Kategori: Güncel

Serbest Görüş en son haberler, olaylar ve gelişmeler hakkında güncel bilgiler içermektedir. Sitemiz dünya ve Türkiye’deki önemli olayları anında takip etmenizi sağlayacak içerikler sunar. Güncel haberlerin yanı sıra önemli gelişmeler ve analizlerle, gündemin nabzını tutar.

  • Murat Yetkin: İsmailağa Cemaati ister de İstanbul Sözleşmesi kalır mı…

    Murat Yetkin: İsmailağa Cemaati ister de İstanbul Sözleşmesi kalır mı…

    Türkiye’nin 2012’de imzacısı olduğu, 2014’te de yürürlüğe giren ve kadına yönelik şiddetle mücadelenin önemli belgelerinden olan İstanbul Sözleşmesi, son yıllarda İslamcı sivil toplum örgütleri, partiler ve medyanın hedefinde.

    İktidar partisi AKP’nin hem parti hem de kendisine yakın kadın örgütü KADEM üzerinden de destekçisi olduğu ve etkin uygulanması için TBMM’de zaman zaman komisyonlarda tartıştığı İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılması bir kez daha gündemde.

    Gazeteci-yazar Murat Yetkin, kişisel blogunda kaleme aldığı yazısında işin arkasında İsmailağa Cemaati’nin olduğunu belirtiyor.

    “İsmailağa Cemaati baktı ki Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın ‘halkımız isterse’ çıkarız demesine halkımızdan, birkaç fanatik dışında ses çıkmıyor, devreye girip ‘Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi’ için İstanbul sözleşmesinden çıkılmasını resmen talep etti hükümetten” diyen Yetkin, cemaatin resmîn internet sitesinde 6 Temmuz günü yayınlanan bildiriye dikkat çekiyor:

    “2011’de -o zaman başbakan- Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın ilk imzayı atmış olduğu sözleşmenin İslâmi değerlere savaş açma hüviyeti taşıdığı da öne sürüldü. Cübbeli Ahmet Hoca namıyla bilinen Ahmet Mahmut Ünlü’nün de mensubu olduğu İsmailağa bildirisinde Sözleşme ‘kadına yaratılış amacının aksine misyonlar yüklediği’ ve bu yönüyle ‘ahlâki yapımızı ve ecdadımızdan bize intikal eden aile medeniyetimizi yıkmayı hedeflediği’ iddia edildi.”

    Merkezi İstanbul’da Fatih’in Çarşamba semtindeki İsmailağa Camii olarak kabul edilen Cemaat, AKP üzerinde en etkili dini gruplardan birisi olarak biliniyor.

    Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın son olarak 12 Ocak 2020’de İsmailağa Vakfını ziyaret ederek, Cemaatin Trabzon, Of doğumlu 91 yaşındaki lideri Mahmur Ustaosmanoğlu’nun “halefi” kabul edilen Hasan Kılıç ile görüştüğü medyaya yansımıştı.

    Erdoğan’ın, 14 Şubat 2016 tarihinde İsmailağa Cemaati’nin sözcülüğünü üstlenen Cübbeli Ahmet’i İstanbul’daki Cumhurbaşkanlığı makamında kabul ettiğini hatırlatan Yetkin, İsmailağa tarafından yayınlanan bildiride şu sözlere yer verildiğini aktarıyor:

    “Bugünlerde gündemimizi bir hayli meşgul eden İstanbul Sözleşmesi ise İslâm’ın himaye etmeyi hedeflediği değerlerimize savaş açma hüviyetini taşımaktadır. Zira ilgili sözleşme içeriği bakımından Rabbimizin bize emir buyurduğu aileye yönelik düsturlar, Peygamber Efendimiz (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)in aile yapımıza dair öğretileri ve İslâm tarihi boyunca Müslümanların kökleşmiş aile medeniyetini tarumar edecek bir keyfiyeti haizdir.

    Bu sözleşme muhtevası açısından eşcinsellik gibi, Allah (Celle Celâluhû) ve Resûlü (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)in lânetlediği işlerin önünü açması, kadına yaratılış amacının aksine misyonlar yüklemesi gibi yönleriyle ahlâkî yapımızı ve ecdadımızdan bize intikal eden aile medeniyetimizi yıkmayı hedeflemektedir.

    Bu anlamda ilgili sözleşme evlâdu ahfâdımızın din, iman, takva, iffet, hayâ ve medeniyet gibi olmazsa olmaz değerlerimizi muhafaza ederek yaşayabilmesine potansiyel bir engeldir. Emr-i bi’l-Ma‘rûf ve nehy-i ani’l-Münkeri [Şeriata uygun olanı emredip, yasakladığından alıkoyma] esas edinmiş bir camia olarak böyle bir yanlıştan dönülmesini ve sözleşmenin feshedilmesini talep ediyoruz. Yetkili makamların bu minvalde gereken adımları atacağına inanıyoruz.”

    Yetkin’e göre İsmailağa Cemaati, Erdoğan’ın sözleşmeyi feshetmemesinin “Şeriata uygun olmayacağına” da hükmediyor.

    “Bu sözlerle Cemaat Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı üzerinde etkisini varsayarak baskı kurmayı amaçlıyor” diyen Yetkin, “Aynı zamanda son haftalarda durduk yerde köpürtülen kadına karşı şiddetle mücadele sözleşmesinin feshedilmesi çıkışlarının İslâmi cemaatler kaynaklı olduğunu da akla getiriyor” ifadesini kullanıyor.

