Kategori: Güncel

Serbest Görüş en son haberler, olaylar ve gelişmeler hakkında güncel bilgiler içermektedir. Sitemiz dünya ve Türkiye’deki önemli olayları anında takip etmenizi sağlayacak içerikler sunar. Güncel haberlerin yanı sıra önemli gelişmeler ve analizlerle, gündemin nabzını tutar.

  • HDP Mardin Milletvekili Tuma Çelik, tecavüz suçlaması üzerine partisinden istifa etti

    HDP Mardin Milletvekili Tuma Çelik, tecavüz suçlaması üzerine partisinden istifa etti


    HDP’nin tek Süryani milletvekili olan Tuma Çelik, hakkında tecavüz suçlamasıyla soruşturma açılmasının ardından istifa etti.

    Mardin Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan iddianamede Tuma Çelik, 24 Haziran 2018’deki Cumhurbaşkanlığı ve milletvekili seçimleri öncesinde Mardin’de seçim çalışmaları kapsamında bir derneğin toplantısına katılıp, toplantının yapıldığı binada bir kadına tecavüz etmekle suçlanıyor.

    Çelik istifa ederken yaptığı açıklamada, milletvekili seçildiği günden beri başta Süryanilere yönelik olmak üzere birçok konuda yaşanan hukuksuzlukları ve tarihi olayları gündeme getirmeye çalıştığını, TBMM bünyesinde ve halk içerisinde yaptığı çalışmaların bazı çevreleri rahatsız etmiş olduğu, bu yüzden de değişik biçimde ve farklı boyutta kişiliğine karşı iftiralar, suçlamalar ve tehditlerin geliştirildiğini savundu:

    ”Bunun yanında bir kadın bana yönelik iftiralarda bulunarak şantajlara başladı. Söz konusu kadının yaptığı bu iftiraları Partime ve daha birçok yere taşıdı. Partim bu konuyu araştırmak için kadınla ve benimle defalarca görüştü.

    “Olayın üzerinden yaklaşık bir yıl geçtikten sonra kadın bu sefer farklı bir senaryo ile savcılığa şikâyette bulundu. Kesinlikle iftiraya dayalı bu şikâyet üzerine savcılığın hakkımda hazırladığı fezleke TBMM ulaşması sonrasında ve hiç zaman kaybedilmeden ilgili komisyonun 22.07.2020 tarihli toplantısının gündemine alındı. Yüzlerce fezlekenin bekletildiği komisyonda siyasi saiklerle gündeme alınmış olması anlatılanların yalan olduğu gerçeğini değiştirmez.”

    Çelik, ortaya çıkan bu gelişmelerden sonra, olayın siyasi bir kumpasa dönüşeceği bilinciyle kamuoyunu aydınlatma ihtiyacı duyduğunu belirtti ve bu nedenle, partimin zarar görmemesi ve bu iddianın suistimal edilmemesi için HDP’den istifa etme kararı aldığını açıkladı:

    “Bilinmelidir ki gerçekle alakası olmayan bu iddia üzerine açılan soruşturma dosyasından adil bir yargılama olması durumunda kesinlikle beraat edeceğime inanıyorum.”

    Bu iddianame üzerine Çelik hakkında fezleke düzenlendi.

    HDP Kadın Meclisi de konuyla ilgili yazılı bir basın açıklaması yaptı ve bu süreçten pandemi başlamadan önce haberdar olduklarını, iddialarda bahsi geçen kadınla “kadının beyanı esastır” ilkesi üzerine görüştüklerini belirtti:

    “Yaptığımız görüşmelerimizde ısrarla sormamıza rağmen taciz veya tecavüze ilişkin herhangi bir beyanı olmamıştır. Haziran ayı sonunda Meclise gelen fezlekede ise taciz ve tecavüz iddiaları yer almıştır. Bu nedenle derhal disiplin süreci başlatılmıştır.”

    HDP Kadın Meclisi, kadın mücadelesinin her dönem erkek egemenliği tarafından zayıflatılmaya, yıldırılmaya, baskı altına alınmaya çalışıldığını, bu yıldırma ve yalnızlaştırma politikasının hiçbir dönem işe yaramadığını savundu.

    ”Kadın Meclisi olarak; her zaman söyledik ve söylüyoruz. Kadına yönelik erkek şiddeti, taciz, tecavüz nereden ve kimden gelirse gelsin tavrımız nettir.

    “Bu konuda başta kadınlar olmak üzere kimsenin şüphesi olmasın. Kadın özgürleşmesine yıllarını, emeğini vermiş, bedel ödemiş kadın örgütlülüğümüze ve mücadele birikimimize, hiçbir erkeğin ve kesimin zarar vermesine asla izin vermeyeceğiz.”

    Çelik’in istifasıyla HDP’nin sandalye sayısı 57’ye düştü.

    Sabah gazetesi, Anayasa ve Adalet Komisyonu üyelerince beş kişilik hazırlık komisyonu kurulacağını, komisyonun Çarşamba günü toplanarak Çelik’in dosyasını görüşeceği yazdı.

  • ‘İktidar, gençleri tek tür meyve veren ağaçlar yapmak istiyor’

    ‘İktidar, gençleri tek tür meyve veren ağaçlar yapmak istiyor’

    [

    Mesut BAYLAV
    Adana

    Kuşak tartışmaları dönem dönem gündeme gelen, üzerinden tartışmaların yoğunlaştığı bir alan. ‘X kuşağı’ şöyledir, ‘Y kuşağı’ndan farkları şudur, ‘Z kuşağı’ şurdan şöyle hareket eder gibi çoğu zaman öncesi ile ilişkisiz bir hal içinde ele alınan ve sunulan bir kuşaklar silsilesi. Son dönemde de gençliğin sosyal medyada öne çıkardığı tepkiler ‘Z kuşağı’ tartışmalarını beraberinde getirdi. Gençlerin içerisinde yaşadığı koşullar, bu koşulların ortaya çıkardığı talepler elbette her dönem çeşitli değişiklikler göstermiş, buna paralel olarak ifade ediş biçimleri, tepki göstergeleri de o dönemin araçları ile yol bulmuştur. Yaşam koşulları, ülkedeki ve dünyadaki siyasi atmosfer, nefes alabileceği alanların azalması veya yok edilmesi, aldığı eğitimin niteliği, kendisini ne denli özgürce ifade edebiliyor olup olmadığı gibi bir çok faktör genç kuşakların ortaya çıkardığı tepkilerin önemli değişkenlerinden bazıları.  

    Adana, Mersin ve Hatay’da yaşayan lise ve mezun öğrenciler ile yürüttüğümüz tartışmalarda kendi yaşamlarından, ülke ve dünya gündemine; değiştirmek ve nasıl değiştirmek meselelerine dair bir çok noktayı konuştuk.

    BİRAZ HİPERAKTİF BİRAZ TAKINTILI

    Mersin’den lise mezunu ve sınava giren çocukluktan beri müziğe aşık ancak başka alanlara da ilgili olan Çetin’e kulak verelim. “Bahsettiğim her alanda kendimi yeterince iyi görmüyorum. Belki de bu bir takıntıdır, belki de olması gereken budur fakat şu bir gerçek, bahsettiğim hiçbir alanda “en iyi” olmadan Türkiye’de hayatını idame ettirmek mümkün olmuyor maalesef. Bu ise beni sürekli olarak bu konularda çalışmaya, kendimi geliştirmeye itiyor fakat babam emekli bir adam ve annem de ev hanımı. Yani zaten içinde bulunduğum durum beni “en iyi” olmaya iterken bir yandan da ülkedeki dengesiz gelir dağılımı benim ailemi de vuruyor. Bu da gelecek hakkında beni endişelendirmiyor değil. Bahsettiğim her şey hayatımı biraz “hiperaktif” ve biraz “takıntılı” şekilde yaşamama itiyor.” Çetin’in yapmak istedikleri gelir eşitsizliğine takılırken kendisini de biraz ondan biraz bundan yaşamaya iten bir süreç. 

    “NASIL DÜZELİR BİLMEM AMA GELECEK KAYGISI YAŞAMAK İSTEMİYORUM”

    İktidarın gitgide ’95 sonrası doğan insanları kaybettiğini bunun sebeplerine ilişkin ise “Konsol oyunlarını oynamak isteseniz, dünyadaki diğer gençlerin kendi para birimlerine göre oldukça ucuza aldıkları konsolları burada üç asgari ücretle alabiliyorsunuz. Müzikle ilgiliyseniz, Avrupa’da 1000 avro gibi çok pahalı olmayan gitarları, 7 bin 750 liraya alabiliyorsunuz. Yani almak için 4 ay çalışmanız ve hiç para harcamamanız gerek” diyen Çetin ‘Ayarıyla oynanan kantar yarın gelir seni tartar’ düşüncesinin buraya uyduğunu da ekliyor.

