Site icon İnternet Haberler Köşe Yazıları Yorumlar Siyaset Ekonomi Spor

İstanbul’da Garzan açıklaması: Kürtlerin insan gibi ölmelerine bile izin verilmiyor

Bitlis’teki Garzan Mezarlığı’ndan çıkarılarak Kilyos Mezarlığı’nda kaldırıma gömülen 282 cenazeye ilişkin Taksim’de yapılan yapılan toplantıda konuşan HDP Milletvekili Hişyar Özsoy, çözüm süreci döneminde Kürtlerin dağ-taş dolaşarak cenazelerini aradığını belirterek “Burada yapılan şudur. Kürtlerin insan gibi ölmelerine dahi izin verilmiyor” dedi. İHD İstanbul Şubesi Başkanı Gülseren Yoleri de “Kaldırım dibine toplu olarak gömülen cenazelerin ailelerinden yaşadıkları travma ve ıstıraptan dolayı özür dilenmeli” çağrısı yaptı.

TAKSİM’DE ORTAK AÇIKLAMA

İstanbul’daki hukuk ve sivil toplum örgütleri, Bitlis’deki Garzan Mezarlığı’ndan çıkarılarak Kilyos Mezarlığı’nda kaldırıma gömülen 282 cenazeye ilişkin Taksim’de bulunan Hill Otel’de basın toplantısı düzenledi. Toplantı İnsan Hakları Derneği (İHD), Özgürlük için Hukukçular Derneği (ÖHD), Toplum ve Hukuk Araştırmaları Vakfı (TOHAV), Medeniyetler Beşiğinde Yakınlarını Kaybeden Ailelerle Dayanışma Birlik ve Kültür Derneği (MEBYA-DER), Anadolu Yakınlarını Kaybeden Ailelerle Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği (AN-YAKAY-DER), Güneydoğu Dernekleri Platformu (DGDP), Demokratik Aileviler Derneği (DAD) katılımıyla gerçekleşti. Açıklamaya, kurum temsilcilerinin yanı sıra Hakların Demokratik Partisi (HDP) Dış İlişkiler Sorumlusu Hişyar Özsoy, HDP milletvekili Hüda Kaya, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, HDP İstanbul İl Örgütü Eşbaşkanları Elif Bulut ve Erdal Avcı, Emek Partisi Şişli İlçe Yöneticisi Cemal Akkaya ile Doğu ve cenazelerini teslim alan ve alamayan birçok aile de katıldı.

YOLERİ: SAVCININ BEYANLARINA RAĞMEN TESLİM EDİLMEDİ

Hazırlanan ortak basın açıklamasını İHD İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri paylaştı. Garzan Mezarlığı’nın, kamuoyunda ‘Çözüm Süreci’ olarak adlandırılan süreçte farklı tarihlerde çatışmalarda hayatını kaybetmiş kişilerin defnedildiği 13 mezarlıktan bir tanesi olduğu hatırlatan Yoleri, mezarlıklarla ilgili bilgilendirmelerde bulundu. Mezarlıkta defnedilen cenazelerin büyük bir çoğunluğunun 1990’lı yılların yoğun çatışmalarında hayatını kaybetmiş kişilere ait olduğu anımsatan Yoleri, “Yine, 2000’li yıllar itibarıyla İnsan Hakları Derneği (İHD) gibi kurumların Bitlis’te yaptığı çalışmalar sonucu ortaya çıkan bazı toplu mezarlardan çıkan cenazeler de buraya taşınarak yeniden defnedilmiştir” dedi.

Ailelerin cenazelerinin almak için birçok girişimde bulunduğu aktaran Yoleri, şöyle devam etti: “Aileler, cenazelerin İstanbul’a gönderilmesine ve ailelere verilmemesine ilişkin savcının kendilerine ‘Cenazelerin defin ruhsatı ile defnedildiğini bilmiyorduk. Bilseydik başka işlem yapardık. Ancak şimdilik defin ruhsatı olan cenaze sahipleri, müracaat ettikleri takdirde ve cenazenin yerini biliyorlarsa, emin oluyorlarsa ve söyledikleri yerde çıkacak cenazeyi kabul ediyorlarsa bulunan cenaze sahiplerine cenazelerini adli tıp işlemine tabi tutmadan teslim edeceğiz’ şeklinde beyanda bulunduğunu aktarmıştır. Savcının bu beyanına rağmen cenazeler ailelerine verilmediği gibi ailelere hiçbir şekilde geri dönüş yapılmamıştır. Cenazelerin çıkarılıp İstanbul’a gönderilmesi üzerinden iki yıl geçtikten sonra ise bu cenazelerin Kilyos Kimsesizler Mezarlığı’na defnedildiği basına yansımıştır. Bu süreçten hiçbir şekilde aileler haberdar edilmemiş, kimliklendirme işlemi sonuçlananlar dahil 282 cenaze ailelerine teslim edilmemiş ve Kilyos mezarlığına defnedilmiştir” diye konuştu.

