Takvim değil, bilinç değiştiğinde yenileniyoruz; dünün pasını kalbimizden silip, içimizin derin odalarında yeniden filizlenen umudun izini sürmenin tam zamanı. Her “keşke”yi usulca yerine bırakıp, hayatla yaptığımız gizli antlaşmayı yenilemek: “Yine yeşereceğim” diyebilen bir ruh için yeni yıl sadece bir tarih değil, ikinci bir şans…
“Dün, dün ile gitti cancağzım; artık yeni şeyler söylemek lâzım.” Rûmî
NEDİM HAZAR | YORUM
İnsan bazen yaşadığını sandığı bir geçmişin içinde, çoktan ömrünü tamamlamış bir zamanı taşıyor. Hafızasının en kuytu raflarında sararmış anılarla oyalanırken, dikkat etmeden iç dünyasının ışığını da söküyor maalesef. Oysa geçmiş, büyülü bir sandık gibi görünür ama kapağını her açışta insan biraz daha karanlığa iner. Her “keşke”, her pişmanlık, bir pas lekesi gibi kalbin yüzeyine tutunur ve orada yaşamaya devam eder.
Ne var ki hiçbir gelecek, geçmişin tortusuyla yeşermiyor. Dün artık kendi külleriyle örtülmüştür. Onu diriltmeye çalışmak, zamana karşı beyhude bir savaş açmaktır. İnsan, geçmişin yankılarına tutundukça bugünün melodisini duyamaz. Bu yüzden şimdi, bu yeni yılın başlangıcında, iç çekmecelerimizi boşaltmanın, yorgun hatıraların tozunu silkelemenin vakti. Kalbimizi havalandırmalı, zihnimizi arındırmalı, ruhumuzu yeniden inşa etmeliyiz.
Önce şu hakikati kulağımıza küpe yapalım: Gerçek yenilenme, unutuşla değil; affedişle başlar. Geçmişin ağırlığını taşımayı bırakmak, kendimize söylediğimiz en büyük merhamet sözüdür. Belki de insan “unutmak” değil, “affetmek” için yaratılmıştır. Yeni bir yıl, içimizin usulca ferahladığı bir açıklıktır yalnızca; yeniden başlamak için açılmış bir pencere.
İçimizdeki evleri havalandırmak
Zaman dışarıda akarken insanın içinde de görünmez mevsimler oluyor. O iç mevsimleri tazelemenin yolu, içimizdeki evleri havalandırmaktan geçiyor. Her yeni yıl, ruhun yeniden inşası için sessiz bir çağrı. Kalbimizi, bedenimizi, zihnimizi, hasılı hepsini gözden geçirmeliyiz. Onlara temiz hava, yeni cümleler, taze umutlar lâzım.
Biriktirdiklerimizi ayıklamak, duygu fazlalıklarını elemek, kırık parçaları onarmak gerekiyor. Çünkü yeni bir yıl, yalnızca takvimin yenilenmesi değil; içimizdeki titreşimin değişmesi demek. Bir evin penceresini açar gibi, ruhumuza da taze rüzgâr sokmalıyız. Yüreği arınmamış bir insan, kaç takvim değiştirirse değiştirsin, yenilenmez.
Yeni yıl, bir dekor değil, bir iradedir. Bizdeki karanlık odaları aydınlatmak için ruhani bir bakım/onarım çabasıdır. Bazen bir nefes, bir düşünce, bir kabulleniş bile insanın kaderini değiştiriveriyor.
Gerçek yenilenme ise, kişinin kendisini kandırmadan, gerçekle yüzleşmesiyle başlıyor. Gözlerini hakikate kapatan, yeni bir ufku göremez. Yeni yıldan beklentilerimizin temenniden çok pusula olması gerekir. Bunun ilk adımı ise, zihinsel berraklıktır: Her güne bitimsiz bir umudun tazelediği bir niyetle başlamak, “Ne istiyorum, neden istiyorum, kimin için istiyorum?” sorularına sahici cevaplar verebilmektir.
Disiplin, bu berraklığın biçimlenmiş hâlidir. Umut, eylemle anlam kazanıyor çünkü. Günlük küçük adımlar, yıllık büyük devrimlerin habercisidir. Gerçek ilerleme söylemde değil, sabırda büyüyor. Her küçük adım, geleceğin kapısına gizlice yazılmış bir dua gibi.
Gerçekçilik, bu duaya yön veren rüzgâr. Hayallerimizi gerçekle yoğurmalı, kökleri toprağa uzanan bir ideal haline getirmeliyiz. Ulaşılabilir hedefler koymak hayalin yüceliğini eksiltmez; aksine onu yaşanabilir kılar. Ve bütün bunların kalbinde, kendine sadakat var. En büyük başlangıç, başkası olmaya çalışmaktan vazgeçtiğimiz andır. İnsan, kendine sadık kaldığı ölçüde yenilenir.