    Tam adı “Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi” olan İstanbul Sözleşmesi 2011’de İstanbul’da yapılan Konsey Bakanlar Komitesi toplantısında Türkiye tarafından imzaya açıldığı için bu adı almıştı.

    AKP’nin iktidarda olduğu dönemde, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Başbakan Tayyip Erdoğan, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’ydu.

    Şimdiki Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu da Avrupa konseyi Parlamenterler Asamblesi, yani Konsey Parlamentosu Başkanı’ydı.

    İslâmi tarikat ve cemaatlerin o zaman dikkate değer bir itirazı olmadığını belirten Yetkin, “AK Parti’nin en güçlü zamanlarıydı. Şimdi bu itirazları yükseltmelerinin nedeni, AK Parti ve MHP ittifakındaki oy potansiyeli kaybını görerek desteklerinin devamı karşılığında taviz alma niyetleri olabilir” görüşünü dile getiriyor.


  • Van Gölü’nde batan tekneyle ilgili çalışmada 1 mültecinin daha cansız bedeni bulundu

    Van Gölü’nde batan tekneyle ilgili çalışmada 1 mültecinin daha cansız bedeni bulundu

    Van’ın Gevaş ilçesine bağlı Altınsaç Mahallesi’nden Van Gölü’ne açılan ve bir daha haber alınamayan teknenin bulunabilmesi için arama kurtarma çalışmaları devam ediyor.

    Van Gölü yüzeyinde, hava ve karadan Jandarma, Su Altı Arama Kurtarma (SAK), Jandarma Arama Kurtarma (JAK), Emniyet Müdürlüğü, AFAD, UMKE ve sağlık ekipleri, 4 sonar ve 4 ROW cihazıyla kaybolan tekneyi arama çalışması yürütüyor.

    Bu çerçevede yapılan çalışmalar sonucu Gevaş ilçesine bağlı Deveboynu ile Çarpanak Adası arasındaki bölgede yabancı uyruklu olduğu değerlendirilen 1 mültecinin daha cansız bedeni bulundu. Şu ana kadar 12 kişinin cansız bedenine ulaşıldı.

    M.A. BATAN TEKNEYİ KEŞFE GETİRİLDİ

    Van Gölü’nde en az 60 mülteciyle birlikte batan teknenin arama çalışmalarında, yüzerek kurtulan ve tekneyle ilgili yürütülen soruşturma kapsamında tutuklanan M.A., keşif için göle getirildi. M.A. göle getirildiği sırada yüzünü kapattı.

    Fotoğraf: DHA

    7 çocuklu inşaat işçisi bir baba olan M.A’nın düştüğü bu hal, uluslararası insan kaçakçılığının Van’da yöre insanını nasıl suç bataklığına itip bitirdiğinin bir belgesi olarak kayıtlara geçti.

    Olayla ilgili 5 kişi tutuklanırken, 17 kişi hakkında yakalama kararı çıkarıldı. (HABER MERKEZİ)

    Reklam

  • Atlanta Dosyası nedir, ne değildir?

    Atlanta Dosyası nedir, ne değildir?

    Amerika Birleşik Devletleri Atlanta Kuzey Bölgesi İflas Mahkemesi’nin (The United States Bankruptcy Court Northern District of Georgia Atlanta Division) verdiği iflas kararı gazeteci Ahmet Dönmez’in haber-yorumuyla kamuoyunun gündemine geldi.

    Haberde, Atlanta’da kurulan Star Chain isimli şirkete, 15 Temmuz sonrası ABD’ye giden esnafların ortak edilmesi ve ardından yaşanan kavgalar sonucunda şirketin iflas ettiği anlatıldı. Mahkeme, borçları yapılandırdıktan sonra şirketi Amerikalı başka bir gruba devretti. Karar ile şirkete yatırılan yaklaşık 5 milyon doların battığı kesinleşti.

    Haberin ardından tartışmaya sebep olan konu ticari faaliyet konusundan öte, şirketi kuran 3 kişinin Hizmet Hareketi’nde sorumlu makamlarda olması idi. Haberde, ”En başta ortaklıkların gizlendiği, yatırımcılara gerçek rakamların söylenmediği, hisselerin yalana dayalı oluşturulduğu, esnafların aldatıldığı, sahte imzalarla banka kredilerinin çekildiği bu skandalın muhatapları, dönemin Güneydoğu ABD imamı Tahsin Gül, cemaatin Atlanta işadamları derneği başkanı Ömer Casurluk ve onlarla birlikte şirketi kuran işadamı Erdem Aydın’dı.” ifadeleri kullanıldı.

    Atlanta dosyası, Abdülhamit Bilici, Adem Yavuz Arslan ve Metin Yıkar ile Artı-Eksi’de de ele alındı.

    Programda, Amerika kıtasında tırmanışa geçen koronavirüs salgını, Deva ve Gelecek partisinin sert muhalefete başlaması ve Fatih Terzioğlu’nun cezaevinde ölüme terkedilmesi  konuşuldu.

    Kaynak: Tr724

  • Almanya Seyahat Kısıtlamasını 31 Ağustos’a Kadar Uzatabilir

    Almanya Seyahat Kısıtlamasını 31 Ağustos’a Kadar Uzatabilir

    Alman hükümetinin Corona salgını nedeniyle uygulamaya koyduğu seyahat kısıtlamalarını AB dışındaki ülkeler için 31 Ağustos’a kadar uzatma kararı aldığı öne sürüldü. Der Spiegel dergisinde yayınlanan habere göre, Dışişleri ve İçişleri bakanlıklarının hazırladıkları tasarı hükümetçe benimsendi.

