Site icon İnternet Haberler Köşe Yazıları Yorumlar Siyaset Ekonomi Spor

Yargıtay misyonuna uygun olarak en başta yaptığı yanlışı devam ettiriyor

YARGITAY’IN ORHANLI GİŞELERİ KARARINA İLİŞKİN DEĞERLENDİRME

Yargıtay 3. Ceza Dairesi’nin tıpkı önceki hukuka aykırı kararlarında olduğu gibi Orhanlı Gişeleri davası da tam bir hukuk garabetidir. Zira 3. Ceza Dairesi (eski 16. Ceza Dairesi) ve Ceza Genel Kurulu 2017 yılında verdikleri ilk kararlarında; 15 Temmuz eylemlerini hukuksal anlamda TEK FİİL VE TEK SUÇ olarak değil, amaç suç olan anayasal düzeni değiştirme/Hükümeti ortadan kaldırmaya elverişli ÇOK SAYIDA VAHİM EYLEM kabul etmiş ve Gülen Hareketinin de bir çok ağır suçu organize şekilde işleyen silahlı bir örgüt olduğunu belirtmişlerdir.[1]

Ancak, 3. Ceza Dairesi daha sonraki kararlarında, 15 Temmuz’da ülke genelinde gerçekleşen her eylemin tümüyle TEK BİR FİİL olduğunu kabul etmiş ve amaç suça ilişkin tüm yargılamaları da bu kabul üzerinden yürütmüştür. Hukuki olarak tek bir fiilin karşılığı TEK BİR ANAYASAYI İHLAL SUÇUDUR. 3. Ceza Dairesine göre 15 Temmuz’da bir tek amaç suç işlenmiştir ve işlenen bu suç da darbe teşebbüsüdür.[2]

15 Temmuz olaylarıyla ilgili yargılamalardaki en önemli mantık hatası da bu, yani TEK FİİL VE TEK SUÇ kabulüdür. Acaba, 15 Temmuz olayları 2017’de “çok sayıda eylem ve çok sayıda suç” kabul edilirken, ne olmuştur da iki yıl sonra “tek bir fiil ve tek bir suça” dönüşmüştür?

İşin özü şudur; Yargıtay 2017’de Gülen Hareketini terör örgütü kabul edebilmek için 15 Temmuz’da ÇOK SAYIDA vahim eylem gerçekleştirildiğini belirtmiştir. Zira bir yapının terör örgütü olarak kabulü; amaç suçun çok sayıda işlenmesi gayesiyle bir araya gelinmesine bağlıdır. İki yıl sonra ise, bu vahim eylemlerle ilgili çok sayıda kişiyi TCK’nın 309 veya 312. maddesinden mahkum edebilmek için TEK FİİL ve TEK SUÇ kabulüne dönmüştür. Yeni 3, eski 16. Ceza Dairesi bu kabulü şu nedenle yapmaktadır; 15 Temmuz’da yaşanan olayların hepsi TEK FİİL yani TEK BİR SUÇ denilirse; bu olaylara herhangi bir şekilde katılan herkes, bu tek suça iştirak etmiş sayılacak ve TCK’nın 309/312. maddesinden veya bunlara yardımdan cezalandırılabilecektir. Yani bu hukuksuz kabuldeki amaç; 15 Temmuz’da yaşanan öldürme ve yaralama dışındaki vahim olmayan eylemleri de bu tek suçun (TCK m.309/312) içine katabilmektir. Çünkü 15 Temmuz’daki olayların hepsi TEK BİR FİİL kabul edilirse; o gün sadece nöbet tutan birisi bile bu tek fiile katılmış olacak, bu tek suça (darbeye) katılan herkes müşterek fail sayılabilecek ve herkes kendi fiilinden değil, katıldığı bu tek fiilden (DARBE) sorumlu tutulabilecektir. Dolayısıyla da, tek fiilin karşılığı olan 309. maddeden cezalandırılabilecektir.

