Kategori: Politika

  • HDP’li Temel: Muhalefet bu kez yalpalamadı

    HDP’li Temel: Muhalefet bu kez yalpalamadı


    DİYARBAKIR – Kürt sorununda çözümün tartışıldığı bir ortamda iktidarın tezkereyle muhalefette çatlak oluşturmak istediğini belirten HDP’li Tayip Temel, muhalefetin bu kez iktidara karşı olumlu bir tutum sergilediğini söyledi.

    Türkiye’nin 23 Nisan’da Federe Kürdistan Bölgesi’ne yönelik başlattığı askeri operasyon devam ederken, AKP iktidarı siyaseten yaşadığı sıkışmayı aşmak için sarıldığı savaşı kimi bölgelerini işgal ettiği Kuzey ve Doğu Suriye topraklarına yaymaya çalışıyor. Bir süredir Özerk Yönetim’in bulunduğu bölgeye dönük tehditlerinin tonunu yükselten AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, operasyon izni için ABD Başkanı Biden ve Rusya Devlet Başkanı Putin ile bir araya gelip, görüşmeler gerçekleştirdi. Bu temaslarla birlikte daha öncekilerden farklı olarak bu kez iki yıllık süreyi kapsayıp, Suriye ve Irak’a asker göndermeyi sağlayan tezkere, getirildiği Meclis’te MHP ve İYİ Parti’nin desteğiyle 26 Ekim’de kabul edildi. HDP ile birlikte CHP, Saadet Partisi ve TİP tezkere ‘hayır’ derken, DEVA Partisi ise çekimser kaldı. 

     

    Temelde Kürt sorununa dair çözümsüzlük politikasında ısrar edilerek, Kürt kazanımlarını hedef alan bu politikalara karşı çıkan Halkların Demokratik Partisi (HDP), izlediği siyasetle ülkeyi uçurumum kenarına taşıyan iktidarı durdurmak için 26 Eylül’de açıkladığı 11 maddelik deklarasyonla demokratik muhalefete açık çağrıda bulundu.

     

    Yayınlanan deklarasyon Kürt sorununun çözümünü tekrardan gündeme getirdi. Muhalefet partilerinin, görüş ve önerilerde bulunduğu bu tartışmalara iktidar partisi de dâhil olarak sorunu görmezden geldi ve tekrardan çözümsüzlüğü dayattı. 

     

    HDP Eş Genel Başkan Yardımcısı Tayip Temel, ülkenin temel sorunlarına ilişkin çözümlerini yayımladıkları deklarasyona dair muhalefetin yaklaşımını, Türkiye’nin Federe Kürdistan Bölgesi ve Rojava’ya dönük saldırı politikaları ve tezkereyi, bu konuda ABD ve Rusya ile kurulan temaslar ile birlikte Federe Kürdistan Bölgesi’nde kimyasal silah kullanıldığı yönündeki iddialara dair değerlendirmelerde bulundu. 

     

    DEMORKASİYE ÇAĞRI DEKLARASYONU 

     

    HDP olarak yayımladıkları deklarasyonun oldukça ses getirdiğini dile getiren Tayip Temel, özellikle de Kürt sorununun çözümü ve yöntemlerine ilişkin görüş ve önerilerinin iktidar partisi ve onun ortağı dışındaki tüm demokrasi güçleri ve muhalefetin gündemine oturduğunu kaydetti. Türkiye’nin en büyük ve can alıcı sorunu olan Kürt sorununun tekrardan gündeme gelmesinden ve muhalefetin bu tartışmaları tekrardan gündemine almasından oldukça memnun olduklarını ifade eden Temel, “İktidarın çözümsüzlüğü dayatan ve derinleştiren bu tartışmalarından sonra muhalefetin tutumu oldukça iyiydi” dedi. 

     

    İKTİDAR PANİKLEDİ

     

    Deklarasyonun sahiplenilmesi sonrası iktidarın tekrardan HDP’yi sabote eden bir tutuma başvurduğunu söyleyen Temel, bunu şöyle açıkladı: “Deklarasyon, Kürt sorununun çözüm yöntemleri ve sorunun muhataplık tartışmalarını ülkeye demokrasi getirme iddiası olan demokrasi güçlerinin ve siyasi partilerinin tekrardan gündemine getirdi. Gündeme gelen bu tartışmalar bize bu sorunun sadece iktidarın inisiyatifine bırakılmayacağını gösterdi. Doğrusu birçok kesim tarafından olumlu tartışmaların yürütüldüğü bir havadax bizler iktidarın bu tartışmaları sabote edecek bir girişimini bekliyorduk. Zaten çözümün tartışıldığı yerlerde iktidarın çözümsüzlüğü her dönem gündeme geliyor. İktidar deklarasyon sonrası panikledi. İçerde büyük bir çürüme ve bozulma hali, dışarıda kendisine hiçbir dostu bırakmayacak derece tutarsız ve pragmatik ilişkiler, iktidarı çok büyük bir sıkıntıyla karşı karşıya bıraktı. İktidarı sıkıntıya sokan şey de Kürtlere son 5 yıldır içeride ve dışarıda açmış olduğu savaştı. Bu savaş politikası iktidarı zayıflattı ve çürüttü. Bundan dolayı Kürt sorunu muhalefetin gündemine girer girmez hükümetin hamlesi tekrardan savaş çığırtkanlığı oldu.” 

