Kategori: Ekonomi

Serbest Görüş ile ekonomiye dair en güncel haberler, analizler ve yorumlarla ekonomik gelişmeleri takip edin. Sitemiz piyasa trendlerinden ekonomik politikalar ve mali analizlere kadar geniş bir yelpazede bilgi sunar. Türkiye ve dünya ekonomisindeki önemli gelişmeleri anlamanızı sağlayacak derinlemesine içerikler burada.

  • HSBC, dolar/TL tahminini yükseltti: TL daha belirgin şekilde değer kaybedecek

    HSBC, dolar/TL tahminini yükseltti: TL daha belirgin şekilde değer kaybedecek


    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Çözüm arayışı sürüyor: İşte EYT’de en güçlü formül

    Çözüm arayışı sürüyor: İşte EYT’de en güçlü formül


    Emeklilikte yaşa takılanlar (EYT) sigortalı olduktan sonra ‘oyunun kuralı değiştiği’ için iş hayatına başladığında vaat edilenden daha geç emekli olacak geniş bir kitle. Her siyasi görüşten, meslekten ‘üyesi’ var. 8 Eylül 1999’daki düzenlemeyle emeklilikleri ertelendi.

    Düzenleme yapıldığında iktidarda olmayan AKP’nin yönetiminde de geri adım atılmadı. Aksine 31 Mayıs 2006’da çıkarılan 5510 sayılı kanunla nihai emeklilik yaşı 65’e kadar çıkarıldı. Muhalefetin mağduriyetlerin giderilmesine ilişkin teklifleri reddedildi. Gerekçe olarak, ‘oluşacak mali yük’ gösterildi. 

    Ekonomik krizin etkisiyle seçmen desteğini önemli ölçüde kaybeden iktidar, son dönemde EYT sorununu yeniden gündeme aldı. 

    Peki EYT çalışmasında hangi seçenekler masada? En çok üzerinde durulan formül hangisi? 

    Vergi Uzmanı Muhammet Bayram, Milliyet gazetesine şu açıklamaları yaptı:

    ‘1 MİLYON EYT’LİNİN MALİYETİ 42 MİLYAR TL’

    “47-50 yaş bandına takılan emeklilerin emekli edildiği düşünülürse 1 milyon kişi var. En düşük emekli maaşından emekli olurlarsa 1 milyon kişinin yıllık maliyeti 42 milyar TL’dir. Tabi ki devletin burada SGK sistemini finanse etmesi gerekiyor. Burada bir oran söz konusu. 1 çalışanın 2 emekliye bakması gerekiyor. Bizim oranımız 1.87’ye geriledi. Sigorta sisteminin maliyetleri ön plana çıkıyor. O yüzden 3 ana model var.

    Kısmi emeklilik, sürenin tamamlanması ve primin tamamlanması modelleri. Kısmi emeklilikte 7 bin prim gün sayısı değil de 3 bin 600 prim gün sayısını tamamlayanlar. Sürenin tamamlanmasında 20-25 yıl sigortalılık süresi var. Sürenin tamamlanması için borçlanma yapılabilir ancak bu riskli bir sistemdir. Sürekli ülkemizde daha öncelerde dövizle borçlanma, süper emeklilik yapıldı. Bu süper emekliliğin Hazine’ye çok olumsuz etkileri oldu.

    ALMANYA VE FİNLANDİYA MODELİ HAKKINDA

    Primin tamamlanması modelinde ise prim gününü tamamlamayanların borçlanarak bunu tamamlaması söz konusudur. Diğer formüllere bakarsak özellikle ortaya çıkan Almanya ve Finlandiya modeli var. Almanya modelinde kişinin emekliliğine kaç yıl kaldıysa her sene kesintisi söz konusudur.

    Finlandiya modeli var yine aynı şekilde kesinti olsun ancak kişi şartları tamamladığında kesinti ortadan kalksın.

    ‘SİGORTA PRİM KESİNTİLERİ DAHA AZ YAPILABİLİR’

    Öneri olarak şu yapılabilir. Şu anda EYT’li olup da çalışmaya devam edenler mevcut. 3500 emekli maaşlarıyla bu enflasyonist ortamda geçinmek zor. Açlık sınırı 6 bin lira, yoksulluk sınırı 20 bin liraya çıktı. Yaşını bekleyip hala çalışanlar için emeklilik yapılır, çalışmaya devam edenler için sigorta prim kesintileri daha az yapılabilir.

