Site icon İnternet Haberler Köşe Yazıları Yorumlar Siyaset Ekonomi Spor

Avrupa liderini buluyor gibi, artık ABD düşünecek!

Avrupa liderini buluyor gibi, artık ABD düşünecek!


M. AHMET KARABAY | HABER YORUM

İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana en büyük hızlı dönüşüm sürecini 1980’li yılların ikinci yarısında yaşayan dünya, o tarihten bu yana ilk kez bu kadar önemli bir değişim sürecine girdi. Trump’ın ABD’de işbaşına gelmesi, 24 Şubat’ta da Almanya’da seçimlerden Merz’in şansölye adayı olarak çıkması bu süreci daha da hızlandıracağa benziyor. Dünyanın sürüklendiği istikamette bir cihan savaşı yaşanmazsa, bu değişimden en büyük zararla çıkacak olan ülkesi, sanılanın aksine ABD olacak gibi duruyor.

Kasım 2020’de 46. başkan seçilen Joe Biden, görev süresi boyunca statükonun devamını sağlamaktan başka bir şey düşünmedi. Doğudan yükselen Çin “tehlikesi” karşısında ülkesinin menfaatlerini yeterince koruyamayacağı görülünce de bu kez, görevi kendisine bayrağı teslim eden çılgın sarışın iş adamı Donald Trump’a devretti. Trump, seçildiği günden itibaren bayrağı devralmış ABD Başkanı gibi hareket etti. Sistemin bütün sınırlarını zorlayan Trump, 20 Ocak’ta görevi resmen devralmasıyla birlikte söyledikleri istikametinde hareket etmeye başladı.

En yakın ticari partneri olan kuzey komşusu Kanada ve güney komşusu Meksika ile kavga etmeye girişti. Yetmedi Grönland konusunda Danimarka ile gerginlik çıkardı. Dostları ile şimdiye kadar görülmemiş bir çekişmeye giren Trump, kâğıt üzerinde ABD’nin mutlak düşmanı olarak bilinen Rusya ile flört etmeye başladı. Geçen hafta Suudi Arabistan’ın Riyad kentinde yapılan Ukrayna barış görüşmelerinde, ABD taraf değiştirip Rusya’nın safında yer aldı. ABD heyetine istikameti Trump okyanusun öte yanından yaptığı açıklamalarla çizdi.

Rus lider Putin’in bile bugüne kadar kullanmaktan çekindiği ifadelerle Ukrayna’yı ve başındaki lideri Zelensky’yi suçladı. Ukrayna’daki savaşı durdurmak amacıyla yapıldığı duyurulan görüşmelerin, ABD’nin Ukrayna’yı belli bir bedel karşılığında altın tepside Rusya’ya sunmaya çalıştığı anlaşıldı.

ALMANYA SEÇİMLERİ PEK ÇOK ŞEYİ DEĞİŞTİRECEĞE BENZİYOR

Donald Trump’ın ABD’nin bilinen geleneklerini yıkacağını söyleyerek 6 Kasım 2024’te başkan seçilmesinin estirdiği kasırga, Kanada’da Başbakan Justin Trudeau ile birlikte Almanya’da da sosyal demokrat Başbakan Olaf Scholz’u koltuğundan etti.

Her iki başbakan da yeni duruma göre ortaya çıkan tabloya halkın karar vermesi gerektiğinden hareket ederek ülkelerini seçime götürme yolunu seçti. 24 Şubat’ta yapılan seçimlerde Alman halkı, Scholz’e ve partisine ağır bir yenilgi yaşattı. Almanya’da halk önceden olduğu gibi sandıktan koalisyon çıkardı. Bu kez hükümeti CDU’da Angela Merkel’in selefi olan Friedrich Merz’in kurmasının önünü açtı.

Hristiyan Demokrat Birlik (CDU) lideri Friedrich Merz, halefi Scholz’un statükoyu devam ettirme siyasetinin aksine, ülkesine ve Avrupa’ya yeni bir siyasi çehre kazandırma peşinde. Hükümet kurma görevine hızlı başlamak istediğini belirten Merz, Paskalya’ya (20 Nisan) kadar kabinesini açıklamaya çalışacağını duyurdu.

Merz, Almanya’da geleneksel seçim sonrası liderler tartışmasında ülkesine ve Avrupa Birliği’ne önemli hedefler ortaya koydu. Bunu bir televizyon programında söylemek zorunda kalacağını asla düşünmediğini belirten Merz, “Benim için en büyük öncelik, Avrupa’yı güçlendirip ABD’den gerçek anlamda bağımsızlık kazanmak.” dedi. “ABD’den bağımsızlığımızı alacağız.” yolunda bir ifadenin Almanya’da kullanılması, üç ay öncesinde imkansız gibiydi.

Bu sözler, Almanya’nın yeniden sahalara dönmek istediğini değil döneceğinin gösteriyor. Aslında Merz, Ukrayna’ya saldırması ardından Avrupa’da yükselen Rusya korkusuna karşı Trump’ın bu korku ile alay edercesine Rus lider Putin’e arka çıkması politikalarına bir isyan gibi.

