Site icon İnternet Haberler Köşe Yazıları Yorumlar Siyaset Ekonomi Spor

İsrail-Yunanistan-Kıbrıs ittifakı, Türkiye’yi köşeye sıkıştırır mı?

İsrail-Yunanistan-Kıbrıs ittifakı, Türkiye’yi köşeye sıkıştırır mı?


CUMALİ ÖNAL | ANALİZ

Bir süredir sakin olan Doğu Akdeniz suları, 22 Aralık’taki İsrail, Yunanistan ve Kıbrıs’ın Kudüs’te gerçekleştirdiği zirve ile yeniden hareketlendi. Zirvede üç lider, güvenlik iş birliğini derinleştirme kararı alırken, deniz yolları ile kritik altyapıyı tehditlere karşı korumak için koordinasyonu artırmayı taahhüt etti.

Zirvede İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun, “İmparatorluklarını topraklarımız üzerinde yeniden inşa edebilecekleri fantezisi kuranlar bunu unutsunlar. Kendimizi savunmaya kararlı ve muktediriz ve aramızdaki iş birliği bu kabiliyeti daha da güçlendirmektedir.” ifadesiyle Türkiye’yi kastetmesi, Ankara’nın sert tepkisini çekti.

Netanyahu’ya iki gün sonra cevap veren Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Elinde 70 binden fazla Filistinli kardeşimizin kanı olanların hadsizliklerinin bizim nazarımızda teneke tıngırtısından farkı yoktur ve olamaz.” dedi. Erdoğan, Doğu Akdeniz ve Ege’de Türkiye’nin çıkarlarının korunacağı mesajı da verdi.

Bölgedeki doğal gaz keşifleri ve enerji koridorları, özellikle 2000’lerin ortalarından itibaren stratejik önem kazandı. 2003 yılında Kıbrıs ve Mısır, deniz yetki alanlarının sınırlandırılmasına ilişkin bir anlaşma imzalayarak Kıbrıs’ın offshore enerji kaynaklarını geliştirmesinin önünü açtı. 2010 yılında Kıbrıs ve İsrail arasında imzalanan anlaşma, Doğu Akdeniz’de enerji projelerinin koordinasyonunu sağladı ve bölgesel iş birliğinin ilk adımlarını oluşturdu.

Türkiye, bu dönemde Mavi Vatan doktrini çerçevesinde Doğu Akdeniz’de kendi stratejisini uygulamaya başladı ve bu çerçevede de Türkiye-Libya deniz yetki alanı mutabakatını 2019 yılında ilan ederek Kıbrıs’ın güneyinde kalan alanları kapsayan enerji planlamasına itiraz etti. Ankara ayrıca bu süreçte Yunanistan ve Kıbrıs’ın kendi münhasır ekonomik bölgelerinde sondaj faaliyetleri yapan yabancı şirketlere diplomatik protestolar ve deniz tatbikatlarıyla tepki gösterdi.

2010’ların ortalarından itibaren İsrail, Yunanistan ve Kıbrıs üçlü iş birliğini enerji ve güvenlik alanında derinleştirdi. Bu kapsamda İsrail ve Kıbrıs’tan doğal gazın Yunanistan üzerinden Avrupa’ya taşınmasını hedefleyen EastMed projesi geliştirildi.

Ankara, 2025’te Kıbrıs ve Lübnan arasında Münhasır Ekonomik Bölge sınırlandırma anlaşmasının imzalanmasını da aleyhine bir gelişme olarak değerlendirdi ve Lübnan nezdinde girişimlerde bulunmaya başladı. Türkiye, İsrail ve Yunanistan’ın başını çektiği ittifaka Suriye ve Libya’yı yanına alarak cevap vermeye çalışıyor. Mısır ise gelişmeleri daha çok tarafsız bir şekilde izliyor.