    Tasarıya göre Almanya’da yaşayanların 31 Ağustos’a kadar sadece ülke içinde ve 15 Haziran’dan itibaren de 29 Avrupa ülkesine seyahat etmelerine yeşil ışık yakıldı. Bu karar, söz konusu ülkelerin dışında kalan yerlere seyahat kısıtlamasının yaz ayları boyunca sürmesi anlamına geliyor.

    Der Spiegel, ilgili bakanlıklardan çok sayıda kaynağın haberi doğruladığını aktardı. Hazırlanan tasarıda, Avrupa ülkelerinin dışında kalan ülkelere seyahat etmenin “çok riskleri olduğu” belirtilirken, kısıtlamanın kaldırılması konusunda tek tek ülkelere yönelik seyahat değerlendirmeleri yapılabileceği ve bazı ülkelerle karşılıklı anlaşmaya gidilebileceği vurgulanıyor.

    Der Spiegel özellikle Sağlık Bakanı Jens Spahn’ın Avrupa dışında kalan ülkelere seyahat kısıtlamalarının sürdürülmesini talep ettiğini aktardı. Buna karşılık, Federal Ekonomi Bakanı Peter Altmaier’in kısıtlamaların tümden kalkması konusunda israr ettiği, en azından iş seyahatlerine izin verilmesini istediği, ancak fikirlerinin kabul görmediği de bildirildi.

    Federal Dışişleri Bakanı Heiko Maas, 17 Mart’ta uygulamaya konulan seyahat kısıtlamalarının 15 Haziran’dan itibaren, 24 AB ülkesinin yanı sıra AB’den yeni ayrılan İngiltere ile AB üyesi olmayıp Schengen bölgesi içinde sınır kontrollarının yapılmadığı İzlanda, Norveç, İsviçre ve Lichtenstein’i kapsayacak şekilde kaldırılacağını duyurmuş, İspanya ve Norveç için şartlı kalkacağını açıklamıştı.

    Türkiye’ye açık kapı

    Federal hükümetin Avrupa dışına seyahatları 31 Ağustos’a kadar kısıtlama kararının, Türkiye açısından ne anlama geleceği konusundaki belirsizlik ise sürüyor. Yapılan yorumlarda, kararın AB dışındaki konumu nedeniyle Türkiye’yi de içerdiği, ancak “bazı ülkelerle karşılıklı anlaşmaya gidilebileceği” açıklamasının açık kapı bıraktığı belirtiliyor.

    Dışişleri Bakanı Mass’ın yanı sıra, hükümetten ve turizm sektöründen farklı isimler geride kalan günlerde, Almanya ve Türkiye arasında turizm ve seyahatların muhtemelen 1 Temmuz sonrasında başlayabileceği yönünde umutları güçlendiren açıklamalar yapmıştı. Maas bu konudaki son kararın Türkiye’deki koşullara bağlı olacağını, plajlarda, otellerde uygulanan hijyen kuralları ve Corona virüsü vaka sayılarına bakacaklarını kaydetti.

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ise dün katıldığı bir televizyon yayınında, konuyu Başbakan Angela Merkel’le konuşacağını belirterek, “Almanya ile bir görüşmemiz olacak ama ben inanıyorum ki Almanya da Türkiye’ye gelmek isteyen turistlerin önünü kesemeyecek” dedi.

    Almanya’da turizm sektörünün en büyük operatörü olan TUİ Şirketi‘nin Yönetim Kurulu Başkanı Freidrich Joussen dün yaptığı bir açıklamada, Türkiye’deki yetkililerle irtibatta olduklarını söyledi ve 1 Temmuz’da Güney Avrupa ülkelerine seyahatlerin başlayacağını, dört hafta gibi bir zaman zarfında da Türkiye’ye turistik seyahatlarin başlamasını beklediklerini kaydetti.

    Zamanın Türkiye için önemli olduğunu belirten TUİ Başkanı, en geç Ağustos ayında Türkiye’ye turizmin başlaması gerektiğini, aksi takdirde turizm sezonu için geç olacağını belirtti.

    Türkiye, Alman turistlerin en çok tatile gittiği yerler arasında üçüncü sırada yer alıyor. 2019’da yaklaşık 5 milyon 500 bin Alman tatilini Türkiye’de geçirdi.

  • Koronavirüste ikinci dalga: Avustralya’nın 2. büyük kenti Melbourne yeniden karantinaya alınıyor

    Koronavirüste ikinci dalga: Avustralya’nın 2. büyük kenti Melbourne yeniden karantinaya alınıyor

    Avustralya’nın ikinci büyük kenti Melbourne’de koronavirüs vakalarındaki artış nedeniyle karantina önlemlerine geri dönüleceğini açıklandı.

    Victoria Eyaleti Başbakanı Daniel Andrews, yaklaşık beş milyon nüfuslu kentte altı hafta sürecek önlemlerin Çarşamba gecesi yerel saatle 23.59’da başlayacağını duyurdu.

    Karantina önlemleri kapsamında sadece gıda alışverişi, sağlık ve bakım hizmetleri, egzersiz ve işe gitmek için evden çıkmaya izin verilecek.

    ‘Rehavete kapıldık’

    Andrews önlemleri açıklarken vaka sayısının sürdürülemez bir boyuta geldiğini belirterek “Eğer bunun üstesinden gelemezsek, çok ama çok kötübir durumla karşılaşacağımızı biliyoruz” dedi.

    Daniel Andrews, “Bir tür rehavete kapıldık. Hepimizin kurallara gerektiği gibi uymayan bir tanıdığı olduğunu düşünüyorum. Bu zor adımları atmaktan başka çaremiz yok” diye konuştu.

