Site icon İnternet Haberler Köşe Yazıları Yorumlar Siyaset Ekonomi Spor

Soru çalma ve kadrolaşma meselesi! Bunun adı soykırım gazeteciliğinden başka bir şey değildir

Soru çalma ve kadrolaşma meselesi! Bunun adı soykırım gazeteciliğinden başka bir şey değildir



Türkiye gündeminde artık kabak tadı vermeye başlayan mevzuların başında belki de başlıktaki bu iki iddia vardır. Erdoğan ve Ergenekon medyaları çok uzun bir süredir bu tarz iddiaları sürekli olarak dile getiriyorlar ve belli aralıklarla da kasıtlı olarak gündemde canlı tutmak için birilerine yazılar yazdırıyorlar. Ortada delil yok, mahkeme kararı yok; hatta bir meclis araştırması bile yok. Oysa meclisin neredeyse tamamı el birliği içinde Hizmet Hareketini bitirmeye çalışan kişilerle dolu.

Tüm istihbarat birimleri ellerinde. Hukuksuz süreçlerle hapislere doldurdukları 150 bine yakın KHK’lı insan var. İşkenceler, baskılar, tecavüzler, tehditlerle iftiracı yapılanlar var; ancak hala elle tutulur tek bir delil ortaya koyabilmiş değiller. Sadece ve sadece; ‘’yapmışlar’’, ‘’kesin yapmışlardır’’, ‘’o şöyle demiş, bu böyle demiş’’ tarzında temelsiz iddia ve iftiralar ortada dolaştırılıyor ve gündeme servis edilip duruluyor. Ortalık kullanışlı ahmak veya MİTçi gazeteci tabir edebileceğiniz bir sürü çakal ile dolmuş durumda. Önüne gelen istediğini yazıp çiziyor. Sistemin sahipleri ise bu kaos ve kargaşa ortamından memnunlar çünkü ortalık bulanık kaldıkça onlar istedikleri gibi at koşturup yolsuzluklarına devam edebiliyorlar.

Ortada büyük bir soykırım var ve bu ‘soru çalma’ ve ‘kadrolaşma’ iddiaları da o soykırım yangınına odun taşımak için kullanılıyor. Bu soykırımın ilk ateşi de zaten benzer bir yöntem kullanılarak Erdoğan tarafından ‘’paralel devlet’’ iftiraları eşliğinde başlatılmıştı. Kendisi devlet kadrolarında 2012 yılından itibaren canla başla kadrolaştığı halde benzer bir suçu başkalarının üzerine atarak algı çalışması yaptı ve soykırıma temel hazırladı. Paralel devlet safsatası soykırım roketine yeterli ateş gücünü sağlayamayınca da bu sefer tamamen tiyatral bir ‘darbe’ olan 15 Temmuz sahneye konuldu ve soykırım ateşi tekrar harlanmış oldu. Böylece soykırım roketi siyasetin ve günlük hayatın yörüngesine oturtulmuş oldu. Artık ‘paralel devlet’ korosu susmuştu. Hepsi bu ifadeyi emir almış gibi bıraktı; yerine ‘’Fetö’’ korosu başladı. Bu ivme ile soykırım çok daha ileri boyutlara taşındı. Bununla da kalınmadı ülkedeki tüm devlet kadrolarının Erdoğan ve Ergenekoncular tarafından ele geçirilmesi aşamaları tamamlanmış oldu ve medyanın Erdoğan’a bağlanması sağlandı. Ülkede yolsuzluklar diz boyu olduğu ve suçlar alenen işlendiği halde muhalefet dahil kimse sesini çıkaramıyor. Aksine, CHP dahil herkes Erdoğan’ın ‘’Fetö’’ söylemlerini ve başlıktaki iddiaları sahiplenmiş durumdalar. Biraz insaflı olsalar, gelin bu iddiaları meclise taşıyalım, şeffaf mahkemelerde deliller eşliğinde ele alıp suçluları bir bir ortaya çıkaralım demeleri gerekirdi. 

Gelinen noktada 15 Temmuz yalanları bile yeterli olamıyor. Çünkü her gün ortaya çıkan deliller darbe konusunda yalnızca Erdoğan ve Ergenekon’a işaret ediyorlar. Bu kadar kıvranmalarının ve aynı asılsız iddiaları ısıtıp ısıtıp kamuoyunun gündeminde canlı tutmaya çalışmalarının nedeni de o. Yabancı istihbarat birimleri dahil hiçbir devlet Hizmet Hareketi’nin bir darbe yaptığına inanmıyor. Tüm oklar Erdoğan’ın kendisine ve ‘’Erdoğan bizim planımızı uyguluyor’’ diyen Ergenekoncu Perinçek’e işaret ediyor.

