Üç sene önce yapılan genel kurulda geçerli 420 oydan 419’unu alarak ikinci kez Türkiye Barolar Birliği (TBB) Başkanı seçilen Metin Feyzioğlu, bugün Ankara’ya girmelerine izin verilmeyen 50 baro başkanı tarafından sırt çevrilerek protesto edildi.
Bu tepki sonrası baro başkanlarının yanından ayrılan TBB Başkanı, iki gündür de İstanbul Barosu önünde toplanan yüzlerce avukat tarafından istifaya davet ediliyor.
Aslında Türkiye Barolar Birliği Başkanı ve yönetim kuruluyla geçen Eylül ayından bu yana birçok baronun arası açık.
Zira Türkiye’deki toplam avukat sayısının yüzde 75’inden fazlasını temsil eden Ankara, Adana, Antalya, Aydın, Bursa, Diyarbakır, İstanbul, İzmir, Mersin, Şanlıurfa, Tunceli ve Van barolarının ‘’seçimli olağanüstü genel kurul’’ talebi TBB yönetimi kurulunca yaklaşık 10 ay önce reddedildi.
Ancak bardağı taşıran, Avukatlık Yasası’ndaki değişikliği protesto eden avukatlar Ankara’ya alınmazken TBB Başkanı’nın bazı baro başkanlarıyla birlikte Anıtkabir’e çıkması oldu. Anıtkabir ziyaret fotoğrafların yayınlanması sonrası kendisiyle birlikte olan baro başkanlarından da tepki gören Metin Feyzioğlu, 27 saat sonra gittiği baro başkanlarının yanında da kabul görmedi.
Durakoğlu: ‘‘50 baro başkanı ona arkasını döndü, yerinde olsam istifa ederim’’
Türkiye Barolar Birliği seçimleri dört yılda bir yapılıyor. Peki bu tabloda TBB Başkanı ile barolar arasında buzları eritmek mümkün olur ve 2021 yılının Mayıs ayına kadar bu süreç devam edebilir mi?
Ankara’dan dönüşünde ayağının tozuyla İstiklal Caddesi’ndeki baro önündeki eyleme katılan İstanbul Barosu Başkanı Mehmet Durakoğlu’ya göre, Feyzioğlu ile uzlaşma sağlamak bu saatten sonra mümkün değil.
VOA Türkçe’ye açıklamalarda bulunan Durakoğlu, ‘‘Önümüzdeki Mayıs’a gelindiğinde genel kurullarımızı yapacağız. Belki de tablo değişecek ama kişisel olarak söylüyorum. Çok iyi biliyorum ki böyle bir uzlaşma söz konusu olmaz. Metin Feyzioğlu’nun ekseni kaydı. AKP’nin yanında onunla işbirliği yapan onunla aynı dili kullanan baro başkanlığı görevini yerine getirmeyen o dili tutumu nedeniyle böyle bir konumda. Bizi temsil eden bizim adımıza müzakereye gidecek birisi olarak görmüyoruz artık. Metin Feyzioğlu, AKP neyse onun yanındadır. Bizim karşı çıktığımız metnin katibidir yazıcısıdır ortağıdır. Bizim ortaklaşmamız mümkün değil. ‘Ben oraya geleceğim’ dediğinde 50 baro arkasını döndü içeri almadılar. Ben böyle bir şeye maruz kalsam ertesi gün istifamı veririm. Onurumu kurtarmak için bunu yaparım’’ dedi.
İstanbul Barosu avukatlarında Feyizoğlu’na karşı güvensizlik yaygın
Dün olduğu gibi bugün de İstanbul Barosu önünde ‘’Feyzioğlu istifa’’ sloganları atıldı. Eyleme katılan avukatlardan Birsen Baş Topaloğlu, ‘‘Feyzioğlu’na güvenmiyoruz. Bu yasa hakkında gerekli girişimleri yapmadı. Genel kurul istedik onu yerine getirmedi. Bu yasanın görüşülmesi için genel kurul yapması lazım, delegeleri baro başkanlarını toplaması lazım. Bizlerin fikrine değer vermeden kendi fikrine göre bunu geliştiriyor’’ derken, bir başka avukat Gizem Konak
‘‘Ankara’da baro başkanları terörist olarak nitelendirildi. Birlik başkanının avukatlara sahip çıkmadığını düşünüyorum’’ şeklinde görüş beyan etti.
Gazeteci davaları ve insan hakları davalarını yakından takip eden Efkan Bolaç da avukatlarla TBB Başkanı’nın köprüleri attığı iddiasında.
Bolaç, ‘‘Metin Feyzioğlu ile baroların avukatlarının arası açılmadı. Feyzioğlu, avukatlar ve barolar için yok hükmündedir. Metin Feyzioğlu hukuksuz bir karara imza atmış; 12 baronun olağanüstü genel kurul yapılma kararını reddederek ‘ben yaptım oldu’ rejimine geçmiştir’’ diye konuştu.
Ankara eyleminde en az 60 baronun TBB Başkanı’na güvenini yitirdiğinin anlaşıldığını söyleyen Avukat Hale Akgün ise Ekim ayındaki baro seçimlerinin Corona virüsü salgını nedeniyle belirsizlik içerdiğine dikkat çekti.
Durakoğlu: ‘‘Tasarı rafa kalkmadı, biz bunu yemeyeceğiz’’
Türkiye’de çok ses getiren baro başkanları eyleminden sonra Avukatlık Yasası’ndaki değişikliklerin rafa kalkması ihtimal dahilinde mi?
İstanbul Barosu Başkanı, böyle bir ihtimalin şu anda olmadığını söylüyor.