    İfade özgürlüğünün önündeki engeller ve gelecek kaygısı meselesi günümüz gençliğinin iktidarlara ve sisteme yönelik en temel eleştiri ve tepki noktalarından. Çetin, “Ekonomi nasıl düzelir bilmiyorum çünkü ekonomist değilim. Hukuk nasıl düzelir bilmiyorum çünkü hukukçu değilim. Ama bir genç olarak sadece kendi ülkemde yanlış gördüğüm şeyleri korkmadan söylemek, bir genç olarak gençliğimin baharında gelecek kaygısı olmadan yaşamak istiyorum” derken umudunun olduğunu, ülkeden gitmeyi kolaya kaçmak olarak nitelendirdiğini de söylüyor.

    Dilan | Fotoğraf/Evrensel

    “BAHÇIVAN DEĞİŞTİRMEK YERİNE FARKLI AĞAÇLAR ÇOĞALTILMALI”

    Mezun ve bu sene sınava giren Adana’dan bir diğer Öğrenci Dilan sınava hazırlanırken kitap okuyarak, yan flüt çalarak rahatlamaya çalışmış: “Özellikle hayatımızın en güzel yıllarını sürekli olarak sınavlara endekslenmesi psikolojik olarak zaten sıkıştırıyordu. Salgın döneminde sınavı öyle bir gözümüzde büyüttüler ki intihar eden arkadaşlarımız oldu. Biz gençlere yapılan şu: İktidar bizi tek bir tür meyve veren ağaçlar yapmaya çalışıyor. Sonra da ‘Neden bu ağaç tek tür meyve veriyor’ diye bahçıvanı değiştiriyor. Farklı tür ağaç sayısını çoğaltacağına sürekli bahçıvanı değiştiriyor. Bu fark edilmezse değişim olmayacaktır. Yapacağımız şey bunu fark ettirmek.”

    İdil | Fotoğraf/Evrensel

    “VİRÜS STRESİ ARTI SINAV STRESİ”

    Mersin Mahmut Aslan Anadolu Lisesi 12. Sınıf Öğrencisi İdil, salgın sürecinin getirisi olan uzaktan eğitim ve sınav meselelerinde iktidarın sınıfta kaldığını söyleyerek, “Her öğrenci ulaşamıyordu. Okul kapanınca tarlaya bağa giden öğrenciler nasıl internete bakabilsin? Veya evde akrabalarıyla kalabalık olarak yaşayan ögrenciler eğitimine nasıl aynı şekilde devam edebilsin ki? Virüs stresinden sınav stresi yaşayamıyor zaten öğrenciler. Önce öğrencilerin hayatı ve sağlığı gelmeli. Eğer yok sayılırsa da öğrenciler kendi haklarını alabilmeli” diyor. Öğrenciler sınavların ertelenip ardından geriye çekilmesi meselesinde milyonları bulan sosyal medya çağrıları ile sesini duyurmuş ve iktidara tepki göstermişti. En çok konuşulanı Erdoğan’ın YouTube yayınında gerçekleşen “Oy moy yok” oldu elbette.

    “KİMSENİN HAK YEMEDİĞİ BİR DÜZEN LAZIM”

    Adana İMKB Fen Lisesi Son Sınıf Öğrencisi Mehmet ise Erdoğan’ın YouTube yayınının gençlerden oy kazanmak amacıyla yapıldığını ancak ters teptiğini düşünüyor. Gidişata dair “Yani bence biraz zor ama değişebilir” diyen Mehmet, “Öncelikle insanların değişmesi lazım ama. Yani kimsenin hak yemediği, herkesin birbirine iyi davrandığı, yardım ettiği bir ortam oluşturulursa olabilir. Biraz ütopik oldu ama anlatmak istediğim şu: Sistemin düzenini bozan insana (Her kim olursa olsun) ahlak aşılanması gerek. Düzeni bir şekilde bozulamayacağı duruma getirmemiz lazım” diyor.

    Öyküm | Fotoğraf/Evrensel

    “GELECEĞİMİZİ EL ELE OLUŞTURMALIYIZ”

    Mersin Adnan Özçelik Anadolu Lisesi 10. Sınıf Öğrencisi Öyküm iktidarın baskılarına en çok tepki gösterenlerin gençler olduğunu söylerken, “Kadınlara, LGBTİ bireylere yönelik söylemlere, dindar kindar nesil yetiştirme projesine, sosyal medyaya dahi sansür getirme çabalarına en büyük tepkiyi gösteren kesim gençler. Değişmesi, bilgilenilmesi gereken çok fazla konu var, zor olsa dahi bir şeylerin değişeceğine düzeleceğine inancım sonsuz, daha çok okumalı, bilgilenmeliyiz. Geleceğimizi el ele oluşturmalıyız” diye ekliyor.

    Mersin Sesim Sarpkaya Fen Lisesinden bir öğrenci, gençlerin daha çok tepki gösterdiği için baskının da gençler üzerinde daha fazla olduğuna değinirken “Değişebilir. Baskıyla hiçbir şey yapamadıklarını fark edince oy alabilmek için ılımlı yaklaşmaya çalışabilirler. Yapmamız gereken savunduğumuz fikirlerden vazgeçmemek olmalı.” diyor.

    Yekpare bir gençlik kuşağından bahsetmek mümkün değil elbette. Ancak bugüne ve geleceğe dair belirsizlik, gençlerin en çok ortaklaştığı ve ortaya çıkan bütün tepkilerin ateşleyici unsurlarından biri. İktidar nefes borularını daha fazla tıkamaya çalışırken diğer yandan kaygılar ve tepkiler daha fazla ortaklaşıyor. Biriken tepkiler dönem dönem çeşitli kanallar aracılığıyla patlarken günümüz gençliğinin geleceğini kazanma mücadelesinin hızlanabileceği bir süreç önümüzde duruyor. 

    “EĞİTİM SİSTEMİ HEM SORUMLU HEM DE SUÇLU”

    Hatay Necmi Asfuroğlu Anadolu Lisesi 12. Sınıf Öğrencisi Ulaş sınavların etkisini “Arkadaşlarımla biraz zaman geçirip eve geldiğimde, dışarı çıkmak yerine evde kalıp ders çalışmam gerekiyormuş ama bir hata yapmışım gibi hissediyorum. Bence bunu hissetmemizi sağlayan bir eğitim sistemi, yaşadıklarımızdan sorumlu olduğu kadar suçludur da. Bu yaşlarda farkında olmamızın bile gerekmediği baskılara maruz kalıyoruz” diye ifade ediyor. Ulaş’ın bahsettiği baskıların, ortaya çıkan tepkilerin tetikleyicisi olduğunu elbette görebiliyoruz. Bu da beraberinde önemsenmeme düşüncesini getiriyor: “Ülkemizin, gençleri yeterince önemsediğini düşünmüyorum. Sürekli birbirinin neredeyse aynısı sınavların adını değiştirip, yeniymiş gibi sunuyorlar. Okullar, gençlerin genel kültürünü geliştirmek adı altında kendini geliştirmeye zaman ayıramayan gençler yetiştiriyor. Maalesef bunu kendine zaman ayırırken zorlanan biz gençler dışında kimse önemsemiyor.”

    “GÜVENCESİZLİK, UMUTSUZLUK, BASKI VARSA TEPKİLERİN ARTMASI DOĞAL”

    Adana’da yaşayan 12. Sınıf Öğrencisi Gönenç, iktidara yönelik tepkilerin artmasının doğallığını anlatıyor: “Salgın öncesi Türkiye’nin büyük gerçeklerinden biri genç nüfusun önemli bir kısmının gelecekleri ve iş hayatları konusunda güvencesiz, umutsuz, isteksiz ve baskı altında olmasıydı zaten. Hayat bir şekilde yeniden normale dönecek, belki üç ay belki bir yıl belki daha da uzun bir süre sonra… Öte yandan hayat kurma yolunda eksiye düşmüş bir nesil bu süreçten önce, bu süreç içerisinde ve muhtemelen bu süreçten sonra da aynı güncelliği ile bir sorun olacak. Genç kesim bir kısır döngü içerisindeyken hükümete yönelik eleştiri ve tepkilerin artması gayet doğaldır.”

