Site icon İnternet Haberler Köşe Yazıları Yorumlar Siyaset Ekonomi Spor

Siyasal İslam’ın ikiyüzlü şovları ya da Filistin mitingi!

Siyasal İslam’ın ikiyüzlü şovları ya da Filistin mitingi!


İtalyan aktivist Vittorio Arrigoni, 2008’de Filistin davasına hayatını adadı ve Gazze’ye taşındı. İsrail ablukasına karşı “insan kalkanı” oldu, bombardıman altındaki halkın sesiyle dünyaya haykırdı. Ama 2011’de onu öldüren, İsrail değildi; desteklediği davanın radikal unsurları, bir Selefi grup tarafından kaçırılıp boğularak öldürüldü. Bugün Türkiye’de metözoriyle düzenlenen Filistin mitinglerinde ise adı bile anılmıyor.

M. NEDİM HAZAR | YORUM

Önce şu hatırlatmayı yapmak zorunda olmak bile nasıl berbat bir çağda yaşadığımız ispatı niteliğindedir bence. Bu yazının Gazze’de yaşanan insanlık dramını küçüksemek, yok saymak gibi bir amacı asla yoktur. Aksine, Kana susamış Netanyahu liderliğindeki Yahudi fanatikler ile İslamcı fanatiklerin siyam ikizleri olduğunu düşünen biri olarak, Siyasal İslamcıların bir yandan İsrail ile enseye tokat ilişki içine girmişken, diğer yandan muazzam bir ikiyüzlülükle Filistin için miting düzenlemelerinin iğrençliğine vurgu yapmak amacındayım.

Kanaatime göre IŞİD ve HAMAS başta İsrail olmak üzere, ABD ve tüm batının arzu ettiği Müslüman profiline özenle oturtulmak istenmekte ve maalesef, AKP gibi siyasal İslamcı oluşumlar da bu tabloyu güçlendirmektedir. Radikal İslam’ın faşist ve siyasal yüzü bu mübarek dinin muazzez çehresine atılmış en hasar verici kezzaptır.

Dün Türkiye’de Siyasal İslamcı iktidar, Gazze’ye destek için dev bir miting düzenledi. Aylar süren bir zorlama süreci sonunda toplumun her kesiminden insanlar bu mitinge katılmak durumunda bırakıldı. Sadece iktidar destekçileri değil, muhalifler de, hatta en sert eleştirmenler bile bu gösteriye katılmak zorunda kaldılar. Katılmamanın bedeli belliydi: son aylarda gerçekleşen tutuklamalar, herkesin zihninde taze bir korku olarak duruyordu.

Bu sahte dayanışma gösterisi izlenirken, akla şu acı soru geliyordu elbette: Acaba o meydanlarda, 2011 yılında Gazze’de siyasal İslamcı militanlar tarafından öldürülen Vittorio Arrigoni’yi kaç kişi hatırlıyor? Filistin davasına hayatını adamış, İtalyan pasifist aktivist Arrigoni’nin hikayesi, siyasal İslam’ın belki de en karanlık yönünü gösteriyor: Kendi destekçilerini bile yok edebilme kapasitesi.

Bugün Türkiye’de tanık olduğumuz manzara, ideolojik bir dayatmanın toplumun kılcal damarlarına nasıl nüfuz ettiğinin hazin bir vesikası niteliğinde. İktidarın Gazze’ye destek adı altında düzenlediği mitingler, samimi bir dayanışmadan ziyade, metazori bir gövde gösterisi ve toplumun her kesimi, hatta iktidara en muhalif olanlar bile, son aylarda artan tutuklamaların ve baskı ikliminin yarattığı korkuyla bu meydanlarda saf tutmaya zorlanıyor. Ancak bu sahnenin ardında yatan asıl tehlike, siyasal İslam’ın o amansız doğasını gizlemek mümkün değil: Kendi davasına omuz verenleri, kendi yol arkadaşlarını ve müttefiklerini bile yeri geldiğinde birer birer yok edebilen, ideolojik körlüğün beslediği bir öğütücü çark.

İşte İtalyan pasifist Vittorio Arrigoni’nin trajik hikayesi, bu karanlık döngünün en çarpıcı ve acı örneklerinden biri. Arrigoni’nin öyküsü, siyasal İslam’ın “yarattığı” Frankeştaynın ne kadar tehlikeli olduğunu gösteriyor. Bugün Türkiye’de yapılan zoraki mitingler, aynı canavarın farklı bir yüzünden başka bir şey değil…

Üzerinden 15 yıl geçmesine rağmen asla unutamıyorum İtalyan pasifist Arrigoni’yi. İsterseniz size onun hikayesini anlatayım.