Yine, 15 Temmuz’da cebir/şiddete hiç karışmamış kişiler bile (Ör. nöbet tutan) bu tek fiildeki cebir/şiddete katılmış kabul edileceklerdir. Ancak, 15 Temmuzdaki her vahim olay ayrı bir fiil ve suç kabul edilirse; sadece bu vahim eylemlere iştirak edenler 309. maddeden sorumlu olacaklardır. Darbeye bilerek ve isteyerek katılsa bile vahim eylemlere iştirak etmeyenler bu vahim eylemlerden sorumlu tutulamayacakları için haklarında 309. madde uygulanamayacak ve bu kişiler sadece kendi fiillerinden sorumlu tutulup TCK’nın 314. maddesinden cezalandırılacaktır. İşte bu uygulamanın önüne geçmek ve 15 Temmuz’da vahim eyleme katılıp katılmadığına bakmaksızın herkesi 309. maddeden cezalandırabilmek için darbe teşebbüsü tümüyle TEK FİİL ve TEK SUÇ kabul edilmiş ve edilmeye devam edilmektedir.

Ancak, 15 Temmuz günü tek fiil ve tek suç yoktur.[3] O gün gerçekleşen her bir vahim eylem ayrı bir fiildir ve o gün kaç tane vahim/matuf eylem yaşanmışsa o kadar 309. maddedeki suç oluşur. Yani, 15 Temmuz’da tek değil, çok sayıda anayasayı ihlal suçu işlenmiştir. Ayrıca 3. Ceza Dairesi, 15 Temmuz olaylarının tamamını “hukuki anlamda tek bir fiil” kabul ederken kendisiyle çelişmektedir. Şöyle ki; darbeye katılan her sanığın sorumluluğu belirlenirken “cebri/icrai fiilin, sanığın bulunduğu mahalde de doğrudan doğruya icrasına başlanıp başlanmadığı saptanmalıdır” demektedir.[4] Eğer darbe günü yaşananların hepsi “tek bir fiil” ve bu fiil de icra başlangıcı kabul edilerek 309. maddedeki suçun oluştuğu söyleniyorsa, sanığın bulunduğu mahalde icra hareketine geçilip geçilmediğinin ne önemi vardır? 15 Temmuz tüm failler için TEK FİİL ise her sanığın bulunduğu mahalle göre bölünmesinin mantığı nedir?

Bir diğer çelişki; darbe teşebbüsünün tümüyle tek fiil kabul edilip 309. madde dışında işlenen artı suçlarda (öldürme, yaralama gibi) aynı kabulün yapılmamasıdır. Türk ceza sisteminde “kaç fiil varsa o kadar suç, kaç suç varsa o kadar ceza vardır” ilkesi geçerlidir. Buna göre tek fiilin karşılığı tek suç ve tek cezadır. Fikri içtima gereğince, tek fiille birden fazla suç işlenmişse, bu suçlardan en ağır cezayı gerektiren uygulanır. Fikri içtimada da fiilin tek olması, hukuksal anlamda tekliği ifade eder. Ancak, TCK’nın 309 ve 312. maddelerinin 2. fıkrasında fikri içtimayı kaldıran istisnai bir hüküm vardır ve bu suçların işlenmesi sırasında başka suçlar da işlenmişse bu suçlardan da ayrıca cezaya hükmolunur.

3. Ceza Dairesi’nin kabulünden, yani 15 Temmuz olaylarına katılan herkes için tek bir fiil ve tek bir 309. maddedeki suçun oluşacağı varsayımından hareket ile bu suça iştirak eden herkesin de bu tek fiil (darbe) esnasında işlenen 251 kasten öldürme suçundan (m.82) da ayrı ayrı cezalandırılması gerekirdi. Çünkü 2. fıkradaki hüküm nedeniyle tek fiilin neticesi bu olmalıydı. Ancak, 3. Ceza Dairesi adam öldürme (veya yaralama) gibi araç ve artı suçlarda TEK FİİL prensibini uygulamamakta ve bu suçlarda her bir vahim olayı AYRI FİİL kabul ederek, her bir eylemde öldürülenler bakımından sadece o eyleme katılanları TCK’nın 82. maddesindeki adam öldürme suçundan sorumlu tutmaktadır. Hatta bazı kişileri hiç bir araç suçtan sorumlu tutmayıp doğrudan 309. maddeden cezalandırmaktadır.

