Site icon İnternet Haberler Köşe Yazıları Yorumlar Siyaset Ekonomi Spor

Derin Müslümanlık; iman ve ahlakın kesişim noktası

Derin Müslümanlık; iman ve ahlakın kesişim noktası


AHMET KURUCAN | YORUM

Toplumları ayakta tutan en temel dinamiklerden biri, hatta belki de en başta geleni ahlaktır. Kur’an-ı Kerim’in birçok ayetinde kavimlerin helak gerekçeleri sıralanırken, inançsızlıkla birlikte ahlaki çöküşe de dikkat çekilmesi boşuna değildir. Âd, Semûd, Medyen ve Lût kavimlerinin hikâyeleri ahlakî yozlaşmanın bir medeniyeti nasıl çürüttüğünün ibretlik levhalarıdır. Bu noktada Hz. Peygamber’in (sas) “Ben ancak güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim.” sözü, ahlakın dinin asli bir unsuru olduğunu hatırlatır.

İşte tam da bu bağlamda ‘Derin Müslümanlık’ isimli eser, Hocaefendi’nin yaklaşık kırk yıl önce İzmir Bornova Camii’nde yaptığı ve “Ahlakî Mülahazalar” başlığıyla bilinen vaazlarından başlayıp sonrasında kaleme aldığı yazı ve sohbetleri de içine alan bir külliyatın mahsulü olarak raflardaki yerini aldı. Kitap baştan sona imanla ahlak arasındaki kopmaz bağın altını çiziyor. Ele aldığı başlıkları ve yaptığı izahlarla ahlakın insanın hem ferdî hem toplumsal hayatında nasıl belirleyici olduğunu gösteriyor.

Hemen herkesin bildiği gibi İslam düşüncesinde ahlak, imanın “lazım-ı gayr-ı müfarıkı”, yani ayrılmaz parçası olarak görülür. Hz. Âişe validemizin “Onun ahlakı Kur’ân’dı” sözü, Efendimiz’in (sas) hayatında iman–ahlak birlikteliğini gösteren en özlü ifadedir. Kur’ân’ın, “İmanı en kâmil olanlar, ahlakı en güzel olanlardır.” hadis-i şerifiyle birleşen mesajı da aynı doğrultudadır: Güzel ahlak imanın tezahürüdür, iman da güzel ve en etkin ahlakın kaynağıdır. Bu demek değildir ki dinsiz ahlak olmaz. Hayır, böyle bir iddiam yok ama İslam dininin ahlakı besleyen ana damar olduğu konusunda şüphem yok. Bu ana damarda yerini alan ilkelerin Müslümanların hayatına yansıyıp yansımamasına gelince o başka bir tartışmanın konusu. 

Derin Müslümanlık kitabının en önemli özelliklerinden biri Hocaefendi’nin kitabında işlediği ahlaki umdeleri bizatihi yaşamış olmasıdır. Bu yönüyle esere teorik bir ahlak kitabı olarak bakmak büyük bir hata olur.

Bir başka önemli husus ise şudur: 14 asırlık İslam ilim tarihinde birçok müellif, ahlak literatürüne kıymetli katkılarda bulunmuştur: Abdullah b. Mübarek’in Kitâbü’z-Zühd’ü, Gazzâlî’nin İhyâ’sı, Kuşeyrî’nin Risale’si ve daha niceleri…Bunların her birerleri kendi yaşadıkları dönemin sosyo-kültürel zemini üzerinden yorumlar yapmıştır. Hocaefendi’ye gelince kitabında bir taraftan 14 asırlık geleneği aktarmış diğer taraftan da onu günümüz insanının ihtiyaçlarına tercüme etmiş ve modern çağın krizleriyle yüzleşen bir ufuk sunmuştur.

İçinde yaşadığımız çağda insanlık ailesi olarak bizler dünyanın neresinde yaşıyor olursak olalım ciddi bir ahlak krizi ile baş başayız. Bir başka ifadeyle küresel ölçekte bir ahlaki iflas yaşıyoruz. Teknolojinin baş döndürücü hızına, bilgiye erişimin kolaylığına rağmen; güven, merhamet, adalet ve insaf gibi değerler maalesef artan bir hızla aşınıyor. Derin Müslümanlık, tam da böyle bir dönemde, imanî derinlik ile ahlaki güzelliğin birbirinden koparılamayacağını, toplumda karşılığı olan örnekleri üzerinden bizlere bu hakikatı hatırlatıyor.

Derin Müslümanlık bize şunu söylüyor: din, sadece inanç esaslarından veya ibadet ritüellerinden ibaret değildir; bunların hepsi güzel ahlakla taçlandığında anlam kazanır. İnsanı “a’lâ-yı illiyyîn”e yükselten de, “esfel-i sâfilîn”e düşüren de ahlaktır. Hocaefendi’nin bu eseri, hem ilmi geleneğe yaslanan hem de günümüzün ihtiyaçlarını gözeten bir ahlak çağrısıdır.

Bugün Müslümanların dünyada yeniden güven, huzur ve adaletin temsilcileri olabilmeleri, imanlarının derinliğini ahlaklarının güzelliğiyle taçlandırmalarına bağlıdır. Bu noktada kitabın alt başlığında özellikle vurgulanan “Kur’ân ve Sünnet Işığında Ahlak” ifadesi dikkat çekicidir. Çünkü İslam ahlakı doğrudan vahyin rehberliğinde şekillenen bir disiplindir.

Kur’ân’ın temel mesajları ve Efendimiz’in (sas) sünneti, Müslüman bireyin hem Allah’a karşı sorumluluklarını hem de insana, topluma ve bütün mahlûkata karşı vazifelerini kuşatan evrensel ilkeler ortaya koyar. Derin Müslümanlık işte bu iki ana kaynağın ışığında, çağımızın ahlak krizine çözüm önerileri sunarken, iman ve ahlakın ayrılmaz bütünlüğünü bir kez daha gözler önüne sermektedir.

Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

Exit mobile version