Site icon İnternet Haberler Köşe Yazıları Yorumlar Siyaset Ekonomi Spor

Önemli olan nasıl anlattığınızdır!

Önemli olan nasıl anlattığınızdır!


Bir yönetmenden çok daha fazlası: Christopher Nolan (3)

“Herkesin bir kutusu vardır!”
Following

Reklamcı bir baba ve hem İngilizce öğretmeni hem de hostes bir annenin üç çocuğundan biri olan Christopher Nolan, baba mesleğinden dolayı kamerayla 7 yaşında tanışmıştı. Çocukken tam bir Star Wars hayranı olan Nolan, ilk filmlerini de bu filmlerin etkisiyle çekti. Örneğin stop motion tekniği ile yaptığı figürleri anime etti ve filminin adını Space Wars koydu. 

Eğitimli bir ailenin çocuğu olmanın tüm avantajlarını yaşarken, çocukluğu Londra ve Chicago arasında geçmişti. Amcasının ise NASA’da çalışması onun uzaya ilgisinin temel kaynağı oldu. İlerde çekeceği Interstellar filminin kökeni buralara kadar dayanır. 

11 yaşında yönetmen olmaya karar vermişti artık. 

19 yaşında Nolan üniversiteye henüz başlamışken, çocukluk arkadaşı Roko Beliç’le beraber gerçeküstü kısa filmleri Tarantella’yı çektiler. Nolan, yönetmenlikten ziyade yardımcılık yaptığı için, jenerikte her ne kadar ismi ortak yönetmen olarak geçse de gerçekte filmin senaryosu ona aitti. 

Tarentella, fonetik açıdan çağrıştırdığı Tarantula ile ilgili bir terim. Ve aslında erken dönem sinemasının örneklerinden birinin de ismi. (1906) Daha sonra değişik zamanlarda ve değişik uzunlukta Tarantella hikayeleri sinemaya aktarıldı. Rivayete göre tarantula tarafından ısırılan birinin, zehrin çıkması için yapmak zorunda olduğu dansa Tarantella deniyor. Akrep ise İsmini Güney İtalya’daki Taranto şehrinden alıyor. Zamanla bir ritimli bir dansa dönüşen Tarantella pek çok klasik müzik bestecisinin de ilgisini çekmiş. Liszt, Rossini, Chopin ve Shostakovich gibi usta müzisyenlerin bu isimde besteleri vardır. 

Film örümcekler ve şeytanlarla ilgili kabul gören bir gencin dramını anlatır. Genci Roko Beliç oynar, siyah giyen karanlığı Christopher ve beyaz giyimli aydınlığı ise kardeşi Jonathan canlandırır. (Henry Adana isimli bir sinemaseverin tesadüfen 2021 yılında keşfettiği filmi Şurdan izleyebilirsiniz) 

Londra Üniversitesi’nde okumak istemesinin sebebi; bu okulun yapım tesislerinin ve film çekim imkanlarının fazla oluşuydu. 

Okulun film kulübünün müdavimleri arasına girdikten sonra birisiyle tanıştı. Okulda Antik Tarih bölümünde öğrenci olan ve kaldığı yurtta bir üst katta yaşayan Emma Thomas. 

Emma da sinema meraklısıydı ama setten ziyade yapım işleriyle ilgilenmeyi seviyordu. Mekan, ekipman bulunması, çekimlerin ayarlanması, çalışanların beslenmesi vs…

İlk ortak çalışmaları Doodlebug’ın çekimleri sırasında hayatlarını birleştirme kararı alan Emma/Christopher çifti hem işlerini hem de evliliklerini hayranlık verici derecede başarıyla günümüze kadar sürdürdüler ve çiftin 4 çocuğu oldu. Ancak filmlerindeki kahramanları pek öyle değildi. Nolan’ın erkek kahramanlarının hemen hepsi dul idi. Çoğunun eşi ruhlar alemine gitmişti. Bu arada Nolan filmlerinde “Zevce ölümleri” hakkındaki bölümü kaçırmamanızı salık veririm. 

Evlendikten hemen sonra balayına çıkmak yerine senaryo yazmaya daldılar ve Nolan’ı dünyaya tanıtan meşhur Following’e imza attılar. Filmde Emma’nın da çok kısa ve belirgin olmayan şekilde üç kez göründüğünü belirtelim. 

Taze evli Nolan Çifti, Following setinde. Kafeterya sahnesinde Emma’nın küçük üç rolü vardır.

Sektöre tepeden giriş filmi: Following!

