Kategori: Politika

  • Demirtaş’tan ‘toplumsal barış çalıştayı’ çağrısı

    Demirtaş’tan ‘toplumsal barış çalıştayı’ çağrısı


    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • DEVA Partisi lideri Babacan: Valiler, kaymakamlar partili olarak çalışıyor

    DEVA Partisi lideri Babacan: Valiler, kaymakamlar partili olarak çalışıyor


    DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babcan “Bizim öngördüğümüz parlamenter sistemde cumhurbaşkanı tarafsız olup, parti rozetini hemen çıkaracak. Parlamenter sistem konusunda tüm partiler mutabık, tarafsızlık yanlısı” diye konuştu.

    DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan Fox TV’deki Çalar Saat programına konuk oldu.

     

    Son yılllarda vali ve kaymakamların “partili” olarak çalıştığını kaydeden Babacan, “Hükümetin bu konuda baskısı oluyor. Kendileri de işgüzarlık yapıyor. Valinin kaymakamın partisi olmaz” diye konuştu.

     

    Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ni eleştiren Babacan şunları kaydetti:

     

    “Asıl sorun cumhurbaşkanıyla oldu. Cumhurbaşkanı aynı zamanda bir parti genel başkanı olunca tarafsızlık korunamıyor. Anayasa’daki tarafsızlık ilkesi korunamıyor. Bizim öngördüğümüz parlamenter sistemde cumhurbaşkanı tarafsız olup, parti rozetini hemen çıkaracak. Parlamenter sistem konusunda tüm partiler mutabık, tarafsızlık yanlısı. Aynı cumhurbaşkanı başlıyor başka partinin genel başkanına atıp tutmaya. Yemin metni değişmedi, Cumhurbaşkanı partisiyle ilişiğini keseceğine dair yemin edip göreve başlıyor. Şu an bu ülkenin cumhurbaşkanının tarafsız olduğunu söyleyebilir misiniz? Diğer partilere atıyor, hakarete varan şeyler söylüyor. Ama kendisine aynısı yapıldığında dava açıyor.”

     

     

    “Sandıkları korumak lazım”

     

    Hile yapılamaması için seçimlerin farkla kazanılması gerektiğini savunan Babacan, “Ayrıca sandıkları korumak lazım. Özellikle oy kullanmayan vatandaşların oylarına mühür basıp tek bir partiye kullanılıyor, bunu daha önce gördük” diye konuştu.

     

    Kendi görev yaptığı dönemde kararların istişare ve ortak akılla alındığını söyleyen Babacan, şöyle devam etti:

     

    “Şuan kimse cumhurbaşkanına yanlışsın, hata yapıyorsun diyemiyor. Yargı engel olamıyor. Medya zaten eleştirel bir tutum aldığında cezalandırılıyor. Sivil toplum bastırılmış durumda. Tutuklanmalar çok fazla şuan. AİHM karar alıyor, uygulanmıyor. Bu şu demek ‘Benim kafamı bozma’. Son dakika iki kişinin kulağına birilerinin bir şeyler söylemesiyle karar imzalıyor.”


    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Babacan: Erdoğan’ı ilkokul üçüncü sınıfa giden çocuklar gülerek dinliyor

    Babacan: Erdoğan’ı ilkokul üçüncü sınıfa giden çocuklar gülerek dinliyor


    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Koçyiğit: Suriye’de işgale tepki gösteriyorlar ama ilhaka doğru gidiyor

    Koçyiğit: Suriye’de işgale tepki gösteriyorlar ama ilhaka doğru gidiyor


    ANKARA – Türkiye’nin Suriye’de girdiği bölgelerdeki tahribatına dikkat çeken HDP’li Gülistan Kılıç Koçyiğit, “İşgale tepki gösteriyorlar ama bir adım sonrasının ilhak olacağına dair güçlü sinyaller alıyoruz” dedi.