     

    HDP’li Temel, iktidarın Kuzey ve Doğu Suriye ile Irak’ta asker bulundurmayı iki yıl daha uzatan tezkereyi Kürt sorununun tartışıldığı bir ortamda tekrardan Meclis’e getirmediğinin altını özellikle çizdi.

     

    MUHALEFET HİZAYE GETİRİLMEK İSTENİYOR 

     

    Çözümsüzlükte ısrar ederek eriyen iktidarın, çözümün tartışıldığı bir ortamda getirdiği tezkere ile muhalefet arasında bir çatlak oluşturmak ve muhalefeti yeniden hizaya getirmek istediğini söyleyen Temel, “Fakat muhalefet savaş tezkeresine karşı olumlu bir duruş sergiledi. Bu savaş tezkeresinin adını koymak gerekir. Bu tezkereler Kürt halkına karşı savaşı yasalaştıran bir durumdur. İktidar, aslında savaş ile muhalefeti hizaya sokmak istedi. Son yıllarda yer yer yalpalayan ve tutarsız duran muhalefet, bu sefer iktidara karşı bir tutum aldı diyebiliriz. Tezkereye ‘hayır’ diyen partilerin tutumu önemliydi. Özellikle de CHP’nin tutumu önemliydi. Neden? Çünkü CHP, devleti kuran bir parti. Yani devlet politikalarının sınırlarını aşan bir parti değildi. Muhalefetin hepsi ‘hayır’ deseydi de bu tezkere Meclis’ten çıkaraktı. CHP buna karşı çıkarak bu tezkerenin Türkiye halklarının yararına olmadığına karar verdi. Bu tezkere ‘milli beka’ değil, tam tersine Türkiye’nin iç ve dış barışını tehdit eden bir tezkereydi” diye konuştu.

     

    HEDEF KÜRTLERİ STATÜSÜZ BIRAKMAK!

     

    AKP ve MHP’nin 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında yürütmüş olduğu tüm siyasetin, Kürt halkının kazanımlarını hedef olduğunun dile getiren Temel, “Erdoğan rejimi”nin bu saldırı politikasını başından beri savunduğunu vurguladı. Temel, Kürt sorununda “çözüm” tartışmalarının yürütüldüğü 2012-2015 yılları arasındaki dönemde de bu politikanın devrede olduğunu ekledi. Temel, “O dönem de Erdoğan rejimi, Kürt halkının kazanımlarından biri olan Rojava’yı dahi DAİŞ üzerinden bertaraf etmeyi ve statüsüz bırakmayı hedefliyordu. Bu politika Erdoğan rejiminin temel stratejik hedeflerinden biriydi. Federe Kürdistan Bölgesi’ne yönelik saldırıları da Kürt siyasi hareketini bitirmeye yönelik bir girişimdir. O nedenle hem Rojava’ya hem de Güney Kürdistan’a yönelik çıkarılan tezkere bu politikaların devamıdır” ifadelerini kullandı.

     

    BİDEN VE PUTİN İLE GÖRÜŞME 

     

    Bu sözlerinin devamında “Cumhurbaşkanı Erdoğan, Rojava’ya yönelik saldırı planı doğrultusunda ABD Başkanı Biden ve Rusya Devlet Başkanı Putin’den adeta yalvarır biçimde görüşme talep etti, ancak yapılan bu görüşmelerden sonuç alınamadı” diyen Temel, ne Rusya ne de ABD’nin artık bölgede gerilimi büyütecek yönelimleri değil, yumuşak güç ve diplomasiyle orayı şekillendirmek istediğini kaydetti.

     

    MÜLTECİ KEMERİ!

     

    HDP’li Temel, Türkiye’nin bölgeye operasyon başlatma çabalarına ilişkin ise, “Türkiye, uzun bir süre ABD ve Rusya’nın bölgedeki çelişkiler ve belirsizlik politikasından dolayı faydalandı. Göçmen politikasında da bunu yaptı. Gelinen süreçte küresel güçler artık bölgede gerilime izin vermeyecekler. Göreceksiniz bu güçler bölgeyi şekillendirdikten sonra Türkiye’nin müdahale zeminini ortadan kaldıracak. Bakın Erdoğan’ın Rojava’yı tehdit mesajlarından sonra Biden, Türkiye’yi bölgede gayri meşru yapılara destek vermekle ve bölgede istikrarı bozan bir siyaset izlediğini söyledi. Bu gelişmelerin hepsi şunu gösteriyor; aslında bu diplomatik tavizlerle Kürtlere düşmanlık politikası Rojava’da giderek zemin kaybediyor. Eskisi gibi rahat değiller. Ama Erdoğan’ın saldırı planı hala canlıdır ve fırsat bulduğu anda Rojava’nın belli bölgelerine işgal planını devreye koyacaktır. 

