Site icon Serbest Görüş

Teori ile pratik arasında; Hizmet’te kadın!

Teori ile pratik arasında; Hizmet’te kadın!


AHMET KURUCAN | YORUM

Soru çok sahici, çok yerli bir soru: “Hizmet hayatında kadınlardan, tıpkı erkekler gibi hatta zaman zaman daha fazlası beklenirken; bu beklentilerin onların fıtratı, yükleri ve hayatın görünmeyen sorumluluklarıyla ne kadar örtüştüğünü gerçekten sorguluyor muyuz?”

Bu soruya cevap vermeden önce bir cümleyi başa koymam lazım. Çünkü bu cümle, cevabın tamamının omurgasını oluşturuyor: Teori ile pratik arasında her zaman boşluklar ve farklar olur.

Neden?

Çünkü araya insan unsuru girmiştir. Onun için hangi din, ideoloji, doktrin veya sistem olursa olsun ideal olan ile yaşanan arasında fark olması kaçınılmazdır. Bazen bu mesafe kabul edilebilir olur, bazen bir uçuruma dönüşebilir.

Şimdi meseleye buradan bakalım. Hizmet, sorumluluk, fedakârlık, adanmışlık… Bunlar teoride çok güzel durur. Metinlerde berraktır, konuşmalarda heyecan verir ama iş pratiğe geldiğinde, bu kavramlar bir insanın omzuna yük olarak biner. İşte burada sormamız gereken soru şudur: Bu yükü kim taşıyor, nasıl taşıyor ve karşılığında ne türlü bedeller ödüyor?

Kadın söz konusu olduğunda bu soru daha da kritik hâle geliyor. Çünkü kadının hayatında, erkeklerin çoğu zaman görmediği adı konulmayan ama sürekli var olan sorumluluklar vardır. Annelik bunlardan sadece biridir. Çamaşırı, ütüsü, yemeği, bulaşığı gibi ev içi yükler, her şeye rağmen kocası ve çocukları ile münasebeti ayakta tutmak için gösterdiği duygusal çabalar, sosyal hayat içinde yüklendiği sorumluluklar. Bunların belki bir çoğu görünmezdir ama yok değildir.

Şimdi teori bize ne diyordu?

Fedakârlık, adanmışlık. Peki pratik ne diyor? Bu yük kimin omzunda daha ağır? Erkeğin mi kadının mı? Toplumsal telakkileri de hesaba katacak olursanız, bu yük taşınırken kim daha çok yalnız kalıyor? Mesela kim “Yapamadım!” dediğinde daha kolay suçlanıyor?

Burada bir sorun var. Sorun, fedakarlık ve adanmışlık beklentisinde kadın-erkek ayırt etmeksizin herkesten aynı şeyleri beklemek. Kadının fıtratını ve şartlarını görmezden gelmek.

Kadın söz konusu olunca hiç beklenti içine girilmesin mi? Bunu demiyorum. Beklenti ilgili yerde ve alanda bir düzenin kurulabilmesi, bir planın yapılabilmesi ve bunun hayata taşınması için şarttır ama herkesin şartlarını nazara almak şartıyla. Onun için erkek için söylenen bir fedakârlik cümlesi, kadının hayatında aynı anlama gelmeyebilir. Aynı miktarda yük, aynı biçimde taşınamayabilir. Burada adalet, herkese aynı şeyi yüklemek değildir. Adalet, herkesi kendi hakikati içinde dikkate alabilmektir.

İşte bu noktada çok önemli bir kavram devreye giriyor: Denge! İstikamet, herkesi aynı çizgiye sokmak değildir. Ümmet-i vasat olmak, uçlarda dolaşmak değil; fıtratı, şartları ve insanın taşıma kapasitesini gözeterek yürüyebilmektir. Ne gevşekliktir bu, ne de disiplinsizlik. Ama aynı zamanda katı bir idealizm de değildir.

Gelin itiraf edelim; bazen idealizm, farkında olmadan insanı ezer. “Doğru”yu savunalım derken, “insanı” kaybedebiliriz. Oysa din, insanı ezmek için değil; insanı ayakta tutmak için vardır.

Hizmet de böyledir. Bu açıdan şu sorunun çok önemli olduğu kanaatindeyim: Kadınların hizmet hayatındaki yüklerini konuşurken, ‘ne yapmaları gerekir’ sorusunun yanında kadınlarımız bunu yaparken, “Onlara ne oluyor? Uhrevi açıdan kazandıkları muhakkak ama bu arada neyi ihmal ediyorlar?” sorusunu da sormak zorundayız.

Daha açık ifade edeyim: Bir anne, çocuğu ile sorumluluğu arasında sıkışıyorsa; bir kadın, vazife ile evliliği arasında parçalanıyorsa; bir genç kızımız okul derslerinin yoğunluğundan dolayı “Yapamadım!” dediğinde suçluluk hissiyle eziliyorsa… Evet, bütün buralarda durup düşünmek gerekir. Çünkü bu noktada sorun, kişinin imanı ya da samimiyeti değil; kurulan dengenin bozulmuş olmasıdır.

Unutmayalım; denge kaybolduğunda, en güzel kavramlar bile yük hâline gelir. Fedakârlık zulme, adanmışlık tükenmişliğe dönüşebilir. Bu, ne dinin muradıdır ne de hizmetin ruhudur. Ümmet-i vasat olmak, orta yolu tutmaktır. Bu, insanı merkeze alan bir istikamettir. Fıtratı yok saymadan, şartları görmezden gelmeden, insanı ezmeden yürüyebilmektir.

Şöyle bitireyim; teori ile pratiği buluşturamıyorsak, teoriyi tekrar düşünmek zorundayız. Çünkü hakikat, insanı yaraladığı yerde savunulmaz hâle gelir. Hizmet, insanı insanlıktan çıkarmak için değil; insanı olgunlaştırmak içindir. Denge, istikamet ve vasat olma… Bunları kaybettiğimizde, yol da kaybolur. Vesselam…

Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

Exit mobile version