Durakoğlu, ‘‘Adalet Bakanı ‘hazırlık yok’ dese de tasarı rafa kalkmadı. AKP Grup Başkan Vekili Naci Bostancı teklifin hazır olduğunu söyledi. Cahit Özkan, uzun uzun teklifin ne olduğunu anlattı. Özlem Zengin arkadaşlarımızı topladı. Bizi oyalayacaklar ve biz bir sabah komisyonda, ertesi gün genel kurulda göreceğiz. Biz bunu yemeyeceğiz’’ dedi.
Bolaç: ‘‘Avukatlar ve barolar demokrasi rejiminin bekçilerindendir’’
Efkan Bolaç ise hiçbir güçlü iktidarın ezber bozan sesler çıkaran avukatları sevmediğini vurguluyor.
Avukat Bolaç, ‘‘Zamanında Napolyon ‘avukatların dillerini kesmek lazım’ diye bir söz söylemiş aslında. Bütün iktidarların en çok istediği şey de odur. Avukatların hak, hukuk, adalet arayışında olmamalarını talep ediyorlar. Buna bugünkü AKP iktidarı da dahil. Onlar da iktidara gelirken vesayetleri yıkacağını söylüyorlardı. Vesayet rejimi değil demokratik rejim iddiasında bulunuyorlardı. Balkon konuşmasında o dönem başbakan olan Erdoğan, şeffaflaşma vurgusuyla ‘yakın ışıkları’ dedi ama geldiğimiz noktada insanlar telefonda birbiriyle konuşurken, şaka yaparken korkar hale geldiler. Böyle bir istibdat rejiminde avukatları da susturmaya çalışıyorlar. Avukatlık Kanunu’nun 75’inci ve 95’inci maddesi açıktır. Avukatlar ve barolar, insan haklarıyla ilgili eylemlerde bulunabilirler. Hukukun üstünlüğü için gerekli işlemler yapabilirler. Demokrasi rejiminin bekçilerinden biri de barolar avukatlardır’’ diye konuştu.
Yunanistan Dışişleri Bakanı Nikos Dendias Türkiye’yi doğu Akdeniz’de istikrarı ve güvenliği baltalamak, tüm komşularıyla sorunlara yol açmak ve aynı zamanda Yunan hava sahasını ile karasularını da ihlal etmekle suçladı.
Avrupa Birliği Dışilişkiler Yüksek Temsilcisi Josep Borrell ile birlikte ülkenin kuzey doğu sınırını ziyaret eden Yunanistan Dışişleri Bakanı Nikos Dendias, Türkiye’nin son aylarda Akdeniz’e yönelik ‘yasadışı diplomasi’ yürütmekten vageçmesi gerektiğini duyurdu.
Dendias ve Borrell, göçmenlerin şubat sonlarında toplandığı Meriç Nehri bölgesindeki sınır geçiş alanını ziyaret etti.
Bu ziyaret sonrasında açıklamalarda bulunan Borrell, “Avrupa Birliği’nin dış sınırlarını korumaya ve Yunanistan’ın egemenliğini güçlü bir şekilde desteklemeye kararlı olduğumuz çok açık” dedi.
Dendias ise, “Ankara, gemileri ile yasadışı diplomasi yürütmekten vazgeçmeli, geçtimiz günlerde NATO misyonu kapsamında görev yapan Fransız gemilere yönelik atılan adımlardan kaçınılmalı” açıklamasında bulundu.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan geçtiğimiz aylarda göçmenlerin Avrupa’ya gitmesine izin vermiş, Yunanistan yaşanan şiddet olaylarının ardından birçok kişiyi geri çevirmişti.
Borrell öğleden sonra Yunanistan Başbakanı Kiriakos Mitsotakis ile bir araya gelecek.
Türk Hava Yolları (THY) ve Alman havayolları Lufthansa’nın ortak kuruluşu SunExpress, Almanya’daki yan kuruluşu SunExpress Almanya’nın uçuş operasyonlarını durdurma kararı aldı
Bir Lufthansa yetkilisi, 1989 yılından bu yana tarifeli ve direkt seferlerle ağırlıklı olarak Türkiye ile Avrupa arasında uçuşlar sunan SunExpress’in, bundan sonra Türkiye odaklı iç hat hava ulaşımı üzerine yoğunlaşmasının hedeflendiğini duyurdu.
Yetkili, 2 Nisan–31 Mayıs arasında korona nedeniyle yerde kalan Sunexpress uçaklarının Lufthansa’nın bütçesinde büyük mali zarara yol açtığını ve karara Corona krizinin neden olduğunu söyledi. Lufthansa’dan yapılan açıklamada önümüzdeki haftalarda sendika ve çalışanlarla görüşmeler yapılarak, işletmenin Almanya bünyesinde çalışan 1200 kişinin durumuyla ilgili bir çözüm bulunmasına çalışılacağı bildirildi.
Geçen yıl yolcu taşımada rekor kıran SunExpress 2020’de Türkiye seferleri için 7 milyon koltuk planlamıştı. 1 Haziran’da Türkiye’de iç hat uçuşlarına başlayan SunExpress, 10 Haziran itibariyle yurdışı uçuşlarını başlattı. Şimdiye kadar Sunexpress uçuşları için rezervasyon yapan yolcuların, THY, Eurowings ve diğer havayolu şirketlerinin uçuşlarına aktarılacağı öğrenildi.
Avrupa’nın ikinci dünyanın en büyük dokuzuncu hava yolu şirketi Lufthansa, Corona virüsü salgınının turizm sektörüne olumsuz etkisi nedeniyle yılın ilk çeyreğinde 2 milyar 100 milyon Euro zarar ettiğini açıklamış, iflas etme noktasına gelmişti.
