Kategori: Politika

  • ABD Büyükelçisi Pyatt: Dedeağaç’daki demiryolu bağlantısı boğazları devre dışı bıraktı

    ABD Büyükelçisi Pyatt: Dedeağaç’daki demiryolu bağlantısı boğazları devre dışı bıraktı


    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Bingöl’de ‘Özgürlük Zamanı’: Çöküşe uğrayan iktidarın kendisidir

    Bingöl’de ‘Özgürlük Zamanı’: Çöküşe uğrayan iktidarın kendisidir


    BİNGÖL- Bingöl’de konuşan DBP Eş Genel Başkanı Keskin Bayındır, cumhuriyetin ikinci yüzyılına girerken Kürt sorunu nedeniyle “çözülen bir devlet krizi” ile karşıya olduklarını söyledi. 

     

    Demokratik Toplum Kongresi (DTK) ve Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) tarafından düzenlenen  “Özgürlük zamanı” kampanyasında Bingöl’de buluşma gerçekleştirildi. Halkların Demokratik Partisi (HDP) İl Örgütü’nde düzenlenen buluşmaya, DTK Eş Genel Başkanı Berdan Öztürk, DBP Eş Genel Başkanı Keskin Bayındır, HDP Bingöl Milletvekili Erdal Aydemir ile çok sayıda yurttaş katılırken, salona “Faşizme karşı direnişi büyütüyoruz” yazılı pankartı asıldı.

     

    Toplantıda ilk konuşan DBP Eş Genel Başkanı Bayındır, Türkiye’de kontrolünü kaybetmiş bir iktidarla karşı karşıya kaldıklarını ve yaşanan siyasi atmosferinin yüzyıla yaklaşan devlet politikasının devamı olduğunu ifade etti. 

     

    ‘ÇÖKEN AKP VE MHP’NİN KENDİSİDİR’

     

    Yaşanan devlet krizinin yüz yıldır Kürt mücadelesi ile çöküşe girdiğini söyleyen Bayındır, “Bu nedenle partimize çok kapsamlı saldırılar gerçekleştiriliyor. Sadece partimize de değil, bir bütün olarak Kürt halkının bütün kazanımlarına yönelik saldırılar gerçekleştiriliyor. Bütün bu saldırılara karşı siyasi partimiz ve kurumlarımız hala dimdik ayakta. Bütün örgütlülüğümüzü ‘çöktürme planı’yla yok etmek istediler, ancak bugün gelinen aşamada ayakta kalan Kürt halkı ve kurumları; çöküşe uğrayan ise AKP ve MHP’nin kendisidir” dedi.

     

    Bayındır, bileşeni oldukları HDP’nin bugün artık oylarını ve Meclis’teki milletvekili sayısını artıran bir parti olmaktan öte toplumsal ve siyasal sürecin geleceğini belirleyen bir durumda olduğunu da dile getirdi. Bayındır, “Bugün artık sadece AKP-MHP iktidarını devirmiyoruz. Bizler bugün bunun çok daha ötesindeyiz. Çöken ve çözülen bir devlet krizi var karşımızda ve devletin kendisini artık Kürt sorununu çözme konusunda yeniden yapılandırılması gerekir. Bu sorunu çözemediği takdirde devletin ikinci yüzyılına varlığını normal şekillerde sürdürebilecek bir imkanın ve olanağının olmadığını söylüyoruz. Bu durumu açığa çıkaran Kürt halkı ve kurumlarının verdiği mücadeledir. Bu durumda en yakın gündem olarak Meclis’ten geçen ve sözde de olsa, ana muhalefet partisi olan CHP’nin tezkereye ‘hayır’ demesidir. Kürt halkının mücadelesi olmadan CHP’nin ‘hayır’ deme olanağı kesinlikle söz konusu olamazdı. Bununla birlikte önümüzdeki süreçte çok daha önemli gelişmeleri kendisiyle birlikte getirecektir” diye konuştu

     

    ÖRGÜTLENME VURGUSU

     