    Reklam

    Kaynak: Evrensel

  • Dr. Fauci: Yıl sonuna kadar aşı çıkabilir

    Dr. Fauci: Yıl sonuna kadar aşı çıkabilir

    Amerika Birleşik Devletleri (ABD) bulaşıcı hastalıklar uzmanı Anthony Fauci, Reutars’ verdiği röportajda, “Sorunun bir parçası olan şeylerden biri, neyin doğru gittiğini ve neyin yanlış gittiğine dair dürüst bir değerlendirme diyaloğuna girmenin zorlaşması” dedi.

    ABD basınında çıkan haberlere göre, Beyaz Saray hafta sonu Fauci’nin salgının başında yaptığı açıklamaların bir listesini dağıttı. Trump, bu hafta Fauci’nin girdisine değer verdiğini, ancak her zaman onunla aynı fikirde olmadığını söyledi.

    Fauci, ülkenin bir sıfırlama düğmesine basmasını ve işlerin doğru yönde gitmediğini kabul etmesi gerektiğini vurguladı.

    Artan vaka sayılarının “daha iyisinin yapılması gerektiğini” gösterdiğini belirten virolog, devletlerin aynı odakta olmasının virüsün kontrolü açısından son derece kilit noktada olduğunu kaydetti.

    “Aşı yılbaşına kadar çıkabilir”

    Fauci, Reuters’a verdiği demeçte ise olası bir aşının yılbaşına kadar çıkmasıyla ilgili olumlu hissettiğini söyledi.

    Virologun açıklamaları ABD merkezli ilaç şirketi Moderna’nın insan testlerinde başarılı olduğunu açıklamasının ardından geldi.

    TIKLAYIN – Aşı testlerinde ilerleme: mRNA-1273

    Birçok uzman güvenilir ve etkili bir aşının, şu ana kadar dünya çapında 575 binden fazla insanı öldüren virüse karşı konulması için tek çıkış yolu olduğunu savunuyor.

    “Sonuçlar umut verici”

    Fauci, Moderna’nın sonuçlarının özellikle umut verici olduğunu, çünkü aşının doğal bir enfeksiyonda görülen koruma türünü sağlayabildiğni söylüyor.

    Aşı geliştirme konusunda, “umduğunuz şeylerden biri, aşınızın doğal bir enfeksiyonla karşılaştırılabilir bir tepki oluşturmasıdır, çünkü teorik olarak, alabileceğiniz en iyi aşı doğal bir enfeksiyondur” diyen virolog, Başkan Donald Trump ve bazı Cumhuriyetçi müttefikleri tarafından eleştiriler alıyor.

    Fauci, eleştirilerle ilgili de Reuters’e şunları söyledi:

    “Beni rahatsız etmelerine izin vermiyorum. Aşılarla ilgili, klinik araştırmalarla ilgili ne yaptığımıza bakmak asıl gündemim” diyor.

  • Bilim insanları 100 yıldır aradıkları metal yiyen bakteriyi tesadüf eseri buldu

    Bilim insanları 100 yıldır aradıkları metal yiyen bakteriyi tesadüf eseri buldu

    Bilim insanları bir asırdan uzun bir süredir var olduğunu düşündükleri ancak varlığını kanıtlayamadıkları metal yiyen bakterileri tesadüf eseri keşfetti.

    Bakteri, California Teknoloji Enstitüsü’nde (Caltech) tebeşire benzer bir manganez türüyle yapılan başka bir deney sırasında bulundu.

    CNN’in haberine göre Dr. Jared Leadbetter, deneyden sonra manganez bulaşmış bir kavanoza, çözülmesi için ofisindeki lavabosunda su doldurdu. Dr. Leadbetter, birkaç ay sonra kampüse döndüğünde, kavanozun koyu bir maddeyle kaplandığını gördü.

    Dr. Leadbetter, basın açıklamasında “Kendi kendime ‘Bu da ne?’ dedim. Bunun uzun zamandır aranan mikroplardan kaynaklamış olabileceğini düşündüm. Bunu anlamak için sistematik testler yaptık” dedi.

    Enerji kaynağı olarak metali kullanan ilk bakteri

    Araştırmacılar daha sonra bu siyah maddenin oksitlenmiş manganez olduğunu ve bunun büyük olasılıkla çeşme suyunda bulunan bakteriden kaynaklandığını keşfetti.

    Dr. Leadbetter “Yer altı sularında bu canlıların akrabalarının olduğuna dair bulgular mevcut” dedi ve yaşadıkları Pasadena kentinin sularının bir kısmının yerel kayaklardan geldiğini söyledi.

    Araştırmanın sonuçları Salı günü Nature Journal adlı bilim dergisinde yayımlandı. Uzmanlar, bunun enerji kaynağı olarak manganezi kullanan ilk bakteri olduğuna dikkat çekiyor.

    Leadbetter, “Doğadaki mikropların muhteşem yanlarından biri hücre için gerekli olan enerjilerini sıra dışı maddelerden elde edebilmeleri” diye konuştu.

    Yeni araştırma, bu bakterilerin, karbondioksidi biokütleye dönüştüren kemosentez için manganez kullandığını ortaya koyuyor.

    Uzmanlar, bu buluşun yer altı sularını ve manganez oksitle tıkanan su sistemlerini daha iyi anlamalarına yardımcı olacağını belirtiyor.

    Dr. Leadbetter, şunları söyledi:

    “Çevre mühendisliğinde içme suyu şebekelerinin manganez oksitle tıkandığına dair geniş bir literatür var. Ama bu malzemenin nasıl ve neden oluştuğu hep bir muamma olarak kalmıştır. Birçok bilim insanı, bunun enerji kaynağı olarak manganez kullanan bakterilerden kaynaklanmış olabileceğini düşünüyordu ama şimdiye kadar kanıtımız yoktu.”

    Bilim insanları bu buluş sayesinde deniz tabanlarında, greyfurt büyüklüğündeki “manganez nodülü” olarak bilinen metal toplarının sırrını da açığa çıkarılabileceğini söylüyor.

    Bu toplar, içerdiği nadir metaller için okyanus tabanından toplanıyor.

  • Eski başkan, TÜİK’le dalga geçti: Devletin çöküşüne şahit oluyoruz

    Eski başkan, TÜİK’le dalga geçti: Devletin çöküşüne şahit oluyoruz

    TÜİK’in son açıkladığı işsizlik rakamlarını ‘komik’ olarak niteleyen Eski TÜİK Başkanı Birol Aydemir, ‘En son istihdam verilerine göre işsizlik düşüyor. Bu çok komik bir şey. Son 3 ay hariç tarihin hiçbir döneminde hem istihdamım hem de işsizliğin düştüğü bir zaman olmamıştır. Buna insanlar güler’ ifadesini kullandı.

    Türkiye İstatistik Kurumu’nun eski Başkanı Birol Aydemir, DEVA Partisi’nden siyasete girdi. Aydemir eski kurumu TÜİK’in açıkladığı rakamlara ilişkin önemli açıklamalar yaptı.

    TÜİK’in şu an açıkladığı verilerin inandırıcılıktan uzak olduğunu vurgulayan Aydemir, “Eski kurumumla ilgili böyle konuşmak ağır oluyor. Gerçekten kolay değil. Oradaki arkadaşların verilere müdahale ettiğini düşünmüyorum. Fakat açıklanan veriler de hayatın gerçeğiyle bağdaşmıyor. Ne enflasyon verisi, ne büyüme verisi, ne istihdam verisi… Tutarsızlık var” diyor.

    Son açıklanan işsizlik rakamlarının ‘komik’ olduğunu söyleyen Aydemir, “En son istihdam verilerine göre işsizlik düşüyor. Bu çok komik bir şey. Son üç ay hariç tarihin hiçbir döneminde hem istihdamım hem de işsizliğin düştüğü bir zaman olmamıştır. Buna insanlar güler. Biz TÜİK olarak inanılmaz bir şey icat ettik.

    Dünyadaki diğer istatistik kurumları ‘Bunu nasıl becerdiler’ diye hayret ediyorlardır muhtemelen. İstihdamın düştüğü yerde işsizlik düşer mi? Bu arkadaşlar ya bir metot değişikliğine gitti ya soruyu değiştirdi. Ya da covid salgınında insanlar evdeyken ‘iş arıyor musun’ diye sorduklarında ‘Aramıyorum kardeşim, evden mi çıkabiliyoruz’ cevabı aldılar da o insanları işgücü dışına attılar.

