Serbest Görüş uluslararası haberler, küresel gelişmeler ve dünya çapındaki önemli olaylara dair güncel bilgiler sunar. Sitemiz arklı ülkelerden ve bölgelerden gelen haberleri, analizleri ve yorumları sunarak, global olayları geniş bir perspektiften takip etmenizi sağlar. Dünya gündemindeki en önemli konuları anlamak için kapsamlı içerikler burada.
Kırgızistan’da darbe planladığı gerekçesiyle 30’dan fazla kişi gözaltına alındı.
Kırgızistan’da Devlet Ulusal Güvenlik Komitesi’nden yapılan yazılı açıklamada, ülkede kitlesel protestolar ve geniş çaplı isyanlar çıkarmak, iktidarı güçle ele geçirmek için gizli hazırlıklar yapan bir grup kişinin yasadışı faaliyetlerinin tespit edildiği ve önlendiği belirtildi. Elde edilen bilgiler ve toplanan ses ve görüntüler üzerine cezai kovuşturma başlatıldığı ve mahkeme kararıyla bir dizi özel soruşturma işleminin uygulandığı ifade edildi.
Darbe hazırlığı yapan suç örgütünün bir yıldır ülke genelinde kasıtlı olarak hükümet karşıtlarını topladığı, darbe girişiminin başındaki kişinin ise siyasi parti başkanı ve sivil aktivist N.R. olduğu açıklandı.
Suç örgütüne 100’den fazla kişi üye oldu
N.R.’nin liderliğinde hükümet karşıtlarıyla düzenli toplantılar yapıldığı ve toplantıda iktidarın şiddet yoluyla ele geçirilmesi planlarının görüşüldüğü belirtilen açıklamada, suç örgütüne toplumun çeşitli tabakalarından 100’den fazla kişinin üye yapıldığı aktarıldı. Suç örgütünün yabancı kaynaklardan finansman almasının beklendiği ve herhangi bir nedenle toplumda huzursuzluk çıkınca darbe girişimini başlatmayı planladıkları ifade edildi.
Eş zamanlı yapılan operasyonlarda, N.R. ve ortaklarının da içinde bulunduğu 30’dan fazla örgüt üyesinin gözaltına alındığı ve sorgulamalar sonucunda suçlarını itiraf ettikleri açıklandı. Örgüte ait olan ve işledikleri suçları doğrulayan kanıtların ele geçirildiği kaydedildi.
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***
Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Dışişleri Bakanı Antony Blinken, İsrail yanlısı lobi kuruluşu AIPAC’ta yaptığı konuşmada, bölgedeki Yahudi yerleşimlerinin barışın önünde engel oluşturduğunu söyledi.
ABD’nin Ortadoğu sorununda İsrail’in güvenliği ve iki devletli çözüme katkı taahhüdünü bir kez daha vurgulayan Blinken, İsrail işgali altındaki Batı Şeria’da “ilhaka yönelik adımlar ya da kutsal mekanlardaki statükonun bozulmasının” iki devletli çözümün başarı şansını zedeleyeceğini kaydetti.
Kendisi de Yahudi dinine mensup olan Blinken, “Yahudi yerleşimlerinin genişletilmesi, aradığımız umut ufku önünde açık bir engel oluşturmaktadır” dedi. Blinken, “Aynı şekilde Batı Şeria’nın ilhakına yönelik fiili ya da hukuki herhangi bir adım, kutsal mekanlardaki tarihi statükonun bozulması, evlerin yıkımına devam edilmesi, nesiller boyunca o evlerde yaşayan ailelerin tahliyesi, iki devletli çözümün başarı şansına zarar vermektedir” diye konuştu.
ABD’deki en güçlü Yahudi lobi kuruluşu olarak bilinen Amerikan-İsrail Halkla İlişkiler Komitesinde (AIPAC) Blinken’ın bu sözlerinin ardından sessizlik olduğu belirtiliyor.
Aralık ayı sonunda kurulan ve İsrail tarihinin “en sağ” hükümeti olarak nitelendirilen Benyamin Netanyahu başkanlığındaki hükümette aşırı sağ ve milliyetçi partiler bulunuyor. Koalisyon hükümeti, Batı Şeria’daki Yahudi yerleşimlerinin genişletilmesini öncelikleri arasında saymış, son olarak İsrail polisinin Müslümanlar için de kutsal kabul edilen Mescid-i Aksa’ya düzenlediği baskın, gerilimi tırmandırmıştı.
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***
Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ’ın iç hukukta tutukluluklarına itiraz etmek için etkili bir yardım alamadıkları gerekçesiyle yaptığı başvuruyu karara bağlayan AİHM, Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ni ihlal ettiğine hükmetti.
Tutuklu bulunan Eski HDP Genel Eş Başkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ’nın başvurusunu karara bağlayan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 5. maddesinin 4. fırkasını ihlal ettiğine hükmetti.
AİHM, Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ’ın iç hukukta tutukluluklarına itiraz süreçleriyle ilgili ‘hak ihlaline’ uğradıkları kararı verdi.
AİHM’den yapılan açıklamada, Yüksekdağ ve Demirtaş’ın iç hukukta tutukluluklarına itiraz etmek için etkili bir yardım alamadıklarını gerekçesiyle başvuruda bulunduğu belirtildi.