    Meclis Plan ve Bütçe Komisyonu’nda görüşülen Dışişleri Bakanlığı bütçesinde Halkların Demokratik Partisi (HDP) Muş Milletvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit’in Efrin’de Türkiye’nin uygulamalarını dile getirmesi ardından AKP ve MHP’liler tarafından sözleri kesilmeye çalışıldı. Koçyiğit’in sözlerine en büyük tahammülsüzlüğü de tarafsız olması gereken AKP’li Komisyon Başkanı Cevdet Yılmaz gösterdi. Koçyiğit’in kesilen konuşmasında giden süreyi telafi etmeyen ve AKP’li milletvekillerinden daha fazla sözünü kesen Komisyon Başkanı, “tarafsız olun” çağrılarına ise “Ben tarafım” cevabını verdi. Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu da Koçyiğit ve diğer HDP’li vekilleri hedef aldı.

     

    Komisyonda sözleri kesilen ve hedef alınan Kılıç Koçyiğit, Efrîn’deki işgale dair iktidar ve ortağının kendisine yönelmesini değerlendirdi. Efrîn işgaline dair hakikatleri dile getirdiğini belirten Koçyiğit, “Bu hakikati de biz yaratmış değiliz. Yani bu bir literatür var. Uluslararası anlamda kabul görmüş bir literatür var ve bu literatüre göre eğer; siz bir ülkenin daveti, isteği olmadan o ülkeye gitmişsiniz asker bulunduruyorsanız ve aynı zamanda orada bazı yapısal adımlar atıyorsanız, işgaldir. Türkiye orada kaymakamlık kuruyor, PTT kuruyor. Türk Eğitim Öğretim Hayatı okulu inşa ediyor, Türkçe eğitim yapıyor, Bayrağını asıyor. Türkiye TL’yi orada tedavüle sokmuş durumda kullanıyor vesaire. Bütün bunlar aslında üst üste koyduğumuz zaman yaşamanın çok bir işgal olduğunu açık ve net ifade edelim” ifadelerini kullandı.

     

    İŞGALDEN İLHAKA

     

    Efrîn, İdlib, Cerablus, Grê Spî ve Serêkanîye’deki durumun işgali de geçtiğine dikkati çeken Koçyiğit, “Bugün işgale tepki gösteriyorlar ama bir adım sonrasının ilhak olacağına dair güçlü sinyaller alıyoruz. Çünkü orada çok yapısal bir dönüşüme gidiyor. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bir devamı bir ili gibi yaklaşım sergileniyor. Orada işgal yok diye bağırmaları aslında suçluluk psikolojisinden kaynaklı. Onlarda bütün dünyada çok açık ve net biliyor ki Suriye’de Türkiye şu anda işgalci pozisyonda ve Efrin’i işgal etti. Grê Spî’yi işgal etti. Bu hem BM üyesi olan Suriye hükümeti tarafından ifade edilmiş durumda. Hem BM üyesi olan diğer ülkeler tarafından ifade edilmiş durumda” diye konuştu.

     

    ‘ETNİK TEMİZLİK YAPILIYOR’

     

    Türkiye’nin girdiği bölgelerde demografiyi değiştirme ve etnik kimliğe yönelik ciddi müdahaleleri olduğunun altını çizen Koçyiğit, “Yani işgalin ötesinde Türkiye bu anlamda savaş suçu işliyor ve demografik değişimler yaparak da aslında bir etnik temizliğe gittiğini, bir Arap kuşağı oluşturmaya çalıştığını da açık ve net biliyoruz. Bütün bu hakikatler ortada olduğu için ve en nihayetinde Türkiye bu işgalci pozisyonundan dolayı gelecekte yargılanacağı için bugün bunu bastırma ya bir şekilde bunu görünmez kılmaya çalışırlar” diye belirtti.