Bölgede yaşanan son gelişmeleri, üçlü ittifakın Türkiye ile olan ilişkileri ve bölgeye muhtemel etkilerini İsrail, Yunanistan ve Kıbrıs’ın önde gelen akademisyen ve gazetecileriyle konuştum. İşte onların bu konudaki görüşleri…

İttifakın en önemli unsuru Türkiye’ye siyasi mesaj vermesi

Prof. Eyal Zisser (Tel Aviv Üniversitesi Rektör Yardımcısı, Ortadoğu ve Afrika Tarihi Bölümü): “Bu iş birliğinin tarihsel bir derinliği yok, ancak 10–15 yıllık bir geçmişi var. Enerji, yani doğal gaz, ilişkileri ileriye taşıyan temel unsurlardan biri oldu; çünkü ortak bir ekonomik çıkar ortaya çıktı. Bunun ardından askerî iş birliği de gündeme geldi. Ancak Yunanistan ve Kıbrıs’ın güçlü ve yüksek kapasiteye sahip orduları yok. İsrail’e sağlayabildikleri şey daha çok eğitim alanları ya da uçakların konuşlandırılabileceği yerlerdir. Buradaki asıl önemli unsur ise sembolik ve siyasi boyuttur. Üç ülke de kendilerini tehdit altında hissediyor ve bu nedenle ilişkilerini derinleştiriyorlar. Bunu yaparken de siyasi bir mesaj veriyorlar.

Doğu Akdeniz’de bir siyasi gerilim var ama kimse savaş beklemiyor. Dolayısıyla bu ittifakın arkasındaki temel fikir, siyasi bir mesaj göndermektir. Kimsenin diğerinin adına savaşmasını beklemediği oldukça açıktır.

Kıbrıs’ı önemli kılan temel unsur ekonomidir. Eğer gazı Avrupa’ya ihraç etmek istiyorsanız, bunu ya Türkiye üzerinden ya da Kıbrıs üzerinden yapabilirsiniz. Türkiye buna istekli olmadığı için Kıbrıs öne çıkıyor. Bu nedenle Kıbrıs kilit bir konumdadır ve ekonomik açıdan önemlidir.

Üç ülkenin de Türkiye ile siyasi sorunları var ve bir mesaj vermek istiyorlar. Amerikalılar ve Avrupalılar gerilimin yükselmesini istemiyor.

Lübnan ve Mısır’ın bu tür karmaşık konuların olduğu bir ittifaka doğrudan dâhil olmak istemeyeceklerini düşünüyorum. Büyük olasılıkla kenarda durmayı tercih ederler.

EastMed projesi de meselenin bir parçası, ancak paraya ve Amerikan güvencelerine ihtiyaç var. Proje henüz çok erken aşamada. Avrupa’daki talep artarsa ekonomik olarak daha anlamlı hâle gelebilir; ancak uygulanıp uygulanamayacağı belirsiz. İsrail kısa süre önce Mısır’la büyük bir anlaşma imzaladı ve gazın büyük kısmı Mısır’a ihraç edilecek. Bu nedenle İsrail’in Avrupa’ya yetecek kadar gazı olup olmadığını bilmiyorum.

Türkiye bu ülkelere karşı oldukça iddialı ve sert bir tutum sergilediği için, bu ülkeleri daha önce cesaret edemedikleri ya da düşünmedikleri adımları atmaya itiyor. Türkiye’nin bu sert tutumu, onları birlikte hareket etmeye zorluyor.”

İttafakın özü siyasi ve stratejiktir

Spiros Sideris (Independent Balkan News Agency (IBNA) Editörü): İsrail ile iş birliği, Yunanistan ve Kıbrıs için Türkiye’nin revizyonist politikalarına karşı stratejik bir denge unsuru olarak işlev görmüş, caydırıcılık duruşlarını güçlendirmiş ve jeopolitik konumlarını artırmıştır. Enerji bu uyumun pratik aracı olarak işlev görmüş olsa da, iş birliğinin özü temelde siyasi ve stratejiktir.

Kıbrıs–Yunanistan–İsrail üçgenindeki iş birliği yapıları, açıkça ekonomik ve enerji alanının ötesine geçmekte ve esaslı—her ne kadar örtük olsa da—bir güvenlik ve caydırıcılık mimarisini içermektedir. Enerji başlangıçtaki tetikleyici unsur olmuştur; ancak pratikte belirgin bir jeopolitik iz taşıyan stratejik karşılıklı bağımlılıklar ağı ortaya çıkmıştır.

Resmî bir askerî ittifak düzeyine ulaşmasa da, üçlü çerçeve karşılıklı stratejik güvenliğe dayalı bir yapı oluşturmakta, caydırıcılığı güçlendirmekte, üçüncü taraflar için tırmanmanın maliyetini yükseltmekte ve son derece hassas bir jeopolitik bölgenin istikrarına katkıda bulunmaktadır.

