Kategori: Güncel

Serbest Görüş en son haberler, olaylar ve gelişmeler hakkında güncel bilgiler içermektedir. Sitemiz dünya ve Türkiye’deki önemli olayları anında takip etmenizi sağlayacak içerikler sunar. Güncel haberlerin yanı sıra önemli gelişmeler ve analizlerle, gündemin nabzını tutar.

  • “Diyarbakır’da yoğun bakımlarda yer yok farkında mısınız?”

    “Diyarbakır’da yoğun bakımlarda yer yok farkında mısınız?”

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Diyarbakır Milletvekili Garo Paylan, Diyarbakır’da Covid-19 salgınındaki son durumu Meclis gündemine taşıdı.

    Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın yanıtlaması talebiyle önerge veren Paylan, “Diyarbakır’da yoğun bakım servislerinde yer bulunamadığının farkında mısınız” diye sordu.

    Diyarbakır’da her gün yüzlerce koronavirüs vakası görüldüğünü vurgulayan Paylan, “ Koronavirüs hastalarına, hastanelerde ve yoğun bakım ünitelerinde yer bulunmuyor. Türkiye’de aktif hasta sayısının yüzde 10’u yoğun bakımda tedavi görürken, bu oran Diyarbakır’da ve diğer bölge illerinde yüzde 15’e ulaşmış durumdadır. Diyarbakır’da, koronavirüs salgınının geldiği durum bakımından alarm noktasına gelinmiştir ve son derece ağır bir tablo gözlemleniyor. Gerekli önlemler bir an evvel alınmazsa, vaka ve ölüm oranlarının daha vahim noktalara ulaşmasından endişe ediyoruz” dedi.

    TIKLAYIN-“Diyarbakır’da her gün 300’ün üzerinde vaka saptanıyor”

    Paylan’ın Koca’ya yönelttiği sorular şöyle:

    Diyarbakır’da yoğun bakım servislerinde yer bulunamadığının farkında mısınız?

    Diyarbakır’da her gün yüzlerce yeni vaka çıkarken, Türkiye genelinde nasıl 1000 vaka açıklıyorsunuz?

    Düşük açıkladığınız vaka sayılarının, halkı rehavete sürüklediğinin farkında mısınız?

    Diyarbakır’da devlet hastanelerinin yetersiz kalması nedeniyle, özel hastanelere yatmak zorunda kalan koronavirüs hastalarından yüksek ücretler talep edildiğini biliyor musunuz? (RT)

  • Taksim’de yurttaşla konuştuk: Halk korku, borç ve yoksulluk içinde

    Taksim’de yurttaşla konuştuk: Halk korku, borç ve yoksulluk içinde

    Türk lirası, döviz ve kıymetli madenler karşısında sürekli değer kaybına uğruyor. İstanbul Taksim Meydanı’nda yurttaşlarla TL’deki değer kaybını konuştuk. Yurttaşlar, alım güçlerinin düştüğünü dile getirerek, “Manava, markete gidiyorsun eskiden 300 lira harcayacaksan şimdi 500 lira harcıyorsun. Gittikçe fakirleşiyoruz” dedi.

    Recep Çelebi isimli yurttaş, “Fakir olan yurttaşı daha da fakirleştiriyor. Tedirginiz. Döviz yükseldikçe Türk parasının değeri düşüyor. Bundan 10 yıl önce asgari ücretlinin parası 9-10 altın ediyordu. Şimdi üç tane çeyrek alamaz. Gittikçe fakirleşiyoruz. Ama herkes bunun farkında değil. Orta sınıf fakirleşiyor. Makas açıldı. Bu politikalarla yine 7.30 olmasına bile şükür edelim. Daha da yükselecek. Bir sabah kalktık 14-15 TL olursa, şaşırmayalım” dedi.

    Çelebi, “Bir şey almaya gittiğimizde satıcı ‘pahalı’ diyor ‘niye’ diye sorduğumuzda ‘Döviz yükseldi’ diyorlar” dedi ve şöyle devam etti: “Bizi çok karanlık günler bekliyor. Bakmayın ben böyle oturuyorum içim kan ağlıyor. Toplum olarak uçuruma gidiyoruz, ekonomi olarak hiç iyi değil. Borçla harçla yaşıyoruz. Kredi kartlarına yükleniyoruz. Ondan bundan borç alıyoruz. Kendi kendimizi kandırıyoruz.  Korkuyoruz. Şimdi biz doğru düzgün et yiyemiyoruz, kasaba gittiğimizde korkuyoruz. Ekonomi hiç iyi değil. Bu hükümet bizi bitirdi. Hükümetin kötü yönetiminden dolayı bu artış. Ekonomik kriz yokmuş gibi davranıyorlar ama patlıyor işte. Her şeyi güllük gülistanlık göstermeye çalışıyorlar ama öyle değil işte. Kafamızı kumun altına gömerek bu işin içinden çıkamayız.”

