Site icon İnternet Haberler Köşe Yazıları Yorumlar Siyaset Ekonomi Spor

Diploma savaşı!

Diploma savaşı!


NECİP F. BAHADIR | YORUM

İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu dört koldan kuşatma altında…

Neden?

Çünkü cumhurbaşkanlığı seçiminin en güçlü adayı. Erdoğan’ın yarışmaktan korktuğu isimlerin en başta geleni. İstanbul’da ‘yenilgi üzerine yenilgi’ aldığı biri. İmamoğlu karşısında tam 3 kez ‘büyük bozgun’ yaşadı. Mayıs seçimlerini de sayarsak 4 kez kaybetti İstanbul’da. Artık İstanbul deyince akla Erdoğan değil, İmamoğlu geliyor.

İstanbul, Erdoğan’ın sevdasıydı, gayri tek yönlü, platonik aşka dönüştü. Ne müşkül bir haldir bu!

Ekrem İmamoğlu’nu sandıkta yenemeyeceğini gören Erdoğan, yargıyı kullanarak rakibini ekarte etmenin peşinde. Dosyası bir, iki değil. Hemen her gün yeni bir soruşturma haberi düşüyor medyaya. O kadar yakın takip altındaki ki, kürsüde konuşması bitmeden söyledikleri hakkında yargının harekete geçtiğini haber veren açıklaması geliyor.

Böylesi hiç görülmedi. Geçmişte de yargı sopası siyaseti dizayn için kullanıldı. Ama belli hassasiyetler gözetildi. Bodoslama gidilmedi.

Tayyip Erdoğan, Siirt’te ‘okuduğu şiir’ yargı konusu oldu ve siyaseten yasaklandı. Kararın hukuki değil tamamen siyasi olduğunu bilmeyen yoktu. Erdoğan’ın Ankara siyasetinde etkili olmasını istemeyen çevreler ‘yargıyı’ devreye soktu. Yargı dünden razıydı. Yargı bütünüyle askeri bürokrasinin gölgesi altındaydı zaten. Şiir falan hikayeydi. Plaka okusa da yolu kesilecekti. Ankara’nın bürokrasi ve siyasi ağaları Erdoğan’ı ‘sakıncalı, devletten uzak tutulması gereken bir siyasetçi’ olarak görüyordu.

Dün kendisine yapılanı, bugün başkasına yapıyor!

Bu anormalliği siyasetin bünyesi kaldıramadı. Deniz Baykal’ın girişimiyle Meclis’te düzenlemeye gidildi ve Erdoğan’ın ‘siyaset yasağının’ ömrü kısa sürdü. İktidara taşıdığı partisi AKP’nin ‘başbakanı’ olarak koltuğa oturdu. İşte o Erdoğan, bir zamanlar kendisine yapılanları şimdi bir başkası için ‘sahneye koymaktan’ geri durmuyor. Üstelik bir ‘siyaset mühendisi’ gibi ‘ince taktik ve yollarla’ da değil, bir ‘inşaat mühendisi’ gibi kaba ve yoz yöntemlerle…

Merak ediyorum, ‘kendisine yapılanı bir başkasına misliyle yapmak…’ acaba nasıl bir ruh halinin sonucudur? Koltuğunu muhafaza için her yolu meşru görmesi gibi gerekçeler durumun vahametini izah etmekten uzak. Ben daha çok olayın ‘psikolojik ve ruhsal’ boyutunu anlamak istiyorum. Normal ve sağlıklı bir hal olmadığı muhakkak.

Ortada bir anomali var. Ve kahramanı da bizzat Erdoğan’ın kendisi. Dün kendisi için aksi sonuç veren ‘siyaseten ön kesme’ çabalarını, bugün aynen tekrarlamasının farklı netice doğuracağını mı sanıyor acaba?

Çevresinde kurmay ve danışman grubunda kendisini uyaracak, ikaz edecek bir kişi de mi kalmadı? Sorunun anlamsız olduğunun farkındayım, evet kalmadığı kesin. Etrafında bir tane ‘akıl ve vicdan sahibi’ bulunsaydı, ne İmamoğlu meselesinde ne de diğer politikalarda bu kadar gemi azıya almaz, en azından yarın arkasından hayırla yad edilmesini sağlayacak adımlar atardı. Bu kadar ‘kırıp dökmezdi.’ Davasına ve kutsallara ihanet etmezdi. Kendisine ve ülkesine bu denli ‘yazık’ etmezdi.

Bir insan İmamoğlu’nun hikayesini kendisine bu kadar mı benzetir? Cumhurbaşkanlığı adaylığı sırasında Erdoğan’ın diploması çok tartışıldı. ‘4 yıllık üniversiteden mezun olmadığı’ iddia edildi. Hiç üniversite arkadaşına rastlanmadı. Öğrencilik hatıraları liseyle sınırlı kaldı. Devlet elinin altında olduğu için ‘diplomasi sorununu’ aşmasını bildi. Fakat kamuoyunu ikna edemedi.

Erdoğan’ın gerçekten 4 yıllık üniversite diploması var mı? Bu soru hala geçerliliğini koruyor. Yarın bu dosyanın tekrar açılacağı muhakkak. Çünkü öne sürdüğü belgeler problemli…

İktidar çevresi, cumhurbaşkanı adaylığı için ‘ön seçime’ katılmaya hazırlanan İmamoğlu’nun ‘diplomasını’ tartışmaya açtı. Konu 5 yıl önce de daha alt düzeyde gündeme geldi. Hiçbir sorun olmadığı anlaşıldı ve mesele kapandı. Ne zaman ki adaylığı ciddileşti, eski defterler tekrar karıştırılmaya başladı.