     

    ‘ÇIPLAK BİR GERÇEK VAR’

     

    Suriye’de barış tesis edildiğinde Türkiye’nin uluslararası mahkemelerde insanlığa karşı suçlardan yargılanacağını sözlerine ekleyen Koçyiğit, “Yağmadan talana, fidye karşılığı insan kaçırmaktan, tacize, tecavüze öldürmeye kadar her türlü suçun merkezi haline getirilmiş durumda bu coğrafya. Bütün bunlar tabii ki Türkiye himayesindeki OSÖ’cular ya da Suriye Milli Ordusu adı verilen ordu tarafından yapılıyor. Onun için bu sorumluluktan kurtulmak, özellikle de BM’nin raporuna yansıyan uluslararası insan haklarının raporlarını yansıyan suçların kendilerinden uzaklaştırmak için. Şimdi üst perdeden ‘biz işgalci değiliz, bizim devletimize nasıl işgal edersiniz?’ gibi bir yaklaşım sergiliyorlar. Orta olan çıplak gerçeği baskıyla, zorla, hakaretle değiştiremeyeceklerini bir kez daha ifade etmek istiyoruz. Bu anlamıyla da Türkiye orada işgalci pozisyonunda bulunuyor. Bunu her zeminde ve her yerde söylemeye devam edeceğiz” diye konuştu.

     

    ‘NİYE İŞGAL ETTİNİZ?’

     

    AKP ve MHP’nin Kürt karşıtı bir ittifak olduğunun altını çizen Koçyiğit, şöyle devam etti: “Bunun mayasında Kürtlere yaşam hakkı tanımamak, Kürtlerin bütün kazanılmış haklarına el koymak, Suriye’deki olası statüyü engellemek, Türkiye’deki Kuzey Kürdistan’daki haklarını törpülemek, geriletmek gibi bir akıl olduğunu, bir plan olduğunu program olduğunu çok açık ve net biliyoruz. Nereden biliyoruz; bunu daha öncesinde yapılan 10 saatlim MGK toplantısından ve çöktürme hareket planlarından biliyoruz. Bugün çok açık ve ne soralım eğer Kürt düşmanı değillerse, bir barış adası olan Suriye’deki birçok mazlumun, birçok göçmen sığındığı yer olan Efrîn’e niye saldırdılar? Efrîn’den buraya bir çakıl taşı atılmamışken niye oraya gidip askeri operasyon yaptılar, insanları göçerttiler? Niye insanları katlettiler? Niye zeytinleri ve diğer bütün oranın zenginliklerini yağmaladılar? Niye gidip oradaki tarihi eserleri kaçırdılar? Yani bunların temelinde çok ciddi bir şekilde büyük bir Kürt nefreti, Kürt düşmanlığı olduğunu açık ve net.”

     

    ‘KÜRDİSTAN’I İNKAR EDİYOR’

     

    Bütçe görüşmelerinde yaşanan “Kürdistan” tartışmalarına dair de Koçyiğit, şunları söyledi: “İYİ Parti Genel Başkanı ile Siirtli bir yurttaş arasındaki diyalog üzerinden kıyametler koptu. Kaç gündür de bükçe görüşmelerinde ‘orası Kürdistan değil, Kürdistan diye idari bir yer yoktur’ gibi sığ, gereksiz, gerçekten uzak, inkarcı, asimilasyoncu bir yaklaşım sergileniyor. Ancak bunu komisyon başkanı yapıyor. Başkanın kendisi Bingöllü bir Kürt, Kürdistan’ın yokluğu üzerine söz kurabiliyor. Güney Kürdistan yönetimiyle ticari, siyasi, askeri birçok işbirliği yapıyorlar. Gidip orada Kürdistan bayrağı altında resim veriyorlar demek ki bir yerde Kürdistan diye bir yer var. Osmanlıların işte geçmişteki Selçuklu şecerelerine ya da yazılan yazılara o zamanki arşivlere bakın Kürdistan’ı gayet açık ve net bir şekilde tanışmışlar. Artık Birinci Meclis’teki Kürt mebusların Kürdistan mebusu diye takdim edilmesine, bir önceki dönemde ‘çözüm süreci’nde AKP’nin Genel Başkanı’nın ‘Orası Kürdistan’dır. Bu bir realitedir’ gibi sözlerine hiç değinmek bile istemiyorum.”

     

    ‘ACİZ BİR SİYASETLE KARŞI KARŞIYAYIZ’

     

    Kürdistan’ın varlığını kabul ettirmek için kimsenin söz kurmasına ihtiyaçları olmadığını da sözlerine ekleyen Koçyiğit, “Biz biliyoruz biz Kürdüz, yaşadığımız yerde Kürdistan coğrafyası bu kadar açık. ‘Kürdistan yoktur’ demekle Kürdistan yok olmayacak. ‘Kürtler yoktur’ demekle de Kürtler yok olmayacak” dedi. 