Demirtaş ve Yüksekdağ’ın “özellikle cezaevi yetkililerinin avukatlarıyla yaptıkları görüşmeleri izlemelerinden ve avukatlarıyla paylaştıkları belgelere el koymalarından şikâyet ettiği” bildirilmişti.
Söz konusu bu tedbirlerin 15 Temmuz 2016 darbe girişimi ardından çıkarılan bir kararname kapsamında uygulandığının belirtildiği açıklamada, “Başvuranlar, Sözleşme’nin 5. maddesinin 4. fırkasına (tutukluluğun hukuka uygunluğunun hızlı bir şekilde incelenmesi hakkı) dayanmaktadır.” ifadeleri kullanıldı.
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***
Güney Kore Devlet Başkanı Yoon Suk Yeol, Seul Ulusal Mezarlığı’nda Kore Şehitlerini Anma Günü dolayısıyla yaptığı konuşmada, nisanda Biden ile imzaladığı Washington Deklarasyonu’na atıf yaparak ABD’nin nükleer silahlar dahil tüm askeri kapasitesiyle Güney Kore’yi savunmak için “genişletilmiş caydırıcılık” önlemleri alma taahhüdünde bulunduğunu söyledi.
Yonhap’ın haberine göre, Yoon, deklarasyonun imzalanması sonrası iki ülke ilişkilerini “nükleer temelli” bir ittifak olarak niteleyerek Güney Kore hükümetinin, Kuzey Kore’nin nükleer kapasiteyi artırma girişimlerine karşılık, ABD ile işbirliğini “hiç olmadığı kadar güçlü bir temele” oturtarak savunma yapacağını belirtti.
Nisanda iki ülke ilişkilerinin 70. yıl dönümü nedeniyle Washington Deklarasyonu imzalanmıştı.
Deklarasyonda “Biden, ABD’nin Güney Kore’ye ve halkına olan bağlılığının kalıcı ve sağlam olduğunu ve Kuzey Kore’nin Güney Kore’ye karşı herhangi bir nükleer saldırısına hızlı, ezici ve kararlı bir yanıtla karşılık verileceğini yeniden teyit etti. Gelecekte ABD, nükleer balistik füze denizaltısının Güney Kore’ye yapacağı ziyaretteki gibi, stratejik varlıkların Kore Yarımadası’ndaki düzenli görünürlüğünü daha da artıracak ve ordularımız arasındaki koordinasyonu genişletecek ve derinleştirecektir” ifadelerine yer verilmişti.
Kaynak: AA
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***
4 Haziran 1989 tarihinde 32 yaşındaki Polonyalı genç liberal Donald Tusk Polonya genel seçimlerinde oyunu vermek için sandık başındaydı.
Donald Tusk oldukça heyecanlıydı, çünkü ilk kez muhalefetin katıldığı serbest bir seçimde oy kullanacak, istediği partiye oy atabilecekti.
Donald Tusk genç ve öfkeli bir liberalken
1947’den beri ülkeyi demir yumrukla yöneten komünist rejimin sona ermesi için verilen oylardan biri de genç liberal Tusk’ın sandığa attığı zarfın içindeydi.
Tam 34 sene sonra, yine bir 4 Haziran günü, maalesef Donald Tusk yine kendisini otoriter bir rejime karşı verilen mücadelenin içinde bulacaktı. Tarih tekerrür etmiş, otokrasi sopası kırılamamış, sadece sol elden sağ ele geçmişti.
2007’de Polonya Başbakanı, 2014’te Avrupa Konseyi Başkanı seçilen Donald Tusk, 2015’ten beri ülkesini yöneten muhafazakar Adalet ve Hukuk Partisi’nin otoriter uygulamaları nedeniyle 2021’de siyasete dönmeye karar verecek, ana muhalefet partisinin başına geçecek ve 2023 seçimlerini kazanmak için kolları sıvayacaktı.
Polonya’daki muhafazakar sağcı iktidar ise Tusk’ın 2023 sonbaharında düzenlenecek seçimleri kazanmasını engellemek için Tusk’ın başbakanlık yaptığı yıllardaki Rus etkisini araştırmak üzere iktidar destekçisi isimlerden oluşan bir Tahkikat Komisyonu kuracak, bu komisyona da Rusya’nın etkisi altında hareket ettiğini tespit ettiği siyasetçilere 10 yıl siyaset yasağı verme yetkisi verecekti.
Polonya Cumhurbaşkanı Duda tarafından onaylanan yasa oldukça açık. Amacı Donald Tusk’ı “Rus ajanı” suçlamasıyla yaftalamak, siyasi yasak getirerek muhalefeti birleştirecek ve iktidarı yenecek bir başbakan adayı olmasının önüne geçmek.
Tusk işte bu nedenle, yine bir 4 Haziran günü (yani yarın) Polonyalıları demokrasiye sahip çıkmaya davet ediyor, muhalefetin bütün bileşenlerinin katılacağı bir miting organize ediyor.
Demokrasiye geçiş heyecanıyla 34 yıl önce bir 4 Haziran Pazar günü sandığa koşan genç liberalin, yıllar sonra aynı gün siyasi yasak almamak için sokağa çıkmak zorunda kalması ise demokratik rejimlerin kırılganlığını bir kez daha gözler önüne seriyor. Ve tabii ki Polonya’nın kendisine özgü, fakat bir o kadar tanıdık hikayesini de…
Komünizm yıkıldı, enkazı kim kaldıracak?