    Ya da emekli olacaklar için de seni bugün emekli etmiyorum 5 yıl sonra emekli yapacağım ama daha sonra emekli yaptığımda emeklilik bağlama oranını yüksek tutacağım ve bu sayede emekli maaşın yüksek olacak denilebilir.

    – EYT düzenlemesinde kadınlarda 50, erkeklerde ise 52 yaşın değerlendirildiği belirtiliyor. Bu mümkün mü?

    Avrupa’da şu anda 65 yaşında emeklilik söz konusu. Ortalama ömür süresi artıyor. Bu değerlendirilince erken yaşta emeklilik iş gücü piyasası için de olumsuzluktur. Erken yaşta emekli olan kişiler çalışmaya devam ediyor. Bu dolayısıyla yaşın erkene çekilmesi gibi durum EYT’liler için söz konusu değildir. EYT’linin sorunu yaş şartının ortadan kaldırılmasıdır. Bunun güçlü bir formül olduğunu düşünmüyorum.

    – 5000 prim gününün tamamlanması formülü de masada. Bir başka formülde ise 5000 ile 5975 gün prim şartı bulunuyor. Nasıl değerlendirirsiniz?

    Şu anda EYT’lilerde emeklilik olacaksa eğer şu anki şartları karşılanması beklenecek. Kanunen 7 bin prim gün sayısı var. EYT mağduru olan vatandaşların 7 bin prim gün sayısını doldurması gerekiyor. Onu da nasıl öğrenecekler?

    SGK’nın sitesi var buraya kendi bilgilerini doldurup ne zaman emekli olabileceklerini görebilirler ayrıca e-Devlet sistemi üzerinde hizmet sürelerini öğrenebilirler eğer EYT mağduru vatandaşların bir eksik prim gün sayısı varsa eski çalıştıkları iş yerlerine gidip her çalıştığı iş yerlerinde çalışanların özlük dosyası bulunur bu dosyalara ulaşıp SGK sistemine dahil edilmelidir ki EYT bugün çıktığında bugünkü şartlar geçerli olduğu için mağdur olunmasın.

    Kadınlarda doğum borçlanması mevcut, süt izni mevcut bunları prim gününden saydırabilirler. Erkeklerde askerlik borçlarını saydırabilirler ve bu sayede emekliliğe hazır hale gelebilirler.

    Ben prim gününün aşağı çekilebileceğini düşünmüyorum. Prim gününün tamamlanma usulü bulunur, kişi borçlanarak tamamlar. Burada çalışma barışının bozulması söz konusudur.

    – Primi çok olanların da yaş şartı aranmadan emekli edilmesi üzerinde duruluyor. Bu mümkün mü?

    Evet bu en güçlü formüldür. Zaten burada önemli olan primin tamamlanmasıdır. Çünkü 1 çalışanın 2 emekliye bakma oranı var. Burada EYT’de maliyet önemli olduğu için Hazine’ye gelirin sokulması gerekiyor. Prim gün sayısının tamamlanması gerekiyor. Prim günü tamamlanarak yaş şartı aranmayabilir.”

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Mahkemelerdeki icra dosyaları 24 milyonu aştı

    Mahkemelerdeki icra dosyaları 24 milyonu aştı


    Bu yılın ilk 7 ayında icra ve iflas dairelerine 5 milyon 379 bin yeni dosya daha eklendi.

    Türkiye’de ekonomik krizin etkileri geçen gün artarken, borcunu ödeyemeyen ve icralık olan vatandaşların sayısı da çoğalıyor. İcra dairelerindeki dosya sayısı 24 milyon barajını da geçti.

     

    Bu yıl 1 Ocak-5 Ağustos dönemini kapsayan 7 aylık süreçte icra ve iflas dairelerine 5 milyon 379 bin yeni dosya daha eklendi. 

     

    İcra dairelerindeki dosya sayısı ise son bir yılda 1 milyon 466 bin adet artarak 5 Ağustos itibarıyla 24 milyon 53 bine ulaştı. 2002 yılında 8 milyon icra dosyası bulunuyordu.

     

    4 milyon kişi bankaların takibine düştü

     

    Sözcü’den Başak Kaya’nın haberine göre, Türkiye Bankalar Birliği’nin (TBB) raporlarına göre Mayıs 2022 itibarıyla kredi veya kredi kartı borcunu ödememiş olanlardan, 4 milyon 148 bin kişinin borcu devam ediyor. 

