AHMET KURUCAN | YORUM
Uzun süredir bu köşede fıkhî konulara girmiyordum. Ancak son günlerde finansal piyasalarda altının hızlı yükselişi, bazı soruların çok yoğun biçimde yeniden gündeme gelmesine yol açtı. Bunlardan biri de altın ve gümüşe dayalı ETF’lerdir; yani GLDM (Gold MiniShares Trust) veya SLV (Shares Silver Trust) gibi borsalarda işlem gören fonlar. Bu tür işlemlerde fiziki anlamda kabz, teslim–tesellüm ve temlik–temellük gerçekleşmediği için, bunların dinen haram olup olmadığı soruluyor.
Altın ve gümüşle ilgili fıkhî hükümler, tarih boyunca bu iki madenin para fonksiyonu gördüğü bir sosyo-ekonomik zeminde teşekkül etmiştir. Fıkıh kitaplarımızda altın ve gümüşün ribevî mallar arasında sayılması; kabzın, temlikin ve peşinliğin özellikle vurgulanması, bu tarihsel gerçekliğin doğal bir sonucudur. Zira altın ve gümüş, uzun asırlar boyunca mübadele aracı olmuş; borçlar bu iki madenle ödenmiş, iktisadî hayat bu çerçevede şekillenmiştir. Fıkıh da hayatı takip ederek hükümlerini bu gerçeklik üzerinden kurmuştur.
Ne var ki günümüzde dünya köklü bir dönüşüm geçirmiştir. Küresel finans sistemi, dijital kayıtlar, hukukî tescil mekanizmaları ve çok katmanlı ekonomik yapılar, klasik dönemin lokal ve fiziki piyasa şartlarından bütünüyle farklı bir zemin oluşturmuştur. Bugün altın ve gümüş, fiilî kullanım açısından büyük ölçüde para olmaktan çıkmış; daha ziyade emtia, değer saklama aracı ve yatırım enstrümanı hüviyeti kazanmıştır. Günlük alışverişlerde, borç ilişkilerinde ve maaş ödemelerinde altın ve gümüş kullanılmamakta; bu işlevler tamamen itibari paralar tarafından yerine getirilmektedir.
Bu sosyo-ekonomik dönüşüm dikkate alınmadan altını hâlâ mutlak biçimde sarf akdinin konusu olan bir para gibi ele almak, fıkhî hükümleri tarihsel bağlamından koparıp zamandan bağımsızlaştırma riskini beraberinde getirir.
Altın ve gümüşe dayalı ETF’ler, yaygın kanaatin aksine hayalî veya salt spekülatif yapılar değildir. Bu fonlar, arkalarında gerçek altın ve gümüş rezervleri bulunan; hukuken tanımlı, denetlenen ve şeffaf biçimde raporlanan finansal araçlardır. ETF alan kişi yalnızca bir fiyat hareketine bahis oynamamakta; gerçek bir varlığa dayalı ekonomik ve hukukî bir mülkiyet payı elde etmektedir.
Bu mülkiyet, klasik fıkıhta tarif edilen aynî mülkiyet biçimiyle bire bir örtüşmese de çağdaş hukuk sistemlerinde geçerli, bağlayıcı ve tasarrufa konu olan bir mülkiyettir. Kişi bu varlık üzerinde tasarruf yetkisine sahip olmakta; değer artışına da düşüşüne de fiilen ortak olmaktadır. Elbette burada kazanma kadar kaybetme riskinin de bulunduğu unutulmamalıdır.
İşte kabz meselesi, bu değişen şartlar ekseninde yeniden değerlendirilmek zorundadır. Günümüzde insanların zihinsel emekle ortaya koyduğu düşünceler dahi hukukta mal kabul edilmekte ve fikrî mülkiyet (intellectual property) adı altında korunmaktadır. Ortada fiziki bir mal yoktur; ancak bir senaryo, bir roman ya da kağıt üzerinde mürekkeple ilk defa buluşan bir icat, piyasada hukuken mal muamelesi görmektedir. Bu da bize kabzın, amacına uygun biçimde yeniden tarif edilmesi gerektiğini göstermektedir.
Şöyle ifade edebiliriz: Fıkıhta kabzın amacı, mülkiyetin fiilen kurulması ve taraflar arasındaki belirsizliğin ortadan kaldırılmasıdır. Kabz, başlı başına bir amaç değil; bu amacı gerçekleştiren bir araçtır. Günümüzde ise mülkiyetin fiilen kurulması çoğu zaman fiziki teslimle değil; dijital kayıt, hukukî tescil ve tasarruf yetkisi yoluyla gerçekleşmektedir. Banka hesaplarındaki para, hisse senetleri veya fon payları fiilen elde tutulmamakta; buna rağmen hukukî ve iktisadî mülkiyetleri tartışmasız biçimde kabul edilmektedir. Bu çerçevede, kabzın maksadını gerçekleştiren çağdaş mülkiyet biçimlerini sırf fiziki teslim bulunmadığı gerekçesiyle geçersiz saymak, fıkhın maksadını şekle feda etmek anlamına gelir.
Bu noktada altın ve gümüş ETF’lerini, fıkıh kitaplarımızda yer alan sarf akdi kapsamında değerlendirmek yerine, emtia temelli yatırım enstrümanları olarak ele almak mümkündür. Böyle bir değerlendirmede kabz ve temlik şartları, tarihsel bağlamda taşıdıkları sertlikte aranmayabilir. Aksi hâlde, on bin nüfuslu şehirlerin çarşı mantığıyla şekillenmiş içtihatların küresel finans sistemine aynen taşınması gibi bir sonuç ortaya çıkar ki bu, fıkhın canlı ve dinamik yapısıyla bağdaşmaz.
Sonuç itibarıyla; gerçek varlığa dayalı, şeffaf, denetlenebilir ve manipülasyondan uzak olan altın ve gümüş ETF’leri, çağdaş sosyo-ekonomik şartlar altında bana göre caizdir. Bu yaklaşım, mutlak ve bağlayıcı bir hüküm iddiası taşımayan; örfü, maslahatı ve çağın ekonomik gerçekliğini dikkate alan makul bir içtihat denemesidir.
Takva hassasiyetiyle bu tür işlemlerden uzak durmayı tercih edenlere saygı duyarım. Ancak bu çerçevede yatırım yapanları dinen sakıncalı bir iş yapıyor olmakla itham etmek de ilmî ve fıkhî açıdan isabetli değildir. Bu mesele siyah-beyaz bir haram-helal tartışması değil; içtihat ve yorum alanına giren çağdaş bir fıkıh problemidir.
Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