1989 senesi Sovyetlerin yeni lideri Gorbaçov’un Demir Perde ülkeleri üzerindeki baskısını azalttığı bir döneme denk gelmiş, halk demokrasiye geçmek için sokağa çıkmış, Çekoslovakya, Macaristan, Polonya’daki uydu komünist yönetimleri arkalarında Sovyetlerin askeri ve ekonomik desteğini bulamadıklarını fark edince peşi sıra yönetimi devretmek zorunda kalmıştı.
TiananmenMeydanı’nda tankların önünde duran bir genç
4 Haziran 1989 tarihinde yaşıtları Çin’deki Tiananmen Meydanı’nda komünist yönetimi protesto ettikleri için katledilirken, aynı gün Donald Tusk rahatça sandığa gitmiş, oyunu antikomünist sendika lideri Lech Walesa liderliğindeki Solidarity’e vermişti. Çin’de rejim karştılarının başaramadığını sendika işçileri Polonya’da başarmıştı.
Solidarity lideri işçi Lesh Walesa
Tusk’ın desteklediği Solidarity, 1980 yılında enflasyonun artması nedeniyle dindar ve komünist rejim muhalifi solcuların iş birliği ile kurulan bir sendikaydı. Lech Walesa gibi karizmatik liman işçisi liderleri tarafından düzenlenen grevlerle tanınırlığını arttırmıştı. 1980 yılındaki liman grevlerinin yayılması ve halk desteğinin kazanılmasıyla, Polonya’daki komünist rejim bir ilke imza atmış ve sendika liderlerini muhatap alarak komünist olmayan sendikaların kurulmasına izin vermişti.
İşte o tarihten sonra Solidarity sendikası, 10 sene boyunca ülkede komünist rejime bağlı olmayan tek özerk kurum olarak adeta bir muhalif örgüt gibi hareket etti, Donald Tusk gibi liberal gençlerden özgürce ibadet edemeyen dindar Katoliklere, rahiplere, sosyal demokratlara geniş halk kesimlerini rejime karşı birleştirdi.
1989 yılında gösterilerin artması nedeniyle Polonya Komünist Partisi, Solidarity ve karizmatik lideri Lech Walesa ile masaya oturdu. Yuvarlak masa toplantıları sonucunda rejim, muhalefetin katıldığı özgür seçimlere gitmeyi kabul etti.
Komünist rejim 1989 yılında muhalefetle yuvarlak masaya oturdu
Rejim aşama aşama demokrasiye geçme kararı almıştı. Muhalefetle yapılan anlaşmaya göre, Sejm olarak bilinen Polonya Parlamentosu’nda özgür seçimle gelmeyen %65 oranındaki komünist siyasetçilerin koltukları korunacak, sadece %35’i için seçim yapılacaktı. Aynı zamanda Senato adında yeni bir üst meclis kurulacak ve 100 sandalyesinin tamamı da seçimle belirlenecekti. Komünist rejim demokrasiye geçiş sürecinde kendi güçlerini korumak için sayısal üstünlüğü kaptırmak istemiyordu. Yapılan 4 Haziran 1989 seçimlerinde seçimle belirlenen bütün sandalyeleri rejim karşıtı Solidarity kazandı. Meclis açılınca ise birçok komünist siyasetçi muhalefetle iş birliği yaptı ve ülke ilk komünist karşıtı başbakanı seçti. 1 sene sonra ise Solidarity lideri Lech Walesa Cumhurbaşkanı oldu.
Özgür seçimlerin düzenlenmesiyle ülke demokrasiye geçmiş, komünist rejim yıkılmıştı.
Fakat Solidarity geçiş sürecini iyi yönetemedi, siyasi çekişmeler nedeniyle dağıldı. Her ne kadar Polonya 2004 senesinde Avrupa Birliği üyesi olsa da komünizm sonrası beklenen demokratik ve ekonomik reformları tam anlamıyla gerçekleştirilemedi. Komünist dönemde hak ihlallerine imza atmış yargıçlar, kamu görevlileri, siyasetçilerin etkisi kırılamadı, diğer ülkelerdeki gibi bir “geçiş süreci” yönetilemedi.
Komünist rejim dönemindeki otokratik uygulamalarla, hatalarla yüzleşilmediği için aynı hatalar defalarca tekrarlandı.
Saflar sıkılaşıyor
1989 devriminde Solidarity saflarında öğrenci hareketine katılan ve komünist rejim karşıtı entellektüellerle gazete çıkaran Donald Tusk, 1991 yılında liberal gençlerle parti kurdu. Aynı yıl düzenlenen seçimlerde kurdukları Liberal Demokrasi Kongresi partisi %7 oy alarak meclise 35 vekil soktu.
Tusk daha sonrasında ülkedeki diğer liberalleri birleştirerek 2001 yılında Sivil Platform Partisi’ni kurdu.
2001 yılında kurulan tek yeni parti Sivil Platform Partisi değildi. Muhafazakar sağcı ikiz kardeşler Jaroslaw Kaczynski ve Lech Kaczynski de muhafazakar Katolik seçmene hitap eden sağcı Adalet ve Hukuk Partisi’ni kurmuştu.