    “AKP’LİYİM AMA EKONOMİDEN MEMNUN DEĞİLİM”

    Bayram Özcan, dövizdeki artışın herkesi etkileyeceğine dikkat çekerek, “Onlarda artış olunca peynire de, zeytine de zam geliyor. Kaygılanıyoruz, ama bizim yapacak bir şeyimiz yok, devlet büyüklerinin düşünmesi lazım. Manava gidiyorsun, markete gidiyorsun eskiden 300 lira harcayacaksan şimdi 500 lira harcıyorsun. Ben AKP’liyim. Devleti yönetecek başka adam yok. Memnun değilim ama seçenek göremiyoruz. Seçim olsa oy kullanacağım parti yok. Mecburiyetten Recep Tayyip Erdoğan’a oy veriyorum. Ama ekonomiden memnun değiliz. Kim bu ekonomik politikalarla memnun kalır ki. Ev kira değil ama geçinmekte çok zorlanıyoruz. Pandemiden dolayı işsiz kaldım. Alım gücünüz düştü. Asgari ücretle olmaz. Asgari ücret vatandaşla alay etmektir. Bu şartlarda asgari ücretin 5 bin olması lazım. Şimdi gençler evlenemiyor. Korkuyorlar, her şey almış başını gitmiş.  Kendilerinin tuzu kuru vatandaşı düşünen yok. Ben 50 yaşındayım, hangi hükümet gelirse gelsin değişmiyor. Hep ceplerini düşünüyorlar. Vatandaş ölmüş mü kalmış mı düşünen yok” dedi.

    54 YAŞINDA HÂLÂ ÇALIŞIYOR

    Mehmet Verim ise şunları söyledi: “Saklıyorlar ama ekonomik kriz var. Pazara gidemiyorsun. Kriz değil de bu nedir? Zaten ekonomik olarak iyiye gitmiyorduk, üstüne pandemi de eklenince. Hiç kimse ekonomi politikalarından memnun olamaz ki bu hükümetin. Ev kirası 1000, 1500 yüz TL. Asgari ücret 2 bin 300 küsur. Adalet mi? 54 yaşındayım hâlâ çalışıyorum. Ev var iyi kötü. Şimdi mümkün değil ev sahibi olamazdım. 10 kişi çalışsa alamaz, ev alamaz.”

    EŞE VAAT: SENİ GEZDİRECEĞİM

    Hüseyin Üşümüş, “Baya bir pahalılık var. 40-50 lira veriyorsun küçük bir peynir alıyorsun. İki gün yiyorsun. Ben emekliyim. Çok zor geçiniyoruz.  Pandemiden önce kendime ufak bir iş edinmiştim. Taksimde turistlerin resimlerini yapıyordum pandemiden dolayı onu da yapamıyorum. Borçlanarak bir şekilde hayatımızı sürdürüyoruz. Bu şekilde her şey kötü. Evime et en son emin olun 2-3 ay önce girdi, hatta hanıma hep söz veriyorum ‘Durumumuz düzelince et alacağım’ diye ama olmuyor. Arabam var, kullanamıyorum. Arabam duruyor, mazot koymam, bakım yapmam lazım. Hanıma vaatte bulunuyorum, ‘Seni gezdireceğim’ diye ama olmuyor. Her şeyi kısarak yaşıyoruz. Bizim sosyal hayatımız çöktü” ifadelerini kullandı. (İstanbul/EVRENSEL)

    Reklam

  • Okulları açıp kapatacaklar: Amaç özel okul patronlarını kurtarmak

    Okulları açıp kapatacaklar: Amaç özel okul patronlarını kurtarmak

    Gazeteci Yurdagül Uygun, koronovirüs tehdidi devam ederken, Milli Eğitim Bakanlığı’nın okulların açılması yönündeki ısrarını, özel okulları kurtarmak olarak yorumladı.

    Gerçek Gündem’deki yazısında okulların açıldıktan kısa süre sonra kapatılacağını iddia eden Uygun, halkın sağlığının hiçe sayılacağına dikkat çekti.

    Uygun yazısında şu görüşlere yer verdi:

    Bir süredir yatay bir seyir izledikten sonra yükselişe geçen vaka sayılarının ardından herkes okulların açılıp açılmayacağını merak ediyor. Okullar açılacak emin olun. Ancak bir süre sonra yeniden eğitime ara verilmesi çok yüksek ihtimal.

    Bu kadar net yazmanın sebebi, geleceği öngören özel güçlerim olduğundan da değil. Nedeni gayet net; kapitalizm. Çok basit bir tabirle çarkların dönmesi gerekiyor.

    Dönüp geriye bakmak yeterli; İşçi sınıfı pandemide çalışmaya devam etmedi mi? Turizmciler para kazansın diye sınav tarihleri bile değiştirilmedi mi? 1 Haziran’da jet hızıyla normalleşmedik mi? Pozitif vakaların olduğu işletmelerde üretim devam etmedi mi?

    Milli Eğitim Bakanlığı da herhangi bir bilimsel veriye dayanmaksızın 31 Ağustos tarihi aylar öncesinden belirlemedi mi? Tüm bunlara baktığımızda okulların açılacağını, gerekli kayıt ve tahsilat işlemleri yapıldıktan sonra da eğitime ara verileceğini düşünmek gayet gerçekçi bir durum.