Şirket mali krizi atlamak için alacağı yaklaşık 9 milyar Euro’luk devlet destekli krediye rağmen personel azaltmak ve bazı tasarrufları hayata geçirmek zorunda kalacağını duyurmuştu. Lufthansa, tasarruf önlemleri kapsamında 26 bin çalışanının işine son vermeyi planlıyor.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesi, CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu’na verilmiş olan 9 yıl 8 ay 20 gün hapis cezasını onadı. İstinaf Mahkemesi, bu onama kararıyla hapis cezasında herhangi bir indirime gitmediği ve beş yılın altına düşürmediği için Kaftancıoğlu’nun ceza dosyası Yargıtay’a gidecek. Bu nedenle Kaftancıoğlu tutuklu yargılanmadığı ve Yargıtay kararı bekleneceği için şimdi tutuklanmayacak.
İstanbul 37. Ağır Ceza Mahkemesi, “Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni alenen aşağılama”, “kamu görevlisine görevinden dolayı hakaret”, “cumhurbaşkanına hakaret”, “halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik etmek” ve “terör örgütü propagandası yapmak” suçlarından Canan Kaftancıoğlu’nu 6 Eylül 2019 tarihinde toplam 9 yıl 8 ay 20 gün hapis cezasına mahkum etmişti.
Kaftancıoğlu, 2012-2017 yılları arasındaki sosyal medyadaki paylaşımları nedeniyle suçlanmıştı.
CHP İstanbul İl Başkanı, terör örgütü propagandasından 1 yıl 6 ay, kamu görevlisine alenen hakaretten 1 yıl 6 ay 20 gün, Cumhurbaşkanı’na hakaretten 2 yıl 4 ay, Türkiye Cumhuriyeti’ni alenen aşağılamaktan 1 yıl 8 ay, halkı kin ve düşmanlığa tahrikten 2 yıl 8 ay hapis cezasına çarptırılmıştı.
Onama kararı İstanbul galibiyeti yıldönümünde duyuruldu
Bu arada İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesi’nin Kaftancıoğlu’na hapis cezası kararını onaması, CHP’nin İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanlığı seçimini kazandığı 23 Haziran’ın yıldönümüne denk geldi.
CHP Genel Başkan Yardımcısı Muharrem Erkek ise onama kararıyla ilgili ilk değerlendirmesinde bu yıldönümüne denk gelmesini anımsattı. Erkek, “Kinle intikamla devlet yönetilmez. Devletin dini adalettir. Ne İstanbul İl Başkanımız Kaftancıoğlu’na ne de bize bir adım geri attırabilirsiniz. 23 Haziran’ın yıldönümünde adaletsizliği büyütmeye çalışan Saray iktidarı korku içerisinde. Canan Kaftancıoğlu yalnız değildir” dedi.
CHP’nin Erdek Belediye Başkanı da görevinden alındı
Öte yandan CHP’li Erdek Belediye Başkanı Hüseyin Sarı ise 1 yıl 15 günlük hapis cezasını Yargıtay’ın onaması gerekçesiyle görevinden alındı.
CHP’li Sarı’nın görevinden alınmasıyla ilgili İçişleri Bakanlığı kararını, Balıkesir Valiliği duyurdu.
Balıkesir Valiliği’nden yapılan yazılı açıklamada, ilçede mülkiyeti belediyeye ait olan ve üzerinde benzinlik olan gayrimenkul için “akaryakıt istasyonu yapılması ve intifa hakkı ihalesi” ile “akaryakıt istasyonu kiralama ihalesi” süreçleri nedeniyle Sarı’ya verilen hapis cezasının kesinleştiği bildirildi.
Açıklamada şöyle denildi, “Bandırma Ağır Ceza Mahkemesi’nin 2014/165 sayılı Kararı ile Belediyenin mülkiyetinde bulunan Erdek İlçesi 12 Pafta 165 Ada ve 65 Parsel sırasında kayıtlı ve üzerinde Akaryakıt İstasyonu bulunan gayrimenkul için Akaryakıt İstasyonu Yapılması ve İntifa Hakkı İhalesi ile Akaryakıt İstasyonu Kiralama İhalesi yapıldığı, her iki ihalede serbest rekabet ortamının kasıtlı olarak engellenerek sonucu süreç başlamadan belli olacak şekilde planlama yapıldığı ve her iki ihalenin tek katılımcı ile gerçekleştirilerek planlandığı şekilde sonuçlandırıldığı tespit edilerek Erdek Belediye Başkanı Hüseyin SARI’nın İhaleye Fesat Karıştırma Suçu kapsamında 1 yıl 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği ve bu kararın Yargıtay 5.Ceza Dairesinin 20.05.2020 tarih ve E:2017/4134, K:2020/11110 numaralı kararı ile onandığı anlaşılmıştır. Belediyenin önemli bir taşınmazı ile ilgili iki ayrı ihale süreci konusunda yukarıda belirtildiği şekilde bizzat mahkeme kararıyla tespit yapılması ve bu kararın onanması üzerine adı geçen Belediye Başkanı Anayasanın 127 nci maddesinin dördüncü fıkrası ile 5393 sayılı Belediye Kanununun 47 nci maddesi gereğince geçici bir tedbir olarak İçişleri Bakanlığınca 22.06.2020 tarihinde görevinden uzaklaştırılmıştır” denildi.
Libya’da başkent Trablus’taki Ulusal Mutabakat Hükümeti’ne (UMH) bağlı birliklerin, Sirte kentini General Halife Hafter’in elinden geri almak için başlattığı operasyon sürüyor. Hafter’in ateşkes çağrısını reddeden Trablus hükümeti ve Ankara, Sirte alınmadan masaya oturmayacaklarını söylüyor. Birlikler Sirte’ye yaklaştıkça Hafter’i destekleyen Mısır, şehri kaybetmemek için Libya’ya asker gönderebileceğini duyurdu. Peki Sirte neden bu kadar önemli?
Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi, Cumartesi günü UMH’ye bağlı birlikleri, mevcut mevzilerinden öteye ilerlememeleri yolunda uyardı.
Libya sınırı yakınlarındaki Matruh Üssü’nü ziyaret eden Sisi, “Sirte ve Cufra kırmızı çizgidir” diyerek orduya “sınır ötesi operasyonlara hazır olmaları” talimatı verdi.
Pazar günü de Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı, Sisi’ye destek açıklaması yaptı:
“Mısır Arap Cumhuriyeti’nin güvenliğinin Suudi Arabistan Krallığı’nın ve tüm Arap ulusunun güvenliğinin ayrılmaz bir parçasıdır. Mısır’ın sınırlarını ve halkını radikallerden, terörist milislerden ve onların bölgedeki destekçilerinden koruma hakkını destekliyoruz. Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi’nin, Mısır’ın batı sınırlarını teröre karşı savunma hakkına desteğimizi sunuyoruz.”
6 Haziran’da General Halife Hafter Kahire’ye giderek Sisi ile bir araya gelmiş ve ateşkes çağrısı yapmıştı. Ateşkesin şartı ise “UMH birliklerinin ilerlememesi ve yabancı güçlerin ülkeyi terk etmesi”ydi.
UMH ve en büyük destekçisi Türkiye ise ateşkes çağrısına kapıları kapattı.
Rusya da aynı dönemde Türkiye ile ateşkes görüşmeleri için Ankara’ya bir heyet göndermişti.
O dönem Türkiye’nin Libya Özel Temsilcisi olan Emrullah İşler, Rusya ile Türkiye arasında devam eden ateşkes görüşmelerinden henüz sonuç alınamamasının sebebini, “Türkiye ve Rusya arasındaki asıl mesele, Libya hükümetinin Sirte ve Cufra’yı almadan masaya dönmeyeceği gerçeğidir.” diye açıklamıştı.
Peki Sirte neden bu kadar önemli?
Ocak 2020’de 3 saatte Hafter’in kontrolüne geçti
Sirte’nin kimin kontrolünde olduğu, hem iç savaşın gidişatı açısından, hem stratejik konumu açısından hem de ekonomik sebeplerle iki taraf için de çok önemli.
UMH’nin merkezi Trablus ve Hafter’e bağlı Libya Ulusal Ordusu’nun (LNA) üslendiği Bingazi’nin ortasında yer alan Sirte, 2011’de eski lider Muammer Kaddafi devrildikten sonra uzunca bir süre İslamcı milislerin yerleştiği bir bölge oldu.
2015 yılının başında IŞİD’in eline geçen şehirde, 2016 sonunda, ABD, İtalyan ve İngiliz savaş uçaklarının yardımıyla UMH tarafından yeniden kontrol sağlanmıştı. Ancak IŞİD’den arta kalan grupların düzenlediği saldırılar, Hafter’e “Şehri İslamcı teröristlerden temizleme” gerekçesini kullanarak operasyon düzenlemesi için uygun ortamı sağladı.
Kaddafi’nin doğduğu, aşiretinin yaşadığı ve Kaddafi döneminde gelişip bugünkü halini alan şehri, Sirteli kabile üyelerinden oluşturulan bir tabur koruyordu.
Bu tabur, Ocak 2020’de taraf değiştirerek Hafter’e bağlılık bildirdi ve şehir birkaç saat içinde Hafter’in kontrolüne geçti.
Aynı günlerde Türkiye de, UMH ile imzaladığı güvenlik anlaşması gereği Libya’da askeri techizat yardımı yapmaya başlamıştı.
O tarihten sonra Hafter, 370 kilometre batıdaki Trablus’a doğru hızla ilerlemeye başladı.
4 Haziran’da UMH, Trablus’un kontrolünü tamamen ele geçirdiğini açıkladı. Hafter’e bağlı birlikler Trablus’tan batıya ve güneye çekilmeye başladı. 2 gün sonra, yani Hafter’in Kahire’ye giderek Sisi’yle birlikte ateşkes çağrısı yaptığı gün UMH, Sirte’yi geri almak için “Zafer Yolu” operasyonunu başlattığını duyurdu.
‘Sirte operasyonu, tüm Libya için verdiğimiz bir savaştır‘
UMH’ye bağlı ordunun sözcüsü Abdülmenaam al Draa, operasyonu duyururken Sirte’ye verilen önemi de vurguladı:
“Bu, Sirte şehrini alma savaşı değildir. Bu tüm Libya için verdiğimiz bir savaştır. Sirte’den sonra doğuya doğru ilerlemeye devam edeceğiz.”
UMH’nin doğuya doğru ilerlemesinde büyük bir basamak olan Sirte’nin düşmesi, bu sebeple Hafter ve Hafter’i destekleyen Mısır, Rusya, Fransa gibi ülkeler için “kırmızı çizgi” niteliğinde.
Operasyon başladığında, yılın başında taraf değiştiren milisler ilk savunmayı yaptı. Şehirde çok güçlü olan bu kabileyle çatışmalar zorlu geçti. Bu sırada LNA’dan da takviye ekipler şehre ulaştı.
Sirte ve Mısrata’daki kabileler arasında uzun yıllardır süren rekabetin bir devamı olarak, Mısrata’daki kabileler de Sirte operasyonunda UMH’ye destek veriyor. Bu sebeple Sirte’nin, farklı taraflara bağlı kabililerin gücünü göstermesi açısından sembolik önemi de var.
Rus savaş uçakları Cufra’da
Zafer Yolu Operasyonu’nda tek hedef Sirte değil, güneyindeki Cufra da hedefler arasında.
