BÜLENT KORUCU | YORUM
Siz hâlâ adaletin olmadığını, merhametin kaybolduğunu itiraf edemediniz mi?
İnsanlar, kolunu, bacağını hatta dişini kaybettiğinde bir müddet beyin bunu reddeder, sindirmez. Sanki o uzuv acıyormuş, karıncalanıyormuş gibi hissetmeye devam eder. Beynin sinir haritasında o bölge mevcudiyetini sürdürür. Sevdiğinin gidişini kabullenemeyen ve her kapı çalındığında o gelmiş gibi irkilenleri buna benzeten edebiyatçılar oldu.
Bir de toplumlar var, kayıplarının farkına varmayan ya da öyle görünerek kendini avutan, kandıran…
Mesela adalet mekanizmasının ortadan kalktığı gerçeğini görmek hoşuna gitmez, bazen de işine gelmez. Ve sanki kanunlar yürürlükteymiş; yargıçlar, yasalara bakarak ve vicdani kanaatlerine göre karar veriyormuş gibi davranır. Kaybettiği eliyle bir şeyi tutmaya çalıştığında acı gerçekle yüzleşenler gibi; adalet ona lazım olduğunda kafasına dank eder.
Aslında adliye saraylarından önce, yüreklerden ve zihinlerden uçup gitmişti adalet duygusu. Adaleti aramayan, talep etmeyen topluma durduk yerde kim niye bahşetsin.
Kızdıklarımızdan, öfkelendiklerimizden bile esirgenmemesi gereken bir yükümlülükken adalet, parası ya da torpili olanın ulaşabildiği bir Kaf Dağı. Bu yollarla erişilen şey, sadece sahte cennet olabilir. Başkası söz konusu olduğunda umursamadığın hatta yoluna taş koyduğun kervan, senin kapında da durmuyor.
Adalet mi merhamet mi, hangisi daha önce terk-i diyar eyledi bu topraklardan. Şair “Senden ümit kesmem, kalbinde merhamet adlı bir çınar vardır.” diyordu. Nefret nehirleri o çınarı da kuruttu. Adaletin yokluğunda merhamet bir liman, bir sığınak olurdu belki. Bebelere, lohusa kadınlara, beli bükük ihtiyarlara dahi acınmıyor. ‘Ağzı dili yok diye dokunulmaz’ kabul edilen hayvanlar, ağaçlar, cinnetin kurbanı olmaktan kurtulamıyor.
Protez duygular, sahte kurumlarda teselli arıyor, zehirli sularla susuzluk gideriyoruz. Merhametin boşluğunu ucuz tiyatrolarla, adaletin yokluğunu mafyayla dolduruyoruz. Kazan doğunca seviniyor, ölünce isyan edip yas tutuyoruz. Birileri talimatla salıverildiğinde, kendimize pay çıkarıp iftihar vesilesi yapıyor; aynı talimat mekanizması aleyhimize işlediğinde şehir şehir dolaşıp ağlaşıyoruz.
Taklidi, yan sanayisi olmayan, protez kabul etmeyen yegane şey vicdan. Onu yitirdiğimizde ne adalet kalıyor ne merhamet. Onsuz her hüküm hakkaniyetsiz, her acıma sahte. İşe bunu kabulle başlamak ve adalet ile merhameti önce kendi yüreğimizde diriltmek için geç kalmak üzereyiz.
Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