    İşgücüne katılım 5.7 puan düşmüş. İstatistikte böyle bir şey olamaz. Bu ancak savaşta, afetlerde filan olur. Bir istatistikçi, bir ekonomist olarak söylüyorum: Olağanüstü dönem dışında böyle bir oranla karşılaşmayız. İşini kaybeden insanlar otomatik olarak iş gücü piyasası dışında mı kabul ediliyor. Bunun tercümesi bu. Ülkemizde son birkaç yıldan bu yana kurumlara güven bitti” diye konuştu.

    Aydemir sözlerini şöyle noktaladı:

    Dünyada istatistik üretme ilkeleri vardır. Bu ilkeleri Birleşmiş Milletler koydu. Uluslararası istatistik ilkelerinin hepsi yavaş yavaş ihlal edildi.

    Bu gidişat hiç iyi değil. İstatistikler sorgulanmaya başlanırsa durum artık çok kötü demektir. Yunanistan’ın batma nedeni İstatistik Kurumu’nun Avrupa Birliği’ne yanlış veri göndermesidir. Borç stoğu ve bütçe açığı konusunda AB’ye yanlış veri gönderdi. AB’de yıllarca bu yüzden Yunanistan’la dalga geçildi. Doğru bilgi göndermedikleri için doğru politikalar uygulanmadı. Batma nedeni buydu.

    Doğru veri olmazsa doğru politika üretemezsiniz.Siyasetçi kimliğimle söylemiyorum, 29 yıl kamuda çalışmış 14 yıl müsteşarlık ve başkanlık yapmış biri olarak konuşuyorum; kamu kurumlarının gidişatı iyi değil. Buna dur demeli. Sadece TÜİK değil, Merkez Bankası’ndan tutun BDDK’ya, kamu kurumlarının işlevi kalmadı. Güven de böylece yok oldu.

    Bizler canlı olarak bir devletin çöküşüne şahit oluyoruz. Devlet soyut bir şeydir. Onun somutlaşmış hali kamu kurumlarıdır. Onların çöküşünü izliyoruz. Kurumların önce gelenekleri sonra kurumsallıkları yok edildi. Liyakat sistemi kör-topal vardı. O tamamıyla bitirildi. Kamu kurumları çalışmazsa ülkede düzenin olması imkansızdır.”

  • Sanatçılardan AKP iktidarına karşı ortak bildiri: Korkmuyoruz!

    Sanatçılardan AKP iktidarına karşı ortak bildiri: Korkmuyoruz!

    Türkiye’de muhalif sanatçılar, iktidarın baskısına karşı ortak bir bildiri yayınladı. Çok sayıda aydın ve sanatçının imzasıyla yayınlanan bildiride, “Korkmuyoruz, evet. Korkusuzluğumuz sıradan ve temelsiz bir cesaret değil, halkımızın ve ülkemizin yüksek değerlerine inancımızın sonucu olan sevgi ve bilinç birikimiyle ilgilidir. Korkmuyoruz. Bütün yurttaşlarımızı daha cesur daha özgüvenli, daha inançlı ve kararlı olmaya çağırıyoruz” denildi. Açıklamada muhalefetin de daha cesur ve kararlı olması istendi.

    Sanatçılar Girişimi çok sayıda sanatçı ve yazarın imzasıyla, ülkede yaşanan sorunlara dair bir bildiri yayımladı. Müjde Ar’dan Levent Üzümcü’ye, Adnan Özyalçıner’den Ataol Behramoğlu’na, Müjdat Gezen’den Rutkay Aziz’e kadar birçok sanatçının imza attığı açıklamada, iktidarın baskıcı uygulamalarını tepki gösterildi. Söz konusu açıklamada şu ifadeler kullanıldı:

    SANATÇILAR, GÜVENİLMEZ YARGININ ÖNÜNE ATILIYOR

    “Pek çok müzisyen, ressam, heykeltıraş, çağdaş sanatçımız günlük yaşamlarını sürdürme konusunda çözümsüz sorunlar yaşamaktadırlar. Ülkesine sevgiyle, onurla, özveriyle uzun yıllardır hizmet etmiş ve etmekte olan saygın sanatçı dostlarımız, büyük bir saygısızlıkla, değer bilmezlikle, güvenirliği kalmamış yargının önüne yem gibi, kurban gibi atılıyor. Sizlere, emeğini, yeteneğini, halkının ve ülkesinin hizmetine sunmuş sanatçılar olarak sesleniyoruz. Mutluluğunuz bizim mutluluğumuz, mutsuzluğunuz bizim mutsuzluğumuzdur. Mutlu olmadığınızı biliyoruz, görüyoruz, seziyoruz, izliyoruz. Yaşadığımız koşullarda nasıl mutlu olunabilir ki!”

    GENÇLER ÜMİTSİZLİK İÇİNDE

    “Dünyayı sarsan corona virüsü belası ülkemizde de can alıyor. Daha da alacağı anlaşılıyor. Yeterince ağır bu belayla savaşırken çarşıda, pazarda, günlük yaşamda fiyatlar el yakıyor. İşçimiz, köylümüz, esnafımız, memurumuz, emekçimiz, çoğu dar gelirli, kimisi büsbütün gelirsiz insanımız, geçim sıkıntısıyla, işsizlikle boğuşuyor. Bu gününü kurtarmaya çabalarken yarınlarının ne olacağı bir karabasan gibi, kâbus gibi üzerine çöküyor. Yarın kaygısı, gençlerimizi ümitsizlik içinde kıvrandırıyor.”

    ÖLÜMCÜL RANT KILICI: KANAL İSTANBUL

    “Deprem kuşağındaki ülkemizde, bir depremin yaraları henüz sarılamadan, yakın gelecektekilerin habercisi öncü sarsıntılar, sanki doğa da bu kötülüklerle yarışıyorcasına, ülkemizin her yerinde birbirini izliyor. İnsan eliyle yapılan doğa katliamları güzelim ülkemizi mahvediyor. Gelmiş geçmiş en büyük deprem felaketinin beklenmekte olduğu İstanbul’umuzun üzerinde Kanal İstanbul denilen ölümcül rant kılıcı sallanıyor.”

    MECLİS İŞLEVSİZ HALE GELDİ

    “Cumhuriyetimizin değerleri alt üst edilmiş. Monarşi hayranlığı körükleniyor. Osmanlı İmparatorluğu’nun birkaç yüz yılı kapsayan aydınlanma çabaları göz ardı edilerek en karanlık, en gerici, en baskıcı dönemleri ve kişileri baş tacı ediliyor. Barolar ayaklar altında. Hukuk güvenirliğini yitirmiş. Büyük Millet Meclisi işlevinden uzaklaştırılarak etkisizleştirilmiş. Emekçinin kıdem tazminatı yağmalanmakta…”

    İNSANLAR ‘DÜŞÜNCELERİNDEN’ ÖTÜRÜ TUTUKLANIYOR

    “Sıradan ve kimileri cinayet, yaralama gibi yaşama hakkına yönelik cürümlerin sanıkları serbest bırakılırken, düşüncelerinden ötürü yargılanan aydınlar, gazeteciler, siyasetçiler cezaevlerine kapatılmış. Ölümle, sakatlanmayla sonuçlanan, bu nedenle de daha çok cinayete benzeyen iş kazalarında ve yanı sıra da annemiz, eşimiz, kızımız, kardeşimiz, sevgilimiz, canımız olan kadınlara karşı işlenen alçakça cinayetlerde, bütün dünya ülkeleri arasında korkarız ki en ön sıralardayız.”

    MUHALİF SANATÇILAR CENDEREYE ALINDI

    “Bütün bu haksızlıklar karşısında suskun kalamayan; duyarlı insan olma gereğini, sorumluluğunu yerine getiren, her zaman halkının yanında yer almış olan sanatçılar, yazarlar, gösteri ve dinletilerin yasaklanmış olması ve yayın dünyasının geçmekte olduğu dar boğaz nedeniyle, maddi olarak da her zamankinden daha çok sıkıntı içinde kalmış durumdadır. Özel tiyatrolar perdelerini tamamen kapatma tehdidiyle karşı karşıyadır. Pek çok müzisyen, ressam, heykeltıraş, çağdaş sanatçımız günlük yaşamlarını sürdürme konusunda çözümsüz sorunlar yaşamaktadırlar.”

    HALK MUTLUYSA BİZ MUTLUYUZ

    “Bizler, yüreği halkıyla, ülkesiyle çarpan sanatçılar da halkımızla aynı sıkıntıları paylaşmanın hem üzüntüsünü hem onurunu taşıyoruz. En başta söylediğimiz gibi, halkın sanatçısı halk mutluysa mutlu, mutsuzsa o da mutsuzdur. İçimizde biriken bu acı sözleri içtenlikle ve korkusuzca dile getirmemiz, halkımızın, ülkemizin mutluluğu adınadır.”