Christopher Nolan’ın kariyerindeki ilk uzun metraj filmi “Following” (1998) büyük bir sinema adamının ayak sesleridir. Nolan’ın sinematografik kariyerinin başlangıcında, henüz büyük bütçeli Hollywood yapımlarına atılmadan önce ortaya koyduğu benzersiz anlatı yeteneğinin ilk örneklerinden biri olan Takip, daha sonraki eserlerinde de gördüğümüz bazı temel öğeleri ve teknikleri içermesi açısından da bir model filmdir. Christopher Nolan tabiri caizse henüz ilk filminde bir “auteur” yönetmen olduğunun işaret fişeklerini çakar. 

Filmin en dikkat çeken özelliği ise, anlatısının, Nolan’ın diğer filmlerinde de gördüğümüz doğrusal olmayan zaman yapısını benimsemesidir. Film, ana karakterin geçmişteki olayları hatırlamasıyla ilerler gibi görünse de yönetmen seyircinin kafasına adeta bir mikser sokar ve zaman uzamını doğrusallıktan alıp giriftleştirir. Bu, “Memento” ve “Dunkirk” gibi Nolan’ın diğer filmlerinde de göreceğimiz bir özelliktir.Nolan filmlerine yakından baktığımızda göze batmayan bir durum ya da olay tekrarını görürüz. Bu tekrar “Tema” başlığını kesinlikle içermez. Tematik bağlamda Nolan filmleri birbirinden bağımsız ve her biri bambaşka şeylerin derdindedir. 

Misal; Following’de, ana karakterin bir yazar olma çabası ve bir hırsızın yaşam tarzını taklit etme arzusu arasındaki gerilim işlenmektedir. Aslında benzer durumu “The Prestige” ve “Inception” filmlerinde de işlediği kimlik, taklit ve gerçeklik arasındaki sınırları eğip bükerken de izleriz. 

Following’e devam etmeden önce bir klasik filmden bahsetmek isterim. 1951 yapımı ünlü korku ve gerilim ustası Alfred Hitchcock’un yönettiği “Strangers on a Train – Trendeki yabancı” filmi çok enteresan bir konuya sahiptir. Aslında bu film bir uyarlamadır. Polisiye ve gerilim romanları yazarı Patricia Highsmith’in sinemaya uyarlanan pek çok kitabından biridir. Özellikle Ripley serisi dünya çapında “best seller” olmuş bir seridir. Highsmith, serinin 1991 yılında yazdığı, “Ripley Under Water – Ripley su altında” isimli roman yayınlandığı yıl epey gündem olmuştu. Kitabın başında çok ilginç bir ithaf vardı: 

“İntifada’nın ve Kürtlerin ölülerine, ölenlerin, hangi ülkede olursa olsun baskıyla mücadele edenlere, yalnızca sayılmak için değil de vurulmak için ayağa kalkanlara… ”  

Tahmin edileceği üzere bu ithaf yazısı İsrail ve Türkiye’deki baskılardan çıkarılmıştı!

Peki ne anlatır Trendeki Yabancı?

Kitap (ve film), iki yabancı; Guy Haines ve Charles Bruno’nun, bir tren yolculuğu sırasında tanışmalarıyla başlar. Guy, bir mimardır ve boşanmak istediği karısından ayrılmak için uğraşmaktadır. Charles ise zengin bir adamın boşta gezen oğludur. Charles, Guy’a bir teklifte bulunur: Eğer Guy, Charles’ın babasını öldürürse, Charles da Guy’ın karısını öldürecektir. Böylece, her iki cinayetin de arkasında bir neden olmadığı için polis tarafından yakalanma riskleri olmayacaktır. Guy, bu teklifi reddeder, ancak Charles, Guy’ın karısını öldürerek planı harekete geçirir. Bu olay, Guy’ı büyük bir baskı altına alır ve olaylar içinden çıkılmaz bir hal alır!

Nedendir bilmem Following atmosfer ve ruh olarak bana hep bu filmi hatırlatmıştır. Oysa benzer noktaları neredeyse yok gibi olmasa da dertleri farklı farklı olan iki sanat eseridir! 

Misalen her iki eserde de ana karakterler, tesadüfen karşılaştıkları bir yabancıyla derin bir ilişki kurarlar. Bu karşılaşmalar, olayların seyrini değiştirir. Ayrıca hem “Strangers on a Train” hem de “Following”de, masum bir karakter, kötü niyetli bir yabancının cazibesine kapılır. Bu etkileşim, masum karakterin moral değerlerini sorgulamasına neden olur. Her iki eserde de başlangıçtaki basit bir karşılaşma, bir dizi karmaşık ve tehlikeli olaylara sebep olur.

