Site icon Serbest Görüş

Hızır ilkesi: Kur’an’da zaman, hikmet ve ilahi müdahale

Hızır ilkesi: Kur’an’da zaman, hikmet ve ilahi müdahale


Kur’an’daki Hızır–Musa kıssası, görünen olaylarla ilahi hikmet arasındaki farkı vurgulayarak, insanın sınırlı algısıyla anlayamayacağı derin müdahalelere işaret eder. Hızır’ın eylemleri, zamanı yönlendiren, sebep-sonuç zincirine müdahale eden ve geleceği şekillendiren ilahi bir ilkedir; bu, kaderin sabit değil, dinamik ve müdahale edilebilir olduğunu gösterir. Bu anlatı, yaşanan olayların sadece zahiriyle değil, arkasındaki hikmetle değerlendirilmesi gerektiğini öğreterek, insanı ilahi sistemin daha büyük planına karşı tevazu ve teslimiyetle bakmaya davet eder.

AYDOĞAN VATANDAŞ | YORUM

Kur’an’daki Hızır–Musa kıssası, olağanüstü sarsıcı bir metindir. Görünen olaylar ile olayların gerçek anlamı arasında zorunlu bir uyum yoktur. İnsan bilinci, olup biteni kendi ahlaki ve tarihsel ölçülerine göre okurken, hakikat insanın kavrayış ufkunu aşar. Bu yazımda Kur’an’da Hızır anlatısı olarak bilinen konunun evrensel ve ontolojik bir ilke olup olmadığı konusunu incelemeye çalışacağım.

Kur’an’da ‘Hızır’ ismi doğrudan geçmez; bu ad, hadis ve tefsir geleneğinden gelir. Kehf Suresi’nde anlatılanlar, özellikle isim verilmeden sunulur: Kullarımızdan bir kul (18:65). Kur’an burada şahsiyeti bilinçli biçimde arka plana iter ve odağı verilmek istenen mesajin mahiyetine kaydırır. Bu ‘kul’a Allah tarafından katından bir rahmet ve özel bir ilim verilmiştir. Musa ile yolculuğunda gerçekleşen geminin delinmesi, çocuğun öldürülmesi ve duvarın onarılması gibi olaylar, zahiri akıl ile ilahi hikmet arasındaki mesafeyi gösterir. Böylece Kur’an, insan aklının nedensellik, zaman ve ahlaki yargı konularındaki sınırlarını ifşa eden bir anlatı kurar.

Kur’an evrensel bir hitap olduğuna göre, anlattığı her kıssa evrensel bir ontolojik ilkenin görünür hali olmaldir. Hızır–Musa anlatısı da bu anlamda varoluşun işleyiş yasası hakkında bilgi de verir. Burada öğretilen şey şudur: İlahi sistem, insanların hayatına, çoğu zaman onlar farkında olmadan, ince ve görünmez dokunuşlarla müdahil olmaktadir. İnsan kendi hikayesini yaşadığını sanırken, aslında geri planda daha büyük bir Hikmet işlemektedir. Bu hikmet, bazen olayların yönünü değiştirerek, bazen de değişmesine izin vermeyerek insanı ve toplulukları terbiye eder.

Kıssanın açık mesajı şudur: Hızır, gelecekte gerçekleşecek olayları henüz gerçekleşmeden, sebeplerini değiştirerek engellemektedir. Yani Hızır’ın bilgisi pasif bir önceden görme olayı değil, tarihe müdahaledir. O, olayların sonucuna değil, olayları doğuran nedensellik zincirine dokunur. Gemiyi delmesi, çocuğu öldürmesi ya da yıkılmak üzere olan duvarı onarması; görünürde bugünü yaralayan ama aslında geleceği kurtaran bilinçli müdahalelerdir. Bu yönüyle Hızır aslinda zamanın akışını yönlendirir.

Bu kıssadan tarihin ve geleceğin doğasını da öğreniriz. Çünkü Hızır’ın yaptığı şey, kaderin donmuş bir senaryo olmadığını gösterir. O, henüz gerçekleşmemiş bir sonucu, o sonuca götüren sebepler zincirini değiştirerek dönüştürmektedir. Bu, zamanın kapalı bir kader alanı değil; ucu açık bir imkan alanı olduğunu anlatır.