    YURTTAŞLARIMIZI DAHA CESUR VE KARARLI OLMAYA ÇAĞIRIYORUZ

    “Korkmuyoruz, evet. Korkusuzluğumuz sıradan ve temelsiz bir cesaret değil, halkımızın ve ülkemizin yüksek değerlerine inancımızın sonucu olan sevgi ve bilinç birikimiyle ilgilidir. Korkmuyoruz. Bütün yurttaşlarımızı daha cesur daha özgüvenli, daha inançlı ve kararlı olmaya çağırıyoruz. Sonuç olarak, iktidar güçlerini başta düşünceyi açıklama özgürlüğü olmak üzere evrensel insan haklarına, ülkenin insan ve doğa kaynaklarına saygılı olmaya önemle davet ediyor, muhalefetteki güçleri de daha kararlı, daha cesur ve daha etkin olmaya çağırıyoruz. Türkiye sahipsiz değildir.”

    Açıklamayı imzalayan sanatçılar şöyle; Edip Akbayram, Sadun Aksüt, Gülcan Altan, Müjde Ar, Koray Ariş, Ekrem Ataer, Engin Ayça, Orhan Aydın, Enver Aysever, Rutkay Aziz, Taner Barlas, Bedri Baykam, Nihat Behram, Ataol Behramoğlu, Egemen Berköz, Gani Cansever-Heval, Metin Coşkun, Meltem Cumbul, Nevzat Çelik, Haluk Çetin, Melike Demirağ, Füsun Demirel, Erhan Doğan, Utku Erışık, Yücel Erten, Turgay Fişekçi, Müjdat Gezen, Fehim Güler, Tarık Günersel, Sadık Gürbüz, Emin İgus, Gülseli İnal, Ekrem Kahraman, Tuğrul Keskin, Arif Keskiner, Can Kolukısa, Macit Koper, Zülfü Livaneli, Zeynep Oral, Coşkun Özdemir, Denizhan Özer, Adnan Özyalçıner, Abdullah Nefes, Vedat Sakman, Adil Salih, Ferhan Şensoy, Yusuf Taktak, Cihat Tamer, Ahmet Telli, Sali Turan, Gülsen Tuncer, Dilek Türker, Levent Üzümcü, Nejat Yavaşoğulları, Ümit Zileli.

  • Rabia Naz dosyası şüphelerle kapatıldı: MHP’li Enginyurt gerçeği açıkladı

    Rabia Naz dosyası şüphelerle kapatıldı: MHP’li Enginyurt gerçeği açıkladı

    Giresun’da şüpheli şekilde hayatını kaybeden 11 yaşındaki Rabia Naz Vatan’ın ölümüne ilişkin soruşturmada savcılık, TBMM Rabia Naz Vatan’ın Ölümünü Araştırma Komisyonu’nun ‘düşme sonucu ölüm’ şeklindeki raporunu da dikkate alarak takipsizlik kararı verildi.

    Birçok şüpheye rağmen kapatılan dosyaya ilişkin açıklama yapan MHP’li Cemal Enginyurt, olay yerini inceleyen polisin dahi komisyona ifade vermediğini açıkladı.

    Giresun Eynesil ilçesi Gümüşçay Mahallesi’nde 12 Nisan 2018’de Rabia Naz Vatan, evinin önünde yaralı bulunmuş, çağrılan ambulansla hastaneye kaldırılan küçük kız kurtarılamamıştı.

    Yüksekten düştüğü ya da intihar ettiği öne sürülen Rabia Naz Vatan ile ilgili hastane raporunda ölümün yüksekten düşme olduğu öne sürülmüş olsa da, baba Şaban Vatan, kızına bir aracın çarparak hastaneye götürmek yerine evinin önüne bıraktığını söylemişti.

    AKP’li Nurettin Canikli başta olmak üzere Giresun’daki siyasileri cinayetin üzerini örtmekle suçlayan baba Vatan, kızına çarparak ağır yaralanmasına ve ardından hayatını kaybetmesine neden olan kişinin AKP’li Eynesil Belediye Başkanı Coşkun Somuncuoğlu’nun yeğeni olduğunu iddia etmişti.

    Şaban Vatan, kızının 65 kilo olduğunu, çatı katının kenarında bulunan 40-50 cm’lik engeli ve alt kattaki yaklaşık 4,5 metre genişliğindeki verandayı aşarak yola atlamasının mümkün olmadığını belirterek, bunun bir cinayet olduğunu ileri sürmüştü.

    Sosyal medya başta olmak üzere yazılı ve görsel basında yayınlanan haberler, Rabia Naz dosyasındaki birçok soru işaretine dikkat çekilmesini sağladı.

    Soruşturma dosyasında yer alan ve Hacettepe Tıp Fakültesi Adli Tıp’a ait 17 Eylül 2018 tarihli otopsi raporunda ‘…bulguların trafik kazasına bağlı çarpma sonucu meydana gelmiş olabileceği’ yönündeki ifade baba Vatan’ın iddialarını daha da güçlendirdi.

    Bu süreçte Rabia’yı ilk bulan görgü tanığı Mürsel Küçükal’ın ifadesini değiştirmesi de kafaları karıştırdı. Daha önce Rabia’yı evin önünden geçen yolda yatarken bulduğunu söyleyen Küçükal, yeni ifadesinde Rabia’yı fındık bahçesinden yola doğru sürünürken gördüğünü savundu.

    Küçükal’ın yeni ifadesine göre hazırlanan 25 Temmuz 2019 tarihli adli tıp raporuna göre de omurgasında ve ayaklarında kırıklar olan 65 kiloluk Rabia’nın, dirsekleri üzerinde hem de sırt üstü 10-12 metre süründüğü belirtildi.

    Rabia Naz

    Kamuoyu baskısı ve baba Şaban Vatan’ın mücadelesi sonucu Rabia Naz’ın ölümü TBMM’ye taşındı. Tüm partilerin onayıyla 17 Temmuz 2019’da TBMM Rabia Naz Vatan’ın Ölümünü Araştırma Komisyonu kurulmasına karar verildi.

    Komisyon üyeleri, Kasım 2019’da Eynesil’de dosyayı soruşturan savcılık yetkilileriyle görüştükten sonra küçük kızın anne ve babasını dinledi.

    Baba Şaban Vatan kızının nerede ve ne şekilde bulunduğunu komisyon üyelerine göstererek anlattı.

    Komisyon üyelerinden MHP Ordu Milletvekili Cemal Enginyurt, “Evi görünce tekrar bir canlandırma yapmaya gerek olmadığı ortaya çıkıyor. O verandayı 65 kilo ağırlığında, 11 yaşındaki bir çocuk istese de atlayıp aşamaz. Zaten Trabzon otopsi raporunda da olayın bir intihar olmadığı apaçık ortaya çıkıyor. Muhtemelen bu olay bir kaza” dedi.

    Komisyon 23 Ekim 2019 tarihinde başladığı çalışmaları 26 Şubat 2020 tarihinde tamamladı.

    Taslak raporda Vatan’ın ölümüyle ilgili trafik kazası, başka bir yerde yaşanmış kaza sonrası taşınma, apartmandan düşme, atlama, intihar ve itilme gibi birçok ihtimal değerlendirildi. Raporda bu ihtimallerle ilgili değerlendirmeler şöyle oldu:

    Rabia Naz Vatan’ın ölümüyle sonuçlanan olayın yaralı olarak bulunduğu yer veya başka bir yerde bir aracın çarpması sonucu gerçekleşmiş olduğuna dair görgüsü, bilgisi ya da duyumu olan bir şahsa ulaşılamadığı, yaralı olarak bulunduğu yerde kolluk görevlilerince yapılan araştırmalarda trafik kazası olduğuna dair fren izi, araç parçası veya benzeri bir bulguya rastlanılamadığı,

    Rabia Naz’ın bulunduğu yerden geçen yolun ara yol olması, bu yol ve bağlantı yollarının konum ve fiziki yapısı ile Rabia Naz’ın vücudunda meydana gelen ve ölümüne sebebiyet veren kemik kırıkları (özellikle ayak topuk kemiğinde meydana gelen kırıklar dâhil yaraların şekil ve nitelikleri) göz önüne alındığında bu ihtimalin oldukça düşük olduğu değerlendirilmektedir.