    Kentte günlük vaka sayıları hafta başından itibaren yeniden yükselişe geçmişti. Melbourne’de Pazartesi 127, bugün de 191 vaka görüldü.

    Melbourne’ün bazı semtlerinde daha önce de yeniden sıkı karantina önlemlerine başvurulmuştu.

    Victoria ile New South Wales arasındaki sınır bu geceden itibaren kapatılacak. Böylece Victoria eyaletinin ülkenin diğer bölümleri tamamen kesilecek.

    Johns Hopkins Üniversitesi’nin verilerine göre koronavirüs salgınıyla mücadelede en başarılı ülkelerden biri olarak gösterilen, yaklaşık 25 milyon nüfuslu Avustralya’da bugün itibarıyla vaka sayısı 8.755, ölü sayısı da 106.

  • Yapay zeka ile çalışan yeni robot, laboratuvarda kendi başına araştırma yapabiliyor

    Yapay zeka ile çalışan yeni robot, laboratuvarda kendi başına araştırma yapabiliyor

    Liverpool Üniversitesi’nden bilim insanları, geliştirdikleri robot iş arkadaşlarını tanıttı.

    Sokağa çıkma kısıtlamaları süresince laboratuvarda deneyler yapmaya devam eden 100 bin sterlinlik robot, deney sonuçlarından dersler çıkararak yeni deneyler yapmaya devam edebiliyor.

    Robotu geliştiren ekipten Benjamin Burger “Ben deneyleri evden kontrol ederken bu robot otonom bir şekilde çalışmaya devam edebiliyor” diyor.

    Uzmanlara göre bu teknoloji bilimsel buluşları bin kat hızlandırabilir.

    Bilim insanlarının aksine, bu robot laboratuvarda bütün gün aralıksız çalışabiliyor.

    İngiltere’deki Royal Society of Chemistry de (Kraliyet Kimya Topluluğu) “Covid sonrası bir ulusal araştırma stratejisi” geliştirilmesi için bir rapor hazırladı.

    Raporda bilim insanlarının sosyal mesafeyi koruyarak çalışmalarına devam edebilmesi için robotlar, yapay zeka ve gelişmiş bilgisayar araçlarının kullanılmasını öneriyor.

    Bilim robotu bu sıralar güneş panellerindeki kimyasal reaksiyonu hızlandırabilecek bir katalizör arayışında.

    Robotu laboratuvarında çalıştıran malzeme bilimci Prof. Andy Cooper, robotun koronavirüse karşı mücadelede de kullanılabileceğini söylüyor:

    “Covid araştırması yapan laboratuvarlar robota çok ilgi gösterdi.

    “Covid, iklim değişikliği… Uluslararası işbirliğine ihtiyaç duyulan çok fazla problem var.

    “Bizim hedefimiz, dünyanın dört bir yanındaki laboratuvarlarda bu tip robotların olması ve herhangi bir yerde bulunabilecek merkezi bir beyinle birbirlerine bağlanmaları.

    “Henüz o aşamaya gelmedik ama bu robot o hedefe varmanın ilk adımı.”

    Sosyal mesafeli bilim

    Günümüz bilim dünyasında çok sayıda araştırmacı sosyal mesafe kuralları nedeniyle yalnızca bazı saatlerde laboratuvarda olabiliyor.

    Robot bilimcinin avantajları bu dönemde daha belirgin.

    Dr. Burger “Robot sıkılmıyor, yorulmuyor, sabaha kadar çalışıyor ve yıllık izin istemiyor” diye şaka yapıyor.

    Robotun laboratuvardaki araştırma hızını büyük oranda etkilediğini söyleyen Burger, “Binlerce örneği kolaylıkla inceleyebiliyor” diyor ve ekliyor:

    “Böylece boşalan vaktimi inovasyona ve yeni çözümlere odaklanmaya harcayabiliyorum.”

    Uzayda çalıştırılan robotlar gibi bu robotlara da riskli işler yaptırılabilir. Örneğin zehirli maddelerle yapılacak çalışmaları insanlardan devralabilir.

    Kraliyet Kimya Topluluğu Araştırma ve İnovasyon Başkanı Deirdre Black, “İnsanlar dijital teknolojilerin tüm nimetlerinden yararlanarak daha hızlı ilerlemek istiyor” diyor:

    “Daha hızlı keşfetmek, daha fazla inovasyon yapmak ve havayı temizlemek, karbonu atmosferden emmek veya hastalıkları önlemek gibi daha büyük sorunları çözmek istiyoruz.”

    Peki salgını fırsat bilen robotlar bilim insanların işlerini ellerinden mi alacak?

    Dr. Black “Kesinlikle hayır. Bilim her zaman insanlara ihtiyaç duyacaktır” diyor.

    [

  • 200 bilim insanından DSÖ’ye çağrı: Koronavirüsün hava yoluyla bulaşabildiğini kabul edin

    200 bilim insanından DSÖ’ye çağrı: Koronavirüsün hava yoluyla bulaşabildiğini kabul edin

    İki yüzden fazla bilim insanı Dünya Sağlık Örgütü’ne (DSÖ) çağrıda bulunarak koronavirüsün havada da yayılabileceğini tasdik etmesini istedi. Böyle bir karar pandemiyi durdurmak için alınan önlemlerde köklü değişikliğe gidilmesine yol açabilir.