     

    2022’nin ilk beş ayında borcunu ödeyemediği için yasal takibe girenlerin sayısı, bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 83 artarak 748 bin 437 kişi oldu. BDDK’nin birinci çeyreğe kadar paylaştığı verilere göre, ödenmediği için takibe giren kredi tutarı, Mart 2022 itibarıyla 163 milyar TL.


    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • ‘İşçiler kazanım elde etti, sendikalaşmaya yönelim arttı’

    ‘İşçiler kazanım elde etti, sendikalaşmaya yönelim arttı’


    ANKARA – İşçilerin geçen yılki eylemlerin yaklaşık yarısında kazanım elde ettiğini belirten İşçi Sınıfı Eylemleri Raporu’nu hazırlayanlardan Deniz Sert, “İşçiler, kendilerine reva görülen teklifi kabul etmiyor ve daha fazlasını istiyor” dedi.

     

    Emek Çalışmaları Topluluğu’nun hazırladığı İşçi Sınıfı Eylemleri Raporu’na göre, 2021 yılında bin 480 işçi eylemi gerçekleşti. 2020’den 2021’e iş yeri temelli eylem vakalarına katılan işçi sayısı yaklaşık olarak 46 binden 83 bine, genel ve dayanışma eylemlerine katılan işçi sayısı da yaklaşık olarak 20 binden 40 bine çıktı. Raporun hazırlanmasında görev alan Deniz Sert, işçi eylemlerindeki gelişmelere dair Mezopotamya Ajansı’na (MA) değerlendirmelerde bulundu.

     

    KOŞULLARIN İYİLEŞTİRİLMESİ TALEBİ

     

    İşçi eylemlerinin birden fazla nedeni olduğunu ifade eden Sert, işçi eylemlerinin temel nedenlerini şöyle sıraladı:

     

    “* Birincisi Kovid pandemisinin çalışma koşulları üzerinde inanılmaz bir etkisi vardı. Tam kapanma, üretime ara verilmesi, üretim sırasında işçilerin yalıtılması gibi olağanüstü bir durum vardı 2020 yılında. 2021 yılında ise bu koşullar gevşetildi, bu durumda işçilerin eylem yapma kapasitesini etkiledi.

     

    * İkinci olarak ise pandeminin yarattığı hızlı bir ekonomik gerileme söz konusuydu, hali hazırda ekonomik durum iyileşmiş değil. 2020 yılını baz aldığında bir toparlanmaya da işaret ediyor. Dolayısıyla ekonomi kötüleşirken ama nispi bir iyileşme vardı fakat emekçilerin çalışma koşullarında ve gelirlerinde ciddi bir gerileme var ama bir yandan da bir toparlama görüyoruz bu da bir itici güç oldu.

     

    * Üçüncü olarak Toplu İş Sözleşmesi (TİS) süreçleri de 2021 yılına denk geldi. TİS döneminin 2021 yılına denk gelmesi eylemleri daha yukarılara çıkardı.

     

    * Dördüncüsü ‘Geçinemiyoruz’ başlığı adı altında toplayabileceğimiz, daha adil bir ücret talebi, vergi dilimin düzenlenmesi için yapılan eylemler.”

     

    ‘EYLEMLER GİDEREK ARTTI’

     

    Sert, işçi eylemlerinin arttığı 2021 yılı için, “Mevcut haklar ve gelirler işçilere yeterli gelmiyor, mevcut haklarını geliştirmek için eylem yapıyorlar. Bu eylemler 2020’de yüzde 26 iken 2021’de yüzde 65’e çıkıyor. TİS nedeniyle yapılan eylemlerin yüzde 32’e çıkmış durumda daha önce yüzde 20’idi. TİS, aslında bize şunu gösterir; örgütlü işçilerin işyerindeki mevcut şartlarını sendika aracılığıyla bir sözleşmeye bağlandığı bir süreçtir. TİS nedeniyle yapılan eylemler bu kadar artıyorsa, işçiler sendika veya işverenlerin kendilerine reva gördüğü teklifi kabul etmiyor ve daha fazlasını istiyor. Bu da ekonomik gidişatla ilişkilendirilebilir” diye konuştu.