3. Ceza Dairesi de bilmektedir ki; araç suçlarda da TEK FİİL prensibini uygulayıp, darbe teşebbüsüne katılan herkesi 251 ayrı öldürme suçundan sorumlu tutmanın hukuken izahı yoktur. Zira fiil üzerinde İstanbul’daki öldürme suçunun da müşterek faili olduğunu söylemek mümkün değildir. Ancak, artı suçlarda TEK FİİL kabulünü uygulamayan 3. Ceza Dairesi, söz konusu amaç suç olan 309. madde olunca tek fiil diyerek, herkesi bu maddeden sorumlu tutmaktadır. Eğer 15 Temmuz olayları 3. Ceza Dairesi’nin kabulü gibi darbeye katılan herkes için TEK FİİL ise, bu kişilerin 251 kere de TCK’nın 82. maddesinden de cezalandırılması gerekirdi ki, ANCAK O ZAMAN bu kişiler 309. maddeden de cezalandırılabilirlerdi.

15 Temmuz günü yaşanan tüm olaylar üzerinde hakimiyet kurabilen bir kişi var ise; bu kişi bakımından 15 Temmuz’daki tüm eylemlerin hukuken tek fiil olarak değerlendirilebileceği ve bu kişinin ayrıca 251 kasten öldürmeden sorumlu tutulabileceği açıktır.

Ancak, darbeye katılan herkes için böyle bir kabul hukuken mümkün değildir. Kişilerin üzerinde hakimiyet kuramadığı tüm darbe teşebbüsü amaç suç bağlamında tek fiil kabul edilirken, araç suçlara (öldürme, yaralama) ilişkin değerlendirmeye gelince aynı kişilerin sadece üzerinde hakimiyet kurdukları eylemlerden sorumlu tutularak ve sadece bu eylemlerde işlenen araç suçlardan cezalandırılmalarının izahı yoktur. Hukuken mümkün olmasa da, darbe teşebbüsünü tümüyle TEK FİİL kabul eden 3. Ceza Dairesi şu soruları da cevaplamalıdır:

15 Temmuz olayları hukuksal olarak TEK FİİL, yani TEK SUÇ ise bunların yargılaması neden onlarca ayrı davada yapılmaktadır? TEK FİİL için yapılan bu yargılamalar neden birleştirilmemektedir?
Tek bir 309. maddedeki suç için tek bir vahim/matuf eylem yeterli iken, neden her olayın vahimliği ayrıca tartışılmakta ve her vahim olay ayrı suç gibi değerlendirilip cezalandırılmaktadır?
Aslında 3. Ceza Dairesi de söylediğinin doğru olmadığının farkındadır. Ancak, misyonuna uygun olarak en başta yaptığı yanlışı devam ettirmekte ve en basit ifadesiyle hukuk katliamı yapmaktadır. Bilenler ve görebilenler 309 ve 312 ile ilgili kararlar çelişkiler ve hukuksuz kabullerle doludur.

DİPNOTLAR:

[1] “…Örgütün kurucusu, yöneticileri ve üyeleri arasında sıkı bir hiyerarşik bağın mevcut olduğu, gizliliğe riayet ettiği, görünür yüzüyle gerçek yüzü arasındaki farkı gizlediği, amaca ulaşabilmek için yeterli eleman, araç ve gerece sahip olduğu, amacının Anayasada öngörülen meşru yöntemlerle iktidara gelmek olmayıp örgütün yarattığı kaos ortamı sonucu ayrıca devletin yanında oluşturduğu Paralel Devlet Yapılanmasıyla demokratik olmayan yöntemlerle cebir şiddet kullanmak suretiyle parlamento, hükumet ve diğer Anayasal kurumları fesih edip iktidara gelmek olduğu, bu amacı gerçekleştirmek için polis ve jandarma teşkilatı, MİT ve Genel Kurmay Başkanlığı gibi kuvvet kullanma yetkisine haiz kurumlardaki üyeleri vasıtasıyla meşru organlara ve halka karşı silah kullanmak suretiyle amaç suça elverişli öldürme, yaralama gibi çok sayıda vahim eylem gerçekleştirdiğinin, anılan örgüt mensupları hakkında 15 Temmuz darbe girişiminden ya da örgüte mensubiyetlerinden dolayı açılıp bir kısmı derdest olan ya da mahkemelerce karara bağlanan davalar, bu davalarda dinlenen itirafçı sanıkların savunmaları ve gizli-açık tanık anlatımları, örgüt lider ve yöneticilerinin açık kaynaklardaki yazılı ve sözlü açıklamaları, Emniyet Genel Müdürlüğü’nün örgüt hakkındaki raporu gibi olgu ve tespitler dikkate alındığında, 3713 sayılı Kanunun 1.maddesinde tanımlanan, amaca ulaşmak için silah başta olmak üzere her türlü cebir ve şiddeti araç olarak kullanan 5237 sayılı TCK’nın 314/1-2 maddesi kapsamında silahlı bir terör örgütü olduğu anlaşılmıştır.” Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 24/4/2017 T., 2015/3 E., 2017/3 K.