    Kürt sorununu çözmek mecburiyetinde olan devletin eşitlik, özgürlük talepleri ve demokratik bir anayasa yapma konusunda duyarlılık göstermesi gerektiğini dile getiren Bayındır, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bunlar çözülmedikçe devletin içinde bulunduğu kriz belki de kimsenin hayal edemeyeceği kriz ve kaoslara kapı aralayacak. Yine bugün tüm ilişkilerden izole edilmiş bir devlet aklının artık Kürt sorununu çözmekten başka bir yolu kalmamıştır. İçinde bulunduğumuz süreç bunu açık bir şekilde göstermekte. Bu anlamıyla hem içinde bulunduğumuz süreç ve yaşanan siyasal gelişmeler çok önemli. Bu nedenle halkımızla sürekli bir örgütlenme çalışması yürütmek her zamankinden çok daha önemli ve tarihi bir sorumluluktur. Bu nedenle gücümüzü güç katacak her anne, genç ve arkadaşımız gelecek süreci belirleyecek konumdadır. Dolayısıyla bugün örgütlenmenin her zamankinden daha önemli olduğunu bilmemiz gerekiyor.” 

     

    ‘BİZİM ÇİZGİMİZ ÜÇÜNCÜ YOL’

     

    Bayındır, konuşmasında HDP’nin yayımladığı 11 maddelik deklarasyona dair de konuştu. Bir tutum belgesi olarak açıklanan deklarasyona dair herkesin kendisine göre değerlendirmelerde bulunduğunu belirten Bayındır, “Biz yayınladığımız deklarasyonla gelecek süreçte nasıl bir pozisyon takınacağımız ifade ettik ve ilklerimizi bu şekilde belirttik. Farklı kesimler kendilerine göre yorumluyor olabilirler ama bizlerin, hiçbir şekilde iki kutup olarak ifade edilen cumhur ve millet ittifaka göz kırpma gibi bir durumumuz yok. Bunu net bir şekilde ifade ediyoruz. Bizim çizgimiz Üçüncü Yol’dur. Gücümüzü de gelecekte bu temel üzerinde sürdüreceğiz” ifadelerini kullandı.

     

    ÖZTÜRK: 98 YILDIR SOYKIRIM YAŞANIYOR

     

    DTK Eşgenel Başkanı Öztürk ise, konuşmasında Kürtlere yönelik tarihsel soykırım politikası üzerinde durdu. Lozan anlaşması ile Kürdistan’ın dört parçaya ayrıldığını, 24 Anayasası ile birlikte ise Kürtlere yönelik soykırım politikalarının devreye konulduğu dile getiren Öztürk, soykırımın sadece fiziki anlamda değil, çeşitli şekillerde devreye konulduğunu vurguladı. Öztürk,“‘Beyaz soykırım’ dediğimiz bir halkın dilini, tarihini, kültürünü ve halkın kendisini hedef alıp, yok etme temelinde yapılan bir anayasa ve o anayasa çerçeve içerisinde de hayata geçirilen planlar. Bu soykırımların en ahlaksızı ve vicdansızıdır. Bu 98 yıldır da Kürt halkı ve Kürdistan coğrafyasında yaşanıyor” diye belirtti.

     

    KİMYASAL SİLAH KULLANIMI

     

    Türkiye’nin Federe Kürdistan’a yönelik devam eden operasyonuna işaret edip, buraya asker konuşlandırılmasını “işgal” olarak tanımlayan Öztürk, şunları ekledi: “Güney’de bir işgal durumu söz konusu. Bunun adı işgaldir başka şekilde ifade ederek kimseyi kandırmasılar. Ve bu sadece Güney’in sorunu değil. Dört parçaya ayrılmış olabilir ama bu bütün Kürtlerin sorunudur.  Güney Kürdistan’daki her bir kazanım buradaki Kürtlerin de kazanımıdır. Bunun tek bir sahibi, partisi kurumu yoktur. Her bir Kürt oradaki kazanımı sahipleniyor. Kazanımlara karşı yapılan saldırılara karşı da her Kürt şiddetli bir şekilde karşı çıkıyor. Verdiğimiz bedeller var. Enfal’de kadın, çocuk demeden kimyasal silahlar kullanarak katlettiler. Şimdi ise Saddam’dan daha kötü olan bir zihniyet yine Güney Kürdistan’da kimyasal silaha başvuruyor. Bunu kabul etmemiz söz konu değil. Bütün uluslararası sözleşmelere aykırı davranılıyor. Farklı kesimlerden insanlar bölgede kimyasal silah kullanıldığını dile getiriliyor ama kimseden bir ses yok. Bizler, sizlerin deneğiniz değiliz. İnsanlığa karşı bir suç işleniyor. İnsanlığı savunuyorsanız ikiyüzlülük yapmayın. Kürtlere karşı gözlerinizi, kulaklarınızı kapatmayın. Bu konuda yetkili kurumların gidip bölgede incelemelerde bulunması gerekir.” 