    Klinik Bulaşıcı Hastalıklar dergisinde yayınlanan bir mektupta Avustralyalı ve Amerikan iki bilim insanı çalışmaların şüpheye yer bırakmayacak şekilde nefes verirken, konuşurken ve öksürüldüğünde havaya saçılan mikrodamlacıkların havada asılı kalmaya yetecek kadar küçük olabildiğini gösterdiğini vurguladı. Bu aslında insanların sosyal mesafeyi korusa bile belli şartlarda kapalı alanlarda kalmaları halinde bile risk altında olduklarını gösteriyor.

    Dünya Sağlık Örgütü uzun süredir Covid-19’un insanların hapşırdığında ve öksürdüğünde çıkardıkları büyük damlacıklar yoluyla bulaştığını ve bu damlacıkların havada asılı kalmadan yere düştüğünü savunuyor. Örgüt virüsün, ilk defa solunum cihazına bağlanan hastalar dışında, hava yoluyla bulaşma ihtimali olmadığını belirtiyor.

    Pazartesi günü ajanstan yapılan açıklamada makaleden haberdar oldukları ve incelemelerin sürdüğü vurgulandı.

    Farklı alanlardan 239 bilim insanının onayladığı mektupta hava yoluyla bulaşıp bulaşmamasında bağımsız olarak Covid-19’un ülkelerin önlemleri gevşetmesi ile tekrar hız kazandığına dikkat çekiliyor.

  • DSÖ: Salgın sonrası normale dönemeyeceğiz

    DSÖ: Salgın sonrası normale dönemeyeceğiz

    Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus video konferans aracılığıyla Avrupa Parlamentosu Sağlık Komisyonu üyelerinin sorularını yanıtladı.

    Deutsche Welle Türkçe’de yer alan habere göre Ghebreyesus, salgın açısından Avrupa’daki durumda iyileşme gözlemlenirken, dünya genelinde durumun kötüleştiğini ifade etti.

    DSÖ Genel Direktörü, vaka sayısının dünya genelinde gelecek hafta 10 milyonu aşacağını tahmin ettiklerini belirtirken, salgın nedeniyle hayatını kaybedenlerin sayısının da 500 bini bulabileceğini söyledi.

    Worldometer verilerine göre, bugün TSİ 23.00 itibariyle dünya genelinde görülen toplam vaka sayısı 9 milyon 645 bin 855. Bugüne kadar Covid-19 salgını nedeniyle hayatını kaybeden kişi sayısı ise 489 bin 507.

    “Normale dönemeyeceğiz”

    Ghebreyesus, salgının ardından “eski normale” dönülemeyeceği mesajını da verdi:

    “Küresel salgının ardından normale dönemeyeceğiz, daha adil, daha yeşil ve iklim değişikliğini önlemeye yardımcı olacak yeni bir normal yaratmamız gerekiyor.”

    “Aşı konusunda bir çalışma ileri düzeyde”

    COVID-19 aşısına ilişkin açıklamalarda da bulunan Ghebreyesus, “Aşıyı bulacağımız konusunda emin olduğumuzu söylemek çok zor” dedi.

    Koronavirüs için hiçbir aşının olmadığını belirten DSÖ Direktörü, “Eğer bulunursa, ki umarım bulunur, bu koronavirüse karşı bulunan ilk aşı olacak” dedi.

    Aşı konusunda yaklaşık 100 farklı çalışma yürütüldüğünü söyleyen Ghebreyesus, bunlardan birinin çalışmalarında ileri düzeye gelindiğini kaydetti.

    Ghebreyesus, bir yıl içinde aşıyı bulmayı umduklarını, süreç hızlanırsa belki aşıyı bulmanın bir yıldan kısa sürebileceğini söyledi.

    DSÖ Avrupa Direktörü’nden Avrupa uyarısı

    Dünya Sağlık Örgütü Avrupa Bölgesi Direktörü Hans Kluge ise geçen hafta Avrupa’da haftalar sonra ilk kez haftalık toplam vaka sayısında artış kaydedildiğini söyledi.

    Avrupa’da 30 ülkenin, geçen iki hafta içinde vaka sayısında artış olduğunu bildirdiğini, bu ülkelerden 11’inde virüsün bulaşma hızının arttığını ifade eden Kluge, “Eğer bu yayılma hızı kontrol altına alınmazsa, Avrupa’daki sağlık sisteminin yine uçurumun kenarına geleceğini” söyledi. (EKN)

  • ”Salgında Yerel Yönetimlere Bir Lira Bile Katkı Sağlanmadı”

    ”Salgında Yerel Yönetimlere Bir Lira Bile Katkı Sağlanmadı”

    t Halk Partili (CHP) büyükşehir belediyeleri yeni bir ortak açıklama yayımladı. 11 belediye başkanının imzasıyla yayımlanan açıklamada, salgın sırasında yerel yönetimlere Ankara’dan şu ana kadar hiç katkı sağlanmadığı ve bu yönde bir işaret de verilmediği vurgulandı.

    CHP’li belediyelerin 30 Nisan’da yapmış olduğu toplantıya atıfta bulunan açıklamada “Türkiye Belediyeler Birliği’nden (TBB), Sayın Cumhurbaşkanı ile Bakanlar Kurulu üyelerinin de katıldığı bir toplantının acilen yapılması için girişimde bulunmasını talep etme kararı almıştık. Bu kararımızı toplantının hemen ardından, TBB’ye yazılı olarak ilettik. Üzülerek belirtmek isteriz ki, üyesi olduğumuz bu kuruluşumuzun yönetimi, talebimizin gereğini yerine getirmek bir yana, hiçbir dönüş dahi yapmamıştır. Bunu kınadığımızı, belediyecilik anlayışı ve yönetim tarzı açısından büyük bir sorun olarak gördüğümüzü belirtmek durumundayız” ifadeleri kullanıldı.