    Erdoğan tıpkı Arap Kemeri gibi sınır hattından gelen mültecileri bu sefer bir ‘Mülteci Kemeri’ oluşturarak Rojava’yı ilhak etmeyi planlıyor. Ama konjonktür eskisi gibi Erdoğan’a taviz ve kredi vermeyecek. Çünkü Rojava’nın uluslararası güçlerle ördüğü diplomasinin dışında bir de kendisinin ördüğü bir direniş hattı var. Tabi halen bu tehditler fırsat bulunduğu anda hayata geçebilecek. Bugün halen Türkiye Rojava’yı SİHA’larla saldırmayı devam ettiriyor” değerlendirmelerinde bulundu.

     

    KİMYASAL SİLAH KULLANIMI 

     

    Temel, Türkiye’nin Federe Kürdistan Bölgesi’nde yönelik süren operasyonlarında kimyasal silah kullanımına dair şunları söyledi: “Çok büyük ve önemli iddialar. Bu iddiaları parti olarak biz de takip ediyoruz. Biliyorsunuz kimyasal silah kullanımı ‘savaş suçu’ kapsamına giren bir suçtur. Saddam Hüseyin’in devrilme gerekçesi de Kürtlere karşı kullandığı kimyasal silahtı. Bölgede onlarca köylünün hastaneye kaldırıldığı söyleniyor. Bölgedeki birçok örgüt, kuruluş, aydın, yazar, akademisyen ve siyasetçinin bu yönde çağrıları var. Bu konuda Güney Kürdistan Hükümeti’nin de bölgede araştırma yapmak isteyenlere, hakikati ortaya çıkarmak isteyenlere gerekli koşulları hazırlaması gerekiyor. Kimyasaldan etkilenen köylülerin, askeri hastanelerde tedavi edildiği yönünde söylentiler var. Bu olay ispatlanırsa yargılananların olacağını bilmek gerekiyor. Bu suçlar zaman aşımına da uğramaz. Ama mesele şu; Güney Kürdistan Bölge Meclisi, hem gerekli araştırmaları yapmalı hem de söz konusu kimyasal silahları takip merkezlerine çağrılar yapmalı, davetiyeler çıkarmalı. Vahim olan bir diğer şey, Türkiye’de iktidarın buna yönelik bir açıklaması olmalıyken, bugün bir sessizlik hakim.” 

     

    ‘KÜRTLER İÇİN UTANILACAK BİR DURUM’

     

    Yine Türkiye ve KDP’nin ortak operasyonları sonucu yaşamlarını yitirdikleri ifade edilen HPG’lilerin cenazelerinin Sêmalka’da bekleyen ailelerine teslim edilmemesi eleştiren Temel, Türkiye’nin cenazelere yönelik tutumunun aynısını bugün KDP’nin yaptığını ifade etti.

     

    Temel, “Çocuklarının cenazeleri verilmeyen annelerin Sêmalka’da oturması, Kürt siyaseti hareketi olarak kendisini tanımlayan bir güç için utanılması gereken bir durumdur. Bunu ne vicdan, ne ahlak ne de bir siyasi anlayışla açıklamak mümkündür. KDP’ye bir kez daha sesleniyoruz. Cenazelerin akıbetine ilişkin bilgi verilip, ailelerine teslim edilmeli” dedi.

     

    MA / Ergin Çağlar – Eylem Akdağ 

    Kaynak: Mezopotamya Ajansı.
    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • İyi Parti’de Lütfü Türkkan’ın yerine Erhan Usta seçildi

    İyi Parti’de Lütfü Türkkan’ın yerine Erhan Usta seçildi



    Bingöl’de bir yurttaşa hakaret ettiği için Meral Akşener’in talimatı üzerine İyi Parti grup başkanvekilliği görevinden istifa eden Lütfü Türkkan’ın yerine Samsun Milletvekili Erhan Usta seçildi.

    Meral Akşener’in başkanlığında toplanan İyi Parti Meclis grubu, Lütfü Türkkan’ın istifası üzerine yeni grup başkanvekilini seçmek üzere toplandı. Yaklaşık 1 saat süren toplantının akabinde yapılan seçimle Samsun Milletvekili Erhan Usta yeni grup başkanvekili olarak belirlendi.

    24 Haziran 2018 Partili Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekilliği Genel Seçimi’nde Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Samsun Milletvekili olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne giren Usta, MHP grup başkanvekilliği görevinde bulunmuş, Meclis’te emeklilikte yaşa takılanlar (EYT) için araştırma önergesine “evet” demesi üzerine görevden alınmıştı.