    Bu arada okulların açılmasıyla ilgili tartışmalar büyürken, Eğitim-Sen ‘Pandemi Koşullarında Eğitim’ adlı araştırmasını yayınlandı. Buna göre, eğitim emekçilerinin yüzde 96.4’ü, Covid-19 salgını sürerken eğitim öğretimin başlatılması halinde, kendisi ve ailesinin sağlığının tehdit altında olacağını düşünüyor. Eğitimciler ayrıca kalabalık sınıf sorunu, okullardaki fiziki altyapı ve donanım eksiklikleri sürerken fiziki mesafe ve diğer tedbirlerin hayata geçirilmesinin mümkün olmadığını ifade ediyor. Ankete katılan eğitimcilerin tamamına yakını da pandemi döneminde eğitime ayrılan bütçenin ve okulların ihtiyacı olan ödeneklerin arttırılması gerektiğini söylüyor.

    Ve bu düşünce ve taleplerin tamamı insanca… Yani Türkiye Özel Okullar Derneği Başkanı Sayın Nurullah Dal’ın ifade ettiği gibi rahata alışmaktan öte bir durum. Öğretmenlerin kendileri ve ailelerinin sağlıklarından endişe etmeleri kadar daha insanca bir durum olamaz.

    Öte yandan, kamuda çalışan öğretmenin iş yükü ile özel okulda çalışan öğretmenin iş yükü karşılaştırılamaz bile. Ve evet, kamuda çalışan öğretmenlerin büyük bir kesimi online ders vermedi belki. Ancak bunun üzerinden emekçilerin kazanılmış hakları tartışılamaz. Durumun böyle olmasının nedeni öğretmende değil, ülkedeki eğitim sistemindedir.

    Siz ki sınav merkezli bir eğitim sistemi oturtur, milyonlarca işsiz yaratırsanız, sadece bir ömür boyu tutkuyla öğretmenlik yapmayı isteyen, idealist, bu mesleği isteyen, seven insanların eğitim fakültesini seçmesini sağlayamazsınız.

    Dünya bambaşka bir çağa doğru hızla ilerlerken siz hala 40 yıl önceki öğretmenlik eğitimini fakültelerde vermeye devam ederseniz, öğretmenleri, kadrolu, sözleşmeli, ücretli diye ayırıp, bölerseniz, öğretmenlerde moral ve motivasyon bırakmazsınız.

    Okul bahçelerinde namaz kıldırıp, öğretmenleri başına görevli olarak dikerseniz, mesleğin itibarını yerle bir ederseniz, öğretmenlere din görevlilerinin altında bir değer verirseniz, isterseniz en idealist öğretmen olsun ya da en yüksek parayı alan olsun, hiçbirinde bu mesleği yapacak istek bırakmazsınız.

    Sayın Dal’ın sözleri anladığım kadarıyla, örgütlü olan öğretmenlere. Çünkü özel okullarda ne yazık ki öğretmenler haklarını arayacak kadar örgütlü değiller. Ancak umut verici bir gelişme var; Bir çok işkolunda çalışmalar yürüten ‘Patronların Ensesindeyiz’ oluşumunun içinde kurulan ‘Özel Okul Öğretmen Dayanışma Ağı’. Özellikle Doğa Koleji’nde yaşananlarla birlikte özel okul öğretmenlerinin hak arama mücadelesi için burada biraya gelen öğretmenler umarız ki dernek ya da sendika kurarak seslerini daha fazla yükseltebilirler. Burada sesini yükseltenlerin sözleşmelerinin yenilenmediğini, büyük bedeller ödediklerini de unutmayalım.

    Meslekte en büyük hak kaybına uğrayan, yıllık sözleşmelerle kıdem tazminatı hakkı bile olmayan, haftanın altı günü çalıştırılan, velilerin mobingine uğrayan özel okul öğretmenleri pandemide tüm özel sektörde olduğu gibi mesai saati kavramı olmaksızın çalıştırılarak, üstüne yeni sözleşmelerle karşı karşıya bırakıldı.

    Bazı okullar, bu yıl yapılan sözleşmelere olası bir salgın durumu, sektörel kriz gibi gerekçelerle ücretlerin geciktirilmesi, gerekirse de fesh edilmesi şeklinde maddeler koydu. Yani sadece bir yılla sınırlı olan iş güvenceleri böylece tümden ortadan kalktı. Kaldı ki halihazırda pandemi nedeniyle maaşını alamayan özel okul öğretmenleri bulunuyor. Bunun yanında yine bu dönemde norm fazlası gerekçe gösterilerek sözleşmesi yenilenmeyen öğretmenler var.

