MAHMUT AKPINAR | YORUM
Geçen hafta halk eylemlerinin yaygınlığı ve güçlü etkisi nedeniyle, “İran düştü düşecek, ABD merkezli operasyon geldi gelecek!” diye tartışıyorduk. Trump bir başka egemen ülkenin doğrudan iç işlerine karışma, halkına talimat verme şeklinde anlaşılacak sözlerle eylemcileri sokakta kalmaya çağırmış ve “Yakında yardıma geliyoruz! Yanınızdayız!” demişti. İran rejimini eylemcileri öldürmeme, cezalandırmama konusunda tehdit etmişti.
İran rejimi öncekilerde olduğu üzere eylemcileri sindirmek, olayları bastırmak için pek çok insanı öldürdü, hızla idam kararları alarak sokaklara gözdağı verdi. Ama sonra ne olduysa ABD İran’ı vurmaktan vazgeçti. Trump bu tür durumlarda kendisine toz kondurmuyor ve karşı tarafın “söz dinlediğine, akıllı davrandığına” dair açıklamalar yaparak durumu izaha yöneliyor.
İran Molla rejiminin makul çizgiye kaydığına “söz dinlediğine”, halkı dikkate alacağına, temel bir kısım değişiklikler yapacağına dair bir emare, alamet bilmiyoruz. Ama İran yönetimi, petrole ve ekonomik kazanıma takmış Trump yönetimine el altından bazı rüşvetler vermiş ve zaman kazanmış olabilir.
Belki de ABD yönetiminde etkili uzmanlar, stratejistler Netanyahu’nun dolmuşuna binerek ABD’yi Ortadoğu’ya tekrar sokmanın harika bir fikir olmayacağını hatırlattılar kendisine. İran’ın bir-iki vurmakla yıkılmayacağını, rejim devrilse bile oluşacak kaos ve boşluğun ABD dahil bütün dünyayı etkileyeceğine Trump’ı ikna etmiş, daha planlı ve zamana yayılmış çözümler önermiş olabilirler.
Sebep her ne olursa olsun şu çok açık ki İran rejimi halkı nezdinde meşruiyetini yitirdi. Artık toplum onayı, rejimin konsolidasyonu çok düşük. Bu sebeple de halkı sindirmek, olayları şiddetle bastırmak mecburiyetinde. İşte bir otoriter rejimin en büyük açmazı budur. Zaman ilerledikçe rejim adaletten, hukuktan kopar, gelir adaletsizliği, kaynakların eşitliksiz paylaşımı, liyakatsızlık, yozlaşma her yeri sarar. Ama rejimden beslenen kadrolar kendilerini düzeltmekten uzaktırlar ve bunun için bir çaba içinde değillerdir.
Yozlaşmış, kaynakları, konumları, imkanları sömüren rejim kadroları değişim iradesi gösteremez. Rejimin omurgasını oluşturan taşıyıcı kadrolar yedikçe hantallaşan, çevresindeki açları yok sayan ama problem çözme ve hareket kabiliyetini yitiren aşırı obez insanlara benzerler. Mideleri büyür, refleksleri zayıflar, kasları işlevsizleşir. Karşıdan cesametli ve korkutucu görünseler de kırılgan, aciz ve zayıftırlar.
Bu durumdaki otoriter rejimler dış operasyonlara açıktırlar. Bunu tespit eden “düşman” güçler bu zaafı avantaja çevirmek, kazanımlar elde etmek isterler.
İran İslam Cumhuriyeti rejimi hiçbir denge denetim sisteminin olmadığı, Velayeti Fakih yetkisini kullanan, “Masum İmam” olarak adlandırılan, her açıdan sorumsuz ama muazzam yetkilerle donanmış bir dini, siyasi liderin mutlak kontrolündedir. Pehlevi Hanedanından son şahların böylesi gücü yoktu zira onlar dini kutsiyete sahip değillerdi.