    Usta bunun üzerine istifa etmiş, daha sonra İyi Parti’ye katılmıştı.

    NE OLMUŞTU?

    İyi Parti Grup Başkanvekili Lütfü Türkkan, Bingöl’de bir vatandaşın boynuna sarılarak, “Niye küfrediyorsun?” demiş, Türkkan ile vatandaş arasında gerilim yaşanmıştı. Bu sırada Türkkan’ın galiz ifadelerle küfrettiği duyulmuştu.


    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Erdoğan’a, ‘Batman Kürdistan’ın gülüdür’ şarkısı

    Erdoğan’a, ‘Batman Kürdistan’ın gülüdür’ şarkısı


    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Erdoğan, kadın örgütleri ve İstanbul Sözleşmesi’ni hedef aldı

    Erdoğan, kadın örgütleri ve İstanbul Sözleşmesi’ni hedef aldı


    HABER MERKEZİ– Kabine toplantısı ardından açıklama yapan AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan, İyi Partili Lütfü Türkkan üzerinden muhalefete yüklenerek, kadın örgütlerini ve İstanbul Sözleşmesi’ni savunanları hedef aldı.

    Cumhurbaşkanlığı Kabinesi, AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde toplandı. Toplantı 3 saat 40 dakika sürdü.Erdoğan, kabine toplantısının ardından açıklamalarda bulundu.

    İyi Partili Lütfü Türkkan üzerinden muhalefete yüklenen Erdoğan, İstanbul Sözleşmesi’ni savunanları ve kadın örgütlerini hedef aldı. Erdoğan, Türkkan ile ilgili de “Milletvekilliğinin sonlandırılması dahil, en ağır bedelleri ödemesi için tüm imkanları kullanacağız” dedi.

    40 BİN YENİ PERSONEL

    Erdoğan, Sağlık Bakanlığı’na 40 bin yeni personel alınacağını açıkladı.

    Pandemi döneminde sağlık hizmetlerinde bir kriz yaşanmadığını öne süren Erdoğan, “Sağlık hizmetlerinde herhangi bir krize izin vermedik, vermeyeceğiz. Özellikle hastanelerde sunulan hizmetlerde elbette bazı aksaklıklar, gecikmeler yaşanabilmektedir. Bunların önüne geçecek tedbirleri de en kısa sürede alacağız. Sanayi üretiminde kesintiye mahal vermeyecek bir sistemi salgının ilk günlerinde kurmuştuk. Belirlenen yaş grubunun üzerindeki herkesin özellikle de ileri yaş grubundaki vatandaşlarımızın aşılarını olmaları, salgının ağır sonuçlarının azaltılmasına katkıda bulunacağını hatırlatmak istiyorum” dedi.

    YÜZ YÜZE EĞİTİM DEVAM EDECEK

    Erdoğan koronavirüs salgınında eğitime ilişkin, “Okullar açık mı kalacak kapanacak mı tartışması artık sona ermelidir. Okullardaki yüz yüze eğitim-öğretim kesinlikle devam edecektir” ifadelerini kullandı. 

    FATRURALARDAN TRT PAYI VE ENERJİ FONU KALDIRILIYOR

    Erdoğan elektrik faturalarındaki TRT payı ve enerji fonu kesintilerini kaldırma kararı aldıklarını duyurdu.