Adalet ve Hukuk Partisi kurucusu Jaroslaw Kaczynski ve Lech Kaczynski kardeşler
2001 seçimlerinde “merkez sağ” iddiasını taşıyan iki parti de ilk kez meclise girdi. Sivil Platform Partisi %13, Adalet ve Hukuk Partisi ise %9.5 oy almıştı.
İki parti de yerel seçimlerde etkisini arttırdı. Adalet ve Hukuk Partisi’nin lideri Lech Kazynski Varşova Belediye Başkanı seçildi, kentli muhafazakar seçmenin desteğini alırken, Sivil Platform Partisi de kentli seçmene ulaşmaya çalışıyor, kırsal dışındaki bölgelerde gücünü arttırıyordu.
Donald Tusk, 2005 seçimlerinde Katolik nikahı kıymadığı için eleştirilen eşi ile birlikte oy kullanıyor
2005 seçimlerinde ise büyük bir sürpriz yaşandı. Kaczynski’lerin liderliğindeki Adalet ve Hukuk Partisi, %27 oyla alarak birinci, Sivil Platform ise %24 ile ikinci oldu. İki merkez sağ parti, radikal sol veya sağ partilerin desteği olmadan bir hükümet kurmak için koalisyon görüşmelerine başladı, fakat uzlaşı sağlanamadı.
Donald Tusk ve ekibi, AB ile entegrasyon, din ve devlet ilişkilerinin ayrılması ve serbest piyasa ekonomisini savunurken, Kaczynski kardeşler kilisenin etkin olduğu bir muhafazakar toplum, AB ile mesafeli ilişkileri ve devletin yoksul kesime destek vermek amacıyla piyasaya etkin müdahale ettiği bir ekonomi düzenini savunuyordu.
İki parti ayrı dünyalarının insanı olduğunu anladı ve koalisyon görüşmeleri sona erdi. Kaczynski’ler radikal sağ partilerle koalisyon kurdu, bir daha da Tusk ve ekibi ile masaya oturmadı. Bundan sonra düzenlenen her seçimde de Adalet ve Hukuk Partisi ve Sivil Platform ya birinci ya ikinci oldu, toplum bu iki parti arasında ikiye bölündü.
İki kutup oluşmuş, AB değerleriyle entegre bir toplum isteyenlerle Polonya’nın muhafazakar değerlerle şekillenmesini isteyenler yerlerini almıştı. Bundan sonra iki kamp arasındaki yarış çok daha sert geçecekti.
Önce Varşova, sonra Brüksel
Donald Tusk, 2005 seçimlerinde Sivil Platform’un Cumhurbaşkanı adayı oldu. Seçimleri %54 oy alan Adalet ve Hukuk Partisi’nin adayı Lech Kaczynski’ye karşı kaybetti.
Lech Kaczynski Cumhurbaşkanı olduktan kısa bir süre sonra, ikiz kardeşi Jaroslaw de meclis çoğunluğuna sahip partisinin desteğini alarak başbakan oldu. İkiz kardeşler Cumhurbaşkanlığı ve başbakanlık makamlarını almıştı.
Fakat iki sene sonraki meclis seçimlerini Tusk liderliğindeki Sivil Platform kazandı, Cumhurbaşkanı Lech Kaczynski’nin kardeşi başbakan Jaroslaw Kaczynski seçimleri kaybetti.
Cumhurbaşkanı Lech Kaczynski, hükümeti kurma görevini Donald Tusk’a veriyor
Donald Tusk, 2007’den 2014’e kadar seçimleri kazanarak başbakanlık görevini üstlendi, ekonomik reformları uyguladı, AB ile ilişkileri geliştirmeye çalıştı, Rusya ile denge politikası benimsedi, yabancı yatırımcının ülkeye gelmesini kolaylaştırdı.
2010’da ise Polonya tarihindeki en acı olaylardan biri yaşandı.
1940 yılında Sovyetlerin Sovyet işgaline direnen 22 bin Polonyalı subay ve aydını başlarına sıkılan bir kurşunla katlettiği Katyn Orman Katliamı’nın 70. Anma Töreni’ne katılmak için Rusya’nın Smolensk şehrine giden Polonyalı heyeti taşıyan uçak düştü. İçinde Cumhurbaşkanı Lech Kaczynski’nin de bulunduğu uçak 70 yıl önce Stalin’in emriyle katledilen 22 bin Polonyalı’nın gömüldüğü ormana düşmüştü.
Lech Kaczynski’nin düşen uçağı
Cumhurbaşkanı Kaczynski dahil uçaktaki üst düzey 96 kişi hayatını kaybetti. Başbakan Donald Tusk, olay hakkında bir araştırma komisyonu kurdu, komisyon uçağın bir kaza sonucu düştüğünü açıkladı.
Fakat hayatını kaybeden Cumhurbaşkanı Kaczynski’nin ikiz kardeşi Jaroslaw Kaczysnki, bu araştırma sonucuna inanmadı, Tusk ve liberalleri Rusya ile iş birliği yapmakla suçladı. Jaroslaw’a göre kazanın sebebi Rusya’nın suikast saldırısıydı. Rusya’ya karşı sert politikalar güden Cumhurbaşkanı Lech, Putin rejimi tarafından cezalandırılmıştı.
İkiz kardeşini kaybeden Jaroslaw, 2010 seçimlerinde Cumhurbaşkanı oldu ve seçimleri Sivil Platform’un adayına karşı kaybetti.