“TOPLUMUN VİCDANI DERİNDEN YARALAMIŞTIR”

Ulusal ve uluslararası mevzuatları hatırlatan Yoleri, devamında “Tüm bu normlar ışığında, mezarlığın önce tahrip edilip daha sonra iş makinaları ile mezarların kazılarak boşaltıldı, aileler hiçbir şekilde haberdar edilmedi ve görüşleri alınmadı. Çıkarılan cenazelerin sahiplerinin gerçek anlamda araştırılmaması, adli tıp sonrası tekrar çıkarıldıkları mezarlara gömülmemeleri, Kilyos Kimsesizler Mezarlığı’nda hukuk, örf, adet, gelenek ve dini öğretilere uyulmadan toplu ve belirsiz bir şekilde gömülmeleri hukuka aykırı olduğu gibi toplum vicdanını da derinden yaralamıştır” ifadelerini kullandı.

“SORUMLULAR CEZALANDIRILMALI, AİLELERDEN ÖZÜR DİLENLEMLİ…”

Yoleri, son olarak önerileri şu şekilde sıraladı:

  • Garzan Mezarlığının tahribi ve taşınması ile ilgili bir Meclis Araştırma Komisyonunun kurulması ve/veya adli ve idari soruşturmaların başlatılması ve sorumluların belirlenerek cezalandırılması
  • Mezarlıktan çıkarılan 282 cenazenin kimliklerinin belirlenmesi ve ailelerine teslim edilmesi
  • Kimliklendirmesi gerçekleşemeyen cenazelerin günümüz ilgili bilimsel yetilerine sahip uzmanlar tarafından toplu olarak gömüldükleri kaldırım dibinden derhal çıkarılmaları ve Garzan’da çıkarıldıkları mezarlığa tekrardan gömülmeleri.
  • Kaldırım dibine toplu olarak gömülen cenazelerin ailelerinden yaşadıkları travma ve ıstıraptan dolayı özür dilenmesi
Fotoğraf: Evrensel

“KİMİN ELİNDEN NE GELİYORSA YAPSIN” ÇAĞRISI

Aileler adına söz alan Rewşan Döner, “Kilyos Mezarlığına gittiğimizde çocuklarımızın su arkının içine gömüldüğünü gördük. Dini kitapların hangisinde böyle bir şey var? Cenazelerimize yapılan bu zulmü kabul etmiyoruz. Aileler olarak 3 yıldır bu acıyı çekiyoruz. Tek talebimiz çocuklarımızın cenazelerinin teslim edilmesi. Bunun içinde kimin elinden ne geliyorsa yapsın” diye seslendi.

KAYAOĞLU: CENAZELERİN KONULDUĞU PLASTİK KAPLAR SUYLA DOLMUŞTU

Özgürlük İçin Hukukçular (ÖHD) adına söz alan Avukat Arzu Kayaoğlu, cenazelere ilişkin bilgilere ulaşır ulaşmaz devreye girdiklerini söyleyerek “Yaptığımız incelemelerin sonuncunda Mayıs 2020 tarihinde bir rapor hazırladık. Bu raporla Garzan mezarlığından çıkarılan cenazelerin kimsesizler mezarlığında yer olmasına rağmen oraya gömülmediğini, saklama kaplarında kaldırıma defnedildiğini tespit ettik. Kazılan yerlerde kanalizasyon buruları olduğu, bu saklama kaplarının toprakla ve su ile dolduğunu gördük” dedi. Cenazelerin bu durumda gömülmesine dair tüm yetkililer hakkında suç duyurusunda bulunduklarını söyleyen Kayaoğlu, şu aşamaya kadar herhangi bir ilerleme katedilemediğini ekledi.

IŞIK: AİLELERİNİ DÖRDÜNCÜ KEZ DEFNEDEN AİLELER VAR

ANYA-KAY-DER Eş Başkanı Şehmus Eş Başkanı Şeyhmus Işık ise ailelerin kendilerine başvurması üzerine sürece dahil olduklarının altını çizerek şunları söyledi: “Aileler Kilyos’ta yakınlarının gömüldüğü yer için ‘orada çocuklarımız ölüm çukurunda’ diyor. Hiçbir defin işlemi yapılmadan cenazeler üst üste istiflenmiş, bir çukura konmuştur. Biz burada aileler bu travmayı nasıl atlatır, bunun üzerinde durmaya çalışıyoruz” diye belirtti.

Garzan’dan cenazeleri çıkarılan birkaç ailenin çocuklarını dördüncü kez defnetmek zorunda kaldığını söyleyen Işık, “Bu örnek bize devletin bu insanlara yaklaşımının ne boyutta olduğunu gösteriyoruz. Burada ailelere uygulanan düşman hukukudur. Garzan mezarlığı olayı çocuklarını ailelerinden kaçırma olayıdır. Sadece Garzan’da değil başka pek çok yerden aynı uygulamaları görüyoruz. Aileler birçok yerde bize, ‘mezarlıklarımız tahrip’ ediliyor diye başvuruda bulunuyor. Lice’den en son ‘mezarlıklarımız ateşe veriliyor’ başvurusu geldi. Aileler ‘Bu hukuksuz uygulamalara karşı insanların bize destek olmalarını’ istiyoruz diyorlar” diye konuştu.

