ADEM YAVUZ ARSLAN | YORUM
Tam bir yıl önce bu köşede Donald Trump’ın yemin törenini izledikten sonra yazdığım izlenim yazısında, ‘artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını, yeni bir Amerika ile yeni bir dönemin başladığını’ anlatmış ve “Altın çağ mı kaos çağı mı?” diye sormuştum.
Geride kalan bir yıla bakınca Trump’ın ikinci dönemine dair en karamsar olanların bile yanıldığını gördük. Beyaz Saray’ın yeni patronu sıkı destekçilerini bile şaşırtan bir performans ortaya koydu. Amerika’da zaman hızlı akar, Washington DC’de ise ekstra hızlıdır.
Fakat Donald Trump’ın Beyaz Saray’daki ilk yılı, takvim yapraklarından çok siyasi fay hatları üzerinden aktı. Bir yıl önce “Amerika’yı geri alıyoruz” sloganıyla yemin eden Trump, aradan geçen 12 ayda yalnızca politikaları değil, devletin reflekslerini, müttefiklik kavramını ve Washington’un yerleşik dilini de değiştirdi.
Bu ilk yıl, Trump’ın ne yapabileceğini değil; ne yapmaktan çekinmeyeceğini gösterdi.
Vaatler: Sertlik, hız ve geri dönüş
Trump kampanya döneminde seçmene üç temel söz vermişti: Devleti küçültmek, Amerika’yı dünyadan çekmek, “derin devletle” hesaplaşmak.
Seçimden hemen sonra bir danışmanının Washington Post’a söylediği şu cümle, aslında yaklaşan dönemin habercisiydi: “Bu kez geçiş süreci olmayacak. Trump doğrudan yönetecek.”
Nitekim öyle oldu. Trump, ilk günden itibaren “geçici başkan” gibi davranmadı. Federal bürokrasiyi yavaşlatmak yerine bypass etti, Kongre’yi ikna etmeye çalışmak yerine zorladı, müttefikleri yatıştırmak yerine test etti.
Trump, klasik başkanlardan farklı olarak devleti kendi yönetiminin doğal müttefiki olarak görmedi. Adalet Bakanlığı, istihbarat kurumları ve hatta Pentagon’la bile mesafeli bir ilişki kurdu. New York Times’ın bir analizinde şu ifade yer aldı: “Trump, kurumları dönüştürmekten çok, onları itaate zorlamayı seçti.”
Bu yaklaşım, kısa vadede başkana hareket alanı sağladı. Ancak orta vadede devlet kapasitesini zayıflattı.
Trump’ın ilk yılı ABD’nin onlarca yıllık dış politikasını temelden sarstı. NATO, Avrupa Birliği, hatta Kanada… Trump’ın ilk yılı, Washington’un müttefikleri için bir “güven testi” oldu. Nitekim bugünlerde hem Washington DC’de hem de AB başkentlerinde 100 yıllık AB-ABD evliliğinin sonuna geldiği konuşuluyor.
Trump’ın Venezuela, Grönland ve İran ile ilgili gündemleri yepyeni bir dönemin kapısını açtı. Bu durumu etkili yayın organlarında Financial Times, şöyle yorumluyor: “Amerika artık öngörülebilir değil; bu da onu güçlü değil, riskli kılıyor.”
Özellikle Avrupa’da, ABD’nin kriz anında gerçekten yanında olup olmayacağı sorusu ilk kez bu kadar yüksek sesle sorulmaya başlandı.
Diğer bir başlık ise ülke içindeki sert kutuplaşma. Trump, tabanını konsolide etti ama ülkeyi birleştiremedi. Cumhuriyetçi Parti içinde bile “Trumpçı” ve “kurumsalcı” ayrımı derinleşti. Trump destekçilerini memnun edecek adımlar attı, özellikle anti mülteci politikaları ile tabanını konsolide etti. Ancak bu politika sokaklardaki gerginliği artırdı.
Özellikle son günlerde Minnesota’da yaşanan çatışmalar hayli ürkütücü. CNN bu durumu, “Trump seçmenini kaybetmiyor ama ülkeyi kaybediyor olabilir.” şeklinde yorumluyor.
Kişisel diplomasi: Erdoğan–Trump hattı
Trump’ın ilk yılında Türk-Amerikan ilişkilerinin en belirgin özelliği, kurumsal kanalların yerini Erdoğan–Trump arasındaki doğrudan ve sık temasın almış olmasıydı.
Recep Tayyip Erdoğan’ın Washington ziyareti, klasik bir devlet ziyareti olmaktan çok, iki lider arasındaki kişisel bağın sergilendiği bir güç gösterisi niteliği taşıdı. Bu temaslarda Dışişleri, Pentagon ya da Kongre’nin itirazları büyük ölçüde devre dışı bırakıldı.
ABD medyasında sıkça dile getirilen değerlendirme şuydu: “Türkiye dosyası kurumsal bir politika değil, başkanlar arası bir ilişki haline geldi.”
Donald Trump’ın Erdoğan’a yönelik doğrudan ve koruyucu yaklaşımı, Ankara’ya kısa vadede manevra alanı sağladı; ancak bu durum ilişkileri kalıcı bir zemine oturtmak yerine, iki liderin siyasi kaderine bağımlı ve son derece kırılgan bir yapıya dönüştürdü.
İkinci yıl ne getirebilir?
Asıl kritik soru burada başlıyor. Çünkü Trump’ın ikinci yılı, birinci yıldan daha sakin olmayacak. Daha sert kararlar bekleniyor. Daha az fren olacak. Daha fazla yalnız karar alınacak. Trump artık sistemi tanıyor. Nereden baskı geldiğini, nerede boşluk olduğunu biliyor. Bu da ikinci yılın daha “kontrolsüz” değil ama daha agresif geçeceğine işaret ediyor.
Washington’nun deneyimli analistleri bir konuda hemfikir: “İlk yıl Trump’ın deneme yılıydı. İkinci yıl, sonuç alma yılı olacak.”
Yani bu yıl müttefiklerle daha fazla gerilim, içeride daha sert güç kullanımı, medya ve yargıyla daha çok açık çatışma bekleniyor.
Trump’ın ilk yılı, Amerikan demokrasisinin çöktüğünü değil; ne kadar esneyebildiğini gösterdi. Ancak esneyen her yapı gibi, kırılma riski de arttı. Trump bir “kazaydı” diyenler yanıldı. O artık sistemin bir parçası. İkinci yılı, sadece Trump’ın değil, Amerika’nın da sınavı olacak.
Washington’da hava şu sıralar soğuk. Ama siyasi iklim, hiç olmadığı kadar sıcak…
Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