    Tüm bunlara baktığımızda öğretmenler mi rahat, patronlar mı? Devlet kimi koruyor? Vatandaşı mı, işvereni mi? İktidar kimden iban istedi? Kime destek oldu? İşçiye mi, işverene mi? Bunun adı kapitalizmdir. Ve kapitalizmde aslolan insan değil, paradır, sermayedir. İşte bu yüzden karşıyız kapitalizme…

    Yazının kaynağına buradan ulaşabilirsiniz

  • “Diyarbakır’da her gün 300’ün üzerinde vaka saptanıyor”

    “Diyarbakır’da her gün 300’ün üzerinde vaka saptanıyor”

    Diyarbakır Sağlık Platformu, son 1 hafta içerisinde her gün ortalama 300’ün üzerinde pozitif covid-19 vakasının saptandığını açıkladı.

    Diyarbakır Tabip Odası ve Sağlık Emekçileri Diyarbakır Şubesi’nin de içinde yer aldığı Diyarbakır Sağlık Platformu, üç gün önce sadece Silvan ilçesinin bir mahallesinde Covid-19 nedeniyle hayatını kaybedenlerin sayısının 10’u geçtiğini belirtti.

    “Salgın devam ederken bireysel önlemler yetmez; bir kez daha yetkilileri gerekli önlemleri almaya davet ediyoruz” denilen açıklama özetle şöyle:

    “Güneydoğu Anadolu bölgesi zirveye oturdu”

    “Salgının başlangıcında alınan önlemler Dünyada kademeli olarak kaldırılırken, Türkiye’de çok hızlı bir şekilde girilen normalleşme sürecinin sonuçları ile karşı karşıyayız. Sağlık emekçileri olarak gerçeği yansıtmadığını çok iyi bildiğimiz resmi istatistiklerin, salgının ilimizde olduğu gibi Bölge’nin diğer illerinde de çok hızlı ilerlediği gerçeğini gizleyemiyor. Sağlık Bakanlığı tarafından paylaşılan aylık, haftalık ve günlük raporları ve twitter paylaşımları da Bölge illerinde durumun ne kadar kötü olduğunu gösteriyor aslında.

    “Resmi istatistiklerde Haziran ayı ortalarından sonra en çok vaka artışının Bölge illerinde olduğunu göstermektedir. Hıza çevrilmiş istatistiklerde Güneydoğu Anadolu bölgesi zirveye oturmuştur. 20-27 Temmuz itibarıyla yeni vaka insidansı (görülme sıklığı) Güneydoğu Anadolu bölgesinde yüz binde 16,6 olup Türkiye ortalamasının (yüz binde 8.0) iki katından fazladır.”

    “600 üzerinde hasta yatarak tedavi görüyor”

    “İlimiz hastanelerinde halen 600 üzerinde hasta hastanelerde yatarak, 100 e yakın hasta YBÜ (yoğun bakım ünitesi) tedavi görmektedir. Ulaşabildiğimiz kadarıyla İlimizde son 1 hafta içerisinde her gün ortalama 300 ün üzerinde PCR testi pozitif hasta saptanmaktadır. Bu rakam sağlık bakanlığının açıkladığı verilere göre Türkiye genelinde pozitif olduğu ifade edilen tüm hastaların 1/3’ünü oluşturmaktadır.

    “İlimizde salgından kaynaklı vaka sayısı son günlerde olağanüstü artış göstermiştir. Yaklaşan bayram ziyaretleri, yaratılan başarı algısının yol açtığı ‘aşırı normalleşme’, okulların açılacak olması, influenza sezonunun başlayacak olması, sağlık çalışanlarının yorgunluğu gibi faktörlerin hasta sayısını daha da arttıracağını öngörmekteyiz.”

    “YBÜ yatan Türkiye’de ortalama %10, ilimizde %15”

    “Dünyada aktif hastalarda YBÜ yatan hasta sayısı %1,5, Türkiye’de ortalama %10 iken ilimizde bu sayı %15 in üzerindedir. Vaka sayısındaki artışın bu hızla devam etmesi durumunda istenmeyen sonuçlara yol açabilecek, şu anda tam kapasite çalışan, Kamudaki YBÜ’de yer bulunmayan ilin sağlık alt yapısının daha fazla zorlanmasına neden olacak ve daha fazla kişinin yaşamını yitirmesine neden oalcaktır.

    “296’ın üzerinde sağlık çalışanının Covid testi pozitif çıktı”

    “İlimizdeki vaka artışlarıyla birlikte enfekte sağlık çalışanı sayısında da hızlı bir artış mevcuttur. Tespit edebildiğimiz kadar en az 296’ın üzerinde sağlık çalışanının Covid testi pozitif olarak raporlanmıştır. Hastalığın özellikle bölgede ve ilimizdeki yayılma hızına bakıldığında önümüzdeki haftaların çok kritik öneme sahip olduğunu öngörmekteyiz. Hasta sayısının hızla artabileceğini, sağlık sisteminin taşıyamayacağı çok sayıda başvuruların olabileceğini ve sağlık çalışanlarının ciddi risk altında olduğunu ön görmekteyiz. Dolayısıyla planlamaların ivedilikle yapılması, gerekli önlemlerin bir an önce alınması yaşamsal önemdedir.”

  • Maske takmaya karşı çıkanlar kim, gerekçeleri ne?