     

    MUHALEFETE ‘TECRİT’ ELEŞTİRİSİ

     

    PKK Lideri Abdullah Öcalan üzerinde sürdürülen ağır tecrit politikasına da değinen Öztürk, bu politikanın sebebini çok iyi bildiklerini ifade etti. Öztürk, “Bir şahısa bu tecridi uygulamıyorsunuz. O sesin bütün kötülüklerinize karşı bir cevabı var. Ortak bir yaşamın nasıl kurulması gerektiğiyle ilgili önerileri var. Sesi duyulduğu zaman Türkiye’de umudun yükseldiğini görüyoruz. Siz O’nu, insanların umudu olması nedeniyle üzerine tecrit altına alıyorsunuz. Bu tecridin hukukta yeri yok, bu bir işkence yöntemidir” dedi.

     

    Öztürk, muhalefetin tecrit karşısındaki sessizliğini ise “Her nedense Sayın Öcalan’a uygulandığında kimseden ses seda yok. Bu tecrit kırılmadan kimse Türkiye’de yaşanan krizlerin çözümünden bahsetmesin. Sizler bu tecritten bahsetmediğinizde demokrasiden nasıl bahsedeceksiniz” sözleriyle eleştirdi.

    Kaynak: Mezopotamya Ajansı.
    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • HDP’den 5. yargı paketine şerh: Ciddiyetsiz bir yaklaşım

    HDP’den 5. yargı paketine şerh: Ciddiyetsiz bir yaklaşım


    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Akşener’den Lütfü Türkkan uyarısı: Bizi sahadan çekmek istiyorlar

    Akşener’den Lütfü Türkkan uyarısı: Bizi sahadan çekmek istiyorlar



    İYİ Parti lideri Meral Akşener, partili milletvekillerine Lütfü Türkkan’ı istifaya götüren küfür olayıyla ilgili uyarıda bulundu.


    İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın küfür etmesiyle ilgili ilk kez konuştu.

    “Bu olayı tasvip etmemiz mümkün değil. Bizi sahadan çekmek istiyorlar” dediği belirtilen Akşener’in milletvekillerine de ”Vatandaşla diyaloglarınızda soğukkanlılığınızı koruyun, öfkenize mağlup olmayın” uyarısında bulunduğu ifade edildi.

    İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in Bingöl ziyareti sırasında kendisine tepki gösteren Tahir Gümren’e küfreden Lütfü Türkkan, cumartesi günü grup başkanvekilliği görevinden istifa etmişti.

    Akşener’in talebi ile gerçekleşen istifanın ardından İYİ Parti Meclis Grubu, bugün saat 14.00’te yeni grup başkanvekilini seçmek için toplandı. Oylama sonucunda Erhan Usta, İYİ Parti’nin yeni grup başkanvekili oldu.

    NTV’nin toplantıyla ilgili kulis haberine göre Akşener milletvekillerine, ”Bu olayı tasvip etmemiz mümkün değil. Vatandaşla diyaloglarınızda soğukkanlılığınızı koruyun, öfkenize mağlup olmayın. Gündemi değiştirmelerine müsaade etmeyeceğiz. Bizi sahadan çekmek istiyorlar. Vatandaşın gündemini konuşmaya devam edeceğiz” dedi.


    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Fransa’dan Ankara’ya Doğu Akdeniz’de savaş gemili mesaj

    Fransa’dan Ankara’ya Doğu Akdeniz’de savaş gemili mesaj


    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Yüksek kira fiyatlarına ilişkin kanun teklifi

    Yüksek kira fiyatlarına ilişkin kanun teklifi


    ANKARA – HDP Grup Başkanvekilleri yüksek kira fiyatlarının önlenmesi için tavan fiyat belirlemesi ve düşük gelirli yurttaşlara kira desteği sağlanması amacıyla Meclis’e kanun teklifi verdi.