Jaroslaw Kacyznski, özellikle muhafazakar görüşlerinden ve siyasette eski bir isim olmasından dolayı partisine oy kaybettirdiğini fark edince geri çekildi, partisinin lideri olarak kaldı ve bundan sonraki seçimlerde başbakan ve cumhurbaşkanlığı adaylıklarına farklı isimleri getirdi.
Formül işe yaradı. 2015 genel seçimlerinde Beata Szydilo adındaki bir kadın siyasetçiyi başbakan adayı olarak gösteren Adalet ve Hukuk Partisi Polonya tarihinde ilk kez tek başına meclis çoğunluğunu kazanan parti oldu. Yine aynı sene genç muhafazakar siyasetçi Andrzej Duda Cumhurbaşkanlığı seçimlerini %51.5 oyla kazandı.
Kaczysnki ve başbakan adayı Beata 2015 seçim zaferini kutluyor
Kaczysnki’nin taktiği işe yaramış, Adalet ve Hukuk Partisi hem meclisi hem Cumhurbaşkanlığı ele geçirmiş, Tusk ve liberaller yenilmişti.
Yenilginin geldiğini gören Tusk da 2015 seçimlerinden önce başbakanlıktan istifa ederek Avrupa Birliği Konseyi başkanlığına seçildi. Kırım’ın işgali karşısında hem Rusya’ya karşı Avrupa’yı birleştirmeye hem de Rusya ile müzakereleri yürütmeye çalıştı.
AB Konseyi Başkanı Donald Tusk
Fakat Tusk, elini ayağını Polonya’dan çekemeyecek, Brüksel’de Avrupa siyasetine yön verirken gözü ve kulağı mecburen Varşova’da olacaktı.
Ne Adalet, ne Hukuk Partisi
2015’teki zaferden sonra Adalet ve Hukuk Partisi, otoriterlik vitesini arttırdı. Hedefi Sovyetler döneminden kaldığını belirttiği yargıçları temizlemekti. Önce Anayasa Mahkemesi’ne tartışmalı bir şekilde kendisine sadık yargıçları atadı, ardından geri kalan muhalif yargıçları elemek için emeklilik yaşını düşürdü, birçok yüksek mahkeme yargıcını işten çıkardı.
Polonyalı yargıçlar hükümeti protesto ediyor
Yargıçların halk ile birlikte sokağa çıkması üzerine bağımsız olmayan taraflı bir disiplin komisyonu kurarak hükümeti eleştiren yargıçlara maddi tazminattan işten çıkarmaya varan çeşitli cezalar öngören bir yasa kabul edildi.
Mahkemeler ve meclis eliyle kürtaj zorlaştırıldı, LGBT’lere yönelik AB standartlarına nazaran çok ağır hak kısıtlayıcı düzenlemeler kabul edildi.
Devlet televizyonu ise atamalar eliyle siyasi kadrolara verildi, muhalefeti “yabancı ajan” olmakla suçlayan taraflı yayınlar yapıldı, muhalefetin özellikle kırsal kesimde hala izlenen devlet medyasına çıkması zorlaştırıldı.
Parti lideri Jaroslaw Kacyznski, başbakanları yönlendirerek ikiz kardeşinin ölümü hakkında yeni bir komisyon kurdurdu. Somut yeni bir delil bulunmasa da devlet okullarında çocukların katıldığı yaşananların bir suikast olabileceğine dair komplo teorisi üretme yarışmaları düzenlendi, Donald Tusk’ın Rusya ile suikastı örtbas etmek için iş birliği yaptığı algısı yayıldı.
Avrupa Birliği ise Polonya’nın bu otoriterleşme eğilimine karşı 75 milyar dolarlık bir pandemi destek bütçesini dondurma kararı aldı, Polonya’nın yargı bağımsızlığını azaltan reformlardan vazgeçmesini şart koydu.
Avrupa Birliği, hukukun üstünlüğüne uymayan ülkelere yönelik bu bütçe kısıntısı kararını Adalet Divanı’na onaylatmasının ardından Polonya bazı reformlar konusunda geri adım attı, işten çıkartılan yargıçlara yeni iş verdi, disiplin komisyonlarını kapadı.
2021 yılında ise Polonya’daki durumun giderek kötüleştiğini fark eden Donald Tusk, Avrupa Konseyi başkanlığından ayrıldı ve Polonya’da siyasete geri döndüğünü açıkladı.
Donald Tusk, siyasete döndü, partisinin başına geçti
Kurucusu olduğu Sivil Platform Partisi’nin başına geçti.
Donald Tusk’ın amacı 2023 genel seçimlerinde Adalet ve Hukuk Partisi’ni yenerek başbakan olmak.
Fakat Adalet ve Hukuk Partisi’nin kendisi için farklı planları var.
Rakibe siyasi yasak
Adalet ve Hukuk Partisi, 2020 seçimlerinde Cumhurbaşkanlığı seçimlerini ucu ucuna kazandı. Partinin adayı Duda %51 ile Cumhurbaşkanı seçilirken, başkent Varşova’nın karizmatik belediye başkanı Rafal Trzaskowski %49 oy aldı.