Mevcut eğilimler sürerse, İsrail–Yunanistan–Kıbrıs üçgeni önemli fırsatlar elde edebileceği gibi ciddi stratejik risklerle de karşı karşıya kalabilir. Üçlü iş birliğinin derinleşmesi Türkiye tarafından dışlayıcı bir düzenleme olarak algılanabilir; bu da deniz yetki alanları, arama faaliyetleri ve deniz varlığı üzerinden gerilimleri artırarak düşük yoğunluklu olaylar ya da kazalar riskini beraberinde getirebilir.

En ciddi riskler ise siyasi değişimlerle yön değiştirebilecek bir eksene aşırı bağımlılık, Türkiye–İsrail ilişkilerinin farklı koşullarda yeniden yakınlaşması gibi daha geniş bölgesel yeniden hizalanmalar ve enerji dönüşümü sürecinde doğal gazın jeopolitik bir araç olarak önemini yitirmesi olasılığıdır; bu ancak zamanında elektrik ve bağlantısallık odaklı altyapıya dönüştürülürse telafi edilebilir.

İsrail–Yunanistan–Kıbrıs üçlü iş birliğinin baştan itibaren münhasıran “Türkiye karşıtı” bir cephe olarak tasarlandığı anlamında değil; Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki politikalarının güçlü bir katalizör görevi görerek çerçeveyi giderek dengeleme ve caydırıcılık mekanizmasına dönüştürdüğü anlamında. Ankara, bölgenin enerji planlamasından dışlandığına inanmakta, Doğu Akdeniz’de en uzun kıyı şeridine sahip olduğu argümanını ileri sürmekte ve enerji koridorları ile karar alma süreçlerine dâhil olmayı talep etmektedir. Bu mantık içinde, Yunanistan, Kıbrıs ve Mısır tarafından kabul edilmeyen ve deniz hukukuyla uyumsuz olduğu yaygın biçimde değerlendirilen Türkiye–Libya deniz yetki alanı mutabakatı yer almaktadır.

Bu gelişmeler, Atina ve Lefkoşa açısından operasyonel ve teknolojik kapasitelere sahip güvenilir bir stratejik ortağa duyulan ihtiyacı pekiştirmiştir. İsrail açısından ise Türkiye ile ilişkilerin bozulması ve Ankara’nın giderek sertleşen söylemi, İsrail’in enerji tercihlerini ve daha geniş bir güvenlik çerçevesini bağlayabileceği iki AB üyesi devlet üzerinden Doğu Akdeniz’de istikrarlı bir stratejik derinlik arayışını hızlandırmıştır.

Doğu Akdeniz’de dengeler doğası gereği akışkandır ve siyasi, jeostratejik ve yapısal faktörlerin birleşimiyle yeniden şekillenebilir. İlk ve en belirleyici unsur liderlik ve iç siyasi dinamiklerdir.

İkinci kritik faktör daha geniş uluslararası ortamdır. Ukrayna savaşının seyri ve olası sona ermesi, Rusya’nın Akdeniz’deki rolünü, Batı’nın angajman düzeyini ve Avrupa’nın enerji önceliklerini doğrudan etkileyecektir. Aynı zamanda Amerika Birleşik Devletleri’nin stratejik tercihleri—özellikle Doğu Akdeniz’e aktif ilgi sürdürüp sürdürmeyeceği ya da odağını daha fazla Asya’ya kaydırıp kaydırmayacağı—ve Avrupa Birliği’nin özerk bir jeopolitik aktör olarak hareket edebilme kapasitesi, bölgesel iş birliği çerçevelerinin işlediği bağlamı şekillendirecektir.

Üçüncü ve eşit derecede önemli faktör, enerji ve güvenliğin yapısal kesişimidir.

İttifak bölgesel istikrarı güçlendirecektir

Prof. Efrat Aviv (BESA Stratejik Araştırmalar Merkezi Türkiye Uzmanı): “İsrail’in dış politikası ile Yunanistan ve Kıbrıs’la yaptığı enerji anlaşmalarının ortak stratejik temeli, enerji, güvenlik ve jeopolitik çıkarları birleştiren istikrarlı bir Doğu Akdeniz ekseni oluşturma hedefidir. Bu iş birliği; Türkiye ve Rusya’yı by-pass ederek doğal gazın Avrupa’ya taşınması, deniz yetki alanlarında Türkiye’nin hegemonik emellerinin sınırlandırılması ve uluslararası hukuka uygun hareket eden statükocu devletlerin güçlendirilmesi esasına dayanmaktadır. Aynı zamanda bu ilişkiler, ortak askerî tatbikatlar ve güvenlik iş birliği yoluyla derinleşmekte; Doğu Akdeniz demokrasileri arasında, daha geniş Avrupa-Batı dünyasıyla bağlantılı normatif bir ortaklık anlayışına dayanmaktadır.