     

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Grup Başkanvekilleri Meral Danış Beştaş ve Saruhan Oluç,  “Toplu Konut Kanunu, Sosyal Sigortalar Ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu İle Türk Borçlar Kanununda Değişiklik Yapılması”na ilişkin Meclis’e kanun teklifi verdi. 

     

    KİRALAR YÜZDE 35 ARTTI

     

    Yurttaşların faizsiz ev sahibi olmasının yolunun açılması, yüksek kira fiyatlarının önlenmesi için tavan fiyat belirlemesi ve düşük gelirli yurttaşlara kira desteği sağlanması amacıyla verilen teklifte şu gerekçelere yer verildi:

     

    “* Toplu Konut Kanununa eklenen bir hüküm ile aylık net kazancı asgari ücreti geçmeyen kişiler ile asgari ücretli olan kişiler için konut inşası ve bunların mülkiyeti için faizsiz kredi yönteminin uygulanması suretiyle uygun koşullarda konut edinme hakkının sağlanması amaçlanmıştır.

     

    * Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Kanununa eklenen bir madde aylık net kazancı asgari ücreti geçmeyen kişiler ile asgari ücretli olan kişilere asgari ücretin üçte ikisi oranında aylık kira yardımı yapılması hükme bağlanmıştır. Nitekim ev kiraları son güncel verilere göre İstanbul için yüzde 63 oranında artarken, Ankara’da bu oran yüzde 35 olmuştur. Bu oranlar nazara alındığında, İstanbul’da yaşayan bir asgari ücretlinin kira miktarını denkleştirebilmek için üzerine 924 TL eklemesi gerekmektedir. Ankara’da ise ev kirasını ödeyen bir asgari ücretli ayın geri kalanını 832TL ile tamamlamak zorunda kalmaktadır. Kişinin aldığı ücret ile barınma için ödemek durumunda kaldığı rakam arasındaki dengesizliğin yarattığı mağduriyetin giderilmesi için 2/3 oranında devlet desteği elzemdir.

     

    *  Türk Borçlar Kanununa eklenen hüküm ile ev sahiplerinin fahiş kira bedeli talep etmesi ve yüksek artışlar gerçekleştirmesi engellenerek, belirlenecek olan tavan fiyat uygulamasıyla barınma hakkının önünde engel teşkil eden pratiklerden birisi önlenmek istenmiştir.”

     

    Kaynak: Mezopotamya Ajansı.
    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • HDP’den 5. yargı paketine şerh: Çocukları ve kadınları koruyacak tedbir yok

    HDP’den 5. yargı paketine şerh: Çocukları ve kadınları koruyacak tedbir yok


    ANKARA – AKP tarafından hazırlanan 5’inci Yargı Paketi’ne “göstermelik düzenleme” diye şerh düşen HDP, “Kadınları ve çocukları erkek şiddetine karşı koruyacak bir tedbir düzenlenmemiştir” dedi.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Meclis Adalet Komisyon’unda görüşülerek, kabul edilen 5’inci Yargı Paketi olarak bilinen İcra ve İflas Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’ne şerh düştü.

    Kanun koyucunun, yasayı toplumsal sorunların çözümü için vaat ettiği ve yasa yapmada esas olanın toplumsal ihtiyaçların giderilmesi olduğu belirtilen şerhte, komisyonda ise sorunları gidermekten uzak, sorunları daha da kronik hale getiren bir teklif getirildiği vurgulandı. Kanun teklifiyle beklentilerin karşılanmadığına dikkat çekilen şerhte, kanun teklifiyle işlerin daha da zorlaşacağı belirtildi.

    ‘CİDDİYETSİZ YAKLAŞIM SÖZ KONUSU’

    Şerhte, icra iflas daireleriyle ilgili düzenlemelerin çocuğun velayeti, boşanmış ebeveynler için disiplin hapsi ve yaptırım gibi konuları içeren teklifin, her şeyden önce alt komisyon tarafından görüşülmesi ve konunun uzmanı kişilerin dinlenmesi gerektiğine dikkat çekildi. 