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamıoğlu ve Varşova Belediye Başkanı Rafal Trzaskowski
Muhalefet 400 bin kişiyi daha ikna etse seçimleri kazanacaktı. Fakat liberal demokrat muhalefet, hem kırsalda yaşayan hem yaşlı muhafazakar seçmene ulaşamıyor, özellikle devlet medyasındaki karalama kampanyalarına yanıt veremiyordu.
İktidar ve medya, muhalefeti dinsiz olmakla, bütün ülkeyi LGBTİleştirmekle, AB ajanı olmakla suçluyor. Muhalefet ise cevap verme konusunda kendisine yeterli mecrayı bulamıyordu.
Duda ise muhalefetin ve karizmatik belediye başkanı Rafal’ın LGBTİ haklarını savunmasını merkeze almış, toplumda dinin ve ailenin önemini kampanyası boyunca vurgulamıştı.
Bu kıl payı yenilginin ardından muhalefet tekrar organize oldu ve eski başbakan Donald Tusk’ı göreve çağırdı.
Donald Tusk, uluslararası görevlerde bulunmuş tecrübeli bir isim olarak siyasete geri döndü, özellikle Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin gündem olduğu bir dönemde muhalefet liderlik görevini üstlendi.
Özellikle 2022’den sonra enflasyonun artması, yeni muhalif partilerin kurulmasıyla birlikte Adalet ve Hukuk Partisi anketlere göre oy kaybetti. Bu nedenle 2023 seçimlerinde çoğunluğu kaybedebilir.
Donald Tusk’a karşı Adalet ve Hukuk Partisi’nin aldığı önlem ise siyasi yasak oldu. Ülkedeki Rusya karşıtlığını kullanmak isteyen iktidar, 2007’den 2022’ye Rusya’nın Polonyalı siyasetçiler üzerindeki etkisini araştıracak bir Tahkikat Komisyonu kurma kararı aldı. Meclisteki iktidar çoğunluğu tarafından seçilecek olan komisyon, siyasetçilerin geçmişini araştıracak ve Rusya etkisinde hareket ettiğini tespit ettiği siyasetçilere 10 yıl siyaset yasağı verebilecek. Siyaset yasağı alanlar ise yüksek mahkemeye itiraz edecek. Fakat yüksek mahkemelerde de artık çoğunluk iktidarın atadığı yargıçlarda.
Polonya Cumhurbaşkanı Duda
Yasayı Cumhurbaşkanı Duda onaylar onaylamaz, muhalefet lideri Donald Tusk halkı 4 Haziran (yani yarın) sokağa çağırdı, bütün muhalefet liderlini mitinge davet etti.
Sopayı kıramayınca
1989 yılında rakiplerini hapse atan, siyasetçileri ev hapsi veren, ülkeden süren komünist rejime karşı mücadele veren Donald Tusk, anketlere göre seçimleri kaybeden iktidarın amacını erkenden sezdi.
Seçimlerde Tusk liderliğindeki Sivil Platform, Sol İttifak ve muhalefet ittifakına katılmayarak iktidar partisinden rahatsız olan ılımlı muhafazakar seçmene hitap etmeye çalışan Üçüncü Yol İttifakı anketlere göre meclis çoğunluğunu ele geçirecek. Ve Avrupa Konseyi gibi çok uluslu bir yapıyı yönetmiş olan Donald Tusk, başbakan olarak farklı muhalif partileri bir araya getirip çok partili bir koalisyonu yönetebilecek nadir muhalif isimlerden biri.
Tusk’ın geniş koalisyon kurma ihtimaline karşı iktidarın almayı planladığı önlem ise siyasi yasak.
Polonya, yargıçların dahi sokağa çıkıp protesto yapabildiği, her türlü baskıya rağmen faaliyet gösteren bağımsız medyanın bulunduğu, üniversitelerin özerkliğini koruduğu güçlü bir toplumsal ve siyasal muhalefete sahip bir ülke. Her şeyden öte bir Avrupa Birliği üyesi.
Fakat yine de 2023 yılında bir Avrupa Birliği ülkesi, seçimleri kazanma ihtimali bulunan bir siyasetçiye saçma ve soyut iddialarla siyasi yasak verilmesini tartışıyor. Halk siyasi yasaklara karşı sokağa çıkıyor.
Sanırım 34 sene önce komünist rejimin sandığa gömülmesi için heyecanla ilk oyunu atan 32 yaşındaki genç liberal Donald Tusk, yıllar sonra demokrasi mücadelesinin hala bitmediğini öngörse daha az heyecanla sandığa giderdi.
Zira hukuku bir demokrasiye, muhaliflere karşı bir sopa gibi kullanan rejim değişse de, o sopa kırılamadı.
Sadece sol eldeki sopayı, sağ el aldı.
Sopalar kırılmadıkça da ne Polonya’da ne de başka bir ülkede demokrasi mücadelesi bitmeyecek gibi duruyor.
En azından Donald Tuskların heyecanı bitene kadar…
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***
– Avrupa Birliği (AB) Komisyonu, Ukrayna’dan tarımsal ürün ithalatı konusunda alınan yeni kararları açıkladı.
Buna göre, Polonya, Macaristan, Romanya, Slovakya ve Bulgaristan için 2 Mayıs’ta uygulamaya konan ve bugün sona eren Ukrayna’dan buğday, mısır, kolza ve ayçiçeği ithalatına yönelik istisnai ve geçici tedbirler 15 Eylül’e kadar devam edecek.