     

    AKP’nin BM terör listesinde olan Taliban ile birinci düzeyde en üst düzey ilişki kurduğunu hatırlatan Koçyiğit, sözlerini şöyle sürdürdü: “Taliban’ı Ankara’ya çağırıyor onu VIP’te karşılıyor ama yanı başımızda Rojava’daki yönetimi de bir milli güvenlik sorunu olarak ifade ediyor. Neden? Çünkü orada Kürtler var. Çünkü orada eğer Kürtleri tanırsa, Türkiye’deki Kürtlerin de hakkını vermek zorunda kalacak. AKP-MHP hükümeti Kürtlerin hakkını vermek, onların hukukunu tanımak istemiyor. Onları anayasal yurttaş olarak görmüyor, görmek istemiyor. Bu nedenle de her yerde Kürtleri ‘milli güvenlik’ sorunu olarak ifade eden, sürekli bir terörizm propagandası üzerinden toplumu bölmeye çalışan, Kürt halkını hedef gösteren, onun kazanımlarına el koymaya çalışan bir anlayış var. İşgal operasyonlarından işgalden vazgeçin diyoruz ama ne yazık ki bütün bunların karşısında bağırıp, çağırarak kendisini haklı çıkarmaya çalışan aciz bir siyasetle de karşı karşıyayız. Yüzyıllık İttihat- Terraki zihniyeti AKP ve MHP’de hala tezahürünü buluyor.” 

     

    ‘DEVLETİN AKP’LİLEŞTİĞİNİ GÖRDÜK’

     

    Komisyon görüşmelerinde Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’ndan da daha çok hamaset söylemleri duyduklarını vurgulayan Koçyiğit, şöyle konuştu: “Ülke Çavuşoğlu’nun üzerine tapuluymuş, bunu anlamış olduk. Çünkü ‘benim ülkeme böyle diyemezsiniz. Benim ülkeme böyle diyemezsiniz’ diyen bir anlayışı vardı. Bu anlamıyla aslında bizleri yurttaş olarak da kabul etmediğini zımnen de beyan etmiş oldu. Büyükelçi krizi üzerinden kendisini haklı göstermeye, Tayyip Erdoğan’ın ne kadar güçlü olduğunu ifade etmeye çalışan bir anlayışı vardı. Aslında bir Dişişleri Bakanı’ndan ziyade bir Genelkurmay Başkanı’nın bir Milli Savunma Bakanını dinler gibi bir hava vardı. Biz bir kez daha devletin AKP’lileştiğini, AKP’nin de tekleştiğine tanıklık ettik. Bu anlamda Türkiye Cumhuriyeti devletinin kurumsal aklının olmadığını, kurumsal bir işleyişinin olmadığını, gerçek anlamda tek adam rejiminin her şeyi belirlediğini, her şeye karar verdiğini ve bunun etrafında da bir iktidar kurduklarına bir kez daha tanıklık ettik. Sorduğumuz sorular ve gelen cevaplar aslında bir yanıtsızlığı da içeriyordu. Daha çok hamaset, daha çok yüksek sesle bir konuşma ve karşıdakini bastırarak, üste çıkma tarzı vardı.” 

     

    MA / Berivan Altan 

    Kaynak: Mezopotamya Ajansı.
    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Kılıçdaroğlu: Çalışmayan ev kadınlarının sosyal haklarını güvence altına alacağız

    Kılıçdaroğlu: Çalışmayan ev kadınlarının sosyal haklarını güvence altına alacağız



    Sosyal medya hesaplarından bir video paylaşan CHP lideri, kadına yönelik şiddetle mücadelenin hemen başlayacağını bildirdi.
     

     

    Kılıçdaroğlu ilk 6 ay içinde yapacaklarını şöyle sıraladı:

    “İstanbul Sözleşmesi’ni ilk bir hafta içinde yeniden yürürlüğe koyacağız. Kadına şiddet davalarına bakan özel yetkili mahkemeler ve Yargıtay’da ayrı bir ceza dairesi kurulacak. Tüm adli kurumlarda çalışanlar bu konuda özel eğitim alacak.