    Maske takmaya karşı çıkanlar kim, gerekçeleri ne?

    Almanya’da koronavirüs önlemlerini ve maske takma zorunluluğuna karşı çıkan yaklaşık 17 bin kişi başkent Berlin sokaklarında protesto yürüyüşü düzenledi.

    Salgının ilk başladığı günlerde maske takmayı “tavsiye” düzeyinde tutan birçok Avrupa ülkesi artık tüm kapalı alanlarda zorunlu hale getirdi.

    Başta ABD, Almanya, Kanada ve İngiltere’de olmak üzere birçok batı ülkesinde maske karşıtı eylemler düzenleniyor. Özgürlüklerinin kısıtlandığını ve salgının abartılarak korku salındığını savunan bu kişiler kim, neden maske ve Covid-19 önlemlerine karşı çıkıyorlar?

    Çok farklı siyasi ve sosyolojik gruptan insanlar var

    Almanya’daki protestolarda aşırı sağcı gruplar öne çıksa da, liberaller, anayasa savunucuları, aşı karşıtı çevreciler, anarşist eğilimli Black Bloc grupları gibi birbirinden çok insanların olması dikkat çekiyor.

    Deutsche Welle’den gazeteci Benjamin Alvarez’e göre, göstericilerde “ortak bir nokta bulmak neredeyse imkansız”. Siyasi ve sosyolojik olarak büyük bir karışım olan bu protestolara ülkenin her yerinden insanlar katılıyor.

    Örneğin geçtiğimiz nisan ayında Berlin’de düzenlenen ilk karantina karşıtı eylemleri ‘antikapitalist’ entelektüeller tarafından başlatılmıştı. Şimdiyse daha bu eylemlerde daha çok popülist ve aşırı sağcı grupların öne çıktığı gözlemleniyor.

    ABD’de en çok Trump destekçileri maskeye karşı çıkıyor

    ABD’de ise düşünce kuruluşu Pew Research Center’in anketine göre maske karşıtı grupların büyük bir çoğunluğu Cumhuriyetçi parti seçmeni ve Trump destekçisi.

    Amerika ve Avrupa’da karantina ve maske gibi önlemlere karşı çıkanlar bireysel özgürlükler argümanını kullanıyor.

    Yetkililer ve bilim insanlarının çelişkili açıklamaları maske karşıtlarını güçlendirdi

    Bazı maske karşıtları, maskenin sadece hasta olanlar için gerekli olduğunu düşünerek sağlıklı kişilerin maske takmasına ihtiyacı olmadığını savunuyor. Fakat ilk başlarda bu tezi savunan birçok ülke vardı.

    Örneğin Fransız sağlık bakanlığı ilk başlarda, maskenin sadece Covid-19 hastaları için gerekli olduğunu savunarak üretime el koyarak halka maske almasına müsaade etmedi. Fransa’da salgının ilk haftalarında maske stoku yetersiz olduğu için hükümet maskeleri sadece sağlık çalışanlarına ulaştırdı.

    Fakat daha sonra Fransız yetkililer maskenin herkes için faydalı olduğunu belirterek maskeyi kapalı alanlarda zorunlu hale getirdi.

    Yetkililer hiç hastalık belirtileri göstermeyen Covid-19 hastaları olduğunu ve bazı hastaların karantina süreçlerine dikkat etmediğinin altını çizerek maske takma zorunluluğunun getirildiğini ileri sürdü.

    Aynı zamanda ülkede çok sayıda maskenin üreticilerin ellerinde kaldığı haberleri çıkmasıyla birçok kişi hükümetin bu yüzden maske kuralını getirdiğini savunuyor.

    Diğer taraftan da bazı bilim insanları ve doktorların maskenin virüs karşısında pek fayda sağlamadığını ileri sürmesi, maske karşıtı tezleri güçlendiriyor.

    Hatta Fransa’nın Korsika adasında bir doktorun maske takmak istemeyenlere e-posta ile sahte raporlar gönderdiği ortaya çıktı.

    Koronavirüsten korunmak için başka ne yapmalı?

    Koronavirüsten korunmak için uzmanların hemfikir olduğu en geçerli yöntem, elleri sabun ve suyla yıkamak. Eğer sabun ve suya ulaşılamıyorsa, alkol bazlı bir el temizleme jeli de işe yarayabilir.

    Dünya Sağlık Örgütü, Covid-19’dan korunmak için birtakım tavsiyelerde bulunuyor. Bunlardan bazıları şöyle:

    • Sosyal mesafe oluşturulması -özel hastaneler ve karantina merkezleri kurmak gibi,
    • Sağlık stratejilerinin etkinliğinin yakından izlenmesi,
    • Halka semptomları tespit edici ve bulaşma riskini azaltıcı araçlar verilmesi,
    • Yoğun kaynak kontrolü – hastaları izole etme, temas takibi, sağlık kontrolü, hastalığın önlenmesi ve kontrolü için tesisler oluşturma, sürekli aktif izleme ve sınırlama faaliyetleri gibi,
    • Ülkelerde dirençlilik için hazırlık yapılması.
  • Urfa’da günlük 350 vaka: Hastanelerde yer yok