    SINIR ÖTESİ OPERASYONLAR

    Erdoğan Meclis’te kabul edilen 2 yıllık Irak ve Suriye tezkerelerine karşı çıkanları da hedef aldı. Tezkereye karşı çıkmanın “terör örgütünün ve uzantılarının hizmetine girmek” demek olduğunu ileri süren Erdoğan şunları söyledi: “Cumhur İttifakı olarak mecliste, kabinedeki arkadaşlarımızla, hükümette gece gündüz çalışıyoruz ancak son dönemde bu ülkenin ikinci büyük partisi ünvanını taşıyan bir siyasi teşekkülün milli güvenliğimize ve çıkarlarımıza yönelik tehdit haline dönüşen tutarsızlıklarından endişe duyuyoruz. TSK’nın Suriye vbe Iraktaki sınır ötesi harekatlarına imkan veren tezkere konusunda yaşanan tartışmalar bu endişelerimizi daha da artırmıştır. Türkiye’nin sınır ötesi harekatları siyaset üstü bir konusudur. Geçmişte defalarca evet dedikleri bir metne saldıranların, bir yerlerden işaret aldıkları anlaşılmaktadır. Bu tezkereye karşı çıkmak TSK’nın ve güvenlik güçlerimizin kahramanca mücadelesi sayesinde bitme noktasına gelen terör örgütünün sınır ötesi unsurlarına can simidi atmak demektir. Karşı çıkmak, Türkiye’nin güney sınırlarından kuşatılması projesinin yanında yer almak demektir. Bu tezkereye karşı çıkmak bölücü terör örgütünün siyasi uzantısının emrine girmek demektir. Türkiye’nin en eski ve halihazırda ikinci büyük partisinin bu örgüt kuklası yapı tarafından yönetildiğin, yönlendirildiğini görmekten Türk siyaseti adına geçekten üzüntü duyuyoruz. Yapılan gizli açık ortaklıklar ve pazarlıklarala kimi belediyelerde bazı birimlerin bu parti yönetimine verildiği zaten biliniyor. Meclise Irak ve Suriye tezkerelerine hayır demelerini yalan ve iftiralarla savunanların Yozgat’a gidince Kandil’i yakıp yıkmaktan söz etmeleri bir başka omurgasızlıktır. Kanal İstanbul projesini yabancı büyükelçilere şikayet edecek kadar şuur kaybı yaşayan bu zihniyete milletimiz ülkenin kaderini asla emanet etmez. Bu tablo ister istemez aklımıza Ziya Paşa’nın en ummadığın keş eder esrarı derunun sen herkesi kör alemi sersem mi sanırsın şeklindeki meşhur terkibi bendini getiriyor. Milletimiz değerlerimize hakaret etmekten başka vasıfları olmayan, her kritik durumda ülkesinin hasımlarının yanında saf tutan bu siyaset bezirganlarının gerçek yüzünü gayet iyi biliyor. Türkiye bu çarpık zihniyeti de tarihin tozlu raflarına kaldıracaktır.”

    ‘TÜRKKAN PARTİSİNDEN DE İHRAÇ EDİLMELİ’

    Erdoğan İYİ Partili Lütfü Türkkan hakkında da açıklamalarda bulundu. Erdoğan, “Bir siyasi partinin en üst düzey yöneticisi tarafından şehit yakınına yapılan edepsizlik de aynı sapık zihniyetin başka bir ürünüdür” dedi. Erdoğan Türkkan hakkında “Siyasetçi müsveddesi, edepsiz, sözde milletvekili, alçak” gibi ağır ifadeler kullandı. Erdoğan, Lütfü Türkkan’ın Ziraat Bankası’na 36 milyon dolar borcu olduğunu ve bu borcu henüz ödemediğini öne sürdü.

    İyi Parti Genel Başkanı Akşener’e seslenen Erdoğan, Türkkan’ın partisinden de ihraç edilmesi gerektiğini söyleyerek, “Sözde milletvekili olan bu kişinin parlamento çatısı altında yerinin olmaması lazım. Başında bir bayan genel başkanın olduğu bu partide bir şehidimizin bacısına küfredilmesi karşısında genel başkan bayanın buna tahammül etmemesi ve kesinlikle bu zatı partisinden ihraç etmesi gerekir. Duruş bu olması gerekir. Ama ne yazık ki neymiş başkan yardımcılığından ihraç etmişler. Al birini vur öbürüne” dedi.

    Erdoğan, Türkkan hakkında “Milletvekilliğinin sonlandırılması dahil, en ağır bedelleri ödemesi için siyasi ve hukuki tüm imkanları kullanacağız” ifadelerini de kullandı.

    İSTANBUL SÖZLEŞMESİ’Nİ SAVUNANLARI HEDEF ALDI

    Erdoğan, konuşmasının devamında kadın örgütlerini ve İstanbul Sözleşmesi’ni savunanları hedef aldı: “Eyyy kadın STK’lar, siz ne iş yapıyorsunuz? İlla sizin örgütünüze ait bir bayana, bir kadına küfredilirse, hakaret edilirse o zaman mı ayağa kalkacaksınız? Bir şehidimizin bacısına küfredildiği, hakaret edildiği zaman niçin sokaklara dökülmüyorsunuz, yollara çıkmıyorsunuz? Şehidimizin bacısına yapılan bu saldırıyı acaba siz nereye kadar görmezlikten geleceksiniz? Her kim bu ülkede bir daha İstanbul Sözleşmesi diye başlayan bir cümle kurarsa onlara en başta, en çok kadınlarımız tepki göstermelidir. Yine bu konuda sürekli kadınların, şehit yakınlarının, gazilerin haklarıyla ilgili esip gürleyen CHP tarafında herhangi bir seviyede tepki gösterilmemesi arka plandaki kirli pazarlıkların ispatıdır. Hayatları boyunca milletin hayrına tek bir iş yaptıkları, ülkeye herhangi bir eser ve hizmet kazandırmamış olanların kendi akıllarında iktidar hevesine kapılmakla bile ne derece nobran, ne derece küstah, ne derece terbiyesiz hale gelebildiklerini hep birlikte takip ediyoruz.”

