Site icon Serbest Görüş

Aydınlanma dönemi kapandı mı? (1)

Aydınlanma dönemi kapandı mı? (1)


PROF. EFE ÇAMAN | YORUM

Dünyada Aydınlanma Çağı denen dönemin sonuna gelinirken, bu dönemin bir Rönesans geçirip daha güçlü biçimde geri mi döneceği, yoksa karanlık bir çağın mı başlayacağı henüz netleşmiş değil.

Aydınlanma rasyonel aklı merkeze alan, insan aklının fiziksel evreni ve insani alanı kavrayabileceğini varsayan bir yaklaşımdır. Bu dönemin en belirgin özelliği bilim ve teknolojideki büyük ilerlemedir. Bilimsel Devrim, Aydınlanma üzerine inşa edildi. Ampirik – deneysel-deneyimlenen – bilgi insanlığı ilerletti. İnsan ömrü neredeyse dünya ortalaması olarak ikiye katlandı. Okuma yazma oranı yüzde yüze yaklaştı, refah ve yaşam standartları inanılmaz arttı, tıpta ve mühendisliklerde büyük ilerlemeler kat edildi.

Aydınlanma sadece fiziksel evrene ilişkin ilerlemeler sağlamadı; aynı zamanda insani gelişmişlik alanında da büyük bir sıçrama yapıldı. Geleneksel otoriteler yerini rasyonel otoritelere bıraktı. Demokratik hukuk devleti icat edildi. Egemenlik göksellikten yere indirildi ve halk meşruiyeti üzerine kurulu siyasal düzenler kuruldu. Dahası Aydınlanma bireysel özgürlükleri, eşitliği ve insan haklarını evrenselleştirdi, doğal haklar olarak kavranan yaşam hakkı, temel özgürlükler ve mülkiyet hakkı garanti altına alındı. Düşünce ve inanç özgürlüğü – inanmama özgürlüğünü de kapsayacak biçimde – bir tolerans sosyolojisini ideal olarak belirledi. Dini fanatizm ve teolojik baskıya dayalı siyasal sistemler yok oldu veya etkisizleşti. Seküler hakem devlet siyaseti bir dinin ajanı olmaktan çıkarıp bireysel tercihleri mümkün kılan bir hakem devleti var etti.

Aydınlanmanın en başta gelen karakteristiklerinden biri de ilerleme inancıdır. İnsanlık düz çizgisel ilerler, bu da bilime dayalı eğitimle olur.

Teolojik otoriter rejimlerin yerini zamanla toplum sözleşmesine dayalı, halkın rızasından gelen meşruiyet temelinde kurulan siyasal iktidarlar aldı.

İnsanlığın büyük felsefecileri olan John Locke, Montesquieu, Voltaire, Rousseau, Kant, Hume, Diderot gibi düşünürlerin fikirleri 1776 Amerikan Devrimi, 1789 Fransız Devrimi gibi etkili dönüşümlere yol açtı. Dünyayı dönüştüren ve daha iyi bir yer haline getiren büyük sıçramanın temeli Aydınlanma oldu.

Aydınlanmayı yok etmek isteyen Teokrasiler, Nazizm, Faşizm ve Komünizm gibi siyasal yönetim biçimleri açık farkla yenildi.

Ancak küreselleşen dünyada gelişmişlik düzeyi homojen dağılım göstermediği için Aydınlanma’nın insanlığa mal olması süreci sorunlu oldu. Gelişmişlik ve geri kalmışlık sarmalında geri kalmış dünyanın Aydınlanma’yı geleneksel olanın karşısında bir tehdit olarak algılaması, Aydınlanma’nın birçok alanda dünya genelinde yaygınlaşmasına veya “mayasının tutmasına” mani olurken, birçok Üçüncü Dünya’cı filozof, siyasetçi, bilim insanı ve düşünür Aydınlanma ile kolonyalizm arasında paralel kurup onu külliyen veya kısmen reddetti. Teknolojik kazanımlar daha kolay kabul gördü, ama beşeri alana şüpheyle yaklaşıldı. Genel bir dünya kültürü olma potansiyeli taşıyan evrensel insan ilerleyişi böylece birçok potansiyel olarak yararlı olabilecek sahada maalesef dünya genelinde başarılı olamadı. Bunların başında evrensel insan haklarının birçok coğrafyada yerleşmemesi gelmektedir.

İnsan hakları birikimi göreceli yaklaşımdan dolayı tam kapsayıcı ve gezegensel seviyede etkili olamadı, olamıyor. Onların insan hakları bizim değerlerimizle uyuşmuyor türü itirazlarla birçok otoriter ve totaliter rejimce tamamen veya kısmen reddedilen insan hakları sadece bazı ayrıcalıklı toplumların lüksü gibi gösteriliyor. Bir tür Üçüncü Dünyacı reddiye kültü, Rusya, İran, Kuzey Kore, Çin gibi birbirinden esasen çok farklı kültürler temelinde, bu ülkelerdeki anti-Aydınlanmacı rejimlerce reddediliyor.

Dahası günümüzde Aydınlanma’nın “tuttuğuna” inanılan birçok örnekte yadsınamaz bir geriye gidiş yaşanıyor. Başta ABD olmak üzere anti-Aydınlanmacı siyasal akımlar güçlenerek popülist, gerici, ırkçı, yobaz, yabancı düşmanı, dinbaz siyasal yönelimleri iktidara taşıyor. Bu çoğu yerde bizzat Aydınlanma’nın mümkün kıldığı liberal demokrasiyi kullanarak gerçekleşiyor. Demokrasiler zarar görüyor, zayıflıyor. Kurumsallaşamamış olanları ölürken, kurumsallaşmış olanları ciddi düşüş yaşıyor, kırılganlaşıyor.

1990’larda Sovyetlerin çöküşü sonrası Fukuyama’nın müjdelediği “Tarihin Sonu” gerçekleşmedi. Bilakis bu dönemde Huntington’ın tezi olan medeniyetsel çatışmalar tezi, Aydınlanmayı reddeden, anti-İnsan Hakları savunucuları tarafından kullanılıyor. Avrasyacı Rusya tarafından savunulan “özgün yol” yaklaşımı Türkiye dâhil birçok otoriter rejime esin kaynağı oluştururken, dünyada genel bir demokratik geriye gidişin alarm zilleri çalıyor.

Bu sürecin sonunda kanımca Batılı demokrasiler toparlanacaktır, ama yeni demokratikleşmekte olan ve hukuk devletleri kırılgan yapıdaki Türkiye benzeri ülkeler için görünüm çok olumsuzdur.

Bu neden böyle, bu da bir sonraki yazının konusu olsun dilerseniz.

(Devamı var)

Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

Exit mobile version