Vittorio Arrigoni, 4 Şubat 1975’te İtalya’nın Brianza bölgesindeki küçük Bulciago kasabasında dünyaya geldi. Como Gölü yakınlarındaki bu idil köyde büyüyen Arrigoni, küçük yaşlardan itibaren adalet, eşitlik ve insan hakları mücadelesine kendini adamış biri olarak tanınıyordu. Annesi Egidia Beretta köyün belediye başkanıydı ve ona göre oğlu, tüm hayatını başkalarına adamış, ortak iyilik, insan hakları ve adalet arayışına kendini vermiş bir insandı.

2004 yılında bir arkadaşına yazdığı mektupta, enerjisini “gizli gerçekleri aramaya, tuhaf çıkarları elemeye, yoksulluk ve savaş tarafından sonsuza dek damgalanmış yerleri incelemeye” adayacağını söylemişti Vittorio. Bu söz, onun tüm hayatının manifestosuydu adeta. İtalya’daki lise sınavlarını geçtikten sonra doğduğu kasabayı terk etti ve dünyanın dört bir yanında gönüllü olarak çalışmaya başladı: Doğu Avrupa, Güney Amerika, Afrika ve Orta Doğu… 2002’de Kudüs’ü ziyaret etti ve annesi bu anı, “çalışmasının buralarda yoğunlaşacağını anladığı an” olarak tanımlıyor.

Arrigoni’nin kanında özgürlük için mücadele vardı; dedelerinin faşizme karşı savaştığı gibi, o da zulme karşı duracaktı. Sağ kolunda Arapça “mukavemet” (direniş) kelimesini dövme yaptırmıştı.

Bu adanmışlık onu 2008 yılında, İsrail ablukasını kırmak için yola çıkan “Free Gaza” misyonuyla Gazze’ye taşıdı. Arrigoni, Haziran 2007’den beri süren ablukayı delmek için Gazze Limanı’na varan ilk gemideydi. Bu anı “hayatının en mutlu ve duygusal anlarından biri” olarak tanımladı.

Kısa sürede çok sevildi Filistin’de.

“Vik”, Vittorio Arrigoni’nin lakabıydı. Gazzeliler onu sevgiyle bu şekilde çağırıyorlardı.

“Vittorio” isminin kısaltılmış, şirin bir hali olarak kullanılan bu lakap, onunla Gazze halkı arasındaki yakın ve samimi ilişkiyi gösteriyordu. Tıpkı Türkçe’de “Mehmet” yerine “Memo” veya “Ali” yerine “Aliko” demek gibi, Gazzeliler de “Vittorio” yerine “Vik” diyerek ona olan sevgilerini ve yakınlıklarını ifade ediyorlardı.

Gazze halkı onu sevgiyle “Vik” olarak bağrına bastı. Arrigoni, sadece bir gözlemci değildi; Uluslararası Dayanışma Hareketi’nin (ISM) önde gelen bir üyesi olarak, Filistinli balıkçılar ve çiftçiler için “insan kalkanı” olan, ambulanslarda gönüllü çalışan ve dünyayı bilgilendiren sarsılmaz bir sesti.

Eylül 2008’de Gazze açıklarında Filistinli balıkçılar için insan kalkanı olarak gönüllü olurken, İsrail Donanması’nın su topu kullanması sonucu uçan cam parçaları saplantı bedenin her yerine. Ciddi şekilde yaralandı. HAMAS liderleri zengin sofralarında keyif çatarken hastanede kaldı bir süre. Kasım ayında yine İsrail yetkilileri tarafından tutuklandı. Ama bunlar onu yıldırmadı.

Aralık 2008 – Ocak 2009 tarihleri arasında gerçekleşen İsrail’in “Dökme Kurşun Operasyonu” (Cast Lead) sırasında Gazze’de kalan birkaç yabancı gazeteciden biriydi. Bu saldırıda 1.400’ü aşkın sivil, çoğunluğu kadın ve çocuk olmak üzere hayatını kaybetti. Arrigoni, Filistinli Kızılay ambulanslarıyla çalışırken insan kalkanı olarak görev yaptı ve Radio Popolare ile İtalyan gazetesi Il Manifesto için muhabirlik yaptı.