    Her polis karakolunda ev içi şiddet konusunda eğitim almış ekipler bulunacak. İçlerinden en az biri kadın olacak. Şiddet bildiriminin aile hekimleri tarafından da yapılması için polis ve aile hekimi arasında bir iletişim kanalı oluşturulması sağlanacak. Kadınlara şiddet uygulayan şahıslara indirimsiz bir şekilde, altını özenle çiziyorum hukuki yaptırımlar uygulanacak. Kadına iş yerinde uygulanan ayrımcılığa yönelik ilk 6 ayda net adımlar atacağız.

    İşte veya evde nerede olursa olsun, kadına uygulanan fiziki şiddet gibi psikolojik ve ekonomik şiddet de aynı kapsamda suç sağlayacak. Umuyorum ki artık kadınlar adaleti ve güvenliği sosyal medyada aramak zorunda kalmayacak.

    1971 yılından bu yana Türkiye’nin taahhüt ettiği ama yasalaştıramadığı ilk 6 ayda sağlayacağız. Ev kadınlarını kanuni iş tanımına dahil edeceğiz. Çalışmayan ev kadınlarının sosyal haklarını güvence altına alacağız.

    Hane geliri asgari ücretin altında olan haneler için aile destekleri sigortasından mali destek sağlanacak. Hanedeki kadın adına bankada bir hesap açılacak, para buraya yatacak.

    Önemli bir hedefimiz de çalışmak isteyen kadınlara destek olmaktır. KOBİ’lerin yarı zamanlı kadın istihdamını artırmak için sloganımız ‘ev kadınlarına iş, eve aş’ olacak. Devlet memuriyetine, ev kadınlarının da alınmalarını teşvik edeceğiz. Kamuda yönetim kademelerinde yüzde 35 kadın kotası uygulamasını sağlayacağız. Devlet yönetim kademelerinde çalışan yüzde 35 veya üzeri olan özel sektör şirketlerine vergi teşviki verecek.

    BOŞANAN KADINA TAŞINMA VE EV KURMA DESTEĞİ

    Kadın ve erkek arasındaki nafaka gerginliğini kesinlikle bitireceğim. Eşinden boşanan kadınlara, fondan boşanıp başvuran her kadına, taşınma ve ev kurma desteği verilecek. Kadın çalışmıyorsa, belediyeler tarafından eğitim ve iş bulma desteği verilecek. Kadınlar güçlenecek ve kimseye muhtaç olmadan hayatlarına yeniden başlayacak.

    Doğum izni kanununu ilk 6 ayda değiştireceğim. Türk kadınları iş hayatına dönmek istediğinde pozitif ayrımcılık uygulamalarından faydalanacak. Kadın sağlığı programı sayesinde kadınların bakım ve hijyen sayesindeki en büyük güvencesi devlet olacak. Ergenlik çağına giren kız çocuklarının sağlık harcamaları ücretsiz olacak. HPV aşısı da dahil olmak üzere bu konudaki önleyici sağlık harcamaları devlet tarafından ücretsiz olarak karşılanacak.”


    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • İlgezdi: Sağlık hizmetlerindeki iş kazaları yüzde 37 arttı

    İlgezdi: Sağlık hizmetlerindeki iş kazaları yüzde 37 arttı


    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Erdoğan, İYİ Partili Türkkan’ın milletvekilliğine son verilmesini istedi

    Erdoğan, İYİ Partili Türkkan’ın milletvekilliğine son verilmesini istedi



    Meral Akşener’i Bingöl ziyareti sırasında protesto eden bir yurttaş ile tartışma yaşayan ve yurttaşa hakaret eden İYİ Partili Lütfü Türkkan hakkında AKP’li AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan da yorumda bulundu.


    Erdoğan, İYİ Parti Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın Bingöl’de bir yurttaşa küfretmesine ilişkin, “Onun partisinin başındaki hanımefendinin de yapması gereken bir şey vardır. Yapması gereken nedir? Sadece görevden almak değil onun milletvekilliğine de son vermektir. Eğer bunu yapamıyorsa bu demektir ki o da ona iştirak ediyor.” dedi.