    Çocuk velayeti gibi hassas bir konuda pedagog, sosyal hizmet uzmanı, çocuk alanıyla ilgili STK’lar ve kadın kurumlarının görüşünün alınmamış olmasının konuya ciddiyetsiz yaklaşıldığının en açık göstergesi olduğu vurgulanan şerhte, “Yine aynı şekilde velayete ilişkin maddelerin dışında kalan cebri satışa ve icra dairelerine, ilişkin maddelerde de baroların görüşüne başvurulmamıştır. Yasa teklifi, kötü ekonomi yönetimi ile borçlular ve icralıklar ülkesi yapılan ülkede, icra iflas müdürlüklerinde yaşanan en temel sorunların başında gelen fiziki yetersizlik ve yoğun iş gücüne çözüm üretmeyi amaç edinmemiştir. Kısacası icra iflas dairelerine ilişkin düzenlemelerin yapıldığı teklifte, yapısal sorunlara çözüm sunulmamıştır” denildi.

    ‘TÜRKİYE’DE 35 MİLYON BORÇLU’

    Türkiye’de kişilerin aldığı borcu ödeyemediği kaydedilen şerhte, “AKP’nin finans politik yaklaşımı bağlamında borçlandırma ve bağımlı kılma politikaları, Kovid-19’un hızlandırıcı etkisi ile de geldiğimiz noktada yurttaşları, haneleri, esnafı, şirketleri, kamuyu büyük bir ekonomik çöküşün eşiğine getirmiştir. Türkiye’de 28 milyon kişi icralık, 35 milyon kişi borçludur. Yani ülke nüfusunun yüzde 75’i borçludur. Pandemi sürecinde vatandaşın yaşamını idame ettirebilmesi için ekonomik önlemler alınmaması nedeniyle yaşanan kredi patlaması borçlu sayısında mutlak bir artışla sonuçlanmıştır. Böylece konut, ihtiyaç ve taşıt kredilerinden oluşan bireysel kredilere borçlu kişi sayısı 2021 yılında yaklaşık 35 milyona, bu kişilerin toplam borcu ise 899 milyar TL çıkmıştır” diye belirtildi.

    ÇİFTÇİNİN BORCU 72 KAT ARTTI

    Öte yandan, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nun (BDDK) üçüncü çeyrek verilerine göre her ilde bireylerin kredi kartı ve kredili mevduat hesabının büyüdüğü belirtilen şerhte, “Yayınlanan verilere göre 9 ayda kredi kartı harcamaları toplamda yüzde 30,44 artmış, en yüksek artış gösteren ile ise yüzde 43,44 ile Hakkari olmuştur. Kredili mevduat hesabı harcamaları ise toplamda yüzde 41,31 yükselmiş, KMH’ta en fazla artış gösteren il ise yüzde 59,1 büyümeyle Dersim olmuştur. 2003’te 2,5 milyar TL olan çiftçilerin toplam borcu, 180 milyar TL’yi buldu. Yani, AKP iktidarları döneminde çiftçinin borcu 72 kat artmıştır” ifadelerine yer verildi.

    ‘EFEKTİF DÜZENLEMELERDEN VAZGEÇİLSİN’

    HDP, şerhin devamında gerekçelerini şöyle sıraladı: “İktidar, koca bir ülke kredi kartları ile ayakta durmasına rağmen vatandaşı icra bataklığına sürükleyen politikalardan vazgeçmeden göstermelik düzenlemeler ile halkı oyalamaya ve borçlu vatandaş imal etmeye devam etmektedir. Oysaki vatandaşın derdi icralık olan evinin satışının kolaylaşması değil icralık olmamak için gerekli önlemlerin alınmasıdır. Efektif olmaktan uzak düzenlemelerden ziyade acilen vatandaşın borç batağından çıkmasına yardımcı olacak düzenlemeler yapılmalıdır.