O halde gelecek mutlak bir zorunluluk değilse, hikmetle yönlendirilebilecek bir ihtimaller ufkudur. O halde Hızır’ın yaptığı bu işi ilahi sistemin evrensel ontolojik bir ilkesi olarak düşünürsek, dışarıdan bakıldığında ‘kötü’ gibi görünen olaylar sonuçları itibariyle görülenin ötesinde bir iyiliğe hizmet etmesi için de mümkün olabilir.

Burada kötülük, sınırlı insan bilincinin olayla ilgili yargısıdir. Hakikatte yaşanan şey, daha büyük bir felaketi engelleyen daha küçük bir yıkımdır. İnsan gözü olayın travmasını görür; oysa hakikat, olayın geleceği ve sonucu ile ilgilidir.

Eğer Hızır anlatısı tarihsel bir kıssadan ibaret olmayıp evrensel bir ontolojik ilkeye işaret ediyorsa, bu ilke insanın yaşadığı olayları iki temel düzlemde okumayı mümkün kılar: İlahi sistemin müdahil olarak yönlendirdiği süreçler ve ilahi sistemin müdahil olmadan akmasına izin verdiği süreçler. Bu çerçevede insanın yaşadığı her tecrübe, mutlak anlamda ‘iyi’ ya da ‘kötü’ olarak tanımlanamaz. Eğer yaşanan bir hadise, ilahi sistemin aktif müdahalesiyle gerçekleşiyorsa, ilk bakışta ‘şer’ gibi görünen bir süreç, daha üst bir düzlemde hayra hizmet eden bir kırılma olabilir.

Nitekim Kur’an’ın açık ilkelerinden biri de bu ontolojik bakışı teyit eder: “Hoşunuza gitmeyen bir şey sizin için hayırlı olabilir; hoşunuza giden bir şey de sizin için şer olabilir.” (Bakara 2:216). Bu ayet, ahlaki bir teselliden ziyade bir uyarıdır. İnsan idraki, olayları yalnızca kendi zaman algısı, çıkarı ve sınırlı nedensellik anlayışı içinden değerlendirir. Oysa ilahi sistem, sonucu görünmeyen, zamanı doğrusal olmayan ve nedenselliği insan aklının ötesine geçen bir düzlemde işler.

Diger taraftan ilahi sistem, açıkça müdahil olmadığı bir sürecin akmasına izin vermişse, o süreç yalnızca mümkün olduğu için değil, zorunlu olduğu için yaşanmıştır. Çünkü müdahale edilebilecek bir akışa müdahale edilmemesi, onun insanlığın kader eğitiminin bir parçası olduğunu gösterir. Bazı dönemler vardır ki, bir kişi, bir topluluk ya da bir medeniyet, ancak yaşadığı yıkımla olgunlaşır. O halde böyle bir yıkımla karşılaşan kişi ya da topluluk bu süreci bir ceza değil; bir bilinç eşiği olarak da tecrübe edebilir.

Hızır’ın bilgisi eğer ontolojik bir evrensel ilkeye tekabul ediyorsa, modern terminolojiyle ifade edersek, bu bükülmüş zaman rejiminin bilgisidir.

Amerikan Hükümetinin 1980’lerde başlattığı Gateway ve Star Gate adını verdiği bilinç çalışmaları, bilginin mekan ve zaman sınırlarına bağlı olmadığını fiilen araştırmıştır. Uzay zaman mühendisliği, uzayın dokusunun değiştirilebilir olduğunu uzun zamandır incelemektedir. Bunların tamamı, Hızır ilkesinin modern bilim tarafından yeniden öğrenilmesidir. Bu çalışmalara ilham veren hiç kuşkusuz Tasavvufun en önemli ve derin metinlerini Batı’ya taşıyan Henry Corbin olmuştur.

Bir sonraki yazımda ise, Hızır figürünün Batı düşüncesindeki iki önemli yorumcusu olan Carl Jung ile Henry Corbin arasındaki yaklaşım farkını irdelemeye çalışacağım.

Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

Exit mobile version