     

    ‘SENDİKALAŞMA EĞİLİMİ VAR’

     

    İşçi eylemlerinin bir diğer nedenin ise sendikalaşma olduğunu belirten Sert, “Sendikalaşma bizde her zaman liste başı eylem nedenleri arasında yer alır. Bu yılda Türkiye’de yasal mevzuatlar işçileri korumaya yönelik olmadığı için işçiler iş yerindeki sorunları kalıcı olarak düzeltmek için sendikalarla düzelteceklerini düşünüyorlar. İşçiler kendi haklarını korumak ve şartlarını iyileştirmek için sendikaya üye oluyorlar” ifadelerini kullandı.

     

    Sert, “Sendikalaşmak için mücadele veren işçiler eyleminde neredeyse yüzde yüzlük bir artış var.  Sendikalaşmaya bir meyil var” dedi.

     

    OTORİTERLEŞMENİN ETKİSİ 

     

    Türkiye’de otoriterliğin 2015 yılından sonra giderek arttığına işaret eden Sert, bu durumun işçi eylemleriyle ilişkisini şöyle kurdu: “Ülkedeki siyasal iklim ‘biraz daha demokratik’ durumdayken, işçilerin eylem yapma imkânı koşulları artıyor. Otoriterleşme kendini hissettirdiğinde bu kapasite sınırlanıyor. 2015’ten beri giderek bir azalma görüyoruz. 2015’i bir tepe noktası olarak alırsak, 2021 ancak yaklaşıyor. Şöyle anlatayım; 2015’te 690 işyerinde eylem oldu, 2021 yılını bir toparlanma yılı olarak adlandırıyoruz ancak yaklaşık 480-490 farklı iş yerinde eylem oldu. Fakat hiçbir zaman da 6 yıllık dönemde ekonomi hiç bu kadar kötüleşmemişti. Bu da siyasal iklim ne kadar sertleşirse sertleşsin işçiler yaşamak ve hayatta kalmak için mücadele etmek gerektiğini bir şekilde hissediyor diyebiliriz.”

     

    ‘İŞÇİLER ŞALTERLERİ İNDİRDİ’

     

    Sert, işçilerin 2021 yılı içindeki eylemlerinin sonucunda yüzde 43’de oranında “kazanım” ya da “kısmen kazanım” elde ettiklerini söyledi. Sert, “Kazanımlar şu yolda elde ediliyor, işçiler şalterleri indirdikten sonra kazanım elde etme ihtimali artıyor. Yani bu patronun canını yakan yegâne eylem yöntemi” dedi.

     

    GREVLER

     

    Yıl içinde yapılan eylemlerin 5’te birinin grevlerden oluştuğunu aktaran Sert, “Grevler işçi sınıfının daha mobilize olduğu eylemlerdir çünkü bu sert eylemlerdir ve ağır sonuçları olabilir. Fakat işçiler baskılara rağmen eylemleri yaptı” diye konuştu.

     

    ‘EYLEMLERİN BASINDA YER ALMASI ÖNEMLİ’

     

    Eylemlerin sanal medyaya veya medyaya düştüğünde kamuoyu oluşturduğunu belirten Sert, “Bunun kazanıma etkisi ciddi oluyor. İşçi eylemleri basında yeterince yer almıyor. Ana akımda kendilerine nadiren yer buluyor. Daha önceki araştırmalarda şöyle bir oran var; bir eylem kümesinin sadece yüzde 7’si basına yansıyor” dedi.

     

    Sert, “Umarım 2022 yılı işçi sınıfı açısından mücadelenin zirveye ulaştığı, bol bol kazanım elde ettiğimiz ve otoriter iklimi gerilettiğimiz bir yıl olur” temennisinde bulundu.

     

    MA / Berivan Kutlu

     

    Kaynak: Mezopotamya Ajansı.
    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Çiftçi bağ bozumuna sorunlarla giriyor

    Çiftçi bağ bozumuna sorunlarla giriyor


    MANİSA – Üzümde bağ bozumuna günler kala yaşanan fiyat belirsizliği ve maliyetlerin 3 kattan fazla artması çiftçiyi düşündürüyor. Sarıgöl Ziraat Odası Başkanı Ali İhsan Ülgen, devlet çiftçiye destek vermeden yaşanan sorunların çözülmeyeceğini kaydetti.