Muhalefet partisi konumunda olması gereken CHP, OdaTV ve irili ufaklı besleme yayın organları da genel olarak ‘’Fetö’’, özel olarakta bu ‘soru çalma’ ve ‘kadrolaşma’ mevzularını aynı iştahla eşeleyip duruyorlar. 

Hizmet Hareketinden birçok insan; ‘madem aleyhimizde böyle iddialarınız var, gelin konuyu uluslararası mahkemelere taşıyın, bağımsız kurumların araştırmasını sağlayın ve içimizde suça bulaşmış kim varsa yargı önüne çıkarın’ dediler. Bu davete 15 Temmuz darbe iddiaları da dahildi ki bizzat Fethullah Gülen tarafından dile getirilmişti. Muhalefetin meclise sunduğu 15 Temmuz darbesini araştırma önerileri ne hikmetse ‘darbenin mağduru’ konumundaki AKP ve destekçisi MHP tarafından reddedilmişti. 

Geçen gün t24 adında bir İnternet medyası çıkıp bu soru çalma iddialarını tekrar gündeme soktu. Ülke büyük bir göçmen sorunu ile boğuşurken gündemi tekrar bu yapay soru çalma meselesine kilitlemiş oldular. Hizmet Hareketi güya 500 bin kişiyi ‘’soru çalarak’’ devlet kadrolarına yerleştirmiş! Şimdiye kadar 150 bin kişinin hukuksuz KHK’lar ile mağdur edildiğini düşünürsek ortada hala hedef olarak harcayabilecekleri, malına çöküp ülkeden kaçmasını sağlayabilecekleri 350 bin insan daha var demektir. Bunun adı soykırım gazeteciliğinden başka bir şey değildir. 

Twitter üzerinden kaç gazeteci, milletvekili ve Kılıçdaroğlu dahil parti başkanına davet gönderdik. Gelin bu iddialarınızı ulusal kanallarda tartışalım dedik. Nedense kimse buna cesaret edemiyor! Oysa canlı yayında bize istedikleri soruları sorabilirler. Ama sanırım asıl bizim soracağımız sorulardan ve algı hipnozları ile uyuttukları halkın bunları duyacak olmalarından korkuyorlar.

Öyle bir ülke ki, suçlanan bir grubun üyeleri ‘gelin bizi bağımsız mahkemelerde yargılayın, mecliste komisyonlar kurup araştırın, içimizden suça bulaşmış olanlar varsa temizlenip aklanmamız için önümüze bir fırsat sunun’ diyorlar; ama iddialarda bulunanlar bu tür davetlere nedense hiç yanaşmıyorlar. 

Çünkü amaçları başka! Kaos ve kargaşa ortamında sadece algılar, iftiralar ve yalanlar ile yol alabileceklerini, gerçeklerin gelip asıl kendilerini vuracaklarını çok iyi biliyorlar. Halkı kandırabildikleri son noktaya kadar da bu iftiralarına ve algı operasyonlarına devam edecekler. 

Ergenekoncu çevrelerden bazı subaylar ve Emniyetten bazı üst düzey insanlar bile çıkıp, hakkaniyetli davranıp, Hizmet Hareketi ile iltisaklı olan insanların son derece zeki, çalışkan, azimli ve itaatkâr olduklarını ifade etmişlerdi. Devlet kurumlarındaki üst düzey insanlar da bu gerçeğin farkındadır. Toplumun büyük bir kesimi Hizmet insanının son derece zeki, azimli ve çalışkan olduğunu aslında bilir. Ergenekoncu çevreler yıllarca ‘’ülkenin en zeki çocuklarını alıyorlar ve kadrolara sokuyorlar dediler’’. Akabinde ‘’Boğaziçi, ODTÜ, Bilkent vs. bunlarla doldu; dershaneler sayesinde dediler.’’ O dönemlerde hiçbir zaman ‘soru çalıyorlar’ dediklerini, öyle bir koro tesis ettiklerini hatırlamıyorum. ‘Soru çalma’ iddaları ‘’kadrolaşma’’ iftiralarına destek sağlamak amacıyla ‘’Fetö’’ dedikleri soykırım operasyonuna dayanak sağlamak amacıyla birbirine eklemlenip dile getirilir oldu ki bunun da baş müsebbibi ve başlatıcısı ‘’paralel devlet’’ suçlamaları ile fitili ateşleyen Erdoğan ve akıl hocası Ergenekoncu çevrelerdir. 