    Olayın trafik kazası sonucu gerçekleştiği ancak bu kazanın yaralı olarak bulunduğu yer dışında başka bir yerde gerçekleşmiş olma ihtimalinin; Rabia Naz’ın en son göründüğü kamera kaydının saat 16.49.25’te olduğu, bu saatten sona Mehmet Ali Somuncuoğlu, Meryem Erol ve Beyza Okur tarafından görülmüş olması, olaydan sonra Rabia Naz’ı yaralı olarak ilk gören Mürsel Küçükal’ın önce Vatan Apartmanı’na gidip kimseye ulaşamadığı aktarılmıştır.

    Sonrasında Şermin Dede’nin evine gidip kendisine seslenmesi, Şermin Dede’nin o esnada abdest alıyor olması sebebiyle belirli bir süre sonra dışarıya çıkması, akabinde Rabia Naz’ın yanına geldikten sonra ambulansı aramasını istemesi sonrasında Mürsel Küçükal’ın 112 acil çağrı merkezini araması ve kayıtlara göre bu aramanın 17.20’de gerçekleşmesi gibi hususlar göz önüne alındığında, bu kadar sınırlı bir zaman sürecinde Rabia Naz’a başka bir yerde bir aracın çarparak bulunduğu yere getirip bırakması ihtimalinin olamayacağı değerlendirilmektedir.

    Rabia Naz

    Ayrıca trafik kazası ve kazanın siyah bir Doblo araç ile gerçekleştiği iddiası, orada bulunan metruk binaya götürülerek kan ve diğer bulguların temizlendikten sonra yaralı olarak bulunduğu yere bırakıldığı yönündeki söylemini destekler bir delile de bugüne kadar kolluk ve Cumhuriyet Savcılığı tarafından ulaşılamamıştır.

    Olay günü Rabia Naz Vatan’ın ikametinin bulunduğu Vatan Apartmanına girdiğine ve bu binanın teras katına çıktığına dair görgüye dayalı bilgisi olan herhangi bir şahsa ulaşılamadığı ancak yaralı olarak kendisini ilk gören Mürsel Küçükal’ın sonradan alınan ifadesinde özetle şunları söylemiştir:

    “Çeşmede su doldurduğu esnada önce ‘güm’ diye bir ses duyduğu, akabinde sularını alarak yukarı doğru yürüdüğünde bir bağırtı sesi duyduğu, bunun üzerine hızlanarak yürümeye devam ettiği ve Vatan Apartmanı’nın alt tarafındaki yolda park halinde bulunan mavi renkli aracın önünde fındıklık alanın beton ile birleştiği yerde Rabia Naz’ı ayaklarının çimenlikte başının ise yolda olduğu ve çocuğun bu haliyle sürünerek mavi aracın arka kısmına kadar sırt üstü kollarını ve bacaklarını hareket ettirerek geldiğini gördüğü.”

    Rabia Naz’ın vücudunda meydana gelen kemik kırıkları ve yaralanmaların nitelikleri, Giresun Adli Tıp Kurumu’nun “Rabia Naz Vatan’ın ölümünün yüksekten düşmeye bağlı genel beden travması neticesinde meydana gelmiş olabileceği” yönündeki değerlendirmesinin yer aldığı 18/01/2019 tarihli raporu, “tamamının olay yeri inceleme raporunda özellikleri belirtilen apartmanın çatısından düşmekle husullerinin mümkün olduğu, sorulduğu üzere apartmanın çatısından koşarak aşağıya atlaması durumunda söz konusu sundurmaya çarpmadan düşebileceği, ölümünün trafik kazasına bağlı olmadığı” şeklinde 10/04/2019 tarihli Adli Tıp Kurumu İhtisas Kurulunca rapor düzenlenmiştir.

    Yine Adli Tıp Kurumu Üçüncü Üst Kurulunun 25/07/2019 tarihinde düzenlemiş olduğu “ölümün yüksekten düşme kaynaklı genel beden travmasına bağlı omur, pelvis ve ekstremite kemik kırıklarıyla birlikte komplikasyonlar ve pnömotoraks sonucu meydan gelmiş olduğu, tanık tarafından tarifi yapılan yeşillik alandan bulunduğu yere kadar sürünerek ulaşmasının tıbben mümkün olduğu kanaatli” düzenlemiş olduğu rapor gözetildiğinde; Rabia Naz Vatan’ın vücudunda meydana gelen ve ölümüne neden olan yaralanmaların ikametinin bulunduğu binanın terasından yan tarafta bulunan fındıklık alana düşme sonucu gerçekleşme ihtimalinin kuvvetle muhtemel olduğu değerlendirilmektedir.

    Diğer taraftan Adli Tıp Kurumu Üçüncü Üst Kurulunun 25/07/2019 tarihli raporu ile Mürsel Küçükal’ın beyanları kapsamında her ne kadar düştüğü nokta tam olarak tespit edilememiş ise de, Rabia Naz’ın düştükten sonra bulunduğu yere kendiliğinden sırt üstü sürünerek gelmesinin de ihtimal dâhilinde olduğu komisyonda dinlenilen uzmanlarca da ifade edilmiştir.

    Ancak Şermin Dede’nin Rabia Naz’ı gördüğünde “sanki biri tarafından bulunduğu yere bırakılmış gibi olduğu” izlenimi edinmesi, yaralanmasının ağır, hareket kabiliyetini oldukça kısıtlar nitelik ve ağırlıkta olması gibi hususlar nazara alındığında Rabia Naz’ın düşmüş olduğu fındıklık alandan bulunduğu yere taşınmış olabileceği, olaya ilişkin en yakın görgü tanığı olan Mürsel Küçükal’ın sonradan alınan beyanında ilk ifadesinden farklı anlatımlarda bulunması ve bu anlatımlarda başkaca bir şahıstan söz etmemiş olması nedeniyle Rabia Naz’ın düştüğü yerden Mürsel Küçükal tarafından bulunduğu yere taşınmış olma ihtimalinin de olduğu değerlendirilmektedir.

    Bahse konu Vatan Apartmanının 4 katlı bir bina olduğu, binanın zemin ve giriş katında PVC işyerinin olduğu, kollukça yapılan tespitlerde terasın zeminden 18,59 metre yüksekte olduğu, zemin katta bulunan işyerinin zeminden yüksekliğinin 7,10 metre, işyerinin saç ile örtülü çatısının uzunluğunun ise 4,10 metre olduğu, Rabia Naz Vatan’ın yaralı olarak bulunduğu yerin de işyeri duvarına uzaklığının yaklaşık 1,5 metre olduğu, işyerinin saçla kaplı çatısında çarpmaya bağlı herhangi bir çökük veya kırığın olmadığı, Rabia Naz’ın bulunduğu yere binanın terasından üzeri saç ile kaplı işyeri çatısına çarpmadan dikkatsizlik sonucu dengesini kaybederek düşmesinin bu haliyle fiziken mümkün olmadığını aktarmıştır.

    Rabia Naz’ın koşarak atlayıp işyerinin çatısına çarpmadan bulunduğu yere düşmesinin ise aradaki mesafenin uzaklığı, Rabia Naz’ın yaşı ve emsallerine nazaran daha kilolu bir çocuk olması, binanın terasında hızlanabileceği kadar bir mesafenin olmaması hususları gözetildiğinde, olayın bu şekilde gerçekleşmiş olması ihtimalinin oldukça düşük olduğu düşünülmektedir.

    Rabia Naz’ın psikolojik yapısı, duygu durumu, olay günü ve öncesinde yaşadıkları, okudukları, izledikleri ve varsa oynamış olduğu oyunlar, bu yaştaki çocukların intihar düşünce ve bilincinin gelişip gelişmediği ya da bunu bir intihar olarak değil de oyun olarak görüp sonuçlarını öngörüp öngöremeyeceği hususunda ayrıntılı bir araştırma yapılmayıp, uzman görüşü alınmamış ise de Rabia Naz’a ilişkin tanık ifadeleri ve olay günü yol güzergâhındaki tavırları ile uzman görüşleri dikkate alındığında Rabia Naz’ın intihara meyilli bir yapısının olmadığı değerlendirilmiştir.

    Olay gününden itibaren yapılan araştırma ve soruşturmaya rağmen Rabia Naz’ın ikametlerinin bulunduğu Vatan Apartmanının teras kısmından başkaca şahıs veya şahıslarca itilmesi ya da atılması suretiyle olayın gerçekleştiğine dair herhangi bir bilgi ve bulguya rastlanmamıştır.

    Rabia Naz’ın annesi, babası veya bir yakını tarafından böyle bir şüpheden bahsedilmese de yapılan incelemelerde bu ihtimal üzerinde de gerekli araştırmaların yapıldığı tespit edilmiştir. Ancak bir bütün halinde değerlendirildiğinde bu ihtimali destekleyen bir kanıta veya tanığa ulaşılamamıştır.