     

    Manisa’daki üzüm bağlarında hasadın başlamasına kısa bir süre kaldı. Fakat üzüm taban fiyatlarının belirsizliği ve artan maliyetler hasat başlamadan çiftçiyi düşündürüyor. Geçen yıldan bu yana birçok kez zam yapılan gübre 3 bin liradan 10 bin liranın üstüne çıkarken, mazot 3 katı, elektrik yüzde 200’ün üzerinde zamlandı. Tüm bu masrafların yanında ise geçen sene 13 liradan alınan üzümün bu sene ne kadara alınacağı merak konusu oldu. 

     

    Türkiye’nin yıllık 4 milyon tona ulaşan üzüm rekoltesinin yaklaşık yüzde 65’ini karşılayan Manisa’daki çiftçiler, maliyetleri karşılamakta zorlanırken, borç batağında yüzüyor. Bankalara bağlarını ipoteklettiren çiftçiler, son çare olarak ise bağlarını satmakta buluyor. İcra dairelerinin ilanlarında onlarca icralık bağ satılık durumdayken, aynı zamanda sahibinden satılık sitelerde de çiftçiler bağlarını satar konuma geldi. 

     

    Çiftçinin sorunlarına ve çözüm yollarına dair Sarıgöl Ziraat Odası Başkanı Ali İhsan Ülgen ile konuştuk. 

     

    MALİYETLER ARTTI

     

    Sarıgöl ilçesinin Türkiye’de üzümün başkenti konumunda olduğunu söyleyen Ülgen, fakat Türkiye tarımının çok sıkıntılı bir dönemden geçtiğini kaydetti. Elektrik, mazot, gübre, ilaç ve işçilik maliyetlerinin her kalemde yüzde 200 arttığına dikkati çeken Ülgen, “5 tane girdide ne kadar yükselme varsa, üzüme de o kadar yükselme bekliyorum. Kuru üzüme de aynı oranda zam bekliyoruz. Eğer çiftçi yaşayacak ve yeni sezonda tekrar üzüm yetiştirecekse bunun yapılması lazım. Yoksa çiftçi borçlarını ödeyemez, zor duruma düşer. Onun için Tarım Bakanı ve Cumhurbaşkanı’nın bizleri dinlemesini istiyoruz. Geçen sene kuru üzüm 13 liraydı. Yüzde yüz zam kurtarmaz. Bugün kuru üzümün çiftçiye maliyeti 20 liranın üzerinde. Kuru üzüme de iyi bir fiyat bekliyoruz. Tarım Mahsul Ofisi mi alır? Tarım Kredi Kooperatifi mi alır? Onu devlet çözsün” dedi. 

     

    ‘DEVLET ORTADA YOK’

     

    Sarıgöl’de 122 dönüm üzüm bağı bulunduğunu aktaran Ülgen, bunun 25 bin dönümünün geçen ay yaşanan dolu yüzünden zarar gördüğünü kaydetti. Bununla ilgili de bir destek göremediklerini ifade eden Ülgen, “Bağcılık çok riskli ve masraflı bir iş. Onun için devletin buna el atması, halkın da üzüm satın alabilmesi için değer vermesi lazım. Bunun da lafla değil ortaya bir icraat koyması gerekiyor. Elektriğe, mazota her gün zam yaparak değil. Ortada sanki devlet yok, hiçbir şeye müdahale etmiyorlar. Devlet isterse zarar etsin, kur politikası yapacağına bu çiftçiye yıllık bir ödenek ayırsın. Çiftçiyi öldürmenin anlamı yok. Endonezya’da bilmem nerede toprak almaya gerek yok. Buradaki tarım toprakları, çiftçiye destek verilirse hepimize yeter” diye belirtti. 

     

    ÖZELLEŞTİRMELER TARIMI BİTİRDİ

     

    1970’li yıllarda devlet destekleriyle bağcılığın getirisinin olduğunu anımsatan Ülgen, o dönem İncir, Üzüm, Pamuk ve Yağlı Tohumlar Tarım Satış Kooperatifleri Birlikleri (TARİŞ)’in gübre desteği ve alım garantisi verdiğini söyledi. Tarımın özel sektöre muhtaç bırakılmasıyla bu sorunların başladığını sözlerine ekleyen Ülgen, “Eskiden devletin Manisa’nın 9 yerinde sumaları vardı. Üzümün fiyatını yüzde 30 kar payı koyarak ziraat odaları belirliyordu. Ancak bunlar özelleştikten sonra üzümün kilosunu 1 buçuk liraya alıyorlar. Özel sektör Özal döneminde başlayıp özellikle AKP iktidarı döneminde yükseldi. Özel sektörün çiftçiyi koruması mümkün değil. Özelleştirme ve serbest ekonomi ülke tarımını bitirdi. Ülkenin düştüğü duruma bakın. İnsanlar fonlara muhtaç oldu. 1’inci sınıf tarım arazisi olan topraklarda bu duruma düştük. Devlet bitmiş, devletin yeniden kendine gelmesi gerekiyor. Devlet halkla, çiftçiyle bütünleşmeli” ifadelerini kullandı. 

