Site icon İnternet Haberler Köşe Yazıları Yorumlar Siyaset Ekonomi Spor

Trump’ın yol haritasını biliyorum!

Trump’ın yol haritasını biliyorum!


ADEM YAVUZ ARSLAN | YORUM

Anadolu’da, “Maşallah dediği 3 gün yaşıyor!” diye bir tabir var. Benim durumum biraz öyle gibi. AKP lideri Recep Tayyip Erdoğan’ın adım adım inşaa ettiği ‘tek adam’ rejiminden gelmiş bir gazeteci olarak, zaman zaman ABD’li meslektaşları kıskandığımı söylüyordum. Hatta bu köşede “Başkanın Uçağı ve gazeteciler” başlıklı bir yazı kaleme alıp, ‘örnek alınması gereken bir gelenek’ diyerek Beyaz Saray ile gazeteciler arasındaki çalışma usullerini anlatmıştım.

Hatta o günlerde çok tartışılan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun beraberinde Ertuğrul Özkök, İsmail Saymaz ve Nagehan Alçı gibi isimlerle çıktığı meşhur Karadeniz gezisini örnek vermiştim. O yazıyı, “ABD benzeri bir düzenlemeye gitmediğimiz sürece Erdoğan gider İmamoğlu gelir, onlar gider başkası gelir ama her gelen kendi yandaşlarına alan açıp ‘paralel medya’ inşaa eder.” diye bitirmiştim.

Sözümü geri alıyorum çünkü ABD Başkanı’nın medyayı maniple etmesini, kendi yandaş ekiplerini oluşturmasını engellemek için kurulan ‘pool-gazeteci havuzu‘ uygulaması sona eriyor. Beyaz Saray Basın Sözcüsü Karoline Leavitt, salı günü yaptığı açıklamada bundan sonra başkanın programlarını izleyip soru sorabilecek gazetecileri kendilerinin belirleyeceğini duyurdu. Böylece tam 111 yıldır Beyaz Saray Muhabirleri Derneği tarafından belirlenen gazeteci havuzu uygulaması kaldırılıyor.

ENDİŞELERİ BÜYÜTEN TERCİH

Malum olduğu üzere Başkan Trump ikinci başkanlık dönemine çok hızlı başladı. Attığı imzalar, aldığı kararlar ve çok tartışılan açıklamalarıyla dünyanın her yerinde gündem belirliyor.

Bu yazı medyayla ilgili olduğu için spesifik olarak bu alana bakalım. Başkan Trump, medyayla özellikle de kendini desteklemeyen medyayla kavgalı. Nitekim Meksika Körfezi’nin adını Amerika Körfezi yapan kararnamesinden sonra AP Haber Ajansı’nın akreditasyonunu iptal etti çünkü söz konusu ajans bu değişikliği yapmadı.

Benzer uygulamalar Pentagon’da da oldu. Trump’ın tartışmalı Savunma Bakanı Pete Hegseth, aralarında CNN, NYT ve CBS gibi ana akım kanalların olduğu köklü kurumların Pentagon’daki ofislerini kapattı. Onlardan boşalan yerlere Trump destekçisi yayın organları geldi.

Pentagon bu uygulamayı ‘rotasyon’ olarak savundu.

Durum sadece ofisleri kapatmakla sınırlı kalmadı. Trump yönetimi adım adım ‘paralel medyası’nı inşaa ediyor. Mesela Savunma Bakanı Hegseth, ABD’de tutuklanan mültecilerin götürüldüğü Guantanamo Üssü’ne yanına sadece uzun yıllar çalıştığı FoX News’i alarak gitti.

YASAK DEĞİL ÇEŞİTLİLİK 

Trump yönetiminin medyaya yönelik uygulamaları basın ve ifade özgürlüğü ile ilgili endişleri arttırıyor. Fakat sözcü Leavitt tam tersini iddia ediyor.

Şu ifadeler ona ait: “Washington merkezli seçkin bir gazeteci grubunun Beyaz Saray basın erişimi üzerinde tekelleşmesine artık izin verilmeyecek. Tüm gazeteciler, medya kuruluşları ve farklı sesler, bu çok kıymetli masada bir yer edinmeyi hak ediyor. Bu yüzden, sınırlı basın havuzunun her gün kimlerden oluşacağını belirleyerek, Beyaz Saray gücü Amerikan halkına geri vermiş olacak.”

Leavitt bırakın sansürü çok sesliliği arttıracaklarını iddia ediyor ama ABD medyası endişeli.

Mesela Beyaz Saray Muhabirleri Derneği Başkanı ve aynı zamanda Politico muhabiri Eugene Daniels, “Bu hamle, Amerika Birleşik Devletleri’nde bağımsız bir basının varlığını zayıflatıyor. Bu, hükümetin kendisini takip eden gazetecileri seçmesi anlamına geliyor. Özgür bir ülkede, liderler kendi basın mensuplarını seçmemelidir.” dedi.

Benzer bir tepki New York Times’tan da geldi. Gazete, “Beyaz Saray’ın yalnızca favori gördüğü gazetecilere başkanı takip etme ayrıcalığını vermesi — ve yönetimin hoşuna gitmeyen gazetecileri dışlaması — kamuoyunun Amerika’nın en güçlü kişisi hakkında bağımsız ve güvenilir bilgiye erişimini baltalamaya yönelik bir girişimdir.” ifadelerini kullandı.