    “Yerel yönetimleri ekonomik olarak tehdit eden bir süreç”

    CHP’li büyükşehir belediye başkanları salgın sürecinin kaynak daralmasına yol açtığını, buna karşın Ankara’dan herhangi bir ekonomik destek almadıklarını vurguladı. Ortak açıklamada şu ifadeler yer aldı: “Bu durum, yerel yönetimleri ekonomik olarak tehdit eden bir süreçtir. Bütün bu sıkıntılara rağmen, yerel yönetimler olarak esnafımıza, uğradıkları kayıpların hiç değilse bir bölümünü telafi edebilmeleri için birçok alanda destek verdik. Bu konularda yeni adımların atılması konusunda da kararlı davranacağız.”

    CHP’li büyükşehir belediye başkanları, “dayanışma odaklı” diye tanımladıkları toplantılarını rutin olarak gerçekleştiriyor. Dün yapılan toplantı sonrasındaki açıklamaya da 11 belediye başkanı imza attı. Bu isimler, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer, Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Zeydan Karalar, Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Yılmaz Büyükerşen, Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu, Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Muhittin Böcek, Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Gürün, Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Vahap Seçer, Tekirdağ Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Albayrak ve Hatay Büyükşehir Belediye Başkanı Lütfü Savaş.

    Cumhurbaşkanı’yla gerginlik

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan
    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan

    CHP’li belediyelerin ortak deklarasyonu, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile bu belediyeler arasında gerginliklerin yaşandığı bir döneme rastladı.

    Erdoğan, 20 Nisan’daki kabine toplantısının ardından yaptığı açıklamada, sahra hastaneleri ve ücretsiz ekmek dağıtımı konusunda CHP’li Belediyeleri “şov yapmakla” suçlamış ve FETÖ-PKK benzetmesi yapmıştı. Erdoğan şu ifadeleri kullanmıştı: “CHP’nin başını çektiği bir kesim bozgunculuk peşinde koşuyor. Başarılı netice alabilmek için uygulamanın her il, ilçe, mahalle düzeyinde bu anlayışla yürütülmesi şart. CHP’li belediyeler cumhurbaşkanlığını, bakanlıkları, valiliği, kaymakamlığı hiçe sayarak kendi başlarına yardım toplamaya, ekmek dağıtmaya, hastane kurmaya çalışıyorlar. Asli işlerini yürütemeyen belediyelerin giriştikleri bu tür faaliyetlerin amacı hizmet değil, şov yapmaktır. Özellikle İstanbul, Adana, Mersin Belediyeleri’nin sergiledikleri tavrın başka hiçbir izahı yoktur. Kurallara uygun şekilde faaliyet yürüten belediyeler de var. Aynı partinin Yenişehir ve Mezitli Belediyeleri Valilik’le işbirliği halinde çalışmaları yürüttüler. Bunlar FETÖ ve PKK tarafındaki örgütler tarafından da denenmişti.”

    Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Vahap Seçer suçlamalara RS FM yayınında yanıt vermiş ve “Üretimimizi arttırıp 35 bin ücretsiz ekmek dağıtımı yapıyorduk. İhtiyacım var diyene ulaştırdık. Bu mu suç? Bizlere ‘paralel’ yakıştırması yapıyorlar. Ben bunu kabul edemem” ifadelerini kullanmıştı.

  • ”Gaziantep Halkı Kaderine mi Terk Ediliyor?”

    ”Gaziantep Halkı Kaderine mi Terk Ediliyor?”

    Türkiye’de Corona virüsünün bulaşma hızı en yüksek ikinci il olduğu belirtilen Gaziantep’te salgın bir türlü kontrol altına alınamıyor. Dönem dönem sokağa çıkma kısıtlamaları ve en fazla cezai işlemin uygulandığı Gaziantep’te halen maskesiz sokağa çıkmak yasak. Bütün bu yasaklara rağmen vaka ve ölüm oranları durdurulamayan kentte halk ve yöneticiler kaygılı.

    Ülke genelinde Sağlık Bakanlığı’nca günlük açıklanan verilerde virüsün şiddetinin azaldığı gözlenirken, Gaziantep’te tersine bir oranla artış göstermesi akıllara birçok soru işareti getiriyor. Gaziantep-Kilis Tabip Odası yaptığı açıklamada yetkililere kontrol altına alınamayan Corona virüsü ile ilgili sorular yöneltirken, Halkların Demokratik Partisi Gaziantep Milletvekili ve Meclis İdare Amiri Prof. Dr. Mahmut Toğrul ise, konuyla ilgili cevaplaması için Sağlık Bakanlığı’na soru önergesi sundu.

    ”Bilim Kurulu ne kadar özgür ve tarafsız?”

    VOA Türkçe ’ye konuşan Milletvekili Toğrul, bilim kurulunun özgür ve tarafsız olması gerektiğine dikkat çekerek, “Dünya genelinde yaz aylarına gidildiğinde ölüm oranları ve vaka sayılarının düşeceğine dair bir öngörü vardı. Fakat bu Antep ve çevre illerinde ciddi bir artışla şu anda zirve yapıyor. Bölge illeri ve sağlık örgütlerinden aldığımız bilgilere göre çok ciddi bir patlama yapmış durumda. Türkiye’deki bilim kurulu ne kadar özgür ve tarafsız bu bilinmiyor. Çünkü bağımsız ve herkesin güveneceği sağlık kurulu temsilcileri, örneğin doktorların bir örgütü olan Türk Tabipler Birliği bu kurullar içerisinde yok. Yerellerde ise İl Tabibler Odası, Eczacılar Odası birçok ilde yok, Sağlık Emekçileri Sendikası yok. Ama şu anda yaşadığımız sorun aslında bu toplumsal kesimin şimdiye kadar olan uyarılarının da ne kadar ciddi olduğunu ortaya koyuyor’’ dedi.