Her yazısını “Restiamo Umani” (İnsan Kalın) çağrısıyla bitiriyordu ve daha sonra bu isimle kitap da yazacaktı. Bu mesaj onun evrensel vicdanının sembolü haline gelmişti. “İnsan Kalmak” adlı kitabı, bombalama baskınları ve aralıklı internet erişimi arasında, zor ve tehlikeli şartlarda yazılmış günlük gönderilerden oluşuyordu. Kitap İngilizce, İspanyolca, Almanca ve Fransızca’ya çevrildi ve İsrailli tarihçi Ilan Pappe’nin önsözüyle yayınlandı.

Neredeyse üç yıl boyunca Gazze’de yaşarken, ISM’in en önemli isimlerinden biri haline geldi. Hamas Başbakanı İsmail Haniyeh, bir kamu töreninde Arrigoni’ye şükran ifadesi olarak fahri Filistin vatandaşlığı verdi. Arrigoni, Gazze’nin kahramanıydı, umuduydu, dünyanın vicdanıydı.

Radikal İslam’ın Kanlı Gölgesi!

Ancak Arrigoni’nin liberal yaşam tarzı, Gazze’deki bazı kesimleri rahatsız ediyordu. Müslüman olmayan Arrigoni, İslami geleneklere uymayan bir yaşam sürüyordu: Kıyafet seçimi, sosyal ilişkileri, alışkanlıkları, dövmeleri… Muhafazakar ve dini kesim için Arrigoni, günahkar bir hayat sürüyordu. Onun dövmeleri, yaşam tarzı ve Müslüman olmayışı, sözümona muhafazakarlık kılıfı altındaki bu yapılar için bir nefret objesiydi.

Öte yandan Gazze’deki “Guerrilla Radio” adlı web sitesinde, Arrigoni İsrail hükümetini dünyadaki en kötü apartheid rejimlerinden biri olarak tanımlıyor, Gazze ablukasını suç ve hainlik olarak nitelendiriyordu. Ancak aynı zamanda Müslüman aşırıcıları da eleştiriyor ve Hamas’ın insan haklarını ciddi şekilde kısıtladığını belirtiyordu.

İtalyan gazetesi PeaceReporter‘a verdiği bir röportajda açıkça şunları söylemişti: “Şahsen, bir insan hakları aktivisti olarak Hamas’tan hiç hoşlanmıyorum. Onlara da söyleyecek sözlerim var: Seçimleri kazandıktan sonra insan haklarını ciddi şekilde kısıtladılar.”

Bu eleştirel tutum, onu Gazze’deki Selefi-Cihadist grupların hedefi haline getirdi. Gazze’de Hamas hükümetini dahi “yeterince radikal olmamakla” suçlayan ve El-Kaide’ye yakınlık duyan Tevhid ve Cihad gibi Selefi gruplar için Arrigoni bir dost değil, “yozlaşma yayan bir kafir”di.

Hamas’ın 2007’de Gazze’nin kontrolünü ele geçirmesinden sonra, bölgede Selefi-Cihadi gruplar hızla çoğalmaya başlamıştı. Bu gruplar, Hamas’ı İsrail’e karşı mücadelede yetersiz ve İslam’a sadık kalmamakla suçluyorlardı. İronik bir şekilde, Arrigoni’yi öldürecek olan bu gruplar, Hamas’tan hayal kırıklığına uğramış Hamas ve Fetih militanlarından oluşuyordu.

İsveçli Orta Doğu uzmanı Björn Brenner’in analiz ettiği gibi, Hamas’ın silahlı mücadeleden uzaklaşıp iç yönetişime odaklanma stratejisi, birçok militanı hayal kırıklığına uğratmış ve onları daha radikal Selefi-Cihadi gruplara yönlendirmişti. 2010 yılına gelindiğinde, Hamas’ın yönetiminden memnun olmayan ve daha radikal İslami bir yaşam tarzını benimseyen insanların sayısı artmıştı. Gazze’nin sokakları, özellikle güney kasabalarında, Selefi kıyafetleri giyen ve uzun sakallı insanlarla dolmaya başlamıştı.

Siyasal islam çok değil beş yıl önce, İslam tarihinin tek yüz akı olan Çağrı filmini çeken Mustafa Akkad’ı, “Allah adına” katletmişti.