    Kaynak: Mezopotamya Ajansı.
    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Mansur Yavaş: Namuslu, şerefli, haysiyetli insanlar savcıya gider

    Mansur Yavaş: Namuslu, şerefli, haysiyetli insanlar savcıya gider



    ABB Başkanı Mansur Yavaş, kendisinden önceki dönem için bugüne kadar 5 milyar TL’lik yolsuzluğu savcılığa bildirdiğini açıkladı.


    Ankara Büyükşehir Belediyesi (ABB) Meclis toplantısında konuşan ABB Başkanı Mansur Yavaş, “Namuslu, şerefli, haysiyetli insanlar savcıya gider. Bir iddianız varsa oradan buradan dedikodu üretmez, ben gidiyorum savcıya takır takır tespit ettiğim bütün yolsuzlukları veriyorum, siz niye vermiyorsunuz” dedi. Yavaş, kendisinden önceki dönem için bugüne kadar 5 milyar TL’lik yolsuzluğu savcılığa bildirdiğini açıkladı.

    ABB Meclis’i Kasım ayı 1. Oturumu yapıldı. Toplantıda konuşan ABB Başkanı Mansur Yavaş belediye ile ilgili gündeme getirilen temelsiz iddialara tepki gösterdi. Kendisinin önceki yönetim dönemi için yolsuzlukları saptayıp savcılığa tek tek suç duyurusunda bulunduğunu anımsatan Mansur Yavaş şöyle konuştu:

    “Namuslu, şerefli, haysiyetli insanlar savcıya gider. Bir iddianız varsa oradan buradan dedikodu üretmez, ben gidiyorum savcıya takır takır tespit ettiğim bütün yolsuzlukları veriyorum, siz niye vermiyorsunuz? Basından at haberi, nasıl olsa onu okuyan o gün okuyor, bir daha da cevap şansı görmüyor. Bıktık bu çamur atmalardan, inşallah faaliyet raporunda bizimle ilgili gerek mecliste konuşulanlar gerekse basında çıkan bütün iddiaları tek tek burada ekranda vereceğim. Bir tane mi soruşturma olmaz arkadaşlar? Savcılar niye gitmiyorsunuz? Burada eski grup başkanvekili varken varsa belediyede bir tane haksızlık, yolsuzluk sonuna kadar namussuzdur diyordu. Grup başkanı değişince ne değişti? Bugüne kadar 5 katrilyona (milyar TL) yakın yolsuzluk iddiası götürdüm savcılığa verdim. “


    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • ABD Büyükelçisi Pyatt: Dedeağaç’daki demiryolu bağlantısı boğazları devre dışı bıraktı

    ABD Büyükelçisi Pyatt: Dedeağaç’daki demiryolu bağlantısı boğazları devre dışı bıraktı


    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Bingöl’de ‘Özgürlük Zamanı’: Çöküşe uğrayan iktidarın kendisidir

    Bingöl’de ‘Özgürlük Zamanı’: Çöküşe uğrayan iktidarın kendisidir


    BİNGÖL- Bingöl’de konuşan DBP Eş Genel Başkanı Keskin Bayındır, cumhuriyetin ikinci yüzyılına girerken Kürt sorunu nedeniyle “çözülen bir devlet krizi” ile karşıya olduklarını söyledi. 

     

    Demokratik Toplum Kongresi (DTK) ve Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) tarafından düzenlenen  “Özgürlük zamanı” kampanyasında Bingöl’de buluşma gerçekleştirildi. Halkların Demokratik Partisi (HDP) İl Örgütü’nde düzenlenen buluşmaya, DTK Eş Genel Başkanı Berdan Öztürk, DBP Eş Genel Başkanı Keskin Bayındır, HDP Bingöl Milletvekili Erdal Aydemir ile çok sayıda yurttaş katılırken, salona “Faşizme karşı direnişi büyütüyoruz” yazılı pankartı asıldı.

     

    Toplantıda ilk konuşan DBP Eş Genel Başkanı Bayındır, Türkiye’de kontrolünü kaybetmiş bir iktidarla karşı karşıya kaldıklarını ve yaşanan siyasi atmosferinin yüzyıla yaklaşan devlet politikasının devamı olduğunu ifade etti. 

     

    ‘ÇÖKEN AKP VE MHP’NİN KENDİSİDİR’

     

    Yaşanan devlet krizinin yüz yıldır Kürt mücadelesi ile çöküşe girdiğini söyleyen Bayındır, “Bu nedenle partimize çok kapsamlı saldırılar gerçekleştiriliyor. Sadece partimize de değil, bir bütün olarak Kürt halkının bütün kazanımlarına yönelik saldırılar gerçekleştiriliyor. Bütün bu saldırılara karşı siyasi partimiz ve kurumlarımız hala dimdik ayakta. Bütün örgütlülüğümüzü ‘çöktürme planı’yla yok etmek istediler, ancak bugün gelinen aşamada ayakta kalan Kürt halkı ve kurumları; çöküşe uğrayan ise AKP ve MHP’nin kendisidir” dedi.