    Bu sebeple, Rabia Naz’ın yüksek bir yerden başkaca kişi ya da kişilerin itmesi veya atması sonucu düştüğüne dair bugüne kadar yapılan araştırmalarda herhangi bir bilgi, beyan ve delile ulaşılamaması karşısında, olayın meydana gelmesinde başkaca şahıs/şahısların kusur veya kastının varlığından bu aşamada söz edilemeyeceği düşünülmektedir.”

    Taslak raporun açıklanmasının ardından Eynesil Savcılığı, Rabia Naz Vatan’ın yaşamını yitirmesiyle ilgili soruşturmada takipsizlik kararı verdi.

    Savcının verdiği kararda şu ifadeler yer alıyor:

    “Soruşturma dosyası, araştırma sonucunda elde edilen tespitler, tanık beyanları, alınan adli tıp raporları ve diğer deliller birlikte değerlendirildiğinde; Rabia Naz Vatan’ın ölümünün yüksekten düşmes sonucu meydana geldiği, başkası tarafından kasten ya da taksirle öldürüldüğü yönünde herhangi bir delilin tespit edilmediği, bu nedenle CMK’nın 172/1 maddesi gereğince kovuşturma olanağı bulunmadığından kamu adına kovuşturma yapılmasına yer olmadığına.”

    MHP Ordu Milletvekili Cemal Enginyurt ise, Haber Global’de katıldığı bir programda, Rabia Naz Vatan’ın ölümünü araştırmak için TBMM’de kurulan komisyon hakkında dikkat çekici açıklamalarda bulundu.

    Enginyurt, olay yerini inceleyen polisin komisyona ifade vermediğini açıkladı.

    Enginyurt şunları söyledi:

    “Rabia Naz Araştırma Komisyonu üyesiyim, raporu bu hafta tamamladık. Polis bile gelip ifade vermedi bize. ‘Vermiyorum’ dedi, böyle deyince alamıyorsunuz. Vatandaş dedi ki şoför, “Gelmiyorum” dedi. Gelmedi, ifade vermedi. Dolayısıyla bir polisin, bir vatandaşın gelip ifade vermediği bir komisyonda ‘Hulusi Akar, Hakan Fidan niye ifade vermedi’ diye bence suçlamamak gerekir.”

    Enginyurt’un açıklamasıyla, Rabia Naz dosyasında birçok sorunun aslında cevapsız kaldığı bir kez daha ortaya çıktı.

  • Toprakları için direnen Ilgınlılara ‘Yığarım oraya 200-300 komando’ tehdidi

    Toprakları için direnen Ilgınlılara ‘Yığarım oraya 200-300 komando’ tehdidi

    Özer AKDEMİR
    İzmir

    Birinci sınıf tarım arazileri termik santrale kömür temin etmek için üzerindeki ekili ürünlerle birlikte kamulaştırılan Konya Ilgın Çavuşçugöl Mahallesi halkının mücadelesi devam ediyor. Konya Büyükşehir Belediyesi ve Ilgın Belediyesi Meclis Üyesi olan Çavuşçugöllü Mustafa Hulusi Fidan, tugay komutanının kendilerini üzerlerine komando birlikleri göndermekle tehdit ettiğini söyledi.

    KÖYLÜYE “TERBİYESİZLİK YAPMA LAN” DİYEN KAYMAKAM GÖREVİNDEN ALINMIŞTI

    Ilgın’a bağlı Çavuşçugöl köylüleri tarım arazilerinin cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile “kamu yararı” gerekçesi ile kamulaştırılmasına karşı haftalardır direniyorlar.

    Kamulaştırmaya ve tarlaların kömür ocağı yapılmasına karşı dava açan köylüler, geçtiğimiz günlerde mahkeme sonucu beklenmeden araziye giren iş makinelerinin önüne çıkmışlardı. Traktörleri ile birlikte Çavuşcugöl-Tursunlu kara yolunu kapatarak oturma eylemi yapan köylülere müdahale eden jandarma dört köylüyü gözaltına almış, saldırıda bazı köylüler de yaralanmıştı.

    Olayların ardından köye gelen Ilgın Kaymakamı Yunus Fatih Kadiroğlu’nun, yaşlı bir köylünün neden eylem yaptıklarını anlatmaya çalışmasına sinirlenerek “Terbiyesizlik yapma lan” diye azarlaması üzerine köylüler, kaymakama tepki göstermişti. Kaymakam köylülerin yuhalamaları ve ıslıkları arasında jandarmalar tarafından köyden uzaklaştırılırken kaymakamın köylüyü azarlamasının gazete ve televizyon haberlerine yansımasıyla tepkiler büyümüştü. Kaymakam Kadiroğlu tepkilerin ardından görevinden alınarak Bilecik’e vali yardımcısı olarak atanmıştı.

    Olayların olduğu günün akşamı ise 4 köylü evlerinden jandarmalar tarafından gözaltına alınmıştı.

    Fotoğraf: Ilgın Çevre Platformu

    “TUGAY KOMUTANI ODASINDA BENİ TEHDİT ETTİ”

    Jandarmanın, araziye giren iş makinelerinin önüne çıkan köylülere müdahale etmesine tepki gösteren Ilgın Belediyesi MHP Meclis Üyesi Hulusi Fidan, “Bu halkı kendi jandarmasına coplattınız ya! Bu devlet coplattı bizi” diye tepki göstermişti.

    Telefonla konuştuğumuz Fidan, olayların ardından tugay komutanının kendisini makamına çağırarak tehdit ettiğini söyledi.

    Fidan, “Tugay komutanı olaylardan sonra beni makamına çağırdı güya sohbet etmek için. Aslında tehdit etti, ‘Yığarım oraya 200-300 komandoyu, o çalışmaları yaptırırım’ dedi. Ben tehditlerine ve üslubuna kendi odasında gereği şekilde tepkimi gösterdim. Bizi komando göndermekle tehdit ediyorlar ama biz de köyümüzü arazilerimizi korumakta kararlıyız” dedi.

    “DEVLETİN İÇİNDEKİ BİR ÇETE İLE KARŞI KARŞIYAYIZ”

    Olaylardan sonra gözaltına alınanların kendi akrabaları olduğunu belirten Fidan, gözaltında kötü muamele iddialarını ise yalanladı.

    Fidan, “Gözaltında herhangi bir kötü muamele olmamış, olamaz da zaten. Ama 36 saat gözaltında kaldılar. Birinin parmağı kırıktı. Şu anda denetimli serbestlikle bırakıldılar. Her gün gidip imza veriyorlar” diye konuştu.

    Topraklarını ellerinden almak isteyenlerin çok güçlü olduklarını belirten ve bunları “devletin içine çöreklenmiş çete” olarak tanımlayan Fidan, “Devletin içindeki bir çete ile uğraşıyoruz biz. Bu şirketler devletin içinde bir çete oluşturmuşlar. Çok güçlüler. Ne Cumhurbaşkanı’na ne benim Genel Başkanım Devlet Bahçeli’ye ulaşabiliyoruz. Önümüze bir perde çektiler adeta ama biz o perdeyi yırtıp atacağız artık” dedi.

    “CUHUR İTTİFAKINA VERDİĞİM OYU İMKANIM OLSA GERİ ALIRDIM”

    Topraklarının kamu yararı diyerek ellerinden alınmak istenmesine tepki gösteren Fidan şöyle konuştu:

    “Burada yaşayan binlerce insanın geleceği ne olacak? Bu kamu yararı değil mi? Burada kömür ocağı açılırsa benim köyümün arazileri susuz kalacak. DSİ’nin bu yönde olumsuz görüş bildiren raporu var. Bu raporu verdi diye bölge müdürünü görevden aldılar. Bölge zamanında doğal sit alanı ilan edilmiş, Çavuşçugöl sulak alanı aynı zamanda.”

    Üyesi olduğu partinin AKP hükümeti ile birlikte oluşturduğu Cumhur İttifakı’nın Çavuşçugöl’de yaşananlara yaklaşımını eleştiren Fidan, “Ben son seçimlerde Devlet Bahçeli’nin talimatı ile Cumhur İttifakı’na bir oy verdim. Vermez olsaydım keşke! Şimdi imkanım olsa o oyu geri alırım. Köylümün büyük kısmı da bu görüşte” dedi.

    “KİM BİZİMLE KEPÇENİN ÖNÜNE ÇIKARSA BİZLER DE ONLARLA OLACAĞIZ”

    CHP ve İYİ Partililerin kendilerine sahip çıktığını ve seslerini duyurmaya çalıştığını söyleyen Fidan, “Bizimle birlikte topraklarımızı korumak için kepçelerin önüne kim geçerse artık bizler de onların yanında olacağız” dedi.