Hem Highsmith (ve Hitchcock) hem de Nolan, suçun psikolojik yönlerini ve bireyin eylemlerinin sonuçlarını derinlemesine incelerler. Ve fakat her iki eser de farklı temalar ve sonuçlarla birbirinden fena halde ayrılırlar. “Strangers on a Train”, suçun ve suçluluğun psikolojik yönlerine odaklanırken, “Following” takıntı, kimlik ve manipülasyon temalarını ele alır. Her iki eser de karakterlerin kararlarının ve eylemlerinin sonuçları üzerine derin bir içgörü sunar.

Galiba iki filmdeki antagonistleri benzettim. Tekinsiz iki insan; Charles ve Cobb. 

Strangers on the train’deki Charles ve Following’deki Cobb: İki tekinsiz adam!

Nolan’ın ilk uzun metrajlı filmi “Following”in en dikkat çekici yönü, filmografisinde tekrar tekrar etrafında döndüğü aynı temaları korumasıdır. Aslında bu tuhaf bir şekilde cesaret vericidir zira “The Dark Knight” ve “Inception” gibi hit filmlerin başarısı sayesinde filmlerinin bütçeleri artmış olsa da Nolan zaman ve kimlik kavşağında büyülenmiş gibi durur. Seyircisini geleneksel kronolojiden ayırmak ve karakterlerinin korkularını ve zaaflarını daha iyi göstermek için sürekli olarak zamanla oynar.  Nolan için zaman, kalbi kırık bir adamın (her zaman bir erkek) hikayesini daha iyi aydınlatmak için onun iradesine eğilebilecek yapay bir yapıya sahiptir. Kahramanımız bu kırıklıkla ya kendi egosuna boyun eğer ya da onun devam etmesine izin veren bir tür kabulleniş içindedir. 

1998’de gösterime giren “Following”, tam anlamıyla bir bağımsız film olup, Nolan bu filmi neredeyse “sıfır” bütçeyle çekmiştir. 

Yine neredeyse “sıfır” ışık kullanılan filmin çok büyük bir kısmı doğal ışık altında çekilmiş. Hatta şöyle bir detay var; Nolan film malzemelerinin en fazla bir taksiyi dolduracak kadar olmasına özen gösteriyormuş. Bir de çekim esnasında, filmde çalınacak olan malzemeler setten gerçekten çalınınca, çekimler bir süre aksamış. 

Hikâye ise şöyle; 

Bir yazar, can sıkıntısından ve hayal kırıklığından dolayı, Londra’nın kalabalık sokaklarından rastgele yabancıları seçip onları takip eder. İnsanları nereye gittiklerini, günlerini nasıl geçirdiklerini görmek için onları takibe alan bu ezik amatör yazar, kendini de yazılarındaki kurgusal karakterler için yararlı materyaller topladığı zehabına kapılarak kandırmaktadır. Derken bir hata yapar ve aynı kişileri birden fazla kez takip etmeye başlar. Karakter oluşturma amacını çoktan aşmıştır, düpedüz bir röntgenci olmuştur artık. 

Bir gün onu neden takip ettiğini öğrenmek isteyen Cobb adında profesyonel bir hırsızla karşı karşıya kalır. Ve kaderin karşısına Cobb (Alex Haw) isimli bir suçluyu çıkarmasıyla, bir anda avcı iken av pozisyonuna düşmeye başlar. Aslında Cobb da bir bakıma bir gözetmendir ve kurbanlarının hayatını, (çarpıtılmış etiğini özetlemek gerekirse) “onlara sahip olduklarını göstererek onu almak” suretiyle bilinçli olarak altüst etmekten haz duyar. Genç Adam, Cobb’un öğretilerinden çok etkilenir ve adeta hipnotize olmuş gibi onun buyruğu altına girmeye başlar. İşin içine bir de, suç patronu (Dick Bradsell) ile ilişkisi olan bir “femme fatale” olan Sarışın (Lucy Russell) ile tanıştırdığında işler daha da karmaşıklaşır. 

Cobb daha sonra onu bir soyguna götürür, ona işin püf noktalarını gösterir ve kurbanlarının eşyalarından çıkarımlar yapma yeteneğini gösterir. Cobb’un hain faaliyetlerine giderek daha fazla bulaşan ve evini soydukları bir kadına takıntılı hale gelen yazar, tehlikeli bir ağın tuzağına düşmek üzeredir!

Filmin derinlemesine analizine devam edeceğiz.

Türkiye’de bu haberi engelsiz paylaşmak için aşağıdaki linki kopyalayınız👇

Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

Exit mobile version