AHMET KURUCAN | YORUM
“Sakın kimseyi tam tanımadan, yaşadıklarını nazara almadan ‘zaman yaraları iyileştirir’ deme.”
Geçenlerde izlediğim bir filmden not aldığım bir replik bu. İlavesini ben yapayım; çünkü bazen zaman, yaraları daha da derinleştirir…
Bana göre bu söz, hepimizin üzerinde hiç düşünmeden şimdiye kadar defalarca söylediği “Zaman her yaranın ilacıdır!” sözünden daha doğrudur.
Neden?
Çünkü “zaman”, çoğu insanın sandığı gibi aktif ve bizatihi bir iyileştirici değildir. O, sadece ve sadece bir taşıyıcıdır. Önemli olan, o taşıyıcının içini ve altını nasıl doldurduğumuzdur.
Eğer insan, iyi duygularla, güzel düşüncelerle, bitme bilmeyen ümitlerle zamanı doldurmuşsa, “zaman” o hâli genişletir. İyileşme potansiyeli olan bir yaranın zamanla kabuk bağlaması misali, bu güzel duygular, düşünceler ve ümitler, insanın acısının, ıstırabının, derdinin dermanı olabilir. Aksi hâlde “zaman”, acıyı derinleştirir ve yeryüzü bütün genişliğine rağmen ona dar gelir.
Yaptığım amatör psikoloji okumalarından öğrendiğim şey şu: Travmanın en belirgin özelliği, yaşanıp bitmiş olmasına rağmen zihinde ve bedende hâlâ “oluyor” gibi hissedilmesidir. O yüzden bazı insanlar için yıllar geçer ama bir cümle, bir koku, bir görüntü her şeyi yeniden başlatır. “Zaman” burada şifa değil, yalnızca mesafedir. Ve mesafe, anlamla doldurulmadığında insanı iyileştirmez.
Aynı istikamette bir başka söz daha var: “Gelir geçer.”
Buna da kısmen itiraz ediyorum. Şöyle ki; evet, yaşadığımız hadiseler, hissettiğimiz duygular gelir ve geçer. Geçer, çünkü zaman bir nehir misali yatağında akıp gider. Onun için geçer. Ama öyle hadiseler, öyle duygular, öyle düşünceler vardır ki, geçerken insanı delip geçer ya da hiç geçmez.
Bu durum bize, psikolojik açıdan acının üç farklı seyir izlediğini gösteriyor. Bazı acılar gelip geçer ve insanın güven duygusuna zarar vermez. Bazıları delici bir nitelik taşır; sonunda geçer ama çok can yakar. İlerleyen zamanlarda insan bundan rahatsız olur, belki profesyonel destek alır ve o hadiseyi, o acıyı anlamlandırır; öyle geçer.
En zor olanı üçüncüsüdür: Gelir, deler ve geçmez. Sonrası malum… İnsan zihninde binbir soru, kalbinde çevresine karşı taşıdığı güvensizlik duygusuyla bir ömür tüketir. Tabii buna “tüketmek” denirse. Onun için diyorum ki, ezberlerimizi kontrol edelim. Empati duygu ve düşüncesiyle onları yeniden analize tâbi tutalım.
Başa dönüyorum: “Zaman her şeyin ilacıdır!” ya da “gelir geçer” dediğimizde, muhatabımızın acısını küçümsediğimizi unutmayalım. Ben böyle düşünüyorum. Kişi acılar içinde kıvranırken, yaşadığı hadiseleri anlamlandırmakta zorlanırken birisinin gelip ona “geçer”, “alışırsın”, “herkesin başına geliyor” demesi; iyi niyetle söylense bile, kişinin yaşadığını değersizleştirir. Unutmayalım; psikolojik anlamda iyileşme, ancak yaşanan acının kabulüyle başlar. Kabul edilmeyen acı iyileşmez; sadece şekil değiştirir.
“Kur’an’ın ‘Allah sabredenlerle beraberdir’ ifadesine ne diyeceksin?” diyebilirsiniz. Hemen cevabımı vereyim: Sabır, zaten özünde direnci ifade eder. Bu açıdan “aktif sabır–pasif sabır” taksimlerini yerinde bulmadığımı ifade edeyim. Zira sabır, pasif bir pozisyon alarak ya da tavır takınarak yaşananlara katlanmak demek değildir. Aksine sabır, yaşanmış acıyı ve ıstırabı bilinçle ve dirençle taşıma ve ondan bir an önce kurtulmak için yapılan fiili mücadelenin adıdır.
Özetle; zaman, yaraları kendi başına iyileştirmez. Ama doğru arkadaşlarla, doğru anlamlarla ve doğru yüzleşmelerle birlikte yürütüldüğünde, o yaraları iyileştirebilir. Bu yüzden kimseyi, yaşadıklarını bilmeden değerlendirmemek gerekir. Zamanın herkese aynı şekilde işlemediğini kabul etmek, hem psikolojik hem de insani bir sorumluluktur. Bazı yaralar geçmez; ama doğru rehberlik yapan dostlarla ve doğru anlamlandırmalarla o yaralar insanı olgunlaştırabilir.
Yazının son noktasını koyarken aklıma geldi. Ne diyordu Cem Karaca ‘Namus Belası’ adlı şarkısında:
“Düştüm mapus damlarına öğüt veren bol olur
Toplasam o öğütleri burdan köye yol olur
Ana baba bacı kardaş dar günümde el olur
Namus belasına kardaş döktüğümüz kan bizim.”
Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