    Urfa’da günlük 350 vaka: Hastanelerde yer yok

    Urfa’da koronavirüs (Kovid-19) vakaları katlanarak artarken, kentte yoğun bakım üniteleri ve hastanelerde yatak sorunu baş göstermeye başladı. Salgın verilerini açıklamayı durduran İl Hıfzıssıhha Kurulu sessizliğini koruyor. Urfa Tabip Odası Başkanı Osman Yüksekyayla, kentte artan vaka sayısı ve alınması gereken tedbirlere ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

    HAZİRAN’IN FATURASI TEMMUZ’DA KESİLDİ

    Urfa’da Kovid-19 salgın sürecini 2 döneme ayıran Yüksekyayla, ilk dönemin salgının başlaması sonrası Haziran’a kadar olan süreç olduğunu, bu süreçte tedbirlerin sıkı olmasından dolayı vaka sayısının az olduğunu, yine hastanelerde yoğun bakım ve yer sıkıntısı gibi sorunların yaşanmadığını söyledi. Yüksekyayla, ilk süreçte sağlık çalışanları açısından koruyucu ekipman sıkıntısı yaşansa da bunun kısmi olarak giderildiğini ifade etti. Yüksekyayla, ikinci dönemin ise 1 Haziran sonrası başlayan normalleşme sürecini olduğunu belirtti. Kamuoyunda salgının bittiği algısı oluştuğunu söyleyen Yüksekyayla, “Bu durumun faturası ise Temmuz ayında artan vaka sayılar ile kaşımıza çıktı” dedi.

    GÜNLÜK 300-350 VAKA 

    Kentte Kovid-19 salgınına ilişkin verilerin paylaşılmadığını, İl Hıfzıssıhha Kurulu’nun açıkladığı karantina verileri üzerinden kentte günlük olarak 300 ile 350 civarında pozitif vakanın tespit edildiğine dikkat çeken Yüksekyayla, artan vaka sayılarının hastanelerde iş yükünün artmasına da neden olduğunu kaydetti. Salgına yakalanmayan diğer yurttaşlarında hastane hizmeti almadığı için Aile Sağlık Merkezleri’nde ciddi bir başvuru sayısı olduğuna değinen Yüksekyayla, artan vakalardan kaynaklı yatak ve yoğun bakım ünitelerinin tamamen dolmaya başladığını söyledi.

    Yüksekyayla, “Bu şekilde devam ederse çok daha ciddi sıkıntılar ile karşı karşıya kalabiliriz. Verilerin açıklanması, insanları olayı ciddiye almasında katkı sağlayabilir. Bu şekilde insanlar Kovid-19’un bitmediğinin farkına varabilir. Pandemi artık eskisi kadar gündemde değil. Buda toplumda salgının bitti algısı yaratıyor” uyarısında bulundu.

    “HENÜZ GEÇ DEĞİL”

    Salgınla birlikte tüm sağlık kurumlarının, sağlık meslek örgütlerinin ve odalarında dâhil olduğu bir toplantının düzenlenmesi çağrısında bulunduklarını söyleyen Yüksekyayla, ancak bu taleplerinin dikkate alınmadığını söyledi. “Urfa için henüz geç değil” diyen Yüksekyayla, bir toplantının düzenlenmesi gerektiğini, salgına karşı bir yol haritasının oluşturulabileceğini ve artık bu toplantının bir zorunluluk olduğunun altını çizdi. Okulların açılmasıyla grip sürecinin başlayacağını dile getiren Yüksekyayla, şimdiden tedbirlerin alınması gerektiğini vurguladı.

    Urfa’da atıl durumda olan hastanelere işaret eden Yüksekyayla, kentte yoğun bakım ve yer sıkıntısı yaşanırken söz konusu hastanelerin atıl durumda olmasını eleştirdi. “Başından beri bu sürecin kimsenin başarılı ya da başarısızlığını ölçecek bir süreç olmadığını söyledik” diyen Yüksekyayla, şunları söyledi: “Bu sürece bizde dâhil edilip, en az zarar ile atlatabilirdik. Ama biz bu sürecin dışında tutulduk. Son olarak bir kez daha yeniliyoruz. Acil sağlık kurumları ve sağlık meslek örgütlerinin de davet edildiği bir toplantı düzenlenmeli ve ne yapılır noktasında kararlar alınmalıdır.” (Urfa/MA)

  • Hollanda, Türkiye’den dönenler için zorunlu karantinayı kaldırdı

    Hollanda, Türkiye’den dönenler için zorunlu karantinayı kaldırdı

    Hollanda hükumeti, Türkiye’nin de aralarında bulunduğu “riskli ülkelerden” dönen kişiler için uygulanan 14 günlük karantina zorunluluğuna son verdi. Bunun yerine, “turuncu” ya da “kırmızı” listedeki ülkelerden dönenlerin belirli bir süre evde kalması istenecek.