Bu süreçte beş ülke, Ukrayna tahılının diğer AB üyesi ülkelere sevkiyatını engelleyecek bir önlem almayacak.
Söz konusu ülkeler ciddi lojistik darboğazları ve hasat mevsimi öncesinde sınırlı tahıl depolama kapasiteleri nedeniyle Ukrayna tahılına kısıtlamaların sürmesini talep ediyordu.
Rusya-Ukrayna Savaşı’nın başlaması ve Karadeniz limanlarından uzun süre sevkiyat yapılamamasının ardından, Ukrayna’ya ait önemli miktarda tahıl ve gıda ürünü kara yoluyla Doğu ve Orta Avrupa ülkelerine gönderilmeye başlanmıştı.
Ukrayna’dan çok miktarda tarım ürünü, sınır ülkeleri olan Polonya, Macaristan, Romanya, Slovakya ile Bulgaristan piyasalarına girdi. Görece ucuz Ukrayna tahıl ve gıda ürünleri bu ülkelerdeki üreticileri rahatsız etti.
Bölge ülkelerdeki çiftçiler uzun süredir Ukrayna’dan ucuz tarım ürünleri ithalatına son verilmesini talep ediyordu. Bu ülkeler, nisan ayında Ukrayna’dan gelen tahıl ve gıdalara geçici yasak uygulanması kararı almıştı.
AB Komisyonu da Ukrayna’dan tahıl ithalatını yasaklayan ülkelerin kaygılarını gidermek için ürünlerin transit geçişine izin verilmesi halinde çiftçilere ilave destek sağlanmasını ve bazı Ukrayna ürünlerine kısıtlama getirilmesini içeren bir plan hazırlamıştı. Böylece Ukrayna tahılının diğer ülkelere sevkiyatı sürmüştü. (AA)
Kaynak: ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***
Florida merkezli Melbourne Inc. şirketinin sahibi Rumpel, New York Times’a yaptığı açıklamada, düşen jette kızı ve 2 yaşındaki torunun, dadısının ve şirket pilotunun bulunduğunu, Kuzey Carolina’daki evini ziyaret ettikten sonra, New York’un Long Island bölgesindeki evlerine döndükleri bilgisini paylaştı.
Milyarder iş insanı, Melbourne Inc. altındaki Encore Motors şirketine ait olduğu belirlenen jetin düşmesiyle ilgili yetkililerden fazla bilgi alamadığını, ancak uçağın basıncının düşmesi sonucu kazanın gerçekleşmiş olabileceğini belirtti.
Rumpel’in kızı Adina Azarian’ın çalıştığı emlak firması Keller Williams NYC de kazayla ilgili bir taziye mesajı yayımladı.
Ayrıca ABD medyasında, Floridalı John Rumpel’in eski ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlık seçimi kampanyası için kurduğu MAGA’nın büyük bağışçılarından olduğu bilgisi yer aldı.
NE OLMUŞTU?
ABD’nin başkenti Washington DC’de dün duyulan büyük bir patlama sesi paniğe yol açmış, panik yaşayan vatandaşlar sosyal medyadan sesini duyurmaya çalışmıştı.
Federal Havacılık İdaresinden yapılan yazılı açıklamada, Tennessee’den Long Island’a gitmek üzere kalkan Cessna tipi uçağın, başkent üzerinde uçuşa yasak bölgeye girdiği, daha sonra Virginia’nın güneybatı bölgesinde dağlık araziye düştüğü bildirilmişti.
Uçağın düştüğü açıklamalarından birkaç saat sonra bölge polisi, kurtarma ekibinin uçağın enkazına ulaştığını, kazada kurtulan olmadığını açıklamıştı.
ABD basınında, söz konusu uçağın telsiz uyarılarına karşılık vermediği, bunun üzerine F-16’ların ses patlamasına neden olan süpersonik hızda acil müdahale yetkisiyle havalandığı bilgisi yer almıştı.
Ulusal Ulaşım Güvenliği Kurulunda Kıdemli Havacılık Kazası Araştırmacısı Adam Gerhardt, düşen uçağın enkazının Delaware eyaletine taşınarak uzun bir incelemeye tabi tutulacağı belirtmişti.
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***
– NATO üyelik talepleri Türkiye’nin engeline takılan İsveç’in Başbakanı Ulf Kristersson, İspanya Başbakanı Pedro Sanchez ile Madrid’deki Başbakanlık Konutu Moncloa’da ikili görüşme yaptıktan sonra düzenlenen ortak basın toplantısına katıldı.
Kristersson, AA muhabirinin yönelttiği “NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, İsveç’in Türkiye’ye karşı yükümlülüklerinin hepsini yerine getirdiğini ifade etti. Siz şu anda Türkiye’ye ve Türk halkına, terör örgütü PKK’nın bundan sonra ülkenizde terörist propaganda eylemi yapmasına izin vermeyeceğine dair bir garanti verebilir misiniz?” şeklinde sorusuna yanıt verdi.