Amaç açıkça ifade edilmese de belirgin bir güvenlik ve caydırıcılık boyutu taşımaktadır. Süreklilik arz eden bu iş birliği çerçevesi, özellikle Türkiye başta olmak üzere rakip bölgesel aktörlere yönelik caydırıcı bir mesaj vermekte ve resmî bir askerî ittifak olmaksızın bölgesel istikrarı güçlendirmektedir.

İsrail ile iş birliği, Yunanistan ve Kıbrıs için Türkiye’nin revizyonist politikalarına karşı stratejik bir denge unsuru olarak işlev görmüş, caydırıcılık duruşlarını güçlendirmiş ve jeopolitik konumlarını yükseltmiştir. Enerji bu uyumun pratik aracı olarak işlev görmüş olsa da, iş birliğinin özü temelde siyasi ve stratejiktir.

Ayrıca bu ortaklığın aşırı siyasallaşması, dikkatle yönetilmediği takdirde istikrar unsuru olmaktan çıkıp bir gerilim kaynağına dönüşebilir.

Mısır, Doğu Akdeniz’deki iş birliği çerçevelerine katılımını artırabilir; ancak bunu açık bir ittifak yerine dar çıkar hesaplarına dayalı ve temkinli bir biçimde yapması muhtemeldir.

İsrail–Yunanistan–Kıbrıs iş birliği, EastMed projesine yalnızca teknik değil, stratejik bir katkı sunmaktadır. Proje, AB ile doğrudan bağlantı kurarak Avrupa’nın enerji güvenliği stratejisinin bir parçası hâline gelmektedir.

Resmî bir askerî ittifak düzeyine ulaşmasa da, üçlü çerçeve karşılıklı stratejik güvenliğe dayalı bir yapı oluşturmakta, caydırıcılığı güçlendirmekte, üçüncü taraflar için tırmanmanın maliyetini yükseltmekte ve son derece hassas bir jeopolitik bölgenin istikrarına katkıda bulunmaktadır.

Bu üçlü iş birliği saldırgan bir girişim değil, Türkiye’nin tehditkâr ve müdahaleci politikalarına verilen bir tepkidir. İsrail açısından en kaygı verici senaryolardan biri, Türkiye’nin Gazze’de askerî ya da güvenlik varlığı tesis etme ihtimalidir. Ayrıca Türkiye’nin Suriye’de artan askerî varlığı İsrail’in operasyonel serbestisini kısıtlayabilir. Bu nedenle Yunanistan ve Kıbrıs ile iş birliği, Ankara’ya karşı dolaylı bir caydırıcılık mekanizması olarak görülmektedir.

En ciddi riskler ise siyasi değişimlerle yön değiştirebilecek bir eksene aşırı bağımlılık, Türkiye–İsrail ilişkilerinin farklı koşullarda yeniden yakınlaşması gibi daha geniş bölgesel yeniden hizalanmalar ve enerji dönüşümü sürecinde doğal gazın jeopolitik bir araç olarak önemini yitirmesi olasılığıdır; bu ancak zamanında elektrik ve bağlantısallık odaklı altyapıya dönüştürülürse telafi edilebilir.”

Sınırlı ve esnek bir işbirilği

Doç. Dr. Michalis Kontos (Lefkoşa Üniversitesi Siyaset ve Yönetişim Bölümü, Uluslararası İlişkiler ve Doğu Akdeniz Çalışmaları Yüksek Lisans Programı Koordinatörü): “Jeopolitik açıdan bakıldığında, bu iş birliği; Ankara’nın bölgesel duruşunun ve Ege ile Doğu Akdeniz’deki deniz yetki iddialarının Lefkoşa ve Atina tarafından revizyonist ve zaman zaman zorlayıcı olarak algılandığı bir dönemde derinleşmiştir. Türkiye, taraflar arasındaki sert güç asimetrisinden yararlanarak, Kıbrıs’ın enerji planlarını ve genel deniz statükosunu değiştirmek amacıyla deniz konuşlandırmaları ve güç kullanma tehditlerine başvurmuştur. Bu, Türkiye’nin bölgede tek gerilim kaynağı olduğu anlamına gelmemektedir; ancak Yunanistan ve Kıbrıs’ın tehdit algıları ile İsrail’in 2010’lu yıllarda Ankara ile yaşadığı zorlu ikili ilişkiler süreci, üç ülkeyi doğal olarak birbirine yakınlaştırmıştır.

