Site icon İnternet Haberler Köşe Yazıları Yorumlar Siyaset Ekonomi Spor

İran’da olanlar ve Türkiye

İran’da olanlar ve Türkiye


PROF. M. EFE ÇAMAN | YORUM 

İran’da korkunç olaylar meydana geliyor.

Öncelikle ekonomik krizin tetiklediği protestolar hızla rejim karşıtı protestolara dönüştü. Zaten patlamaya hazır bir barut fıçısı olan İslam Cumhuriyeti tüm tarihi boyunca ilk kez bu kadar kitleselleşen ve yaygınlaşan protestolara tanık oluyor. Güvenilir kaynaklar şu ana dek gösterilerde 3 bin civarında insanın hayatını kaybettiğini, 10 binden fazla insanınsa gözaltına alındığını raporluyor.

Halk resmi binaları kundaklıyor, büyük kentlerde meydanlar yüz binlerce protestocunun 7/24 gösterisine şahit oluyor. Rejim kolluk güçleri, Devrim Muhafızları başta olmak üzere sivil halkın üzerine ateş açıyor. On güne yakın zamandır internet ve cep telefonu ağlarının rejim tarafından kapatıldığı, bazı bölgelerin elektriğinin kesildiği biliniyor.

Dün başkent Tahran’da yapılan gösteriye bir milyondan fazla insanın katıldığı tahmin edilirken, sosyal medyaya yansıyan fotoğraflar ve videolar tablonun insani yönünü sergiliyor. Sokaklarda yüzlerce insanın siyah ceset torbalarına konmuş cansız bedenleri tüyler ürpertici. İran’ın tüm eyaletlerinde protestolar giderek kitleselleşerek devam ediyor.

Ordudan çok sayıda generalin ve üst düzey komutanın istifa ettiği ya da halka saldırı emrine itaat etmediği söyleniyor. İran dünyada en fazla idam cezası verilen ve uygulanan ülkelerden biri. Şu an hızlı yargılamalarla birçok göstericinin tutuklanıyor ve derhal idam ediliyor. Ülkede mal ve hizmet sevkiyatının çöktüğü, kaosun hâkim olduğu raporlara yansıyor.

Bilindiği üzere İran rejimi Humeyni’nin “İslam Devriminden” bu yana anti-ABD ve antisemitizmi dış politika algı ve okumalarının merkezine yerleştirmiş durumdaydı. İran dünyada birçok vekil örgüt aracılığı ile bu politikasını sahada tatbik etti. İsrail-Gazze meselesinden sonra İsrail radikal biçimde İran’ın bölge etkisini kökünden kazıdı. Akabinde İran nükleer tesisleri bombalandı. İran rejiminin son yıllardaki zayıflamasının ardından meydana gelen bu hasarlar, rejimin kendi halkı üzerindeki kontrolünü giderek zayıflattı.

Zaten son yıllarda rijit kılık kıyafet zorunluluğu konusundan ötürü önemli bir kadın muhalefeti doğmuştu. İran’ın bu konuda uzun süreden beri izlediği sert politikalar, rejime sadakatin altını oymuş, özellikle yeni nesil İranlıların rejimle ve değerleriyle arasının açılmasına neden olmuştu. Nüfusun çok önemli bir bölümü rejimin radikalizmine karşıydı ve teolojik totaliter sistemin açıktan muhalefetini yapar hale gelmişti.

Rijit politikaların sonucunda dünyadan tecrit edilmiş olan İran, radikalizminden taviz vermediğinden ağır ekonomik yaptırımlara uğratılmıştı. Bu durum zaten enerji ihracı odaklı İran ekonomisini daha da kırılgan hale getirdi. 2025 ekonomik krizi İran para biriminin ciddi bir değer kaybı sürecine girmesini beraberinde getirdi. Halkın alım gücü çok geriledi. Bunun yanı sıra, molla rejiminin belli bir Şii İslam yorumunu halka dayatması nedeniyle genç İranlıların İslam dinini terk ettikleri, ateizme ve diğer dinlere kaydıkları yazılıyordu.

Gösterilerle beraber birçok büyük caminin kundaklanması, İslamcı totaliter rejimin İran sosyolojisinde meydana getirdiği büyük hayal kırıklığının yansıması olarak görülebilir. Bu durum İslamcı rejimlerin her tonunun toplum yönetiminde etkin olduğu Ortadoğu’da ibretlik bir tablodur. İslamcılık – İslam’ın siyasal hedefler için kullanılması – dejenere edici ve zararlı bir ideolojidir.

Türkiye bakımından İran’ın istikrarsızlaşması ihmal edilemeyecek kadar önemli, bir o kadar da ivedilikle üzerine gidilmesi ve ön alma stratejileriyle yaklaşılması gereken bir meseledir.

