etmekte…

‘Soru yok’ dense gazeteciler dağılacak. Erdoğan yoluna devam edecek.

Ve sonunda ‘jeton düştü’… Erdoğan soruyu anladı. (Aslında anladığından da emin değilim) Ama cevap yine yok. “Statü açığı… Hee?” diyebildi. Gazeteci son kez tekrarladı; “Statü açığı nasıl kapatılacak dedi MHP lideri Bahçeli… Buna ilişkin ne söylersiniz?”

Herkes Erdoğan’a odaklandı. Ağzından çıkacak her sözcük manşeti değeri taşıyabilirdi. Sokaktaki insanın merakı giderilebilirdi. Kelimeler ağzından yine ağır ve yavaş çıktı. Aynen şu ifadeleri kullandı: “İmralı şu anda gerekli olduğu şekilde Adalet Bakanlığımız tarafından işletilmektedir” 

Evet… Bundan ne anlamalıyız? Siyasetçi zaman zaman topu taça atar. Cevap vermek istemezse kelime oyunlarına başvurur. Espiriyle karışık cevabı gürültüye getirir. Hiç konuşmak istemezse ‘yorum yok’ falan der işin içinden sıyrılır. “Böyle önemli bir konunun ayak üzeri konuşulmaz!” cümlesi de seçeneklerden birisidir.

Gerçekten basit bir konu değil. Bugüne kadar çok siyasetçinin soru cevap faslına tanık oldum. Böylesini ilk kez gördüm. Erdoğan ne demek istedi? Cevaptan mı kaçındı? Yoksa espri mi yaptı? Yüz ifadesi donuktu. Tebessüm edeni de görmedim.

Bahçeli, ‘İmralı’ derken Ada’da bulunun ‘hapishaneyi’ mi kastetti? Böyle anlayan birine rastlanır mı? Erdoğan ‘İmralı’ sözcüğünden gerçekten hapishaneyi mi anladı? Sanmıyorum ama içimde bir şüphe de yok değil. Eğer öyleyse vay memleketin haline…

Ve ortada ‘çok ciddi bir sorun var’ demektir. Ama nedense Erdoğan’ın cevabı bu yönüyle pek değerlendirilmedi. Ne Bahçeli’nin mesajı ne de gazetecinin sorusu İmralı’daki hapishanenin statüsü, yasal durumu değildi… İmralı’dan murat da Abdullah Öcalan’dı.

Erdoğan umarım cevap vermediği için kendince espri yapmış, topu taça attığını düşünmüştür. Yoksa ‘zihni sorun ve gerçeklikten kopukluk’ gibi sıkıntılar gündeme gelir. Ve konuya sadece siyaset değil ‘tıp’ da dahil olur, ki olmalıdır. Erdoğan’ın zihin sağlığı yalnızca kendisini ve ailesini değil bütün ülkeyi ilgilendirdiğini söylemeye bile gerek yok. Alttan almaya çalışıyorum ama burada bir soru işareti olduğu gerçeğinden kendimi kurtaramıyorum. Bu diyaloga sağlık açısından da bakılmalı…

Kim, neyi tartışacak?

Bu Bahçeli’nin ‘Öcalan’ı statüsü’ derken neyi kastettiğinden daha önemli… Gerçi böyle hassas ve kritik konu bilmece gibi konuşulur mu? Öcalan’ın statüsü belli değil mi? Hukuki durumu ortada…

MHP’li Feti Yıldız meseleye açıklık getireceği yerde topu kamuoyuna attı ve “Bu konu tartışılmalı…” dedi. Neyi, nasıl, kim tartışacak? Onu da söyleseydi ya… DEM statünün adını ‘başmüzakereci’ diye koydu. MHP’nin tartışılmasını istediği bu mu? Yoksa ‘umut hakkı’ ve sonuçları mı?

Bahçeli’nin sözü söyleyip geri çekilmeye hakkı yok. “İki Ahmet ve İmralı’nın statüsünü” gündeme taşıyan o. Takipçisi de olması gerekmez mi?

Erdoğan’ın bir cümlelik tuhaf cevabı karşısında MHP liderinden bir değerlendirme ve yorum beklemek lazım değil mi? Siyaset sadece retorik ve söz müdür? Eyleme ve politikaya dönüşmeden sözün bir kıymeti harbiyesi olur mu? Bahçeli, doğrudan Erdoğan’a bir şeyler söylemeli… “Ben İmralı’nın statüsü derken Öcalan’ı kastettim!” diyebilmeli.

Öcalan’ın statünü açıklığa kavuşturacak olan Erdoğan ve Bahçeli ikilisinden başkası değil. Tartışacaksa iki ortak tartışmalı… Artık ‘kurucu önder’ mi denir, yoksa ‘başmüzakereci’ mi ilan edilir; bilemem…

Kamuoyu ondan sonra düşüncesini söyler. Kimi kabullenir, kimi itiraz eder. Bahçeli, İYİ Parti lideri Müsavat Dervişoğlu’nun teklifini de değerlendirebilir: “Çok seviyorsan rozet tak, eş başkan olarak yanına al…”

Bu cümlenin cevabı ‘Kan dökülmesini mi istiyorsun’ falan da değildir.

Bir yanda Erdoğan’ın bir cümlesine yansıyan zihni bulanıklığı ve gerçeklikten kopukluğu… Diğer yanda Öcalan’ın statüsü…

Hangisi ülke için daha vahim? Kırk katır mı, kırk satır mı?

Ya ikisiyse… Galiba da öyle… Durum sadece vahim değil son derece ciddi…

Ben mi fazla kuşkucuyum, siz de bu soru işaretleriyle dolu tuhaf durumun farkında değil misiniz?

 

 

 

Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

Exit mobile version