İran Anayasası’nın 10. Maddesine göre 87 yaşındaki Ruhani lider Ali Hamaney:
- Devletin genel siyasi yönünü belirler ve hükümetin uygulamalarını denetler
- Devrim Muhafızları Ordusu ve Kudüs Gücü gibi sadece rejim güvenliği için kurulan özel birimler dahil tüm silahlı kuvvetlerin başkomutanıdır.
- Yargı teşkilatının başındaki insanları ve üst düzey yargıçları atar
- Zaten bağımsız ve tarafsız medyanın olmadığı ülkede, devlete ait bütün medya kuruluşlarının tepe yönetimini o atar.
- Dış politikada, savaş kararlarında nihai karar merciidir.
- Anayasayayı Koruyucular Konseyi marifetiyle seçimler, adaylar üzerinde etkilidir, adayları veto edebilir. Yani parlamentonun oluşumunda, cumhurbaşkanı adaylarının netleşmesinde de Ruhani lider belirleyicidir.
- Bunun yanında, bizde eskiden Kemalist vesayetin ekonomik bir enstrümanı olarak kullanılan OYAK benzeri yapılar dini liderin denetimindedir. Gaz ve petrol gelirlerinin, kamusal ekonomik gelirlerin aktığı bu tür ekonomik yapılar da İmama bağlıdır.
- Her türlü istihbarat İmam için çalışır ve bilgi verir.
- Ruhani lider adı üstünde, zaten bütün dini kurumların, yapıların en tepe noktasındadır.
İran’da Ruhani lider yasama, yürütme, yargı, ordu, istihbarat, medya, din aklınıza gelebilecek her alan üzerinde mutlak yetki sahibidir. Ama hiçbir politik karardan, sonuçtan, başarısızlıktan sorumlu değildir. Parlamento dahil kimseye hesap vermez. Devletin resmi inancı olan 12 İmam Şiiliğine göre imam “günahsız ve masum”dur.
Böylesi bir sistemde güya seçilerek gelen cumhurbaşkanlarının etkisi çok sınırlıdır. İran’da aslında belirli aralıklarla reformcu cumhurbaşkanları seçildi ve bazı reformlar yapmaya çalıştılar. Ama denge ve denetimin hiçbir türüne müsade etmeyen ucube rejim nedeniyle cumhurbaşkanları ve İran Parlamentosu etkisiz kaldılar. Onların çabaları hantallaşmış, sürekli güç ve imkan devşiren, obezleşen rejim karşısında çaresiz çırpınışlara dönüştü. Kimse “Masum İmamı”, dini otoriteyi aşıp reform yapamadı, yapılan küçük şeyler derde deva olmadı.
İran için asıl düşman İsrail veya ABD, “dış güçler” vb değil. İran’ın en büyük düşmanı, en amansız problemi obez ve hantal, çözüm üretmekte, alternatif geliştirmekte tıkanmış ve fiilen çökmüş mevcut rejimdir.
Birebir ilişki kuruyor değilim. Ama sistemin hantallaşması, kurumların obezleşmesi, Erdoğan’ın bütün güç ve yetkiye rağmen sorumsuz, hesap vermez, eleştirilmez, bir nevi ‘kutsal’ hale getirilmesi Hamaney’in durumu ile ciddi benzerlikler içeriyor. Türkiye’de de adım adım İran rejiminin Sünni versiyonu inşa ediliyor. Biraz daha kutsar, güç verirsek Erdoğan tam yetkili ama sorumsuz, siyasi ve ruhani lidere dönüşebilir.
Bu perspektiften bakınca veriler Türkiye’nin İran yolunda olduğunu gösteriyor. Dolayısıyla çok sürmeksizin dış güçlerin iştahlı bakışları altında Türkiye’deki yönetim için de ‘düştü düşecek, yıkıldı yıkılacak’ totoları oynanmaya başlar.
Otoriter ve hantal yapılar dışarıdan korkutucu görünebilir ama tabloyu iyi okuyanlar bu cesametin büyük zaaflar barındırdığını bilir ve onu yıkmak için sadece doğru zamanı beklerler.
Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