     

    Bayındır, bileşeni oldukları HDP’nin bugün artık oylarını ve Meclis’teki milletvekili sayısını artıran bir parti olmaktan öte toplumsal ve siyasal sürecin geleceğini belirleyen bir durumda olduğunu da dile getirdi. Bayındır, “Bugün artık sadece AKP-MHP iktidarını devirmiyoruz. Bizler bugün bunun çok daha ötesindeyiz. Çöken ve çözülen bir devlet krizi var karşımızda ve devletin kendisini artık Kürt sorununu çözme konusunda yeniden yapılandırılması gerekir. Bu sorunu çözemediği takdirde devletin ikinci yüzyılına varlığını normal şekillerde sürdürebilecek bir imkanın ve olanağının olmadığını söylüyoruz. Bu durumu açığa çıkaran Kürt halkı ve kurumlarının verdiği mücadeledir. Bu durumda en yakın gündem olarak Meclis’ten geçen ve sözde de olsa, ana muhalefet partisi olan CHP’nin tezkereye ‘hayır’ demesidir. Kürt halkının mücadelesi olmadan CHP’nin ‘hayır’ deme olanağı kesinlikle söz konusu olamazdı. Bununla birlikte önümüzdeki süreçte çok daha önemli gelişmeleri kendisiyle birlikte getirecektir” diye konuştu

     

    ÖRGÜTLENME VURGUSU

     

    Kürt sorununu çözmek mecburiyetinde olan devletin eşitlik, özgürlük talepleri ve demokratik bir anayasa yapma konusunda duyarlılık göstermesi gerektiğini dile getiren Bayındır, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bunlar çözülmedikçe devletin içinde bulunduğu kriz belki de kimsenin hayal edemeyeceği kriz ve kaoslara kapı aralayacak. Yine bugün tüm ilişkilerden izole edilmiş bir devlet aklının artık Kürt sorununu çözmekten başka bir yolu kalmamıştır. İçinde bulunduğumuz süreç bunu açık bir şekilde göstermekte. Bu anlamıyla hem içinde bulunduğumuz süreç ve yaşanan siyasal gelişmeler çok önemli. Bu nedenle halkımızla sürekli bir örgütlenme çalışması yürütmek her zamankinden çok daha önemli ve tarihi bir sorumluluktur. Bu nedenle gücümüzü güç katacak her anne, genç ve arkadaşımız gelecek süreci belirleyecek konumdadır. Dolayısıyla bugün örgütlenmenin her zamankinden daha önemli olduğunu bilmemiz gerekiyor.” 

     

    ‘BİZİM ÇİZGİMİZ ÜÇÜNCÜ YOL’

     

    Bayındır, konuşmasında HDP’nin yayımladığı 11 maddelik deklarasyona dair de konuştu. Bir tutum belgesi olarak açıklanan deklarasyona dair herkesin kendisine göre değerlendirmelerde bulunduğunu belirten Bayındır, “Biz yayınladığımız deklarasyonla gelecek süreçte nasıl bir pozisyon takınacağımız ifade ettik ve ilklerimizi bu şekilde belirttik. Farklı kesimler kendilerine göre yorumluyor olabilirler ama bizlerin, hiçbir şekilde iki kutup olarak ifade edilen cumhur ve millet ittifaka göz kırpma gibi bir durumumuz yok. Bunu net bir şekilde ifade ediyoruz. Bizim çizgimiz Üçüncü Yol’dur. Gücümüzü de gelecekte bu temel üzerinde sürdüreceğiz” ifadelerini kullandı.

     

    ÖZTÜRK: 98 YILDIR SOYKIRIM YAŞANIYOR

     

    DTK Eşgenel Başkanı Öztürk ise, konuşmasında Kürtlere yönelik tarihsel soykırım politikası üzerinde durdu. Lozan anlaşması ile Kürdistan’ın dört parçaya ayrıldığını, 24 Anayasası ile birlikte ise Kürtlere yönelik soykırım politikalarının devreye konulduğu dile getiren Öztürk, soykırımın sadece fiziki anlamda değil, çeşitli şekillerde devreye konulduğunu vurguladı. Öztürk,“‘Beyaz soykırım’ dediğimiz bir halkın dilini, tarihini, kültürünü ve halkın kendisini hedef alıp, yok etme temelinde yapılan bir anayasa ve o anayasa çerçeve içerisinde de hayata geçirilen planlar. Bu soykırımların en ahlaksızı ve vicdansızıdır. Bu 98 yıldır da Kürt halkı ve Kürdistan coğrafyasında yaşanıyor” diye belirtti.