    FAİZLER SİLİNSİN

    Tüm vatandaşlarımızın 50 bin TL’ye kadar olan kredi kartı ve kredi borçlarının faizleri silinmelidir. Anaparaları faizsiz ve uzun vadeli olarak yeniden yapılandırılmalıdır. Esnaflar ve vatandaşlar açısından kredi borçlanmalarında faizlerin silinmesi, borçların sıfır faizle yeniden düzenlemesi, geleceğin ipotek altına alınmaması için adım atmayı sağlayacaktır. Bireysel kredi kartı borcu olanlardan temerrüde düşen ya da ödeyemeyenler için faizler silinmeli, ana borcun uzun ve taksitli olarak yeniden yapılandırılmalıdır.

    ÇOCUKLARA DAİR DÜZENLEME GERİ ÇEKİLSİN

    Kanun teklifi, çocuğun üstün yararı ilkesine aykırı olması, kadınların ve çocuklarının şiddete karşı korunmasına yönelik somut tedbirler içeren kurumsal bir mekanizma örgütlememesi, idari belirsizliklerle dolu olması, cins eşitlikçi bir yapıda olmaması ve birçok konuda anayasaya aykırılık içermesi sebebiyle geri çekilmelidir. Partimizin defaatle dile getirdiği gibi kadınların ve çocukların korunması kadın dernekleri, feministler, çocuk hakları dernekleri ile konuyla alakadar sivil toplum örgütlerinin katılımı ve işbirliği ile çalışan bir Çocuk Bakanlığının kurulması gerekmektedir. Çocukları ilgilendiren bu önemli mevzunun Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın da dahiliyetiyle Çocuk Bakanlığı bünyesinde oluşturulacak alt birimler tarafından ele alınması elzemdir.

    ÇOCUK NESNE OLARAK GÖRÜLÜYOR

    Teklif ilk bakışta, olumlu bir düzenleme gibi görünse de teklifin genel gerekçesi ile maddelerine bakıldığında ‘çocuğun üstün yararı’ ilkesinin neredeyse baştan sona yanlış yorumlandığı görülmektedir. Teklifin genel gerekçesinde çocukla kurulacak kişisel ilişkinin ‘annelik veya babalık duygusunun tatmini’ne indirgenerek düzenlenmesi; çocuk, malvarlığına ilişkin ‘verme borcunun’  konusuymuş gibi ‘çocuk teslimi’ ifadesinin kullanılması; çocuğun kişisel ilişki kurmasının salt olarak ebeveynlerin hakkı olarak görülmesi ve tam da bu noktada çocuğun gerekirse kolluk marifetiyle ve zor kullanılarak ‘hak sahibi’ ebeveyne tesliminin sağlanmasıyla teklif, çocuğun üstün yararını gözetmekten çok verilen mahkeme kararının her ne olursa olsun icra edileceğinin altını çizmektedir. Bu bağlamda çocuğun teklifte ilişkiyi kuracak özne olarak değil kendisiyle ilişki kurulacak nesne olarak değerlendirildiği açıktır.

    CİNSİYETÇİ BİR DÜZENLEME

    Teklif, her ne kadar ebeveynler arasında bir ayrıma gitmediği için ‘eşitlik’ ilkesine aykırı görünmüyor olsa da somut koşullar göz önüne alındığında teklifin cinsiyetçi bir düzenleme olduğu ortadadır. ‘Bakım verme görevi’nin kadına yüklendiği bu koşullarda erkek şiddetinden kaçmak durumunda olsa dahi hapis cezası dahil her türlü yaptırımla karşılaşacak kesimin çok yüksek oranda kadınlar olduğu göz önünde bulundurulduğunda ayrımcılık içeren bu teklif karşısında mutlak eşitlikten bahsetmek mümkün olmayacaktır.

    EŞİTSİZ BİR TEKLİF

    Kanun teklifinde Adalet Bakanlığı bünyesinde faaliyet gösteren Adli Destek ve Mağdur Hizmetleri Müdürlüğü’nce belirlenen çocuk ‘teslim mekanları’nda kadınların boşandıkları veya boşanma sürecinde oldukları erkeklerin şiddetine maruz kalma ihtimalleri düşünülerek kadınları ve çocukları erkek şiddetine karşı koruyacak bir tedbir düzenlenmemiştir. Her gün en az üç kadının adliye kapılarında, okul önlerinde şiddete uğradığı, öldürüldüğü gerçeği düşünüldüğünde kadınları korumasız bırakan bu düzenleme kabul edilemez. Kanun teklifinin bu haliyle yasalaşması halinde kadınlar şiddet tehdidi, can güvenliği riski olduğu için çocukları ‘teslim etmemeleri’ halinde disiplin hapsi ile karşı karşıya bırakılmaktadırlar.