Öncelikle birinci tehdit olası bir mülteci krizidir. Zaten hâlihazırda Türkiye yarım milyon civarı İran vatandaşına ev sahipliği yapıyor. Bu insanların çok azı öğrenci veya ekonomik göçmen olabilir; ancak ezici çoğunluk İran molla rejiminden rahatsız olup ülkesini terk etme kararı almış sekülerlerdir.

İran nüfusunun ezici çoğunluğu dinin politik meselelere alet edilmesini kabul etmeyen laik kesim oluşturuyor. İki kez İran’ı ziyaret etmiş bir akademisyen olarak kendi kişisel gözlemlerim de baskıcı İslamcı politikaların özellikle gençleri dinden uzaklaştırdığı yönündeydi. Türkiye’deki tesettür yasağının aksi olan “tesettür zorunluluğu” İran kadınlarını rejimin bir numaralı düşmanı haline getirmişti.

Yıllardır bu konu medyada ve sosyal medyada gündeme getirilir. Dahası, İslamcı okuma üzerinden inşa edilen dış politika ve güvenlik politikaları İran’ın uluslararası tecridini adeta betonlaştırdı, hammadde ihracı temelli İran ekonomi politikalarının iflasına zemin hazırladı. Dünyanın önde gelen petrol ve doğal gaz rezervlerine sahip, hammadde kaynakları bakımından şanslı olan bir coğrafya üzerine kurulu İran, ağır yoksullukla mücadele etmek zorunda kaldı. Mollalar ülkeyi uluslararası ekonomik sistemden dışlatırken, bunun yarattığı boşluğu doldurmak için Rusya-Çin ikilisinin güdümüne girdiler.

Avrasya mihverinin parçası olan İran, anlamsız bir nükleer programla Nükleer Silahların Önlenmesi Antlaşmasına aykırı uranyum zenginleştirme programları yürüttü. Hem kıt finansal kaynaklarını yüksek zenginleştirilmiş uranyum üretimi için çarçur etti, hem de dışlanmışlığını daha da yükseltti. Dahası bu programla uyumlu bir taşıyıcı roket üretimi politikasını benimsedi.

Buna İsrail’i haritadan silmek ve ABD’yi “baş şeytan” ilan etmek gibi duygusal ve içi boş retorikler de eklenince, ideolojiye boğulmuş, rasyonellikten uzak dış politik tercihler nedeniyle ekonomik problemler daha da kangrenleşti, halkın rejim aleyhine duyguları da anlaşılır biçimde olumsuza döndü.

Türkiye bu krizden dolayı ciddi bir mülteci akınına uğrayacak, bunun yanında İran Kürtlerinin ayaklanması neticesinde Irak ve Suriye’nin ardından İran Kürdistan’ında da muhtemelen bir Kürt bölgesel yönetimi doğacak. Bunu illa bir iki yıllık takvim olarak tahayyül etmemek lazım; önümüzdeki on yılda – ki bu uluslararası ilişkiler için çok kısa bir zamandır – İran’da bir parçalanma öngören senaryolar ütopik değildir.

Yine Azerilerin çoğunlukta olduğu bölgelerde de (Güney Azerbaycan ya da İran Azerbaycanı) bir otonom Azeri bölgesi ya da Azerbaycan’la birleşmiş bir büyük Azerbaycan ortaya çıkabilir. Türkiye Kürdistanı da elbette bu gelişmelerden etkilenecek. Açıkçası Kürtler açısından önemli bir tarihi momentum doğduğunu vurgulamak gerekiyor. Bugünkü Türkiye rejimi bakımından bu çok ciddi bir fay kırılması tehlikesini işaret eder.

Bu risk analizine İran’dan fosil enerji – doğalgaz –tedarik eden Türkiye’nin uğrayacağı ekonomik krizi de eklemek lazım.

Son olarak elbette İran’ın Ortadoğu’da İslamcılık bakımından alınacak bir ders vakası olduğunu belirtmekte yarar var. Rijit dini ideolojiler kitleleri kısa vadede etkilese de, orta ve uzun vadede bu kullanılan dini değerlerin de halk algısı bakımından erozyona uğraması sonucunu beraberinde getiriyor. Türkiye’de gençler arasında ateizm, deizm ve agnostiklik gibi akımların güçlenmesi benzer bir okumayla değerlendirilebilir. İran’da yaşanacak bir rejim çöküşünün ve akabinde gerçekleşecek politik ve sosyolojik değişimlerin Türkiye toplumunu etkilemesi kaçınılmazdır.

Bugün İran politikası oluşturulurken bunların hiçbirini dikkate almayan Türkiye rejiminin stratejik körlüğü ve ihanet boyutundaki umarsızlığı ileride tarih kitaplarına geçecek sonuçların doğmasına neden olacak gibi görünüyor.

Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

Exit mobile version