    CHP HEYETİ KÖYLÜLERİ ZİYARET ETTİ

    Fotoğraf: Ramazan Koç/AA

    CHP Doğa Haklarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Gülizar Biçer Karaca ve CHP Konya Milletvekili Abdüllatif Şener’in de bulunduğu heyet, dün Çavuşçugöl’ü ziyaret etti. Köylülerin yaşam alanlarını korumak için verdikleri mücadelenin anayasal bir hak ve ödev olduğunu belirten CHP’liler, AKP hükümetinin tarım, çevre ve enerji politikalarını eleştirdiler.

    CHP’lileri ellerinde dövizler ve bayraklarla dinleyen köylülerden bir kadın “Bu bayrağı taşıyorum ya ben, bu bayrak, bu topraklar benim. Ben anayım, bu toprakları savunacak olan da benim. Bir karış toprağım yok, çapa yaparak ekmeğimi kazanırım alnımın teriyle. Bir tek evim var, onu da elimden almayın” dedi.

    Reklam

    Kaynak: Evrensel

  • Nesli tükenmekte olan Fırat kaplumbağası görüldü

    Nesli tükenmekte olan Fırat kaplumbağası görüldü

    Adıyaman’ın Samsat ilçesinde balıkçılar nesli tükenme tehlikesi altında olan Fırat kaplumbağasına rastladı. İlçeye bağlı Gölpınar köyünde Atatürk Barajı kıyısında avlanan balıkçılar, ağlarına takılan farklı kaplumbağayı incelemeleri için Adıyaman Üniversitesi yetkililerine haber verdi.

    Adıyaman Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölümü Zooloji Ana Bilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Mehmet Zülfü Yıldız, köye gelerek incelemelerde bulundu.

    Sadece Fırat ve Dicle nehirleri bölgesinde yaşıyor

    Yıldız, yaptığı incelemede, kaplumbağanın Trionychidae familyasından olan ve yeryüzünde sadece Fırat ve Dicle nehirleri bölgesinde yaşayan Fırat kaplumbağası olduğunu belirledi.

    Yıldız, yaptığı açıklamada, kaplumbağanın, neslinin tükenme tehlikesi altında olduğunu söyleyerek şöyle devam etti:

    “Bu hayvan sadece Mezopotamya bölgesinde yaşıyor. Dicle ve Fırat su havzalarında İran, Türkiye, Suriye, Fırat ve Dicle’nin devam ettiği her yerde bulunuyor. Bu kaplumbağalar yumurtalarını normalde Dicle ve Fırat’ın kıyısında bulunan kumun ve yumuşak toprakların içerisinde bırakıyorlar ama barajlar yapılınca bu bölgeler su altında kalıyor. Su altında kalınca üreme özelliklerini kaybediyorlar. Çünkü yumurtalarını bırakacak uygun ortam bulamıyorlar.”

    Yıldız, kaplumbağanın sağlık kontrollerini gerçekleştirdikten sonra doğal ortamına bırakıldığını aktardı. (AÖ)

  • HDP Van Milletvekili Murat Sarısaç: Statüsüzlük mültecileri ölüme sürüklüyor

    HDP Van Milletvekili Murat Sarısaç: Statüsüzlük mültecileri ölüme sürüklüyor

    Cengiz Anıl BÖLÜKBAŞ
    Diyarbakır

    Van’da son yıllarda yaşanan toplu mülteci ölümlerine dair Evrensel’e konuşan HDP Van Milletvekili Murat Sarısaç, mülteci statüsünün tanınmamasının yarattığı güvencesizliğin mültecilerde bir “kaçma hali”ne neden olduğunu, bunun da sürekli ölümlere yol açtığını söyledi. Sarısaç, hükümeti mülteci ölümlerini engellemek için adım atmaya ve gerekli yasal düzenlemeleri yapmaya çağırdı.

    Van bir kez daha hayatını kaybeden mültecilerle gündeme geldi. 27 Haziran günü Van Gölü’nde mültecileri taşıyan ve Çarpanak Adası açıklarında batan teknede ortalama 60 mültecinin olduğu tahmin ediliyor. Arama çalışmalarının devam ettiği olayda şu ana kadar 36 kişinin cansız bedenine ulaşıldı. Yine bu yıl içerisinde Van’ın Çaldıran ilçesinde karların erimesi sonucu 7 mültecinin cenazesi bulunmuştu. 18 Temmuz 2019’da ise mültecileri taşıyan minibüsün devrilmesi sonucu 17 kişi hayatını kaybederken 50 kişi yaralanmıştı. Geçmiş yıllarda da bir çok ölümlü olay meydana gelmişti. HDP Van Milletvekili Murat Sarısaç, yaşanan mülteci ölümlerini değerlendirdi.

    GÜVENCELERİ YOK, KAÇMA HALİ VAR

    Murat Sarısaç | Fotoğraf: Evrensel

    Mültecilerin trajedisinin çok uzun zamandır Van’da yaşandığını söyleyen Sarısaç, Van’ın 4 ilçesinin İran ile 295 kilometrelik sınır hattına sahip olduğunu ve Afganistan’dan, Afrika ülkelerinden ve İran’dan gelen mültecilerin bu yolu kullandıklarını belirtti. Türkiye’nin mülteci kanunu ile ilgili uluslararası sözleşmelere imza atmasına rağmen çekince koyduğunu vurgulayan Sarısaç, “Sadece Avrupa’dan gelen kişileri kabul ediyorlar. Diğer yerlerden gelen insanları mülteci olarak tanımıyor. Mülteci olarak tanımadığı için de bu mültecilerin hiçbir güvencesi yok. Yani İran’dan rejimden kaçmış ya da idam cezası almış kişiler Türkiye’de yakalanırsa iade ediliyor ve orada idam ediliyorlar. Bundan dolayı da sürekli kolluk kuvvetlerinden kaçma durumu var. Kışın sınırda iklim şartları çok zor. Oradaki karlar eridiği zaman mültecilerin cenazelerine ulaşılıyor ya da sınırda kolluk güçleri tarafından vurulan mülteciler var. Bu statüsüzlükten dolayı sürekli bir kaçma hali var. Mülteciler açısından böyle bir statüsüzlük durumu varken ayrıca bir de sınırdaki uluslararası insan kaçakçısı şebekeleri çok rahat bir şekilde insanları alıp teknelere bindiriyor. 15-20 kişilik araçlara 60-70 kişi bindiriyorlar. Bu suç şebekelerine göz yumulurken mülteciler de ölüme terk ediliyor. Bu son yaşadığımız olayda da Tatvan-Van arasındaki kontrol noktalarından kaçmak için tekneyi kullanmışlar. Daha önce Özalp’da da aynı durum yaşanmıştı. Yine Başkale’de yaşanmıştı. Bu durum tamamen devletin bu şebekelere göz yumması ve mültecilik tanımlamasının olmamasından kaynaklı” diye konuştu.

    KANUNLA BU SORUNLAR ÇÖZÜLEBİLİR

    Yaşanan durumun bir insanlık suçu ve vicdansızlık olduğunu dile getiren Sarısaç, şunları söyledi: “100 kişi sizin memleketinize geliyor ve orada denizde ya da kazalarda hayatını kaybediyor. Sınırda donarak ölüyor. Devlet bu insanlara ya ucuz iş gücü olarak bakıyor ya da Avrupa’ya karşı bir şantaj unsuru olarak görüyor. Bu çok acı verici bir şey. İnsanlar ölmeden mülteci statüsünde yaşayabilirler. Bir mülteci kanunu çıkarılmasıyla her şey çözülebilir. Bu insanlar başka yolları deneyip şebekelerin insafına bırakılıp ölmeyecekti. Bu bir insanlık suçudur.” Şu an ölen insanların ölümünün sadece o tekne sahipleri ile açıklanamayacağını belirten Sarısaç, “Bunun en önemli sorumlusu hükümettir. Hükümet bu kanunu çıkarmadığı için insanlar ölüyor. Bu durum bir kaza değil aksine cinayettir. Bu cinayetler Van’da 2002’den beri işleniyor. Mülteciler tekne batması sonucu ya da trafik kazalarında hayatını kaybediyor. Bugün mülteciler çok büyük sıkıntı yaşıyorlar. Ne halde oldukları, nasıl suçlara itildikleri çok vahim ve vicdanları yaralayan bir durum. Hükümet tüm bunlara rağmen adım atmıyor” dedi.

    Reklam

    Kaynak: Evrensel