     

    ‘TARIMA DESTEK VERİN’

     

    Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO)’nun üzüm aldığını fakat bunun için ne deposu ne de eksperi olduğunu kaydeden Ülgen, kurumun geçen sene aldığı üzümleri bile satamadığını belirtti. Kurumun bu sene üzüm alması durumunda bunları ne yapacağını soran Ülgen, “TARİŞ’in kapasitesini arttırın, büyük bir işletme kurun. Kur korumalı hesapta zenginlere para basıyorlar, birazda çiftçi, fakir için yapın. Siz yiyin, biz yarı aç yarı tok gezelim. Böyle bir şey olmaz. Birde ihracat yapacağınıza çiftçiyi destekleyin. Ben Ağrı Dağına kadar gittim. Buradan Kars’a kadar tarım arazisi, bunları ektirin. Tarım yoksa karnımız aç kalır, halk doyurulmaz. Avrupa’dan buğday, başka yerden nohutla bu işler yürümez. Bu toprakları ektireceksiniz. Devletin de bunu böyle düşünmesini lazım. Devletin nasıl bir zihniyeti var anlayamadım. Dünyayı doyuran ülkelerden birisiyken şimdi yediğimiz patates, arpa, buğday bile ithal” diye tepki gösterdi. 

     

    SUSUZLUK SORUNU

     

    Üreticinin bir diğer sorununun susuzluk olduğuna dikkati çeken Ülgen, barajlarda su kalmadığını söyledi. Yer altı sularının da azaldığını bunun için sondajı daha da derine indirmek zorunda kaldıklarını aktaran Ülgen, şöyle devam etti: “Çok fazla elektrik kullanıp 20-25 ton su alabiliyoruz. Ama yaktığımız elektrik saatte 100 lirayı geçiyor. Bir sondajın maliyeti 1 milyon lirayı buluyor. Bu barajlara bir çözüm bulunması ve göletler yapılması lazım. Avşar Barajı geç kalmış bir proje olarak başladı. Oranın acil bitirilmesi lazım. Ovanın büyük su sorunu var. Çevre duyarlılığımız da sıfır olduğu için Menderes ve Gediz nehirleri kurudu. Göl Marmara kurudu. Kuraklık geldi, çöle döneceğiz. Bir an önce çözüm bulunmalı.” 

     

    JESLERİN ZARARI

     

    Yine Jeotermal Santrallerin (JES) bölgeye büyük zararı olduğunu kaydeden Ülgen, JES’lerin Alaşehir ilçesinde tarımı ve yaşamı bitirdiğini dile getirdi. Orada kurulu JES’lerin kendilerini de etkilediğini ifade eden Ülgen, “Oradan esen rüzgarla beraber JES gazları buraya geliyor. Eskiden bizim üzümlerimiz hiç bozulmazdı. Şimdi her yağmur sonrası üzümler çatlıyor. Yağmura karışan gazlar hem bizim sağlığımızı hem mahsulümüzü bozuyor. Onun için bu JES’lerin de kalkması gerekiyor” diye kaydetti.

     

    ‘BİZİ DİNLEYİN’

     

    Sorunların çözümü için kendilerinin dinlenilmesi gerektiğini vurgulayan Ülgen, yetkililere şu çağrıda bulundu: “Biz bu asmanın dikmesinden, budamasına tarımın içinde olan insanlarız. Bizi dinleyin, çiftçiyi rezil etmenin anlamı yoktur. Gelecek nesillere saygı duyalım, onlar için bir şeyler yapalım.”

     

    MA / Tolga Güney

     

    Kaynak: Mezopotamya Ajansı.
    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Nebati’den Kılıçdaroğlu’na Kur Korumalı Mevduat yanıtı

    Nebati’den Kılıçdaroğlu’na Kur Korumalı Mevduat yanıtı


    Hazine ve Maliye Bakanı Nebati, CHP lideri Kılıçdaroğlu’nun Kur Korumalı Mevduat Hesabı (KKM) ile ilgili açıklamalarına yanıt verdi. Nebati, “Mevduat sahiplerinin hem TL faizinden hem de döviz kurundaki artıştan aynı anda getiri elde etmeleri söz konusu değil” dedi.