     

    KİMYASAL SİLAH KULLANIMI

     

    Türkiye’nin Federe Kürdistan’a yönelik devam eden operasyonuna işaret edip, buraya asker konuşlandırılmasını “işgal” olarak tanımlayan Öztürk, şunları ekledi: “Güney’de bir işgal durumu söz konusu. Bunun adı işgaldir başka şekilde ifade ederek kimseyi kandırmasılar. Ve bu sadece Güney’in sorunu değil. Dört parçaya ayrılmış olabilir ama bu bütün Kürtlerin sorunudur.  Güney Kürdistan’daki her bir kazanım buradaki Kürtlerin de kazanımıdır. Bunun tek bir sahibi, partisi kurumu yoktur. Her bir Kürt oradaki kazanımı sahipleniyor. Kazanımlara karşı yapılan saldırılara karşı da her Kürt şiddetli bir şekilde karşı çıkıyor. Verdiğimiz bedeller var. Enfal’de kadın, çocuk demeden kimyasal silahlar kullanarak katlettiler. Şimdi ise Saddam’dan daha kötü olan bir zihniyet yine Güney Kürdistan’da kimyasal silaha başvuruyor. Bunu kabul etmemiz söz konu değil. Bütün uluslararası sözleşmelere aykırı davranılıyor. Farklı kesimlerden insanlar bölgede kimyasal silah kullanıldığını dile getiriliyor ama kimseden bir ses yok. Bizler, sizlerin deneğiniz değiliz. İnsanlığa karşı bir suç işleniyor. İnsanlığı savunuyorsanız ikiyüzlülük yapmayın. Kürtlere karşı gözlerinizi, kulaklarınızı kapatmayın. Bu konuda yetkili kurumların gidip bölgede incelemelerde bulunması gerekir.” 

     

    MUHALEFETE ‘TECRİT’ ELEŞTİRİSİ

     

    PKK Lideri Abdullah Öcalan üzerinde sürdürülen ağır tecrit politikasına da değinen Öztürk, bu politikanın sebebini çok iyi bildiklerini ifade etti. Öztürk, “Bir şahısa bu tecridi uygulamıyorsunuz. O sesin bütün kötülüklerinize karşı bir cevabı var. Ortak bir yaşamın nasıl kurulması gerektiğiyle ilgili önerileri var. Sesi duyulduğu zaman Türkiye’de umudun yükseldiğini görüyoruz. Siz O’nu, insanların umudu olması nedeniyle üzerine tecrit altına alıyorsunuz. Bu tecridin hukukta yeri yok, bu bir işkence yöntemidir” dedi.

     

    Öztürk, muhalefetin tecrit karşısındaki sessizliğini ise “Her nedense Sayın Öcalan’a uygulandığında kimseden ses seda yok. Bu tecrit kırılmadan kimse Türkiye’de yaşanan krizlerin çözümünden bahsetmesin. Sizler bu tecritten bahsetmediğinizde demokrasiden nasıl bahsedeceksiniz” sözleriyle eleştirdi.

    Kaynak: Mezopotamya Ajansı.
    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • HDP’den 5. yargı paketine şerh: Ciddiyetsiz bir yaklaşım

    HDP’den 5. yargı paketine şerh: Ciddiyetsiz bir yaklaşım


    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Akşener’den Lütfü Türkkan uyarısı: Bizi sahadan çekmek istiyorlar

    Akşener’den Lütfü Türkkan uyarısı: Bizi sahadan çekmek istiyorlar



    İYİ Parti lideri Meral Akşener, partili milletvekillerine Lütfü Türkkan’ı istifaya götüren küfür olayıyla ilgili uyarıda bulundu.


    İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın küfür etmesiyle ilgili ilk kez konuştu.

    “Bu olayı tasvip etmemiz mümkün değil. Bizi sahadan çekmek istiyorlar” dediği belirtilen Akşener’in milletvekillerine de ”Vatandaşla diyaloglarınızda soğukkanlılığınızı koruyun, öfkenize mağlup olmayın” uyarısında bulunduğu ifade edildi.

    İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in Bingöl ziyareti sırasında kendisine tepki gösteren Tahir Gümren’e küfreden Lütfü Türkkan, cumartesi günü grup başkanvekilliği görevinden istifa etmişti.

    Akşener’in talebi ile gerçekleşen istifanın ardından İYİ Parti Meclis Grubu, bugün saat 14.00’te yeni grup başkanvekilini seçmek için toplandı. Oylama sonucunda Erhan Usta, İYİ Parti’nin yeni grup başkanvekili oldu.

    NTV’nin toplantıyla ilgili kulis haberine göre Akşener milletvekillerine, ”Bu olayı tasvip etmemiz mümkün değil. Vatandaşla diyaloglarınızda soğukkanlılığınızı koruyun, öfkenize mağlup olmayın. Gündemi değiştirmelerine müsaade etmeyeceğiz. Bizi sahadan çekmek istiyorlar. Vatandaşın gündemini konuşmaya devam edeceğiz” dedi.


    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Fransa’dan Ankara’ya Doğu Akdeniz’de savaş gemili mesaj

    Fransa’dan Ankara’ya Doğu Akdeniz’de savaş gemili mesaj


    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***