    Parti genel merkezinde düzenlenen, AKP Genişletilmiş 3. Kademe İl Sosyal Politikalar Başkanları Eğitim ve İstişare Toplantısı’na telefonla katılan Erdoğan, “Bir şehit ailesine bu şekilde küfretmesi, yenilir yutulur bir şey değildir.” dedi.

    Erdoğan, Akşener’e de seslenerek “Partisinin başındaki hanımefendinin yapması gereken, milletvekilliğine son vermektir. Yapamıyorsa bu demektir ki ona iştirak ediyor.” ifadelerini kullandı.

    Erdoğan, şu değerlendirmelerde bulundu:

    “İYİ Parti’den malum bir kişinin, üstelik bir şehit ailesine bu şekilde küfretmesi yenilir, yutulur bir şey değildir. Buna, AK Parti teşkilatı olarak durmadan, duraksamadan gereken dersi vermemiz gerekiyor. AK Parti teşkilatının yanı sıra bütün milletimizin bu ahlaksız, müptezel adama gereken dersi vermesi lazım. Durmadan, duraksamadan vermesi lazım. Bizim değerlerimizde şehidin yeri farklıdır, kadınların yeri çok çok farklıdır. Kalkıp da bir şehidimizin yakınına, bacısına bu şekilde küfretmeyi değerlerimiz itibarıyla asla kabul edemeyiz. Onun partisinin başındaki hanımefendinin de yapması gereken bir şey vardır. Yapması gereken nedir? Sadece görevden almak değil onun milletvekilliğine de son vermektir. Eğer bunu yapamıyorsa bu demektir ki o da ona iştirak ediyor.”


    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • MHP’li Semih Yalçın’dan, Akşener’e ağır sözler

    MHP’li Semih Yalçın’dan, Akşener’e ağır sözler


    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Lütfü Türkkan, İYİ Parti Grup Başkanvekilliği görevinden istifa etti

    Lütfü Türkkan, İYİ Parti Grup Başkanvekilliği görevinden istifa etti



    Lütfü Türkkan, İYİ Parti Grup Başkanvekilliği görevinden istifa ettiğini açıkladı.

    Yazılı açıklama yapan Türkkan, “Genel Başkanımız Sayın Merak Akşener’in talebi üzerine İYİ Parti Grup Başkan Vekilliği görevimden istifa ediyorum” ifadelerini kullandı.

    İYİ Parti Grup Başkanvekili Lütfü Türkkan, Bingöl’deki yurttaşa müdahalesi ve küfrü nedeniyle tepki görmüştü.

    Türkkan, sosyal medya hesabından yayınladığı videoda gergin ortam nedeniyle doğru olmayan kendisine de yakışmayan ifadeler kullandığını belirterek “Milletimizden özür diliyorum” ifadesini kullanmıştı.

    İYİ PARTİ’DEN AÇIKLAMA

    İYİ Parti Grup Başkanvekili Müsavat Dervişoğlu ise yaptığı açıklamada Türkkan’ın istifasının kabul edildiğini bildirdi.

    Dervişoğlu, şu açıklamayı yaptı:

    “Grup Başkanvekilimiz Sayın Lütfü Türkkan tarafından sunulan 6 Kasım 2021 tarihli istifa dilekçesi işleme alınmış ve Grup Yönetim Kurulu toplantısı sonucunda istifa ile boşalan Grup Başkanvekilliği seçimi için parti grubumuzun 8 Kasım 2021 Pazartesi günü saat 14.00’de toplantıya çağrılması kararlaştırılmıştır.

    Çeşitli platformlarda yazılıp konuşulanların aksine, herhangi bir görevden alma durumu söz konusu olmayıp; Sayın Lütfü Türkkan, bize ulaşan dilekçesinde de belirtildiği gibi, Genel Başkanımız Sayın Meral Akşener’in talebi üzerine görevinden istifa etmişlerdir.”

    NE OLMUŞTU?