Beyaz Saray’ın kararı büyük tartışma başlattı. Herkes bu durumun otoriterleşme yolunda önemli bir adım olduğunu iddia ediyor. Çok sayıda medya ünlüsü Trump’ın kararına tepki gösterirken, “Beyaz Saray basın havuzu başkanlık makamına değil halka hizmet için vardır.” diyor.

FOX NEWS’TEN UMUTLANDIRAN TEPKİ

Bütün bu tartışmanın ortasında umut verici şeyler de yok değil. Mesela Trump’ın sıkı destekçisi olan Fox News’in kıdemli Beyaz Saray muhabiri Jacqui Heinrich, sosyal medyadan karara şu sözlerle tepki gösterdi:”Bu adım, gücü halka geri vermiyor — gücü Beyaz Saray’a veriyor.”

Heinrich’in bu çıkışı çok kıymetli çünkü sıkı Trump taraftarı bir medya organında çalışıyor ama doğru bildiğini-düşündüğünü ifade etmekten de çekinmiyor. Bunu şu örnekle pekiştirebiliriz; A Haber’in Cumhurbaşkanlığı muhabiri uçağa binecek gazetecileri Fahrettin Altun’un belirlemesine tepki gösteriyor! Türkiye’de böyle bir şey mümkün mü? Türkiye’den böyle ‘omurgalı’ bir gazeteci çıkabilir mi ?

ABD’ye geri dönersek Trump’ın bu kararı yeni yönetimin otoriterleşme eğilimlerine şüpheyle bakan kitleyi daha da endişelendirdi. Trump onun söylediği tarzda haber yapmayan, onun gibi düşünmeyen medya organlarını yasaklıyor, 111 yıldır Beyaz Saray Muhabirleri Derneği’nin belirlediği uçağa binecek gazeteciler listesini tekeline alıyor vs.

Hatta ben bir nevi dejavu yaşıyorum. Fakat ABD toplumu, özellikle de medyası buna alışık değil. Şimdi bir sonraki adımda ne olacağı tartışılıyor. Bir çok tecrübeli gözlemci açıkça, “Trump, dostu Putin’in yolundan gidiyor. Onun gibi kendisine bağımlı ve bağlı  ‘paralel bir medya’ inşaa ediyor.” eleştirisi getiriyor.

Açıkçası benim için çok tanıdık bir süreç bu.

Sonuçta Erdoğan da dostu Putin’in izinden gidip Türk medyasını tamamen ele geçirdi. Kimisini satın aldı, kimisini kamu gücüyle hizaya getirdi, kimisini döverek tarafına çekti. Bir şekilde satın almayı ya da yönlendirmeyi başaramadıklarını da kolluk kuvvetleri ve yargı gücüyle gasp etti.

Bunlar Amerika’da olmaz demeyin. Nitekim bir önceki yazımda bahsettiğim CPAC yıllık zirvesinde bu konu da dile getirildi. Trump taraftarları ‘yandaş medya’ kurmayı planlıyor.

Zaten bu işler de böyle başlar ve yavaş yavaş kanıksarsınız. Önce bir iki medya kurumu rotasyon adı altında yasaklanır, sonra bu yasak yaygınlaşır. Sonra bir kısım patronlar baskı altına alınır, sahiplikler değiştirilir, yasalarla sansür arttırılır, uslanmayan gazete ve gazeteciler sopayla hizaya getirilir. Sözüm ona birkaç ‘sözde muhalif’ medya organı bırakılır. Onlara da sınırlar çizilir, hangi alanlarda ‘top koşturabilecekleri’ anlatılır. Sonra bir de bakmışsınız ki medyanın tamamı Saray’ın emrinde.

Trump bunu başarabilir mi bilmiyorum. Bir ay önce sorsanız, “Mümkün değil, zinhar olmaz!” derdim ama geride kalan bir ayda yaşananlar beni ihtiyatlı konuşmaya itiyor. Başkan Trump, Türkiye ya da Rusya benzeri tam yandaş bir medya oluşturamasa bile basın özgürlüğüne büyük hasar veriyor. Hatta verdi bile…

Eğer ABD’nin başkentinde, başkanın sevmediği gazetelere ve televizyonlara yasak geliyor, köklü kuruluşların haber diline Beyaz Saray’da müdahale edilmeye başlanıyor, X başta olmak üzere sosyal platformlarda sansür normal karşılanıyorsa; Türkiye gibi tek adam rejimlerinde ne diyebilirsiniz ki ?

Bugünün Washington’un da Beyaz Saray’a, Dışişleri Bakanlığı’na ya da Kongre üyelerine, “Erdoğan rejimi katı  sansür politikaları uyguluyor, Türkiye’de basın özgürlüğü tehlikede!” desen yüzüne tuhaf tuhaf bakıp “Eee! Burada da öyle!” diyecekler.

Trump’ın geldiği günden bu yana ne diyoruz; bildiğiniz Amerika’yı unutun, artık yepyeni bir dönem başladı.

Medya da bu değişim rüzgarından nasibini alıyor.

 

Türkiye’de bu haberi engelsiz paylaşmak için aşağıdaki linki kopyalayınız👇

Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

Exit mobile version