Sirte’de Hafter’e bağlı milisler ve askeri noktalar bulunsa da, Cufra’da Rus savaş pilotlarının olduğu ve Rus savaş uçaklarının da Cufra’da beklediği biliniyor.
Bu sebeple bazı uzmanlar, bu operasyonların ilerlemesi halinde Rusya’nın ateşkes için Türkiye’ye daha fazla taviz vermesinin olası olduğu görüşünde.
ABD ordusunun Afrika Kuvvetleri Komutanlığı, Mayıs ayı boyunca yaptığı açıklamalarda, Rus savaş uçaklarının Cufra’daki Hava Üssü’nde olduğuna dair fotoğraflar da yayımladı.
Rusya’dan gelen yardımın Cufra’dan daha doğuya kaydırılması durumunda Hafter’in birlikleri de büyük oranda ülkenin doğusunda konuşlanmak zorunda kalacak. Bu da, 2014’ten beri kontrol ettiği alanı genişleten Hafter için ciddi bir kayıp anlamına geliyor.
Mayıs sonunda da Hafter’e bağlı birlikler Trablus’tan geri çekilirken Reuters haber ajansına konuşan Bani Velid Belediye Başkanı Selim Alayvan, Rus savaşçıların uçaklarla Cufra’ya götürüldüğünü söyledi. Alayvan, “Ruslar üç askeri uçakla Cufra’ya taşındı. Askeri araçları da karadan Cufra’ya götürüldü” dedi.
Cufra Hava Üssü’nn kontrolü, Haziran 2017’de Hafter’in kontrolüne geçmişti. UMH, 2019’dan bu yana zaman zaman Cufra’daki hava üssünü bombalıyordu.
Petrol yataklarının ve ihraç yollarının üzerinde
Sirte şehrinin güneyini ve doğusunu kapsayan geniş Sirte havzası, Libya’nın petrol yataklarının yüzde 80’inin bulunduğu bölge.
Buradan çıkarılan petrolden elde edilen gelir, ülkenin petrol gelirlerinin yüzde 80’ini oluşturuyor.
Sirte’ye hakim olan birlikler, çoğu Sirte’nin doğusunda bulunan ve petrolün ihraç edildiği limanlara doğru hızlıca ilerleyip buraları da ele geçirebilir.
Ancak petrol yataklarının olduğu bölgelerde de Hafter’e bağlı kabilelerin oluşturduğu silahlı milisler kontrolde.
Öyle ki; Ocak 2020’de Berlin’de toplanan Libya Konferansı sırasında masada istediğini elde etmek için Hafter, tüm petrol yataklarını, petrol dolum tesislerini ve limanlardaki terminalleri kapatmıştı. Bu Libya’nın gelirinin büyük bir kısmına ulaşamaması demek oluyor.
Bu limanlardan uluslararası pazara gönderilen petrolü, Trablus hükümetine bağlı olan Ulusal Petrol Kurumu işletiyor. Limanda çalışan memur ve işçiler Trablus hükümetinden maaş alsa da, Hafter ve Hafter’e bağlı aşiretler, bu ihracattan gelen gelirin Trablus hükümetine verilmesine karşı çıkıyor. Petrol boru hatlarının geçtiği yollar üzerinde de Hafter’e bağlı aşiretler var ve zaman zaman petrol akışını durduruyor. Böyle durumlarda petrol üretimi de mecburi olarak durduruluyor ve zaten kötü durumda olan ülke ekonomisi savaştan daha da sert etkileniyor.
Sirte’yle ilgili en detaylı çalışma, 2018 yılının başında Avrupa Birliği’nin fonuyla Birleşmiş Milletler (BM) tarafından yapıldı. Nisan 2018’de yayımlanan BM raporuna göre, şehrin nüfusu 126 bin civarında.
IŞİD’in şehrin kontrolünü ele aldığı dönemde kaçan 100 bine yakın kişiden 90 bini, 2017’de şehre geri dönmüştü.
Raporun yazıldığı tarihte şehir nüfusunun yüzde 10’dan fazlası Mısır, Bangladeş, Çad ve Sudan’dan çalışmak için gelen göçmenlerden oluşuyordu.
Kaddafi’nin büyüttüğü şehrin, merkezden özerk bir yönetim yapısı da vardı ancak 2011’de yönetim değiştikten sonra bu özelliğini kaybetti. Ancak bu durum şehirde çok sayıda devlet memurluğu kaynaklı yeni iş alanlarının oluşmasına sebep oldu.
Kaddafi’nin kabilesi olan Kaddafa kabilesi de, 2011 öncesi gücü elinde tutmasa da hâlâ Sirte civarında yaşıyor.
Libya ekonomisinde önemli bir yer tutan Sirte, BM’ye göre, ülkenin kalkınmasıyla ilgili plan yapılırken “özel bir ilgiyi hak ediyor.”
Ülkede işgücünün yüzde 80’ini devlet memurları oluşturduğu için Sirte’deki memuriyetlerin sayısının yüksek olması önemli.
Sirte’de yaklaşık 36 bin kişinin memur olarak çalıştığı kamu kuruluşları, şehrin ekonomisinin en büyük bölümünü oluşturuyor.
Bu sayı, şehirde işgücünün yarısını oluşturuyor. Aynı zamanda işgücünün yüzde 28’ini kadınlar oluşturuyor ki bu oran Libya’nın diğer şehirlerine oranla düşük.
İnşaat çalışmaları için büyük bir fırsat doğuruyor
2010’da başlayan iç savaşta ve sonrasında IŞİD’in elinden geri alınması için yürütülen operasyonlarda şehir ve çevresi, çok büyük oranda zarar gördü. Bu bölgelerin bazılarında yeniden inşa faaliyeti görülse de, özellikle Kaddafa kabilesinin yaşadığı bölgelerde yıkım hâlâ duruyor.