    “Sokağa çıkma yasaklarında insanlar fabrikalarda çalışmaya zorlandı’’

    Sokağa çıkma kısıtlamalarında çalışmak zorunda kalan kişilerin virüsün yayılmasında önemli rol oynadığını belirten Milletvekili Toğrul, “Türkiye’de başlangıçta 65 yaş üstü yasağı uygulandı, sonra 20 yaş altına aynı yasak uygulandı. Bu yasaklar varken, sağlık ve gıda gibi zorunlu alanlar dışında aynı önlemlerin alınması gerektiği noktasında ısrar ettik. Ama o dönemde bu önlemler maalesef özellikle Antep’te alınmadı. Sokağa çıkma yasağı vardı ama işçi olanlar sanayi bölgelerinde, fabrikalarda çalışmaya zorlandı. Çalışmak istemeyenler ise işlerinden atıldı. Göstermelik olarak ‘işten çıkarmalar yasaklandı’ denildi ama işçiyi çıkaran işveren için gerekçe bulmak çok da zor olmasa gerek. Şu anda o dönem alınmayan önemlerin sonuçlarını yaşıyoruz. Ailenin 65 yaş üstü ve 20 yaş altı bireyleri dışarı çıkmıyor ama ailenin diğer bireyleri çalışmak zorunda kaldıkları için, hükümet buna herhangi bir önlem almadığı için dışarıyla temas haline kaldı. Dışarıyla bağlantısı olmayan bir eve Corona virüsü kendiliğinden gelmez, bir taşıyıcıya ihtiyaç var. Bugünkü Sağlık Bakanlığı’na verdiğimiz önergede de ifade ettiğimiz gibi insanlar bu bölgede kaderleriyle baş başa bırakıldı. Ve sağlık ekonomiye kurban edildi gibi bir genel hava var’’ diye konuştu.

    “İktidarı ve mülki idareyi göreve çağırıyoruz’’

    Sağlık Bakanlığı’na cevaplanması için verdikleri soru önergesinde öncelikle şeffaflık vurgusu yaptıklarına dikkat çeken HDP’li Vekil Toğrul, “Biz sivil toplumu ve alanın ilgili kesimlerini son derece önemsiyoruz. Gaziantep-Kilis Tabip Odası Başkanı Dr. Ramazan Sürücü, bir basın açıklamasında sorular sormuştu. Biz o soruları bizim sorularımız olarak kabul ederek, Sağlık Bakanlığı’na sorduk. Bu konuda ısrarla kaç önerge verdiysek şöyle bir hava yaratılmaya çalışıldı. Bizim bu konuyu gündemleştirmemiz sanki ekonomide çarklar dönsün düşüncesine karşıymışız gibi algılandı. Biz bu ülkedeki bu kentteki yaşayan insanların sorunlarının çözümü için iktidarı, yöneticileri ve mülkü idareyi göreve çağırıyoruz. Neden rakamlar kamuoyu ile paylaşılmıyor. Gaziantep için daha önce günlük rakamlar belli olurken şu anda karartılıyor. ‘Bazı önlemleri neden almıyorsunuz?’ gibi sorular sorduk. Toplumun ve kamuoyunun aklına gelebilecek her soruyu bu soru önergemizde sorduk ve yetkilileri bu konuda önlem almaya davet ettik. Çünkü ailem, çevrem, bu ülkenin yurttaşları, bana oy veren insanlar burada yaşıyorlar. Kimse Corona virüsünden azade değil ki. Virüs herkese bulaşma riskini taşıyor. Bizim yurttaşımız sorun yaşıyorsa, biz de kendimizi onların bir temsilcisi, sesi olarak düşünüyorsak bu durumdan kaygılanmamak mümkün değil’’ ifadelerini kullandı.

    Halkların Demokratik Partisi Gaziantep Milletvekili ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İdare Amiri Prof. Dr. Mahmut Toğrul’un Sağlık Bakanlığı’na cevaplandırılması talebiyle verdiği soru önergesinde şu ifadelere yer verildi:

    ”1. Bakanlığınızca açıklanan verilere göre ülkenin genelinde yeni hasta sayısında azalmanın aksine Gaziantep’te hasta sayısındaki artışın nedenleri nelerdir? Kamu idaresinin bir dönem basınla paylaşılan verilerinin paylaşımından neden vazgeçilmiştir?

    2.Gaziantep için hesaplanan R0 (Temel üreme katsayısı) değeri nedir? Farklı yaş gruplarında ve toplum kesimlerinde olgu fatalite hızları nedir?

    3.Gaziantep’te test yapılan merkez sayısı kaçtır? Günlük maksimum test kapasitesi kaçtır? Günlük yapılan test sayısı kaçtır? Bugüne kadar yapılan toplam test sayısı kaçtır? Test sonuçları ne kadar sürede çıkmaktadır? Hastanelere günlük verilen test çubuğu sayısı kaçtır?

