YÜKSEL DURGUT | YORUM
Geçen hafta İsviçre’de Kuzey Amerika’nın iki lideri kürsüye çıktı. Donald Trump, Grönland talebinden ırkçı çıkışlara uzanan, yine kendini öven tipik bir gösteri sundu. Kanada Başbakanı Mark Carney ise farklı bir dil kullanarak, kurala dayalı uluslararası düzenin bittiğini belirtti ve “Masada değilsen, menüde olursun!” diyerek birlik çağrısı yaptı. Bu çağrı ile bir trajedi gözler önüne serildi: Danimarka masadaydı ama Grönland menüdeydi!
Bu basit örnek, küresel hiyerarşide ‘masada olma’ hakkının dahi ne kadar koşullu ve güce endeksli olduğunu gösteriyor. Carney’in eleştirdiği düzen çökmüştü belki, ama önerdiği yeni masanın çevresindekilerin eskisi gibi aynı adaletsizlikleri tekrar edip etmeyeceği muğlak.
Oysa gerçek menü, Davos’dan çok uzaklarda, Gazze’de yazılıyor. Yapılan konuşmalarda İsrail veya Gazze’nin ismi pek anılmadı. Davos’ta kurulan bu Barış Kurulu (Board of Peace – BoP), yüzeysel bir diplomasi forumu değil, Ortadoğu’daki güç dengelerini yeniden yazmanın kurumsal çerçevesini oluşturdu. Ayrıca bu yapıyı anlamak için birçok sorunun yanı sıra şu sorunun da cevabını aramak gerekiyor: “Bu, gerçekte kime hizmet ediyor?”
ORTAK YATIRIM ARACI GAZZE
İlk bakışta, bu girişimin yapısı dikkat çekici. 1 milyar dolar gibi bir katkı payıyla, barışı bir hayır işi değil, bir yatırım konsorsiyumuna dönüştürüyor. Üyelerin ağırlıklı olarak İsrail’i çevreleyen otokratik Körfez ülkelerinden oluşması rastlantı değil. Bu aktörler için BoP, bölgesel nüfuz mücadelesinde ABD ve İsrail nezdinde itibar ve etki satın almanın bir yolu. Aynı zamanda, Filistin davasını Arap dünyasının gündeminden tamamen çıkararak, kalkınma ve yatırım fırsatı sunuyor. Asıl amaç, Gazze’yi uluslararası hukukun bir konusu olmaktan çıkararak, küresel sermaye ile bölgesel diktatörlükler arasındaki ortak bir yatırıma dönüştürmek.
Davos’ta, Trump’ın damadı Jared Kushner’in master planı, bu stratejinin ekonomik ayağını oluşturuyor. Gazze’yi turizm ve gayrimenkul diliyle anmak, siyasi talepleri istikrar ve refah tekrarlarıyla bastırmanın klasik bir yolu.
Bu sürecin en rahatsız edici yanlarından biri, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi gibi meşru uluslararası kurumların, sırf finansal katkı sağladığı gerekçesiyle bu yapıyı meşru gören bir tutum içine girmesi. Bu, uluslararası hukukun, güçlünün çıkarları karşısında nasıl esnetilebildiğinin açık bir kanıtı. Barış Kurulu, bir anlamda, hukukun üstünlüğünü değil, paranın ve siyasi nüfuzun üstünlüğünü kurumsallaştırıyor.
GAYRİMENKUL GELİŞTİRME ALANI
Plan, Gazze’yi turizm ve eğlence odaklı bir marka olarak yeniden inşa etmekten bahsediyor. Birleşik Arap Emirlikleri’nin Rafah’ta finanse edeceği, giriş-çıkışları biyometrik taramayla kontrol edilecek ‘örnek köy’ fikri, barış değil, yüksek teknolojili bir mülteci kampı, dijital bir apartheid projesi.
Bu örnek köy fikri, insanlık onuruna yapılmış bir hakaret. Kushner’in vizyonunda Gazze, insanların yaşadığı bir vatan değil, üzerinde riskli bir yatırım yapılacak, güvenliği maksimize edilmiş bir ‘gayrimenkul’ geliştirme alanı.
Bu plan, İsrail’in güvenlik endişelerini, bölgenin ekonomik geri kalmışlığı ile meşrulaştırarak, işgali bir ‘kalkınma ön koşulu’ haline getiriyor. Peki, bu masada neden Filistinliler yok? Çünkü bu kurulun mantığı, onları problemin bir parçası olarak görüyor, çözümün öznesi değil.
Kurulun ilk karar taslağında, İsrail onaylı Filistinli temsilciler bile hiyerarşinin altlarına itilmiş. Yani Filistinliler bu vizyonda sadece potansiyel bir işgücü olarak sahada yer alıyor. Planın en çarpıcı gerçeklerinden biri, tüm bu ‘yeniden inşa’ faaliyetlerinin, İsrail’in fiilen kontrol ettiği ve Gazze’nin neredeyse yarısından fazlasını oluşturan bölgede başlayacak olması.
Barış Kurulu barışı tesis etmek için değil, savaşın ‘oldu-bittisini’ kurumsallaştırmak ve normalleştirmek için tasarlanmış. Gazze’nin geleceğini Filistinlilerin iradesinden kopararak, onları menüdeki bir öge/unsur olarak göstermek, masadaki güçlülerin mutlak insafına bırakmak anlamına geliyor. Bu, bir çözüm değil, işgalin kalıcı bir forma bürünmesi.
Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