    Meclis’in tatile girmesinin ardından her salı günü bir ilde grup toplantısı yapmayı kararlaştıran CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu bu hafta Edirne’de konuştu.

    KKM sistemini ‘ekonominin kalbine yerleştirilmiş bomba’ olarak nitelendiren Kılıçdaroğlu bu hesaplarıyla gelir elde edenlere de seslendi.

    “KKM ATOM BOMBASI”

    Uzmanların ‘Kur korumalı mevduat ekonominin kalbine yerleştirilmiş bombadır’ sözlerini hatırlatan Kılıçdaroğlu, “Bomba değil atom bombası… Kur korumalı mevduat sahiplerine, yani bir avuç kişiye sesleniyorum. Bizim iktidarımızda sadece ve sadece faizi alacaklar. Öyle döviz garantisi falan yok. Türkiye sömürge bir ülke değil, birilerinin sömürge alanı da değil” dedi.

    “BUNLARA İZİN VERMEM”

    Kılıçdaroğlu ayrıca konuşmasında şu ifadelere yer verdi:

    “Allah nasip eder, iktidar olursak, Millet İttifakı olarak havadan para kazandım, masaya oturayım, elimde viski, kadehi, parayı yatırayım, bankaya, dünyanın faizini elde edeyim, dolar garantisi verilmiş, faiz garantisi verilmiş, kar garantisi verilmiş. Bir de sıfır vergisiz. E ben bunlara izin vermem. Kimse kusura bakmasın.

    Alın teri mi döktün kardeşim? Yok. Otur oraya, keyfine bak. Paranı yatır.. Oradan faiz geliri elde et. Üstelik dolar garantisi olsun. Üstelik elde ettiğim faizden ayrıca vergi ödeme. E peki çiftçinin günahı ne? Esnafın günahı ne? Sanayicinin günahı ne? Bunlar çalışıyorlar.. Riski üstleniyorlar. Öbür adamın hiçbir riski yok. Hiç ama. Dünyanın parasını kazanıyor. O paraların tamamını alacağım, bu millete vereceğim. Hiç endişeniz olmasın.”

    BAKAN NEBATİ’DEN YANIT

    Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati de sosyal medya hesabından Kılıçdaroğlu’nun açıklamalarına yanıt verdi. Bakan Nebati, şunları söyledi:

    * “Sayın Kemal Kılıçdaroğlu, Kur Korumalı Mevduat Hesabı (KKM) finansal istikrarı temin etmek ve makroekonomik dengeleri sağlamlaştırmak amacıyla devreye aldığımız uygulamalardan biridir. Bu uygulamayla temel hedefimiz olan finansal istikrar sağlanmış; vatandaşlarımızın tasarruflarını milli para birimimiz olan TL cinsi hesaplarda tutmaları özendirilerek döviz talebi sınırlandırılmıştır.

    * Uygulama ile tasarruflarını döviz yerine TL cinsi hesaplarda değerlendirmeyi tercih eden vatandaşlarımızın döviz kuru değişimlerinden etkilenmemesi sağlanmaktadır.

    * Dolayısıyla, mevduat sahiplerinin hem TL faizinden hem de döviz kurundaki artıştan aynı anda getiri elde etmeleri söz konusu değildir. Vade sonunda kurdaki artış TL faizini aşarsa yalnızca kurdaki artış kadar; aksi durumda ise en fazla yıllık yüzde 17 getiri elde edilmektedir.

    * KKM uygulamasından yararlanan vatandaşlarımızın toplam mevduat büyüklüğü bankacılık sistemindeki toplam TL mevduatların yaklaşık üçte birine, toplam vadeli mevduat hesaplarının ise yarısına yakınına ulaşmıştır.

    * ‘Bir avuç insanın bundan faydalandığı’ iddiasının aksine uygulamaya vatandaşlarımızın yoğun ilgi gösterdiği açıktır. KKM uygulaması için asgari mevduat tutarı bulunmamakta, isteyen her vatandaşımız bu üründen faydalanabilmektedir.