“…Örgütte sıkı bir disiplin ve eylemli bir işbirliği bulunduğu, örgütün kurucusu, yöneticileri ve üyeleri arasında sıkı bir hiyerarşik bağın mevcut olduğu, gizliliğe riayet edildiği, illegal faaliyetleri gizleyebilmek için hiyerarşik yapıya uygun hücre sistemi içinde yapılanarak, grup imamları tarafından emir talimat verilmesi, üyeleri arasında haberleşmenin sağlanması için ByLock gibi haberleşme araçlarının kullanıldığı, görünür yüzüyle gerçek yüzü arasındaki farkın gizlendiği, amaca ulaşabilmek için yeterli eleman, araç ve gerece sahip olduğu, amacının Anayasada öngörülen meşru yöntemlerle iktidara gelmek olmayıp örgütün yarattığı kaos ortamı sonucu, demokratik olmayan yöntemlerle cebir şiddet kullanmak suretiyle parlamento, hükümet ve diğer anayasal kurumları feshedip iktidarı ele geçirmek olduğu, bu amaçla, Emniyet, Jandarma teşkilatı, MİT ve Genel Kurmay Başkanlığı gibi kuvvet kullanma yetkisini haiz kurumlara sızan mensupları vasıtasıyla, kendisinden olmayan güvenlik güçlerine, kamu görevlilerine, halka, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi, Meclis binası gibi simge binalar ve birçok kamu binasına karşı ağır silahlarla saldırıda bulunmak suretiyle amaç suçu gerçekleştirmeye elverişli öldürme ve yaralama gibi çok sayıda vahim eylem gerçekleştirildiği, anılan örgüt mensupları hakkında 15 Temmuz darbe girişiminden ya da örgüt faaliyetleri kapsamında işlenen diğer bir kısım eylemlere ilişkin bir kısmı derdest olan ya da mahkemelerce karara bağlanan davalar, bu davalarda dinlenen itirafçı sanıkların savunmaları ve gizli-açık tanık anlatımları, bu davalarda verilen mahkeme kararları, örgüt lider ve yöneticilerinin açık kaynaklardaki yazılı ve sözlü açıklamaları, Emniyet Genel Müdürlüğünün örgüt hakkındaki raporu gibi olgu ve tespitler dikkate alındığında;…” Yargıtay Ceza Genel Kurulu 26/9/2017 T., 2017/956 E., 2017/370 K.

[2] “…Somut darbe teşebbüsü, TCK’nın 309.maddesinde sayılan amaçlara matuf zarar tehlikesi doğuran vahim eylemler vasfını aşarak, Anayasal düzeni doğrudan ortadan kaldırma neticesine yönelmiş, örgütün ülke genelindeki organik bütünlüğünden ve etkinliğinden istifade edilerek planlanıp uygulanmış, neticesi ve başarısı eş zamanlı, senkronize hareketlere bağlı hukuki anlamda tek bir fiil olarak ortaya çıkmıştır.” Yargıtay 3. Ceza Dairesi 26/5/2022 T., 2021/3304 E., 2022/3017 K.

[3] Neden olmadığını şu linkteki makalemizden okuyabilirsiniz; https://www.drgokhangunes.com/makale/guncel-yargilamalar-isiginda-anayasayi-ihlal-sucu-turk-ceza-kanununun-309-maddesi/

[4] “…Her halükarda ülke genelinde gerçekleştirilmek istenen amaca matuf cebri/icrai fiilin, sanığın bulunduğu mahalde/sorumluluk sahasında da doğrudan doğruya ya da araç suçlar yönünden icrasına başlanması aranmalıdır. Sanığın bu icrai fiile yine icrai bir hareketle katılması mümkün olduğu gibi garantörlük yükümlülüğünü ihmal etmek suretiyle de iştirak edebileceği görülmektedir.” Yargıtay 3. Ceza Dairesi 26/5/2022 T., 2021/3304 E., 2022/3017 K.

Dr. Gökhan Güneş

https://www.drgokhangunes.com/makale/1056/

***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

Exit mobile version