    4.Bakanlığınızca Gazinatep kamu idaresine ve İl Sağlık idarecileri tarafından da sahadaki sağlık emekleri, halk sağlığı bilimin gerektirdiği şekilde hasta yönetimine müdahale anlamına gelen ve toplum sağlığı açısından çok ciddi olumsuz sonuçları olacak; ‘’test sayılarının azaltılması‘’ ile ilgili herhangi sözlü talimat verilmiş midir? Bu talimatlar nedeniyle hastanelere verilen sürüntü test çubuğu sayısı azaltılmış mıdır?

    5.Sağlık Bakanlığı Bilim Kurulu’nun hazırladığı rehberde önerildiği gibi Covid pozitifliği saptanmış hastaya yakın temaslılara (semptomu olmasa dahi) test yapılmakta mıdır? Temaslıların ne kadarına karantina hangi koşullarda uygulanmaktadır?

    6.Gaziantep’teki hastanelerde yatan Covid-19 pozitif vaka sayısı, şüpheli vaka sayısı, yoğun bakımlarda yatan hasta sayısı, evlerde takip edilen şüpheli hasta sayısı ve ölüm sayısı kaçtır? Yaş, cinsiyet ve risk gruplarına göre dağılımları nasıldır? Tedavi edilip taburcu edilen hasta sayısı kaçtır?

    7.Gaziantep’te Covid-19 pozitif ve/veya şüpheli kaç sağlık çalışanı bulunmaktadır? Bunların meslek (hekim, diş hekimi, eczacı, hemşire, sağlık teknisyeni vb), kurum (ASM, 2. basamak hastane, 3. basamak hastane) dağılımı nedir?

    8. Covid-19 pozitif sağlık çalışanlarının saptanamaması hastalığın diğer sağlık çalışanlarına, hastalara ve sağlık çalışanlarının sosyal çevresine yayılmasını kolaylaştırmaktadır. Bugüne kadar kaç sağlık çalışanına test yapılmıştır? Hastalarla temas halinde bulunan ve hastalanma olasılığı yüksek olan sağlık çalışanlarının tamamına neden tarama testi yapılmamaktadır?

    9.Gaziantep için Haziran ayı sonuna kadar öngörülen hasta sayısı kaçtır? Hastanelerde hastalığın tedavisinde bakanlığın kullanılmasını önerdiği ilaçlar var mıdır? Yeterli midir? Stok durumu nedir?

    10. Tanısı doğrulanmamış olguların ne kadarında Covid-19 hastalığı için klasik veya muhtemel görüntüleme bulguları saptanmıştır?

    11.Pozitif görüntüleme bulguları (akciğer grafisi ve/veya bilgisayarlı tomografi) ile tanının doğrulanması arasında ne kadar süre vardır? Böyle hastaların test sonuçları ile klinik uyum oranı nedir? Klinik olarak çok yüksek ihtimalle Covid-19 olduğu düşünülen ve test sonucu çıkmadan ve/veya test sonucu negatif gelip, hayatını kaybeden hasta var mıdır?

    12.Bugün itibarıyla tanısı doğrulanmış ya da olası/kuşkulu Covid-19 hastası yatırılan hastane sayısı kaçtır? Bunların kurumsal/sektörel (Sağlık Bakanlığı, kamu üniversitesi, vakıf üniversitesi, özel sektör) dağılımı nedir?

    13.Mevcut haliyle, 1 Haziran’da başlatılan ‘’normalleşme süreci’’ Gaziantep açısından gerçekçi midir?

    14. Toplu taşıma araçlarında yüzde 50 kapasite sınırlamasının kaldırılması Gaziantep için doğru mudur?

    15.Organize Sanayi Bölgesi’nde (OSB)Covid-19 pozitif saptanan işletmelerde üretim faaliyetleri ne durumdadır? OSB’ de kurulan test istasyonunda bugüne kadar kaç test yapılmıştır? Pozitiflik oranı nedir?

    16.Gaziantep’te sağlık alt yapısı, yoğun bakım ünitelerindeki yatak ve ventilatör sayısı nedir? Sağlık alt yapımız, rutin sağlık hizmetlerinin yanında, mevcutta artan Covid pozitif hasta sayıları ve olası ikinci dalgada ihtiyacı karşılayabilecek düzeyde midir? Olası yetersizlikler için, gereğinde sayının arttırılması için planlamalar yapılmış mıdır?

    17.Birinci Basamak ASM’lerde, kamu- özel ayrımı yapılmadan bütün hastanelerde ve Ağız-Diş Sağlığı merkezlerinde ‘’standartlara uygun’’ koruyucu ekipman (cerrahi maske, N-95 ve N-99 maskeleri, dezenfektanlar, kıyafetler, koruyucu gözlükler, siperlikler vb.) eksiği var mıdır? Gaziantep’in koruyucu ekipman stok durumu nedir? Kişisel koruyucu malzeme stoğu ve üretim kapasitesi olası ikinci dalgada ihtiyacı karşılayabilecek düzeyde midir?

    18. Gaziantep İl Pandemi Kurulu’na Tabip Odası, ilgili dernek ve sağlık emek örgütlerinin temsilcileri neden çağrılmamıştır?

    19.Gaziantep İl Pandemi Kurulu’nun bütün üyeleri Gaziantep’le ilgili verilerin tamamını ve ilin salgın gerçeğini bilmekte midir? Eğer bilmiyorlarsa Tabip Odası olarak kurul üyelerini bilgilendirmesine izin verecek misiniz? Eğer biliyorlarsa salgın dinamiklerimize göre Gaziantep için özelleştirilmiş ek tedbirler düşünmekte midir? Ya da düşünmek için neyi beklemektedir? Yoksa sürü bağışıklığı modeli benimsenip, Gaziantep halkı kaderine mi terk edilmektedir?