Kaddafi döneminde Libya’da çok büyük inşaat işlerine imza atan ve o dönemden kalan ödemelerini UMH ile yaptığı işbirliği sayesinde geri almak için adım atan Türkiye, ülkede inşaat faaliyetlerine yeniden başlamayı hedefliyor.
Sirte de, inşaat faaliyetlerinin yürütülebileceği çok geniş bir alan olarak görülüyor.
17 Haziran Çarşamba günü Türkiye’den Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak ve Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun da bulunduğu bir heyet Trablus’a gitmiş, ziyarette yeni dönemde ticari işbirliği de konuşulmuştu.
Ziyaretin ardından Reuters’a konuşan bir Türk yetkili, Türkiye’nin “Libya’nın yeniden inşası çalışmalarını hızla başlatmaya hazır olduğunu” söylemişti.
BM’nin raporuna göre Sirte’de inşaat lisansları 2011’den beri hiçbir firmaya verilmedi. Şehir konseyi için en zorlu işlerden biri de, operasyonlar sonrası şehre geri dönenlerin yerleştirileceği uygun yerleşim yerleri bulmak.
Şehirdeki en büyük hastane de operasyonlar sırasında büyük zarar gördü ve yeniden yapılması gerekiyor. Aynı şekilde içme suyunun sağlanması ve dağıtımı da, yollar ve elektrik dağıtım şebekeleri de tekrar düzenlenmeli.
Libya’daki önemli ticaret merkezlerinden biri
Libya, doğu ve güneyinde büyük bir bölgeyi kontrol eden Hafter ile Tobruk’taki Temsilcisi ve Trablus’taki UMH arasında adeta ikiye bölünmüş durumda.
İki ordu ve iki meclisin dışında ülkede iki de Merkez Bankası var.
Trablus’taki merkez bankası İngiltere’de, Bingazi’deki merkez bankası Rusya’da kendi parasını basıyor. İki taraf birbirinin parasını kabul etmiyor.
Oysa ülkenin doğusu ve batısı arasında uzun yıllardır malların getirilip götürüldü, ticaret merkezi pozisyonda olan Sirte, son dönemde yine iki çatışan taraf arasında bu görevi görüyordu.
Ancak paraların kabul edilmemesi, Sirte’deki ticareti de son dönemde sıkıntıya soktu.
Ancak Sirte’den ihracat yapılan büyük bir liman yok. Sirte çevresindeki limanlardan petrol ihracatı yapılıyor.
Yine de Libya’nın yeniden inşası üzerine yapılan çalışmalarda Sirte’nin merkezi konumu ve limanlarının, ticaret için daha fazla kullanılmasına olanak sağlayabileceğine değiniliyor.
2016’ya kadar IŞİD’in Libya’daki kalesiydi
2011 sonrası radikal grupların üslendiği Sirte’de, 2014’te Ensar el Şeria adlı örgüt çok güçlüydü. Hükümet binalarını ele geçiren örgüt, trafik kuralları belirlemiş ve “polis gücü” oluşturmuştu.
Bu sebeple 2014 sonrasında dünyanın birçok yerinden IŞİD’e bağlı olanlar da dahil radikal savaşçılar Sirte’ye gitti. 2015’in başındaysa şehir tamamen IŞİD’in kontrolüne geçmişti.
Bu dönemde nüfusun büyük bir bölümü şehirden kaçtı.
Mısır, zaman zaman Sirte’de IŞİD’i hedef alan bombardımanlar düzenledi.
12 Mayıs 2016’da UMH’ye bağlı ordu, ABD, İtalyan ve İngiliz birliklerinin desteğiyle IŞİD’e karşı operasyona başladı. Operasyon, Aralık 2016’da sona erdi. Şehirde yaklaşık 3 bin IŞİD üyesi olduğu ortaya çıktı. Operasyon bittiğinde bir kısmı gemilerle Avrupa’ya kaçmak üzereyken yakalandı.
Operasyonlar sırasında şehirde yeterli istihbarat ağı yoktu, çok sayıda sivil de hayatını kaybetti.
Sirte’de son durum ne?
Hafter’e bağlı, Sirteli kabilelerin oluşturduğu tabur, Haziran ayı başında Hafter’in birlikleri gelene kadar savunmadaydı. Bu sırada iki bölge UMH’nin eline geçti.
Ancak Hafter’a bağlı birlikler Sirte’ye ulaştıktan sonra sahada bu bölgelerin bir kısmı yeniden Hafter’in kontrolüne geçti.
Çatışmalar çoğunlukla Trablus-Sirte karayolu üzerinde ve şehrin Cufra’ya giden güney yolu üzerinde yoğunlaşıyor.
UMH, şehirdeki kabilelere yeniden taraf değiştirme ve “savaşın korkunç sonuçlarından kaçınma” çağrısı da yaptı.
Mısrata’da UMH’ye bağlı kabilelerden de savaşmak için Sirte’ye giden silahlı gruplar oldu. UMH’ye bağlı ordu, Birleşik Arap Emirlikleri’ne ait insansız hava araçlarının Mısrata’nın güneyindeki bir sahra hastanesini vurduğunu duyurdu.
Sahada durum son iki haftadır ciddi bir değişiklik göstermese de, Mısır lideri Sisi’nin ateşkes çağrısına Rusya ve Fransa’dan da destek geldi.
Fransız Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, 22 Haziran’da, Türkiye’nin Trablus hükümetine verdiği askeri desteği eleştiren açıklamalar da yaparak “Türkiye’nin Libya’da üstlendiği role müsaade etmeyiz” dedi.
Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Hami Aksoy, 23 Haziran’da Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’a tepki gösterdi. Aksoy, “Macron’un ülkemizin ilgili Birleşmiş Milletler kararları çerçevesinde ve talebi doğrultusunda Libya’nın meşru hükümetine verdiği desteği ‘tehlikeli bir oyun’ olarak tanımlaması ancak akıl tutulmasıyla izah edilebilir” diye konuştu.
Her yıl haziran ayı eşcinsel bireyler için başka bir anlam ifade ediyor. Dünyanın dört bir yanındaki LGBTİ+(Lezbiyen, Gey, Biseksüel, Transeksüel, İnterseks) bireyleri “Onur Yürüyüşü” olarak adlandırdıkları gösteri yürüyüşünü düzenliyorlar.
Ancak bu sene koronavirüs salgını nedeniyle tüm dünyada organizasyonlar iptal edildi. LGBTİ örgütleri ise tarihin ilk çevrimiçi Onur Haftası’na hazırlanıyor.
Etkinliklerin koronavirüs gerekçesiyle ‘online’ ortama taşındığı bu dönem için euronews Türkçe olarak LGBTİ+ bireylerin aileleriyle konuştuk. Aileler çocuklarının cinsel kimlikleriyle ilgili ilk açıklamalarını nasıl karşıladı, sosyal çevrelerinden ne gibi tepkiler gördü?
‘Çelik yelek giyiyor zannettim’
Euronews mikrofonlarına konuşan ve kendini “trans kadın annesi” olarak tanımlayan Züleyha, çocuğunun başlangıçta kabullenmekte güçlük çektiğini söylüyor:
“Yaklaşık 7-8 yıl önce bir arkadaşım aracılığıyla öğrendim. Daha doğrusu çocuğumun eşcinsel olduğunu öğrendim. Ama benim çocuğum eşcinsel değilmiş. Öğrendiğim zaman çok büyük bir şok geçirdim. Çok üzüldüm. Çok korktum. Çocuğum adına da korktum. Kendi adıma da korktum. Sinir krizleri geçirdim ve bu yüzden çocuğum evden ayrıldı. Yaklaşık bir buçuk yıl kadar hiç görüşmedik. Sadece telefondan iletişim kurduk. Bir buçuk yıl sonra eve geldiği zaman sarıldık tabii. Çok özlemiştim. Sarıldığım zaman elim sert bir şeye değdi. Çelik yelek giyiyor sandım. Çünkü bu konuda ön yargılarımız vardı. Çok kötü ortamlar olarak biliyorduk. Eyvah dedim, bu çocuk çok kötü ortamlarda. Daha sonra çocuğum benle görüşmek istedi ve onun evine gidip gelmeye başladım. Bir gün karşılıklı oturduk ve bana bir şey söylemek istediğini söyledi. Orada ben bir şey yaptırdım dedi. Orada anladım ki benim çocuğumu ben eşcinsel olarak biliyordum ama çocuğum trans kadındı. Çünkü göğüs yaptırmıştı. O benim çelik yelek sandığım şey aslında çocuk göğüslerini saklamak için korse takmıştı. Tabii ki çok üzüldüm ama ona hiçbir şeyi belli etmedim. Sen mutluysan, ben de mutluyum dedim ve sarıldık. Ama içim de fırtınalar koptu yine.”
İnternet üzerinden eşcinsel, biseksüel, trans, interseks aileleri derneği LİSTAG’a ulaşan Züleyha, İstanbul’da CETAD’dan (Cinsel Eğitim Tedavi ve Araştırma Deneği) gönüllü psikiyatrların ve psikologların desteğiyle düzenlenen seminerlere katılmış.
‘Ebeveynlerin çocuklarının yanında durması önemli’
Eşcinsel annesi Günseli Dum, oğlunun eşcinsel olduğu artık daha rahat söyleyebildiğini ifade ediyor.
“Bunu 12 sene önce belki bu kadar rahat söyleyemezdim ama şu an çok rahat söylüyorum. Kalabalıklara söylüyorum. Çünkü bu benim için bir utanç ya da saklanacak bir durum değil” diyen Dum, eşcinsel çocukların toplumda maruz kaldıkları baskıya karşı ailelerinin desteğinin önemine vurgu yapıyor:
“Benim çocuğum da birçok eşcinsel çocuk gibi okulda ‘ibne’ denen çocuklardan ve ben bunu duyduğumda hemen okula gidip okul idaresiyle görüşme yaptım. Anneler, babalar bilgilenip çocuğunun yanında durursa birçok yerde o çocuk daha rahat davranabiliyor. Çünkü bizim çocuklarımız çok küçük yaşlardan kendilerine bir şey korunma mekanizması kurmak zorunda kalıyorlar. Burada da en güvendikleri şey anne baba olmalı. Böyle olursa onların hayatlarında bazı şeyler daha kolay oluyor.”
‘Bilgilendikçe güçlendik’
Eşcinsel Babası Ömer Ceylan ise, oğlunun bir akşam yemeği sırasında kendisine açıldığını ifade ediyor: “Bana geldi, baba ben eşcinselim dedi. Ben de kendisine bu senin hayatın nasıl mutlu olacaksan öyle yaşa. Zor bir hayatın olacak ancak biz daima ailen olarak senin yanındayız dedim.”