13 Nisan 2011 tarihinde radikal İslamcılar tarafından kaçırıldı bu güzel insan!

Arrigoni’nin kaçırılmasından birkaç ay önce, Hamas hükümeti Tevhid ve Cihad grubunun lideri Şeyh Hişam Al-Saedni’yi tutuklamıştı. Saedni, daha önce Ürdün’de aktif olan ve şimdi Gazze’deki Nuseirat mülteci kampından grubunu yöneten bir Filistinliydi. Gazze’deki Selefi-Cihadi gruplar arasında Tevhid ve Cihad küçük bir gruptu ancak özellikle saygın bir yere sahipti; çünkü şimdiye kadar bir İsrail askerini öldürmeyi başaran tek gruptu.

Grup ayrıca, Ürdünlü radikal din adamı Ebu Muhammed el-Makdisi tarafından kamuoyu önünde desteklendiği için de saygı görüyordu. Saedni’nin tutuklama haberi, yerel Selefi-Cihadi topluluk içinde öfke dalgası yarattı ve onun serbest bırakılmasını talep ettiler.

O ay içinde, Saedni’nin Amman’daki eski bir öğrencisi olan yirmili yaşlarındaki Ürdünlü Hirdani Abdel Rahman al-Breizat, eski hocasını kurtarma kararlılığıyla Gazze’ye seyahat etti. Gazze’ye vardığında, internet üzerinden tanıdığı Tevhid ve Cihad üyeleriyle buluştu ve Saedni’nin nasıl kurtarılabileceğini tartıştılar. Bu grup üyelerinden bazıları aynı zamanda Hamas’ın askeri kanadı Kassam Tugayları’nda da üyeydi, biri de Gazze sivil savunmasında itfaiyeci olarak çalışıyordu. İlginç bir şekilde, bu küçük grubun sosyal ağları Hamas’ın askeri çekirdeğini, sivil savunma güçlerini, uluslararası topluluk ve yerel Selefi-Cihadi çevreleri aynı anda kapsıyordu.

Görüşmelerin ardından radikal grup, Saedni’nin serbest bırakılması için en iyi kaldıracın, Gazze’de o zamana kadar sık kullanılan bir yöntem olan bir yabancıyı kaçırmak olduğuna karar verdi. Orijinal plan, mahkemede daha sonra verdikleri ifadelere göre, Arrigoni’yi yakalayıp ona bir ders vermek, sonra da Hamas taleplerine boyun eğdiğinde bırakmaktı. Ama operasyon plana göre gitmeyecekti.

13 Nisan 2011’de teröristler operasyonu başlattı. Arrigoni’yi evinin dışında beklediler ve onu bekleyen bir arabaya zorla bindirerek Mareh Amer bölgesindeki boş bir eve götürdüler. Ertesi gün YouTube’a bir video yüklendi ve Saedni’nin serbest bırakılmasını talep ediyordu. Videoda Hamas hükümetinin “İslam dışı” yönetimine yönelik sert eleştiriler vardı ve grup, 30 saatlik süreyi karşılamazlarsa Arrigoni’yi öldüreceklerini tehdit ediyordu. Kendilerini “Hz. Muhammed’in Yiğit Sahabesi bin Muslima Tugayı” olarak tanıtan bu grup, Arrigoni’yi “fesad yayma”kla suçladı ve İtalya’yı “kafirler devleti” olarak nitelendirdi.

Bu, Hamas’a yönelik ağır bir provokasyon ve otoritesine meydan okumaydı. Arrigoni’nin kaçırılması Hamas için birçok açıdan kötü bir tanıtımdı. Hem düzeni Gazze’ye geri getirme çabalarını hem de uluslararası arenada bir miktar meşruiyet kazanma çabalarını baltalıyordu. 14-15 Nisan 2011’de dünyanın dört bir yanındaki birçok gazete başlığına göre, Hamas öncesi kaotik güvenlik durumu Gazze’de hâlâ hüküm sürüyordu.

14 Nisan’da hükümetin güvenlik güçleri Arrigoni’nin tutulduğu Mareh Amer bölgesindeki evi tespit etmeyi başardı. Ancak eve girdiklerinde, Breizat ve grubu kaçmıştı ve Arrigoni’nin cesedi bir sandalyeye bağlı ve boğulmuş halde bulundu.

Siyasal İslam’ın bu en keskin ucu, kendisi için canını ortaya koyan bir barış aktivistini, kendi iç iktidar kavgaları ve ideolojik saplantıları uğruna kurban etmekten çekinmemişti! Hamas’ın verdiği sürenin dolmasını bile beklemeden, Arrigoni hunharca öldürülmüştü.