Ekonomik açıdan ise İsrail, Kıbrıs ve Mısır açıklarındaki denizaşırı doğal gaz keşifleri ile Avrupa’nın Rus enerjisine bağımlılığını azaltma çabalarının birleşmesi, bu üçlüye somut bir gündem kazandırmıştır. Kıbrıs, Mısır, Fransa, Yunanistan, İsrail, İtalya, Ürdün ve Filistin’in üyesi olduğu ve 2021 yılında resmî bir hükümetlerarası örgüte dönüşen Doğu Akdeniz Gaz Forumu (EMGF), bu enerji diplomasisinin büyük bölümünü kurumsallaştırmış ve Türkiye, Suriye ve yakın zamana kadar Lübnan dışında bölgedeki tüm ülkeleri kapsayan bir platform sunmuştur.

Arama ve işletme açısından, Kıbrıs’ın Mısır’la (2003), İsrail’le (2010) ve son olarak Lübnan’la (ilk olarak 2007’de varılan, nihai olarak 2025’te tamamlanan) imzaladığı deniz yetki alanı sınırlandırma anlaşmaları, Lefkoşa’nın siyasi ihtilaflara rağmen ruhsatlandırma yapmasına ve arama faaliyetlerini sürdürmesine imkân tanımıştır. Yunanistan, İsrail ve Mısır’la oluşturulan ortak çalışma grupları ve düzenli zirveler, düzenleyici çerçevelerin uyumlaştırılmasına ve enerji işletme planlarının koordine edilmesine yardımcı olmaktadır. Bu durum, uluslararası petrol ve gaz şirketleri açısından belirsizliği azaltmaktadır. Bu bağlamda söz konusu sinerjiler, Kıbrıs’a Türkiye ile yaşadığı asimetrik karşılaşmayı yönetmek için bir “yumuşak dengeleme” aracı sunmaktadır.

Medya ve bazı akademik çevrelerde İsrail–Yunanistan–Kıbrıs ilişkilerinin ortaya çıkan bir “blok”, “ittifak” ya da “yarı ittifak” olarak tanımlanma eğilimi vardır. Gerçekten de 2014’ten bu yana Doğu Akdeniz’de enerji ve deniz yetki alanları meseleleri, kriz ve yumuşama döngüleriyle iç içe geçmiş; Yunanistan, Kıbrıs ve İsrail enerji, güvenlik ve diplomasi alanlarında gevşek bir koalisyon oluşturmuştur. Son dönemde askerî iş birliği derinleşmiş, ortak bir hızlı müdahale gücü kurulabileceğine dair haberler basına yansımıştır.

Buna rağmen, bunu klasik anlamda sert bir “güç bloğu” olarak tanımlamaktan kaçınırım. Bu yapı, AB ve ABD ile yakın bağlara sahip, ortak çıkarlara dayanan mini-lateral bir ortaklıktır. Önemli askerî ve ekonomik içeriğe sahiptir ve Türkiye’nin tehdit algılarını açıkça etkilemektedir; ancak esnekliğini korumalı ve caydırıcılık ile tırmanma arasındaki hassas dengeyi gözetmelidir.

Kıbrıs ile Lübnan arasında Münhasır Ekonomik Bölge sınırlandırmasına ilişkin ikili anlaşma önemli bir gelişmedir.

Bu anlaşma, hukuki kesinlik sağlamayı, yatırımları teşvik etmeyi ve Doğu Akdeniz’de deniz yetki alanlarının güç projeksiyonu yerine uluslararası hukuk temelinde belirlenmesi anlayışını pekiştirmeyi amaçlamaktadır.

Türkiye açısından, Kıbrıs’ın neredeyse tüm komşularıyla sınırlandırma anlaşmalarını pekiştirmesi ve İsrail ile Yunanistan’la ortaklığını derinleştirmesi, çevrelenme olarak algılanmaktadır. Bu algı, Ankara’nın “Mavi Vatan” doktriniyle ve haksız gördüğü deniz kısıtlamalarını revize etme arzusuyla birleşmektedir. Diplomatik protestolar ve sınırlı askerî baskı girişimleri sürecektir; ancak Mısır ve (7 Ekim 2023 öncesinde) İsrail ile görüldüğü üzere seçici yakınlaşma arayışları da muhtemeldir.”

 

Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

Exit mobile version