Yaşadığı süreçle ilgili “bilgilendikçe güçlendik” ifadelerini kullanan Ömer Ceylan, sosyal çevresinde bu durumdan rahatsız olanların tepkilerini yüksek sesle dile getirmeye çekindiklerini belirtiyor:
“Bu konu hakkında, hiçbir bilgim yoktu. Bu işin üniversite bitirmiş olmakla da ilgisi yok. Bilgisizlik. Bu konu konusunda kulaktan dolma birkaç bilgi dışında hiçbir şey bilmiyordum. Ama ben oğlumun bir birey olduğunu düşündüğüm için, oğlumun yaşının 25- 26 civarında olduğu için, kendinden emin olarak bunu açıkladığını düşündüğüm için hiçbir zaman olumsuz bir tepki vermedim. Fakat bundan sonra biz 10 sene bunu kimseyle paylaşmadık. Eşim, ben, kardeşim, eşimin kardeşi gibi 4-5 kişinin içerisinde 10 sene kadar bunu biz kimseyle paylaşmadık. Tabii bu da esas sorun bilgisizlik bir, el alem korkusu iki. CETAD ile tanışmamız bizim dönüm noktamız oldu. Çünkü orası Cinsel Eğitim Tedavi Araştırma Derneği, bizim bilgilenmemizi, psikiyatrlardan aldığımız bilgilerle bilgilenmemizi sağladı. Bilgilendikçe güçlendik. Güçlendikten sonra tabii ki dışarı açılmaya başladık.”
Kaos GL Derneği’nin, ‘2019 Yılında Türkiye’de Gerçekleşen Homofobi ve Transfobi Temelli Nefret Suçları Raporu’na göre nefret suçları kamusal alanlarda, görgü tanıklarına rağmen işleniyor, güvenlik güçleri ise pek çok vakaya gerekli önemi göstermiyor.
Alman Daimler faturayı işçilere kesiyor. 5 yılda 10 bin işçinin daha işten çıkarılması planlanıyor.
Alman otomobil üreticisi Daimler AG, ikinci işten çıkarma planını açıklamaya hazırlanıyor. Automobilwoche dergisinin şirket kaynaklarına dayandırdığı haberine göre Daimler AG’nin CEO’su Ola Kaellenius, yeni bir ‘maliyet tasarruf programı’ planlıyor. Buna göre 2025 yılına kadar 10 bin kişi daha işten çıkarılabilir.
Dergiye göre otomobil üreticisi bilgi teknoloji hizmetlerini dışarıdan temin etmeyi ve araştırma ile geliştirme birimindeki pozisyonları azaltmayı hedefliyor. Şirket Kasım ayında iş gücünü 2022’ye kadar 10 bin kişi ve personel harcamalarını 1.4 milyar euro (1.6 milyar dolar) azaltma planını açıklamıştı.
Haberde, Daimler’in 2019 sonu itibarıyla 299 bin civarında çalışanı olduğu belirtildi.
Ayrıca Automobilwoche, Volkswagen AG’nin ticari araç üretiminin bir kısmını Polonya’ya taşıyacağını ve Almanya’daki ana üretim tesisinden 5 bin civarında çakılanı çıkaracağını öne sürmüştü.
Lahey’deki uluslararası mahkemede Sırplara karşı savaş suçu işlemekle suçlanan Kosova Cumhurbaşkanı Kosova Cumhurbaşkanı Haşim Taçi ve 9 kişi hakkında dava açıldı.
Hollanda’nın Lahey kentindeki Kosova Savaş Suçları Özel Mahkemesi’nden bir savcı, Haşim Taçi, eski Meclis Başkanı Kadri Veseli ile Kosova Kurtuluş Ordusu’ndan (UÇK) 8 eski yönetici hakkında cinayet ve savaş suçları nedeniyle iddianame hazırladı.
Haşim Taçi ve diğer şüphelilerin “yaklaşık 100 cinayet ve işkence” gibi savaş suçları işledikleri iddia ediliyor. Taçi, Kosova Savaşı (1998-1999) sırasında Sırp karşıtı güçlere önderlik etmişti.
Eski Kosovalı komutanlar hakim karşısında
Avrupa Konseyi’nin 2011 yılına ait bir raporunda, Kosova Savaşı’nda ve sonrasında Kosova Kurtuluş Ordusu (UÇK) üyeleri tarafından ciddi suçların işlendiği iddia edilmişti. Uzun tartışmaların ardından, 2015 yılında Uluslararası hakim ve savcılardan oluşan bir mahkeme kuruldu.
Avrupa Birliği tarafından finanse edilen ve Kosova yargısına bağlı bu mahkemenin görevi, 1998-2000 yıllarında bölgede işlendiği öne sürülen savaş suçlarını araştırmak ve yargılamak.
Mahkeme 2019 yılının başından bu yana, eski Kosova Başbakanı Ramush Haradinaj da dahil olmak üzere yaklaşık 40 eski UÇK mensubunu ifade vermek üzere çağırmıştı.
Haradinaj susma hakkını kullanmıştı
Kosova Başbakanı Ramush Haradinaj, ifade vermek üzere temmuz ayında mahkemeye gitmiş, fakat susma hakkını kullanmıştı. Haradinaj mahkemeye başbakan olarak değil, sadece Kosova vatandaşı olarak çıkmak adına görevinden istifa ettiğini yeniden hatırlatmıştı.
Merkez Bankası’nın ihalesine 54 milyar liralık teklif geldi. Faiz yüzde 8,59 oldu.
Merkez Bankası, 29 Haziran ve 21 Eylül vadeli repo ihalesi düzenledi.
İhalelerle piyasaya sırasıyla 5 milyar 999 milyon 999 bin lira ve 9 milyar 999 milyon 999 bin 989 lira verildi.
İhalelere 54 milyar 857 milyon liralık teklif geldi.
29 Haziran vadeli ihalede basit faiz yüzde 8,25, bileşik faiz yüzde 8,59, 21 Eylül vadeli ihalede ise basit faiz yüzde 6,75, bileşik faiz yüzde 6,92 seviyesinde gerçekleşti.
(AA)