Merz, seçimler öncesinde Avrupa’nın Ukrayna’ya desteğinin süreceğini açıkça dile getiren bir isimdi. Yeni şansölye adayı Merz, Trump’ın Ukrayna’yı Rusya’ya teslim edeceğinin ipuçlarını verdiği sıralarda, 12 Kasım 2024’te aynen şu ifadeleri kullandı: “Görevi aldığımda, Putin’e savaşı derhal bitirmesi için ültimatom vereceğim. Putin savaşı bitirmemekte ısrarlı olursa, uzun menzilli Taurus füzelerini Ukrayna’ya vereceğim.” 

Dünyanın yakın tarihi üzerine bir miktar okuma yapanların bildiği bir tekerleme var:

“Ruslar yükselir, Almanlar düşer,
Almanlar yükselir Ruslar düşer…”

Putin’in pandemiyi dolayısıyla alınan bir tedbir kılıfı içinde Alman Şansölyesine, Kremlin Sarayı’na girerken PCR testi yaptırmaya kalkmış, Olaf Scholz’un bunu kabul etmemesi üzerine de 5 metre uzunluğundaki masada gazetecilere poz vermişti.

İki aydan önce şansölye koltuğuna oturma hesabı yapan Merz’in öncelikli konusu resesyon sınırına gelmiş olan Alman ekonomisinde reform yapılmasını sağlamak olacak. Bununla eş zamanlı yürüteceği bir politika ise Avrupa Birliği’ni Rusya karşısında güçlü tutmak, ABD’ye karşı da “Sensiz de yapıyoruz” tavrı geliştirmek olacak.

Almanya, Avrupa’nın lokomotifi olsa da Friedrich Merz’in bunu tek başına başarabilmesi mümkün görünmüyor. Fransa ve İngiltere’yi yanına alması gerekiyor. Bunu gerçekleştirmeye girişmesi halinde Avrupa’da ciddi bir silahlanma yarışının başlayacağı kaçınılmaz görünüyor. Böyle bir durum, Trump için korkulu rüyaya dönüşebilir.

Medyada ve siyaset dünyasında herkes Trump fırtınasını anlatırken, göreve başlamadan 11 gün önce söylediklerinden hareketle 9 Ocak 2025’te bir yazı yazmıştım. “‘Keskin’ Trump, ABD’yi çöküşe sürükleyen kişi olursa şaşmayın! başlıklı yazıda, Trump’ın saldırgan tavrının dünyadaki ABD karşıtlığını daha da körükleyeceğini ve bu tavrın ülkenin dünya liderliğinin sonunu getirebileceğini anlatmıştım.

CDU lideri Merz, ABD’nin değerli madenlerini alıp Ukrayna’yı Rusya’ya sunmasına karşı çıkıp savaşın devamını sağlayabilir. Bu da Fransa ve İngiltere’nin ve bütünüyle Avrupa Birliği’nin ABD’den daha da uzaklaşmasının önünü açar.

Rusya yanlısı tutumuyla bilinen bir iki ülke dışında Avrupa’nın hepsi, kendi temel güvenliklerini sağlamadan Ukrayna topraklarının Rusya’ya verilmesini güvenliklerine konulmuş dinamit olarak görürler.

Rusya korkusu yüzünden Avrupa ülkelerinin silahlanmaya ağırlık vermeleri halinde ABD dünyada yalnızlaşacak ve dahası Çin ile mücadele etme gücü kalmayacak. AB ülkelerinin, ABD’nin “dünyanın başına bela” gibi göstermeye çalıştığı Çin ile işbirliğine gitmeleri halinde Trump’ın yönettiği ülkenin bütünüyle yalnız kalma durumu ortaya çıkacak.

Rusya’nın Ukrayna’daki savaşı sürdürmesi, Ukrayna’ya verdiği zarar kadar kendi ülkesini de yıprattı. Rusya’nın Ukrayna’daki savaşı kazanması mümkün olabilir ama bunun Pirus zaferine dönme ihtimali herkesin bildiği bir gerçek.

NATO’YA DÜŞMAN BİR ABD

NATO Eski Genel Sekreteri Rasmussen, Ekonomist dergisi için kaleme aldığı yazısında, “Avrupa, NATO’ya açıkça düşman olan bir ABD Başkanı gerçeği ile yüzleşmek zorunda.” ifadelerini kullandı. Rasmussen’in dediği gibi Avrupa, hem Rusya’nın saldırganlığı dolayısıyla varlığı tehdit altında hem de NATO düşmanı bir ABD başkanının varlığı ile karşı karşıya.

Avrupa ya bir yol bulacak ya da dağılıp gidecek. Dağılıp gitmeyi kabul etmeyeceklerine göre yol bulmak zorundalar.

Türkiye’de bu haberi engelsiz paylaşmak için aşağıdaki linki kopyalayınız👇

Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

Exit mobile version