Gelecek, bir takvim değil; bir cevap arayışı: “Ben kim olmak istiyorum?” Gerçek gelecek planı, kâğıda değil vicdana yazılmalı. Sahicilik, büyük cümlelerde değil, kararlı sessizliklerde filizlenmeli. Bazen bir adım geri çekilmek, bin hamleden daha cesur bir eylemdir. Öyledir, çünkü gelecek, yalnızca ilerlemek değil; nerede duracağını bilmek demek!
Zannedilenin aksine hayat, dışarıdan değil, içeriden örülen muazzam bir gergef. Geleceği inşa edecek malzeme ne taşta ne çelikte; kalbin derin odalarında, inançta, sabırda, kırılmanın içinden süzülen bilgelikte…
Her yara bir öğretmen, her kayıp bir kılavuz.
Sahici bir gelecek, sahici bir insanın omzunda yükselebiliyorsa, başarıların değil, anlamın hatırlanacağı bir gelecek inşa edilir… Dış dünyanın alkışlarından çok, iç dünyanın sessiz onayına ihtiyaç duymalıyız, belki de bu sebeple. Çünkü insan, ancak kendi iç sesine sadık kalabildiğinde gerçekten özgürleşir.
Umut, çoğu zaman bir ışık olarak anılır; oysa o ışıktan çok pusuladır. Yönünü kaybetmediği sürece, karanlık bile yol olacaktır kişiye. Gerçek umut, yolların tükendiği yerde insanın burnuna hâlâ sabah serinliğinde portakal bahçelerinin kokusunun gelmesidir. Yanlış anlaşılmasın, bu bahsettiği kör bir inanç değil, aksine yıkıntıların içinden hâlâ anlam arama cesaretidir.
Yeni yıl, bu yön duygusunu yeniden bulmak için eşiğe dönüşmeli. Artık ezberlemedik mi: Her sonbaharın ardından gelen kış gibi, her kışın ardından da muhakkak bir bahar vardır. Hayatın ritmi, kaybolmanın ve bulunmanın dairesi içinde akıyor. Umut, o dairenin merkezinde sönmez bir kıvılcım.
Evet, çoğu zaman bir bedel ister ama hep yaşar. Bir çocuğun boş bir sokağa kar topu fırlatışındaki sevinç kadar saf, toprağın donmuş karanlığında saklanan tohum kadar inatçıdır. Her donma, bir doğuşa gebedir. Umut, hayatla insan arasında yapılan gizli antlaşma: “Yine yeşereceğim.”
Umut aynı zamanda ortak bir dil. Herkesin karanlığı başka olsa da, yanıp duran kıvılcım aynı kalıyor. Kimimiz o kıvılcımı sözle büyütüyoruz, kimimiz eylemle, kimimiz yalnızca susarak koruyoruz. Önemli olan, sönmeye izin vermemek! Çünkü içindeki ışığı söndürmeyen insan, dünyanın karanlığına mümkün değil yenilmez.
O hâlde bu sene, yeni bir bilincin yılı olmalı. Yorgun ve kırık kalplerin içinde yeniden kök salan bir umut, tıpkı uzun kıştan sonra açan ilk gonca gibi sessiz ama kararlı büyüsün. Mevlânâ’nın çağrısı hâlâ geçerli: “Dün, dünle gitti.” Şimdi başka bir dille, başka bir sezgiyle, başka bir cesaretle soluma zamanı.
Ve belki de ben, bu yılın eşiğinde en çok bunu diliyorum: İçimdeki yorgun sessizliği taze bir nefese çevirebilmeyi… Geçmişin gölgesini sabah ışığına bırakabilmeyi… Hayata yeniden, merakla, dikkatle, incelikle bakabilmeyi… Çünkü birebir tecrübe ettim; insan, umut etmeyi bıraktığı an değil; yeniden başlamaktan korktuğu an yaşlanıyor. O hâlde vakit, yaşlanmamak için değil; dirilmek için umut etme vaktidir.
Ve son bir not…
Yeni yıl, bir zaman çizgisi değil, bir bilinç eşiği. İnsan, takvimi değil, bakışını değiştirirse yenileniyor. Ve benim bu sayıklamalarım, geçmişin ağırlığından hafifleyen ama geleceğin ciddiyetine sırtını dönmeyen herkes için bir hatırlatma olarak kabul edilirse bahtiyar olacağım: yenilenmek, yaşamak kadar asil ve devrimci bir eylemdir.
Vesselam.
Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