    İYİ Parti Meclis Grup Başkanvekili Lütfü Türkkan, önceki gün; İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in Bingöl ziyareti sırasında Akşener’i protesto eden bir yurttaş ile tartışmış, sarfettiği hakaret içerikli sözleri sosyal medyada tepki çekmişti. Türkkan, gelen tepkilerin ardından, sosyal medyadan yaptığı paylaşımda özür dilemişti.

    Türkkan, o anlara ilişkin görüntülerin yayınlanması ve tepki çekmesinin ardından sosyal medya hesabından, “Milletimize arzımdır” notuyla kamuoyundan özür dilemişti. Türkkan, görüntülü açıklamasında şunları söylemişti:

    “Yaşanan talihsiz hadiseyle ilgili bu videoyu çekmeye karar verdim. Bingöl’de daha önce sayın Meral Akşener’e sosyal medya yoluyla hakaret ve küfür eden bir vatandaş karşımıza çıkarak, şimdi burada ifade etmek istemediğim birtakım lafları söylemeye devam etti.

    Ben de onu, o kalabalıktan uzaklaştırmak isterken, ciddi küfürlere de maruz kaldım. Onların bir kısmı o videoda yoktu. Hatta söyledim, ‘Küfür etme’ diye de birkaç defa ikaz ettim. Netice itibariyle gelinen o sinir gerginliği, o sıkıntılı durum sonucu hiç yapmamam gereken bir şey yapmışım: Hakaret etmişim. Kötü sözler söylemişim. Bunlar hiç doğru olmayan, bana da hiç yakışmayan ifadeler. Bunun da farkındayım.

    Ben o yüzden, burada başta bütün milletimiz adına bir kadın olması hasebiyle sayın Genel Başkanımız başta olmak üzere bütün kadınlardan, partililerimizden, arkadaşlarımdan da özür diliyorum.

    Doğru bir iş değildi bu. Yanlış bir şeydi ama o sinir gerginliği, o atmosferin getirdiği belki de fazla bir heyecan; doğru olmayan, bana da hiç yakışmayan, şimdiye kadar doğru bulmadığım, herkesi yadırgadığım bu konuda böyle bir hata yapmaya sevk etti. Tekrar bütün milletimizden özür diliyorum. Bunun da kabulünü rica ediyorum.”


    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • “Türkiye’de hırsızlık suç olmuyor ama ‘hırsızlar ordusu’ demek suç oluyor”

    “Türkiye’de hırsızlık suç olmuyor ama ‘hırsızlar ordusu’ demek suç oluyor”



    Şener, Sözcü gazetesi yazarı Ruhat Mengi’ye konuştu.

    Şener, “Teorik olarak baktığınızda Türkiye’de en kötü şeyleri yapsanız da bu, hukuk karşısında cezaya muhatap olmanız için yeterli olmuyor ama olan biten şeyleri söylediğiniz zaman suç haline geliyor. Yani daha spesifik hale getirecek olursak; hırsızlık suç olmuyor ama hırsızlar ordusu demek suç oluyor. Nasıl oluyor, Türkiye’de yıllardır yaşananları, bu ülkedeki politikacıların, gazetecilerin, aydınların çektiklerini ve siyasetin yaptıklarını karşılaştırdığınız zaman çıplak bir tablo şeklinde zaten karşınıza çıkıyor. Kimse ‘Türkiye’de yolsuzluk yoktur’ diyebilir mi? ‘Kamu kaynakları düzgün kullanılıyor’ diyebilir mi? Bunu, siyasetin içinde ve dışında samimi konuşan hiç kimsenin söyleyebileceğini düşünmüyorum.” diye konuştu. 