Arrigoni’nin öldürülmesi, Gazze’yi ve bölgedeki uluslararası yardım topluluğunu derinden sarstı. Bu olay, Hamas’ın 2007’de Gazze Şeridi’nin kontrolünü ele geçirmesinden bu yana bir yabancı uyrukluyu öldüren ilk vakaydı.

HAMAS sözcüsü Fawzi Barhoum cinayeti “utanç verici” olarak kınadı ama ben bunun samimi olduğuna asla inanmadım.  Öte yandan “Arrigoni iğrenç bir şekilde öldürüldü. Bu suç sadece cezai değil, aynı zamanda sapkınlık meselesidir” diyenlerin sayısı giderek çoğalıyordu.

HAMAS’ın dostlar alışverişte görsün kabilinden yaptığı kınama açıklamaları siyasal İslam’ın kendi içinden çıkan canavarların, insanlık için mücadele eden en saf ruhları bile nasıl parçalayabildiği gerçeğini değiştirmeyecekti! Müzisyen Adel Abdelrahman’ın ifade ettiği gibi: “Biz Müslümanlarız, ama terörizme ve şiddete karşıyız. Barışı seviyoruz ve masum insanların öldürülmesine karşıyız.”

Ancak bu sözler, Arrigoni’yi geri getiremeyecekti.

Adaletsiz Adalet Arayışı

HAMAS polisi cinayete karışanlar için soruşturma açtı. Bütün dünyaya rezil olmamak adına en azından birkaç kurban bulmaları gerekiyordu. Operasyon başlamadan önce Hamas yetkilileri Gazze Şeridi’nin bazı bölgelerini kapattı; operasyon sırasında silah sesleri ve en az bir patlama duyuldu. Yaşanan çatışma sonrasında iki kişi ölü ele geçirilirken, biri yaralı 4 kişi göz altına alındı.

Baskında yakalanan dört terörist, Hamas askeri mahkemesinde Arrigoni’nin kaçırılması ve cinayetiyle suçlandı. Yargılamayı Filistin İnsan Hakları Merkezi (PCHR) avukatları, Arrigoni ailesinin yasal temsilcileri sıfatıyla izledi. Mahkeme, askeri yargıç Abu Omar Atallah başkanlığında gerçekleşti.

Eylül 2012’de sanıklar suçlu bulundu. Mahmoud al-Salfiti (28) ve Tamer al-Hasana (27) kasten öldürme ve öldürme amacıyla kaçırma suçlarından ağır çalışma koşullarıyla müebbet hapse mahkum edildi. Mahkeme, Arrigoni’nin ailesi ölüm cezasının uygulanmaması yönünde ricada bulunduğu için ölüm cezasından kaçındı. Üçüncü sanık (Khadr Faruk Jerim) kaçırma suçundan 10 yıl, dördüncü sanık (Amer Abu Ghola) kaçakları barındırma suçundan bir yıl hapis cezası aldı.

2013 yılında temyiz mahkemesi, ana iki sanığın cezasını 15 yıla indirdi. Kaçırma emrini veren lider Hisham Al-Saedni ise Ağustos 2012’de serbest bırakıldı ancak iki ay sonra, Ekim 2012’de İsrail hava saldırısında öldürüldü.

Ancak hikaye burada bitmiyor. 2015 yılında, mahkumlardan Mahmoud al-Salfiti hapishaneden izinli çıktıktan sonra kaçtı ve Irak’a giderek IŞİD’e katıldı. Kasım 2015’te Anbar eyaletinde IŞİD için savaşırken öldürüldü. Siyasal İslam’ın yetiştirdiği canavar, yeni kurbanlar bulmak için büyümeye devam etti.

Siyasal İslam’ın Trajedisi

Arrigoni’nin öldürülmesi, siyasal İslam’ın en tehlikeli özelliğini gözler önüne seriyordu: Kendi destekçilerini bile yok edebilme kapasitesi. Arrigoni, Filistin davasının en sadık savunucularından biriydi. İsrail’in Gazze ablukasına karşı mücadele ediyordu. Liberal Batılı değerlerle yetişmiş olmasına rağmen, Filistin halkının yanında yer almıştı. Hayatını bu dava için riske atmış, ailesini ve ülkesini geride bırakmıştı.