    Hollanda Sağlık Bakanı Hugo de Jonge, parlamentoya gönderdiği mektupta, riskli ülkelerden dönenlerden gelen şikayetler üzerine, zorunlu karantina uygulamasının kaldırıldığını bildirdi.

    Hollandalı bakan, zorunlu karantina için yasal dayanak bulunmadığını belirterek, Avrupa’da son günlerde turuncu ya da kırmızı bölge sayısının giderek artması nedeniyle böyle bir karar alındığını açıkladı.

    Hollanda, “kesinlikle seyahat edilmemesi gereken” bölgeleri simgeleyen kırmızı liste ile “zorunlu haller dışında gidilmemesi gereken” bölgeleri kapsayan turuncu listedeki ülkelerden dönenleri, 14 gün zorunlu karantinaya tabi tutuyordu.

    Turuncu listede bulunan Türkiye’den Hollanda’ya dönenler de, zorunlu karantina kapsamındaydı. Ancak, artık bu zorunluluk hükümetin kararıyla ortadan kalkmış oldu.

    Hollanda hükumeti, riskli bölgelerden kara, deniz ya da hava yoluyla ülkeye dönen herkesin, belirli bir süre evde kalması ve mümkün oldukça kalabalık ortamlardan uzak durması için bir kampanya başlatacak.

    Salgının daha geniş bir alana yayılmasını önlemek amacıyla, riskli bölgelerden dönenlerin bir süre evden calışması ya da eğitimine evden devam etmesi sağlanacak.

    Hükümet, işverenlerden bu konuda anlayışlı olmalarını isteyecek. Okullar da, bu durumdaki kişiler için uzaktan eğitim konusunda düzenlemeler yapacak.

    Nasıl kontrol edileceği araştırılıyor

    Sağlık Bakanlığı ve ilgili kuruluşlar, riskli bölgelerden dönenlerin evde kalıp kalmadığını belirlemek için, telefon konuşması gibi rastgele kontrollerin nasıl yapılacağını araştırıyor. Resmi otoriteler, bu konuda halkı bilinçlendirerek, onları sağduyulu davranmaya teşvik edecek.

    Hollanda Televizyonu’na göre, halk sağlığı için tehlike yarattığından emin olunmadan, insanları zorunlu olarak 2 hafta boyunca eve kapatmak, yasal olarak mümkün değil.

    Bu nedenle, hükümet olanakları kolaylaştırarak, insanların kendi sorumluluğunu alarak, gönüllü olarak evde kalmasını sağlamaya çalışacak.

    Riskli bölgelerden dönenlere zorunlu korona testi de yapılmayacak. Dönüşte isteyenler, gönüllü test yaptırabilecek.

  • Dünyada vaka sayısı 17 milyonu geçti

    Dünyada vaka sayısı 17 milyonu geçti

    Dünyanın ilk olarak 31 Aralık 2019’da haberdar olduğu yeni tip koronavirüs (Covid-19) ve ardından hızla yayılan salgınla ilgili son rakamlara göre enfekte kişi sayısı 17 milyon 53 bin 161. Ölü sayısı bugün itibariyle 666 bin453. 

      • Türkiye’de ise açıklanan son rakamlara göre,Covid-19 nedeniyle ölen kişi sayısı ise 5 bin 659’a ulaştı.

    ABD hala en çok etkilenen ülke

    “Worldometer” internet sitesine göre, salgından en fazla etkilenen ülke olan ABD’de vaka sayısı 4 milyon 526 bine, can kaybı 152 bin 929’a çıktı. Ülkede iyileşenlerin sayısı 2 milyon 212 bini geçti.

    ABD’de Kovid-19 vakalarındaki artış nedeniyle ”kırmızı bölge” ilan edilen ve sayıları 21’e çıkan eyaletlerden, salgınla mücadele kapsamında kısıtlamaları artırmaları istendi.

    Amerikan Basketbol Ligi’nde (NBA) yeniden başlayacak sezon için kampta bulunan oyunculara 9 gündür yapılan Covid-19 testlerinin sonuçları negatif çıktı.

    Latin Amerika’da merkez üssü Brezilya

    Latin Amerika’da salgının merkez üssü olarak nitelendirilen Brezilya’da vaka sayısı 2 milyon 498 bine, can kaybı 88 bin 792’ye çıktı. Ülkede 1 milyon 721 bin 560 kişi iyileşti.

    Hindistan’da son 24 saatte vaka sayısı 52 bin 164 artarak 1 milyon 584 bin 299’a ulaştı, bugüne kadar 35 kişi yaşamını yitirdi. Ülkede 1 milyon 21 bin 611 kişi iyileşti.

    Rusya’da vaka sayısı 828 bin 990’a yükselirken, can kaybı 169 artarak 13 bin 673 olarak kayıtlara geçti. Ülkede 620 bin 333 kişi iyileşti.

    İspanya’da ise vaka sayısı 2 bin 31 artarak 329 bin 721’e, can kaybı 5 artarak 28 bin 441’e ulaştı.