Ayrıca, bir Hareket’in 500 bin insanı uzun yıllar boyunca soru çalarak ve hiç iz bırakmadan devlet kadrolarına soktuğu yalanına ancak aptalları inandırabilirsiniz. Diğerleri de inanmış gibi yapan fırsatçılar, yalakalar ve yolsuzluk ortamından nemalanan particiler olabilir. 

500 bin kişinin bulaştığı bir ‘’suçu’’ elinizde bu kadar tutuklu insan ve istihbarat imkanları varken birkaç ay içinde ortaya çıkarabilir ve konuyu büyük bir iştahla uluslararası mahkemelere taşıyıp nefret ettiğiniz bu Hareketi dünya ülkeleri nezdinde suçlu duruma sokup anında bitirebilirsiniz. 2012 yılından itibaren sizi tutan ne var? Bu fırsatı neden değerlendirmiyorsunuz? Neden Amerika gibi ülkelere hala Google’dan derlediğiniz haber küpürleri eşliğinde başvurularda bulunuyor ve lobilere para ödemek dışında bir şey yapamıyorsunuz? 

Bunların haricinde, bir Hareket devlete 500 bin insanı soktu, neredeyse tüm asker, polis ve adalet sistemini ele geçirdi derseniz asıl konuşulması gereken şey, ‘’darbe yapıp yapmadıkları’’ değil; neden başarısız olduklarıdır! Ama aptallar ülkesinde kimse bunları merak edip sormuyor.

Size bu soruları sormaktan çekinen cahil bir ülkenin vatandaşları sizleri cesaretlendiriyor ve ‘ne yalan sıksak işimizi görüyoruz nasılsa’ mı diyorsunuz kendi aranızda hep merak etmişimdir? 

Bu milletin aklıyla daha ne kadar alay edeceksiniz? 

İlave bir not olarak şunu da ekleyeyim: Bu kadar baskı ve provokasyon ortamında algılardan etkilenip ‘aman efendim Cemaat de yapmış gibi sanki’ diyen bazı dostlar oluyor. Onlara mesajım da şudur: Cemaat’in bu iddialar karşısında hiçbir şey söyleme zorunluluğu yoktur. Hukuk bağlamında da sosyo-politik gerçekler bağlamında da bu böyledir. Eziklik hissetmenize hiç gerek yok. Size dönük yapılan hiçbir suçlamayı ‘temizlenme’ ve ‘arınma’ bahaneleri eşliğinde çıkıp ispatlama, araştırma gibi bir zorunluluğunuz da göreviniz de yok. Bu konuda tüm sorumluluk iddia makamındadır. Ortada bir suç varsa onun da baş sorumlusu onca yıldır o ‘suçları’ ‘’görmezden gelen’’ veya ‘’yakalayamayan’’ devlet yetkililerinin ve mevcut hükümetin suçudur. Yani, konu hala iddia aşamasında iken bile hesap vermesi gereken ilk isim Erdoğan, Davutoğlu ve Kılıçdaroğlu gibi siyasiler ve onların meclisteki varlıklarıdır. 

Sizler, onların sizi çekmeye çalıştıkları ‘söz düellosu’ minderlerinde enerji kaybetmeyiniz. Soykırımı dünyaya duyurma minderinde yolunuza devam ediniz. 

Bugün şöyle bir çağrı yapsanız ve gelin geçmişe bir sünger çekelim ve uluslararası kurumların gözetiminde ülkedeki tüm kadrolara vatandaşları yerleştirmek üzere genel bir sınav yapalım deseniz AKP ve ulusalcı kesimler başta olmak üzere kimse bu çağrıya tamam deme cesaretini gösteremezler. Çünkü soru çalarak makamlara dolduklarını iddia ettikleri o insanların aslında ülkenin en zeki ve çalışkan insanları olduklarını ve kendilerine yine üstünlük sağlayacaklarını en iyi onlar bilirler.

Uğur Tezcan / Tr724

 


***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

Exit mobile version