CUMALİ ÖNAL | YORUM
Suriye tarihi bir pazar günü (18 Ocak 2026) yaşadı. Kürtlerin ağırlığını oluşturduğu Suriye Demokratik Güçleri (SDG) Rakka ve Deyrizor gibi stratejik şehirleri saatler içinde kaybetti. Almanların 2. Dünya Savaşı’nda uyguladığı blitzkrieg (yıldırım savaşı) taktiğini akıllara getiren bu hızlı ilerleyişle Şam güçleri kısa sürede Kürt ağırlıklı Haseke vilayetinin kapılarına dayandılar. İlerleyiş Suriye lideri Ahmet el Şara ile ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın görüşmesinden sonra açıklanan 14 maddelik ateşkesle durduruldu.
SDG için fiili bir teslimiyet anlamına gelen ateşkes ile örgüt yaklaşık 10 aydır uygulamada ayak dirediği 10 Mart 2025 tarihli mutabakattan daha ağır maddeleri kabul etmek zorunda kaldı. Anlaşma ile hükümet güçlerinin ele geçirdiği petrol ve doğal gaz sahaları Şam’ın kontrolüne geçti. Sınır kapılarının tamamı merkezi yönetime devredildi. SDG unsurlarının ise birlikler halinde değil, bireysel olarak Savunma ve İçişleri Bakanlıklarına entegre edilmesi kararlaştırıldı. Anlaşma maddeleri arasında SDG saflarındaki PKK unsurlarının uzaklaştırılması da bulunuyor.
2024 Aralık ayında Beşşar Esad rejiminin devrilmesinden sonraki en önemli gündem maddesi olan SDG varlığı, Suriye rejimini olduğu kadar Türkiye’yi de rahatsız ediyordu. Elindeki silahlar, kontrol ettiği petrol sahaları ve arkasındaki ABD desteğiyle Şam yönetimine eşit bir güç olduğu mesajları ileten SDG’nin en az 100 bin kişilik bir askeri gücünün olduğu öne sürülüyordu. Bu rakam Suriye merkezi hükümetinin elindeki mevcut ordudan en az üç katı anlamına geliyordu.
SDG’nin yaşadığı bu tarihi hezimetin elbet pek çok sebebi bulunuyor. Bunun en başında SDG bünyesindeki Arap kabilelerin her an silahlarını Kürtlere çevirebileceği gerçeği geliyordu.
Esad rejiminin çöküşünün ardından, IŞİD geçmişi bulunan Ahmet el Şara ve çevresindeki kadroların izleyeceği politikaları öngöremeyen aşiretler, SDG ile zaten zoraki bir ilişki yürütüyordu. Arap aşiretler, Şam yönetiminin Halep’teki Şeyh Maksut ve Eşrefiye mahallelerinin ele geçirmesinde aslında SDG’ye sırt çevireceklerinin ilk işaretini verdi. Bu iki mahallenin düşmesinde özellikle Baggara aşiretinin saf değiştirerek hükümet güçlerinin yanına geçmesi önemli bir rol oynadı.
Suriye’nin en büyük aşiretlerinden El Şammar ve diğer Arap aşiretlerin son anda hükümet saflarına geçmesi ise Rakka ve Deyrizor gibi şehirlerin kısa sürede düşmesinde hayati önemdeydi.
SDG’nin yaşadığı hezimetin diğer önemli sebebi ise ABD’nin gelişmeye dahil olmaması ve son ana kadar devreye girmemesiydi. ABD’yi sürece çekmek için sıklıkla çağrılarda bulunan Kürt liderler, Washington’dan gelen cılız tepkiler karşısında sahipsiz kaldılar. Bu durum, SDG’nin sahip olduğu silah ve insan gücüne rağmen arkasında duracak siyasi, stratejik ve askeri bir iradeden yoksun olduğunu açık biçimde ortaya koydu.
ABD’nin sessizliğinde yalnızca Türkiye’nin değil, başta Suudi Arabistan olmak üzere bazı Arap ülkelerinin Donald Trump üzerindeki etkisinin de rol oynadığı düşünülebilir. Nitekim operasyonun hemen ardından Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’ın Ahmet el Şara’yı araması bu tabloyu teyit eder nitelikteydi.
Üçüncü önemli sebep ise Kürt liderler arasındaki fikir ayrılığı. Mazlum Abdi’nin Suriye ile bir şekilde anlaşma çabalarına ragmen özellikle PKK/Kandil yanlısı bazı üst düzey siyasi ve askeri isimlerin bu tür bir anlaşmaya yanaşmaması hatta bu tür bir anlaşmayı sabote etme çabaları SDG’ye hezimeti yaşatan sebeplerden biri oldu.
ABD himayesinde 2015 yılında Kürt ve Arap militanların biraraya getirilmesiyle oluşturulan Suriye Demokratik Güçleri, Suriye’deki askeri varlıkları bulunan ABD ve Rusya’nın şemsiyesi altında yarı bağımsız bir entite halinde hareket etmişti.
Ancak Suriye Kürtlerinin yaşadığı bu göreceli baharın 6 Ocak’ta Paris’te gerçekleştirilen Suriye görüşmelerinden hemen sonra sona ermesi dikkat çekiyor. Aynı gün Halep’te operasyonlara başlayan Suriye güçleri dört gün süren çatışmalarla Kürt Asayiş güçlerini Şeyh Maksut ve Eşrefiye’den çıkardıktan sonra hızla Fırat’ın batısına yönelmiş, akabinde de Rakka ve Deyrizor gibi büyük kentleri hedef almıştı.
Varılan anlaşmaya göre uzun süredir gündemde olan IŞİD militanlarının tutulduğu hapishane ve kampların sorumluluğu da Şam yönetimine geçmiş oldu. Washington daha önce binlerle ifade edilen bu militanların güvenliğinin ancak Kürtler tarafından sağlanabileceği yönünde açıklamalar yapmıştı.
Son çatışmalardan önce Ahmet el Şara, Kürtlere bazı haklar veren bir kararnameyi imzalamıştı. Buna göre Kürtçe, Kürtlerin ağırlıkta olduğu bölgelerde resmi dil olacak, vatandaşlıkları bulunmayan Kürtlere vatandaşlık verilecek. Ayrıca Nevruz da resmi tatil ilan edilecek.
Kürtler Şara’nın attığı bu adımı beğenmekle birlikte, bunun anayasada garanti altına alınmasını istiyor.
Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