    Şener şu ifadeleri kullandı: 

    Türkiye’de korkunç bir yolsuzluk çarkı var! Kamu kaynakları, kamu gücü emme basma tulumba gibi bireysel zenginleşmeler uğruna gayrimeşru yollardan sürekli çark oluşturmaktadır. Bu çark dönem dönem de ortaya çıkmıştır. 17-25 Aralık olaylarına bakıyorsunuz, ortaya o kadar çok şey döküldü ki bakanların aldığı rüşvetler, evlerde devasa para kasaları, bakan çocuklarının evinde para sayma makineleri, bir bankanın genel müdürünün evinde ayakkabı kutularının içinde milyonlarca dolar çıktı. Aleni görünen şeyler. Sonra bunlar hiçbir yaptırıma muhatap olmadılar, bir ceza verildiğini duymadık. Ses kasetleri ortaya çıktı, milyonlarca Euro’nun taşınması, sıfırlanmasıyla ilgili ses kasetleri. Onlarla da ilgili bir hukuki süreç işlemedi. Bir bakana gelen çikolata kutusunun altında 500 bin dolar iliştirilmiş, birine yüzbinlerce liralık saat verilmiş, hangi bakanın neler aldığına dair listeler yapıldı.

    Erdoğan Bayraktar, kendisinde görevi kötüye kullanma olduğunu ama yolsuzluk olmadığını, diğer bakanların hepsinde yolsuzluk olduğunu söyleyerek kendisini ayrıştıran bir şey söylemişti ama “Benim hakkımdaki iddiaların hepsi doğrudur” demişti. O Meclis’te soruşturma önergesinde, 4 bakandan biri hakkında söylenenler doğruysa öbürleri hakkındaki iddiaların da doğru olduğunu gösterir, karinedir bu. Ama hiçbir şey olmadı. Bakın bu 17-25 Aralık olaylarıyla ilgili olarak bakanları, hükümeti, iktidarı itham edenler ve bu konunun üzerine gelenler sürekli suçlandılar, cezalar aldılar, o günden bugüne kadar da bu süreçler böyle işledi.

    Yakın geçmişte bir bakan Ruhsar Pekcan, kendi firmasından kamuya, kendi bakanlığına dünyanın deterjanını ve fahiş fiyatla satmış, ne kadar etik dışı, hukuk dışı bir şey. Bununla ilgili düzenlemeler vardı, bir bakan ve yakını kendi kurumuna ve hükümete mal satamaz ama bu ödüllendiriliyor.

    Hepsini kast ederek söylüyorum, o zincir alt kademelere kadar uzanıyor. Bu memlekette belediyeler insan kaçakçılığı yapıyorlar. Bu mafyavari kamu kuruluşlarının insan kaçakçılığı yaptığı, gri pasaportla yurt dışına işçi götürdüğü günlerce manşet oldu. Kaç yerde buna benzer olay çıktı, kamu gücünün nerelerde kullanıldığını bundan daha iyi gösterecek ne olabilir? Bir devletin bırakın sadece rüşveti yolsuzluğu insan kaçakçılığına varan mafya tipi yöntemlerle yönetildiği nerede görülmüştür? Bu iktidar döneminde yolsuzluk olayları patlamıştır, ayyuka çıkmıştır, yolsuzluk haberleri gece gündüz belgeleriyle dökülmüştür, ciddi iddialar olmuştur ama bunların hiçbiri yargısal olarak hakim huzuruna çıkmamıştır. Kaynaklar yağmalanıyor ve yağmayı yapanlar yargılanmıyor! Ama yolsuzluk belgelerini ortaya koyan yüzlerce politikacı, gazeteci, aydın kendilerini mahkemelerde buluyorlar.

    -AKP’nin ilk yıllarında siz oradayken, gelecekte bunların olacağına dair ipuçları, konuşmalar hiç yok muydu?

    Hiç yoktu, hukukun üstünlüğüne vurgu yapıyorduk, insan haklarına, çağdaş değerlere vurgu yapılarak kuruldu. Bu partinin ana hedefi; yolsuzluk, yoksulluk ve yasaklarla mücadele etmek diyerek kuruldu. Şimdi Cumhuriyet tarihi boyunca görülmediği kadar yolsuzluğun yapıldığı, yasakların ayyuka çıktığı ve yoksulluğun derinleştiği bir döneme girdik. Hala diyorlar ki “Sen davayı bıraktın gittin”, nasıl bir mantık bu? Bu yapıyı dava olarak görüyorsan senin davan yolsuzluktur. Davası yolsuzluk, yasaklar ve insanları yoksullaştırmak olanın yanında duramam.


    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***