Ama yetmemişti. Çünkü Müslüman değildi, çünkü liberal bir yaşam tarzı vardı, çünkü HAMAS’ı da eleştiriyordu. Björn Brenner’in vurguladığı gibi, Arrigoni vakası, Hamas’ın değişen stratejisinden hayal kırıklığına uğramış militanların daha radikal gruplara geçişinin bir ispatıydı. Aynı zamanda, yabancı savaşçıların Gazze’de bulunduğunun ve siyasal İslam’ın inşa ettiği şiddet sarmalının ne kadar geniş olduğunun da göstergesiydi.

Alman gazeteci Paul Badde şöyle yazacaktı: “Arrigoni uzak diyarlardan gelmişti, ülkesini, ailesini ve eski yaşamını geride bırakarak onlara destek olmak ve kuşatmayı kırmak için.” Ama onu öldürenler, onun bu fedakarlığını değil, sadece kendi dar ideolojik çerçevelerini görebildiler.

Türkiye’de düzenlenen mitinge geri dönelim. İktidar, Filistin davasına destek adına toplumu zorla sokağa döküyor. Ama acaba bu destek samimi mi? Yoksa siyasi bir gösteri mi?

Vittorio Arrigoni’nin hikayesi bize gösteriyor ki, siyasal İslam’ın en büyük sorunu, kendi destekçilerini bile tehdit edebilme kapasitesidir. HAMAS, Arrigoni’ye fahri vatandaşlık verdi; ama aynı HAMAS’tan hayal kırıklığına uğramış militanlar onu öldürdü. İktidar Gazze için miting düzenliyor; ama katılmayanları tutuklama tehdidiyle zorluyor.

Elbette Bilal oğlanın mitinginde Arrigoni’nin adı bile geçmedi. Eminim mitinge katılan onbinlerce insan bu ismi hiç duymamıştır bile!

Bugün Türkiye’de insanlar mitinglere zorla götürülürken, Arrigoni’nin “insan kalın” mesajı her zamankinden daha anlamlı bence. Çünkü siyasal İslam’ın dayattığı zoraki dayanışma, gerçek dayanışmanın tam karşıtıdır. Arrigoni gibi onlarca aktivist, kendi iradeleriyle Filistin’in yanında duruyor. Ve bazıları, tıpkı Arrigoni gibi, bu desteklerinin bedelini hayatlarıyla ödüyor hem de destekledikleri insanların radikal unsurları tarafından.

Merhum Meriç, “İdeolojiler idraklere giydirilmiş deli gömlekleridir.” der.

Arrigoni’nin ölümü, ideolojilerin insani değerlerin önüne geçtiği, inancın siyasal bir tahakküm aracına dönüştüğü her yerde “insan kalmanın” ne kadar tehlikeli ama bir o kadar da elzem olduğunu gösteriyor. Bugün meydanlarda korkuyla saf tutanların bilmesi gereken gerçek ise şu: Siyasal İslam, Arrigoni gibi en sadık savunucularını bile ideolojik birer “puan” ya da “koz” olarak görür ve işi bittiğinde veya çıkarları çatıştığında onları gözünü kırpmadan karanlığa terk eder.

Gazzeliler her yıl Arrigoni’yi anmak için yüzlerce kişiyle toplanıyor, belgesel gösterimleri, müzik performansları ve sanatsal etkinlikler düzenliyorlar. Belki de bugün yapılması gereken, zoraki mitingler yerine, gerçek dayanışmanın ne olduğunu, Vittorio Arrigoni gibi insanların fedakarlıklarını hatırlamak olmalı bence.

Unutmayalım: Gazze’nin sokaklarında bir zamanlar “Vik” diye sevgiyle anılan bir İtalyan vardı. O, hiç kimse tarafından zorlanmadan, kendi vicdanının ve inancının rehberliğinde o topraklara gitti. Ve orada, desteklediği davanın en radikal unsurları tarafından öldürüldü.

Vittorio Arrigoni bize bir miras bıraktı: Tüm baskılara ve karanlığa rağmen, sloganların ötesinde bir vicdanla “insan kalmak”.

Siyasal İslam’ın her şeyi öğüten değirmenine karşı tek gerçek direniş, bu evrensel insanlık onuruna sahip çıkmaktır. Bu trajik paradoks, siyasal İslam’ın en karanlık yüzünü gösteriyor: Kendi destekçilerini bile yok edebilen bir ideoloji, gerçek barışı ve adaleti nasıl getirebilir ki?

Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

Exit mobile version