Medyaya yansıyan iddialar üzerine yargı da yıldırım hızıyla harekete geçti ve soruşturma başlattı. İddia, İstanbul Üniversitesi’ne, Kıbrıs’taki bir özel üniversiteden ‘yatay geçiş’ yaparken usulsüzlük yapıldığı… Haliyle ‘diplomasının yok hükmünde’ olduğu…

4 yıllık üniversite diploması neden bu kadar önemli? Cumhurbaşkanı adaylığının ‘olmazsa olmaz şartlarından’ biri çünkü. Diploması olmayan halkın teveccühüne ne kadar mazhar olursa olsun ‘cumhurbaşkanı koltuğuna’ oturamaz.

Bülent Ecevit, ‘lise mezunu olduğu’ için önünde fırsat pencereleri açılmasına rağmen cumhurbaşkanı adaylığını düşünemedi bile. Erdoğan’ın 4 yıllık üniversite diploması var mı? ‘Yok!’ diyenlere ve ortaya saçılan dokümanlar en azından ‘tartışmalı olduğunu’ gösteriyor.

İmamoğlu’nun diploması var mı? Var… Fakat iktidar ve medyası ‘yatay geçişin’ mevzuata uygun olmadığını ileri sürdü. Ve yargı konusu haline getirmeyi başardı.

Koltuğu kaybetme korkusu, gözlerini kör etti

İmamoğlu ‘yatay geçişle’ hangi tarihte İstanbul Üniversitesi’nde eğitimine başlamış? 1990’ların başı… Diploma tarihi 1994. Üzerinden 35 yıl gibi uzun bir süre geçmiş. Peki ‘zaman aşımı’ söz konusu değil mi? İmamoğlu için değil!

O kadar ki AKP medyası İmamoğlu’nun doğum tarihini bile tartışmaya açtı. Neden ilkokula erken başladığını soruyor? Erdoğan ve AKP’nin ‘muteber’ hukukçusu İzzet Özgenç, bugün konuyla ilgili yaptığı paylaşımda, “Bugünkü hükümlerle 35 yıl önceki işlem değerlendirilemez!” dedi ama onu takan yok. Çünkü koltuğu kaybetme korkusu ‘gözleri kör, kulakları sağır etti…

Savcılık İstanbul Üniversitesi’ne bir ‘talep müzekkeresi’ gönderdi. Metin yargı mensubundan çok bir AKP trolünün kaleminden çıkmış gibi; “İdarece geri alınma işlemi dahil tüm idari tedbirlerin alınması yönünde gereğinin yapılması için…”

‘Geri alınma’ dediği ‘diplomanın iptali’ anlamına gelmez mi? Niye savcılık diplomanın ‘geri alınmasını’ istiyor?

“Söz konusu belge hakkında ileride telafisi mümkün olmayan zararlar oluşacağından…” Nedir bu zararlar? Ön seçime katılmasına engelleme girişimi bu.

‘Diplomanın iptali’ adaylığını hükümsüz bırakır. Savcılığın elini çabuk tutmasının sebebi bu. Ortada ne mahkeme kararı var ne de idarenin bir tasarrufu… Yargının telaşını anlamak zor.

İstanbul Üniversitesi yargının ‘geri alma’ gibi hakkı ve haddi olmayan hukuk dışı talebini yerine getirir mi? Yoksa mevzuatın gereğini mi yapar? Üniversitenin başında bulunan isim de Erdoğan’ın arkadaşlarından… Yani İmamoğlu’nun diploması pekala ‘hükümsüz’ hale getirilebilir.

Siyaset yasağıyla sonuçlanma potansiyeli taşıyan başka dosyaları da var İmamoğlu’nun. Biri olmadı, diğeri… Erdoğan’ın ‘kuşatma harekatı’ çok yönlü. İmamoğlu’nun ’diploma ile önünü kesmek’ mi daha avantajlı, yoksa ‘diploma ile yaralamak’ mı? Her halükarda İmamoğlu ‘diplomayla yaralı’ hale gelecek.

Ama bu ‘ölümcül yara’ değil. Hatta lehine bile sonuç verebilir. Çünkü bu süreçte ‘doğal yollar’ yerine ‘zorlama yöntemleri’ herkes gördü.

Evet, İmamoğlu’nun cumhurbaşkanlığı yolu mayın döşeli, tehlike ve risklerle dolu… Fakat hukuki kuşatmaya karşı bir ‘siyasi huruç’ mümkün. Her türlü moral ve politik üstünlük İmamoğlu’nda…

Erdoğan’ın elinde ise sadece ‘devlet gücü’ kaldı, eski halinden eser yok. Cumhurbaşkanlığı seçiminin çok çetin ve yaman geçeceği bugünden belli…

Ben hala Erdoğan’ın kendi yaşadıklarını, başkasına yaşatmasının nasıl bir psikoloji ve ruh halinin ürünü olduğunu merak ediyorum. Doktorlar bu hususta ne der acaba?

Türkiye’de bu haberi engelsiz paylaşmak için aşağıdaki linki kopyalayınız👇

Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

Exit mobile version