    “MİLLETİMİZİN ORTAK MENFAATLERİNİ GÖZETEN BİR YAKLAŞIM DEĞİL”

    * Finansal istikrarın sağlanması amacıyla devreye alınan KKM Uygulaması jeopolitik gelişmeler ve arz güvenliğine ilişkin yaşanan tüm sorunlara rağmen finansal istikrarın tesis edilmesinde etkin rol oynamıştır.

    * KKM uygulamasının finansal istikrar ve makroekonomik göstergeler üzerindeki olumlu etkilerini yok sayarak gerçeği çarpıtmaya çalışmak kesinlikle milletimizin ortak menfaatlerini gözeten bir yaklaşım değildir.

    * Ana muhalefet partisi genel başkanının yıkıcı muhalefet uğruna devlette devamlılık esastır yaklaşımına ters, finansal istikrarı ve finansal güveni zedeleyici türden spekülatif açıklamaları her bakımdan vatanseverlikten uzaktır.

    * Böylesi ciddiyetsiz ve spekülatif açıklamaları milletimizin takdirlerine bırakıyorum.”

     

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • İcra dosyası sayısı 24 milyonu aştı: AKP, milleti hacze düşüren parti diye anılacak

    İcra dosyası sayısı 24 milyonu aştı: AKP, milleti hacze düşüren parti diye anılacak


    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • 81 ilin borç haritası çıkarıldı: Konya kart batağında, Hakkari bankaların takibinde

    81 ilin borç haritası çıkarıldı: Konya kart batağında, Hakkari bankaların takibinde


    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Motorine 1 TL indirim geliyor

    Motorine 1 TL indirim geliyor


    Brent petroldeki düşüş benzin ve motorin fiyatlarında indirimi beraberinde getiriyor. Son olarak 6 Ağustos’tan itibaren geçerli olmak üzere motorine 1 TL ve benzine 2 TL’nin üzerinde indirim gelmişti.

    NTV’de yer alan habere göre, 10 Ağustos çarşamba gününden itibaren geçerli olmak üzere de, motorinde 1 liralık indirim bekleniyor. Güncel akaryakıt pompa fiyatlarına göre İstanbul’da motorin litre fiyatı 23 lira 34 kuruştan, benzinin litresi ise ortalama 20 lira 5 kuruştan satılıyor.

    Türkiye’de bu haberi engelsiz paylaşmak için aşağıdaki linki kopyalayınız👇

    Kaynak: Tr724
    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • ‘Ekonomik krizin ağır faturası işçinin sırtında’

    ‘Ekonomik krizin ağır faturası işçinin sırtında’


    MERSİN-  EMEP Mersin İl Başkanı Yusuf Kaya, ekonomik krizin ağır faturasını emekçilerin sırtına yıkmayı temel alan politikaların hız kesmeden sürdüğünü kaydetti. 

     

    Emek Partisi (EMEP) Mersin İl Örgütü, parti binasında gazetecilerin katıldığı bir etkinlik düzenledi. Etkinlikte konuşan EMEP Mersin İl Başkanı Yusuf Kaya, ekonomik krizin ağır faturasını işçi ve emekçilerin sırtına yıkmayı temel alan politikaların hız kesmeden sürdüğünü hatırlattı. Kaya, son dönemlerde çeşitli ülkelerde işçi grevlerinin yoğunlaştığını kaydederek, Türkiye’nin birçok yerinde devam eden işçi eylemlerini örnek gösterdi.  

     

    NÜKLEER SANTRALLER 

     

    Son dönemde gündemde olan KPSS’de çalınan sorularla sınavın iptal edildiğini aktaran Kaya, “Ortaya çıkan rezalet ne ilktir ne de ÖSYM içindeki bir grup çıkar çevresinin kötü niyetiyle açıklanabilir. Sorun eğitim ve sınav sistemindedir” dedi. Bugünün aynı zamanda Nagazaki’ye atom bombası atılmasının yıldönümü olduğunu anımsatan Kaya,  “Son günlerde yine Akkuyu NGS gündemde. Savaşa karşı barış, sömürü talan ve tahribata karşı insanca yaşam demek için birleşelim. Nükleer silahlarda ve nükleer santrallerde ısrar eden emperyalistler ve işbirlikçi iktidarları karşısında birleşelim ve mücadele edelim” diye ekledi.

     

    Kaya konuşmasında, Mersin’deki toplu ulaşım ücretleri ve öğrencilerin barınma sorunlarına da dikkat çekti. 

     

    Kaynak: Mezopotamya Ajansı.
    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***