BİÇER: YAS HAKKI, MATEM HAKKI BİLE YOK SAYILDI

Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) Yönetim Kurulu üyesi, Adli Tıp Uzmanı Prof. Dr. Ümit Biçer, Garzan’da karşı karşıya kalınan sürece ilişkin yetkililere bir soru sorarak yanıt istedi. Biçer, “Kendi yakınları olsaydı aynı şeyi yaparlar mıydı? Aynı şekilde işkence edilmesine izin verirler miydi? Burada ne hukuki standartlar ne adli tıbbi standartlar tanınmamıştır, ailelerin yakınını gömme hakkı, ya hakkı matem hakkı çiğnenmiştir, çiğnenmektedir. İnsan hakları örgütleri, bağımsız uzmanlar sürecin dışında tutulmuştur. Bu süreçte sorumluların yargı önüne çıkarılması, zarar gören kişilerle ilgili de onarım sürecinin başlatılması gerekiyor” dedi.

TANRIKULU: ÖLÜMDEN DAHA AĞIR BİR TRAVMA VAR

Ardından söz alan CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu “Mezara dokunmak, tahrip etmek en az ölüm kadar acıdır aileler için, hatta daha da acıdır” dedi. Tanrıkulu, “Aileler burada ölümden çok daha ağır bir travma ile karşı karşıya kaldılar. Bunu yapanlar bu ağır travmanın yaşanmasını istediler. O nedenle sadece Garzan’da değil bölgedeki birçok mezarlıkta bunu hem yaptılar hem de gösterdiler. Çatışmaların bile bir hukuku vardır ve ölüye kimse dokunmaz. Bütün bu süreçler olası toplumsal barış sürecini de zorlaştıran süreçlerdir. Umarım bunu yakınların acılarını ve travmalarını giderecek şekilde çözeriz” diye konuştu.

ÖZSOY: KÜRTLERİN İNSAN GİBİ ÖLMELERİNE BİLE İZİN VERİLMİYOR

HDP Milletvekili Hişyar Özsoy ise Garzan mezarlığındaki durumun bölge açısından ilk olmadığını söyledi. Özsoy, “Bu Kürtlerin cenazelerine yüz yıldır uygulanan bir politikadır. İnsan gibi ölmelerine bile müsaade edilemeyen on binlerce inandan bahsediyoruz, bu sistematik bir durumdur. Bu sadece Kürtlere, Kürtlerin cenazelerine karşı yapılan bir durum da değil, Türkiye’de makbul olmayanların cenazelerine yapılan bir uygulamadır. 2013 kaybetmemek için direndiğimiz Gezi Parki’na gidelim, Gezi Parkının altında Ermeni mezarları olduğunu, Ermeni mezarlarının üzerine tuvalet yapıldığını öğrendik. Bu makbul vatandaş görülmeyenlerin maruz kaldığı bir politikadır ve buna karşı ortak mücadele gerekmektedir” dedi.

“Kürtlerin ölüleri ölüden bile sayılmıyor” diyen Özsoy devamında şunları söyledi: “Ölüden sayılsa, bir insan ölüsü olarak görülse naaşına hakaret etme hakkını kendisinde görmez. Kürtlerin bu ülkede sadece insanca yaşama hakkı yok sayılmıyor, insan gibi ölme hakkı da engelleniyor. Oysa bizim ülkemizde mezarlığından yanından geçerken ıslık çalınmaz, türkü söylenmez, yüksek sesle bile konuşulmaz. Böyle bir kültürel ortamda Kürtlerin cenazelerini insanlıktan çıkarmaya çalışıyorlar. Seyit Rıza Şeyh Sait’in mezarları yok, ama insanlar hala anlatıyorlar, çünkü bitmemiş bir adalet arayışı öyküsüdür bu.”

“ONURLU BİR BARIŞ KÜRTLERİN CENAZELERİNİ KURDA KUŞA YEM EDEREK OLMAZ”

Kendi abisinin cenazesini 22 yıl sonra bulup defnedebildiklerini söyleyen Özsoy, “2013-2015 yılları arasında bir taraftan barış görüşmeleri yapılırken bir taraftan da Kürtler dağ-taş-bayır cenaze arıyorlardı. Bu cenazelerin bu yıllarda bulunması tesadüf değil. Kürtler cenazeleri kurda-kuşa yem edilirken onurlu bir barış olmayacağını biliyorlar. Eğer bugün onurlu bir barış olacaksa Türkiye Cumhuriyeti devletinin şunu aklına koyması lazım: Biz bu ölülerimizden vazgeçmeyeceğiz, her insanın layık olduğu gibi bunların layık olduğu yere layık olduğu şekilde defnedeceğiz.” diye belirtti. (İstanbul/EVRENSEL)

Exit mobile version