     ‘Teslim’ emrine uyulmaması ve çocukla kişisel ilişki kurulmasının engellenmesi halinde kolluk zoru uygulanacağı düzenlenmiştir. Kadına yönelik erkek şiddetinin yoğun yaşandığı gerçeğinden hareketle görüşmeler esnasında kadınların, çocukların ve diğer görevlilerin erkek şiddetine karşı korunması amacıyla kolluk bulundurulmalıdır. Ancak bu kolluğun çocukta bir travmaya sebep olmaması açısından sivil giyimli olması, pedagoji eğitimi almış olması, çocuğu ve tarafların hikayesine vakıf olması gerekmektedir.

    MUĞLAKLIK VAR 

    Adli destek ve mağdur hizmetlerinde çalışan uzmanların mahkemeden bağımsız görev yapacağından söz edilmektedir. Bu durum rastgele görevlendirilen, her seferinde değişme riski olan uzmanın çocuğu tanımadan, her somut olaya özgü özellikleri, ilişkilerdeki şiddet geçmişini bilmeden raporlama yapma tehlikesini doğurmaktadır. Teklifte sözü edilen ‘danışmanlık tedbiri’ de oldukça muğlaktır. Ayrıca Adalet Bakanlığı bünyesinde faaliyet gösteren adli destek ve mağdur hizmetleri müdürlüklerince yürütülmesinin söz konusu birimde hem yeterli ve donanımlı çalışanın olmaması hem de boşanmış ailelerinin mağdur olduklarına dair ön kabulün ve boşanmanın kötü olduğu düşüncesine yol açması bakımından da sakıncalar doğuracağı ortadadır.”

    Kaynak: Mezopotamya Ajansı.
    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • İYİ Parti’de Lütfü Türkkan’ın yerine gelen isim belli oldu

    İYİ Parti’de Lütfü Türkkan’ın yerine gelen isim belli oldu


    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • İYİ Parti’nin yeni grup başkan vekili Erhan Usta

    İYİ Parti’nin yeni grup başkan vekili Erhan Usta



    İYİ Parti’nin yeni grup başkan vekili Samsun milletvekili Erhan Usta oldu.


    Usta, İYİ Parti’nin ekonomiden sorumlu genel başkan yardımcılığı görevini yürütüyordu.

    NE OLMUŞTU?

    Kardeşini 1997’de PKK saldırısında kaybettiğini söyleyen Tahir Gümren adlı kişi, Bingöl ziyareti sırasında, İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’i HDP’yi savunmakla suçlamıştı. İYİ Parti’li Lütfü Türkkan da Gümren’e küfretmişti. Özür dileyen Türkkan grup başkan vekilliğinden istifa etmiş, parti ise Türkkan’ın görevden alındığını vurgulamıştı.

    Türkkan ayrıca sosyal medya hesabından özür videosu yayınlamıştı.


    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • İYİ Parti’nin yeni grup başkanvekili Erhan Usta

    İYİ Parti’nin yeni grup başkanvekili Erhan Usta


    İYİ Parti’nin yeni grup başkan vekili Samsun milletvekili Erhan Usta oldu.

    Lütfi Türkkan, bir kişiye hakaret ettiği videonun sosyal medyada yayılmasının ardından özür dilemiş, ardından da grup başkanvekilliği görevini bırakmak zorunda kalmıştı.

     

    İYİ Parti’nin diğer grup başkanvekili Musavat Dervişoğlu.

     

    MHP Samsun Milletvekili olarak Meclis’e giren Erhan Usta ise MHP Grup Başkanvekilliği görevinde bulunmuştu.

     

    Erhan Usta, Meclis’te EYT’liler için araştırma önergesine “Evet” demesi üzerine görevden alınmıştı.

     

    Usta bunun üzerine istifa etmiş, daha sonra İYİ Parti’ye katılmıştı.


    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***