    Karantina sonrası Kabe’de tavaf

      • Mekke’de Covid-19 salgını nedeniyle alınan istisnai önlemlerin gölgesinde ilk tavaflarını yaptı.
      • İngiltere’de ise vaka sayısı 301 bin 455’e ulaştı, 45 bin 961 kişi öldü.
      • İran’da vaka sayısı 298 bin 909’a, can kaybı 16 bin 343’e çıktı, 259 bin 116 kişi de sağlığına kavuştu.
      • İtalya’da can kaybı 6 artarak 35 bin 129’a, toplam vaka sayısı 246 bin 776’ya, iyileşenlerin sayısı 199 bin 31’e ulaştı.
      • Fransa’da ise can kaybı 15 artarak 30 bin 238’e çıkarken, vaka sayısı 185 bin 196, iyileşen sayısı da 81 bin 311 oldu. Fransa Sağlık Bakanı Olivier Veran, ülkede Covid-19 salgınında ikinci dalganın söz konusu olmadığını ancak tedbirlere uyulmaya devam edilmesi gerektiğini belirtti.
      • Bosna Hersek Federasyonu Gaziler Bakanı Salko Bukvarevic, Covid-19 nedeniyle yaşamını yitirdi.
      • Özbekistan Maliye Bakan Yardımcısı Yarkın Yursunov’un Covid-19 nedeniyle hayatını kaybettiği belirtildi.
      • Kenya’da Covid-19 salgını nedeniyle duruşmalara 2 hafta süreyle ara verildi.
  • Erdoğan ve AKP’nin oyları erimeye devam ediyor

    Erdoğan ve AKP’nin oyları erimeye devam ediyor

    Avrasya Araştırma Şirketi Başkanı Kemal Özkiraz, Gökhan Özbek’in YouTube kanalındaki programda yaptıkları araştırmanın sonuçlarını paylaştı.

    “Araştırmaya göre, “Erdoğan Cumhurbaşkanı adayı olursa oy veririm” diyenlerin oranı 38,9, “Vermem” diyenlerin oranı ise 46,8. AKP’ye oy vereceğini söyleyenlerin oranı ise geçen aya göre azalarak yüzde 35’e geriledi.

    Araştırmaya katılan yurttaşlar, Ayasofya’nın cami olarak açılmasının siyasi tercihlerini etkilemediğini belirtti.

    Araştırmanın sonuçlarına göre yurttaşlar Türkiye’nin en büyük sorunu olarak ekonomi ve işsizliğe işaret etti.

    Katılımcılar, “Hükümeti genel olarak başarılı buluyor musunuz?” sorusuna yüzde 41’i, “Hayır, başarısız” yanıtını verdi.

    Anket

    “Bugün Seçim olursa hangi partiye oy verirsiniz” sorusunu yanıtlayan katılımcıların yüzde 35’i AKP, yüzde 28,4’ü CHP, yüzde 12,4’ü İYİ Parti, yüzde 11, 7’si HDP, yüzde 7,4’ü MHP dedi.

    Yeni partilerden DEVA’ya oy veririm diyenlerin sayısı 2,2, Davurtoğlu’nun Gelecek Partisi’ne oy veririm diyenler ise 2,3 oldu.

    Anket1

    Haberin kaynağına buradan ulaşabilirsiniz

  • Avrupa Komisyonu, Fransız Sanofi ile anlaştı; 300 milyon doz Covid-19 aşısı alacak

    Avrupa Komisyonu, Fransız Sanofi ile anlaştı; 300 milyon doz Covid-19 aşısı alacak

    Avrupa Komisyonu, Fransız ilaç devi Sanofi ile geliştirecekleri olası bir Covid-19 aşısı için 300 milyon dozluk tedarik anlaşması yaptığını duyurdu. Anlaşma, diğer tüm AB ülkeleri için de aşı satın alma seçeneği sunacak.

    Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı açıklamada anlaşmayı, “Bugün, Avrupalıların gelecekteki bir koronavirüs aşısına erişiminin sağlanması için Sanofi ile önemli bir adım attık” sözleriyle duyurdu.

    Leyen ayrıca açıklamasında, “Bugün hangi aşının işe yarayacağını bilmesek de, Avrupa, çeşitli teknolojilere dayanan çeşitlendirilmiş bir gelecek vaat eden aşı portföyüne yatırım yapıyor” dedi.

    Mayıs ayında Fransız ilaç devi Sanofi’nin Covid-19 aşısı bulununca ilk olarak ABD’nin bundan faydalanacağını açıklamasın ardından Avrupa Birliği yetkililerinden tepki gelmiş, Avrupa Komisyonu, Covid-19 aşısına ‘herkesin eşit bir şekilde erişebilmesi gerektiğini’ duyurmuştu.

    İngiltere de tedarik anlaşması yapanlardan

    Öte yandan geçtiğimiz gün de İngiltere, Sanofi ve GlaxoSmithKline tarafından geliştirilecek olası bir COVID-19 aşısı için 60 milyon dozluk anlaşması yaptı.

    Böylelikle AB ve ABD aşı çalışmaları henüz tamamlanmamış olsa bile yaptıkları anlaşmalarla tedarikte öncelik kazanmış oldu.