‘İSVEÇ MUTABAKATIN TÜM ŞARTLARINI YERİNE GETİRDİ’
Kristersson yanıtında “NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg ile bu sabah telefonda konuştum ve kendisine görüşlerine tamamen katıldığımı ilettim. İsveç, Türkiye ile yaptığı mutabakatın tüm şartlarını yerine getirmiştir. Yapması gerekenleri yapmıştır. Çok saygılı olduk. NATO’ya katılımla ilgili bundan sonra tek karar alması gereken Türkiye’dir, biz değiliz. Biz, Türkiye’nin terörizmden yaşadığı sorunları, İsveç toprakları dışında da karşı karşıya olduğu terörist saldırıları tamamen tanıyoruz. Diğer yandan tabii ki hiçbir hükümet, ülkesinde terörist saldırı bir daha olmayacak diye garanti veremez. Ama bu tip saldırılarda bulunanları cezalandırmak için yasal değişikleri yapıyoruz” ifadelerini kullandı.
Diğer yandan İspanya Başbakanı Sanchez de ülkesinin İsveç’in NATO’ya katılım sürecine verdiği desteği yineleyerek, “İsveç’in katılımının NATO’nun daha güçlü ve olası saldırılara karşı daha hazırlıklı olmasına yardımcı olacağını” ifade etti.
Sanchez ve Kristersson’un görüşmesinde Ukrayna-Rusya Savaşı, 2023’ün sonunda kabul edilmesi beklenen AB Göç ve Sığınma Paktı üzerindeki çalışmalar, AB’deki yeniden endüstrileşme ve yeşil enerji projeleri, yapay zeka gibi konuların da ele alındığı bildirildi.
Özellikle savaşın etkisiyle gelecek dönemin “çok daha karmaşık ve zor geçeceğini” vurgulayan Sanchez ayrıca, NATO Genel Sekreterliği’ne aday olacağı yönündeki iddiaları “net bir dille yalanladığını” da söyledi. (AA)
Stoltenberg Erdoğan’la görüşmeden sonra açıkladı: Türkiye, NATO üyeliği için İsveç’le yeniden masaya oturuyor
NATO Genel Sekreteri yarın Erdoğan’ın yemin törenine katılacak: Stoltenberg’in gündeminde İsveç var
Biden: İsveç NATO’ya üye olacak, söz veriyorum
Çavuşoğlu’ndan İsveç’e mesaj: Somut adım atın, diğer hususlar hallolur
Kaynak: ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***
– Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Sergey Verşinin, Karadeniz Tahıl Koridoru Anlaşması’nın uzatılması için olasılık görmediklerini söylerken uluslararası kurum ve kuruluşlarla da görüşme halinde olduklarını dile getirdi.
‘İSTİŞARELER SÜRÜYOR’
Verşinin, başkent Moskova’da gazetecilere yaptığı açıklamada, Türkiye, Ukrayna, Rusya ve Birleşmiş Milletler (BM) arasında 22 Temmuz 2022’de İstanbul’da yapılan ve son olarak 18 Temmuz’a uzatılan Karadeniz Tahıl Koridoru Anlaşması’na ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Anlaşmanın uzatılmasına yönelik olasılık görüp görmediklerine yönelik bir soruyu yanıtlayan Verşinin, “Biz olasılık görmüyoruz. Ancak elbette anlaşmanın her iki parçasına yönelik BM yetkilileri ile istişareleri sürdürüyoruz” dedi.
Amonyak ihracatının da anlaşma kapsamında olduğuna işaret eden Verşinin, “Amonyak ihracatının, İstanbul’da imzalanan anlaşmalara dahil olduğunu birçok defa söyledik. Bu da amonyakın bir ticari anlaşma kapsamında ihraç edilebileceği anlamına geliyor. Kiev yönetiminin bu konuyu başka koşullara veya gereksinimlere bağlamaya çalışması çok kötü ve durumu kilitliyor” yorumunu yaptı.
RUSYA’NIN TALEPLERİ NELER?
Kağıt üzerinde anlaşma Ukrayna’nın Karadeniz’deki üç limanından amonyak da dahil olmak üzere gıda ve gübre ihracatına izin veriyor. Ancak Moskova, Rusya’nın gıda ve gübre ihracatının, kaldırılması gerektiğini söylediği sigorta ve ödeme engelleri gibi engeller nedeniyle yapılamadığını söylüyor.
Rusya, anlaşmanın daha fazla uzatılmasının, Rus Tarım Bankası’nın (Rosselkhozbank) SWIFT ödeme sistemine yeniden bağlanması da dahil olmak üzere, bir dizi talebinin Batı ülkeleri tarafından yerine getirilmesi gerektiğinde ısrar ediyor. Diğer talepler arasında tarım makineleri ve parçaları tedarikinin yeniden başlatılması, sigorta ve reasürans üzerindeki kısıtlamaların kaldırılması, limanlara erişim, Togliatti-Odesa amonyak boru hattının yeniden başlatılması ve gıda ve gübre ihracatı yapan Rus şirketlerinin varlıklarının ve hesaplarının blokesinin kaldırılması yer alıyor. Anlaşma mayıs ayında 18 Temmuz’a kadar uzatılmıştı. (DIŞ HABERLER)
Rusya ve Ukrayna’dan Tahıl Koridoru açıklaması
BM Genel Sekreteri’nden Putin’e mektup: ‘Tahıl Koridoru Anlaşması uzatılsın ve genişletilsin’
Tahıl Koridoru Anlaşması: Rusya, Ukrayna’yı gemi sahiplerinden rüşvet istemekle suçladı
Kaynak: ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***