Yazar: SG

  • Koronavirüs: ABD’nin bazı eyaletlerinde vaka sayılarında rekor artış

    Koronavirüs: ABD’nin bazı eyaletlerinde vaka sayılarında rekor artış


    ABD’nin güney eyaletlerinin normalleşme sürecini başlattığı dönemde, Florida eyaletinde günlük koronavirüs vaka sayısında rekor artış yaşandı.

    Cuma günü 9 bin vakanın tespit edildiği Florida’da Cumartesi günü 9 bin 500 kişiye Covid-19 tanısı kondu.

    Vakalardaki artış nedeniyle eyalet yetkilileri iş yerleri ve işletmeler için sıkı tedbirleri tekrar devreye sokmaya karar verdi.

    ABD’nin genelinde ise resmi vaka sayılarının bu hafta sonu 2,5 milyonu geçmesi bekleniyor.

    Ülke genelinde salgının başından bu yana toplam 125 bin koronavirüs hastası hayatını kaybetti.


    Florida eyaletinde neler oluyor?

    Florida’da da şu ana kadar toplam 132,000 vaka kaydedildi. 3 bin 300 kişi hayatını kaybetti.

    Güney ve batı eyaletlerinin birçoğu da normalleşme süreci başladığından beri rekor vaka artışları bildiriyor. Son haftalarda başka bölgelerden bu eyaletlere insanların akın etmesinin vaka sayısındaki artışta etkili olabileceğine dikkat çekiliyor.

    Teksas, Florida ve Arizona eyaletleri normalleşme planlarını geçici bir süre daha durduracaklarını açıkladı.

    Cuma günü Florida Valisi Ron DeSantis de yeni tedbirleri açıkladı. Miami Herald gazetesinin haberine göre bu kurallar arasında eyalette bulunan barlarda alkol servisinin durdurulması yer alıyor. Fakat bu kuralın restoranlar için geçerli olup olmadığı belli değil.

    Rekor vaka artışı gören bir diğer eyalet Teksas’ta ise Vali Greg Abbott barların kapanması gerektiğini söyledi. Restoran kapasiteleri ise yarıya düşürüldü.


    ABD’de genel durum nasıl?

    Johns Hopkins Üniversitesi’nin verilerine göre 26 Haziran’da ABD’de de toplam vaka sayısı 2 milyon 483 bin 516’ya ulaştı. Ülke genelindeki günlük vaka artışı 40 bine yükseldi.

    Yaygın Covid-19 testleri bazı bölgelerde vaka artışını yavaşlatmış olsa da diğer bölgelerde virüsün yayılımı hızlanıyor.

    Sağlık uzmanları gerçek vaka sayısının açıklanandan 10 kat daha yüksek olduğunu tahmin ediyor. ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi (CDC) 20 milyon Amerikalının enfekte olmuş olabileceğini söylüyor.

    CDC’nin başkanı Dr Robert Redfield, özellikle güney ve batı eyaletlerinde görülen vaka artışlarının gençlerdeki Covid-19 pozitif tanılardan kaynaklandığını belirtti.

    Beyaz Saray ise salgının ülke genelinde dengede tutulduğunu savundu.

    Fauci: ABD’nin ciddi bir sorunu var

    ABD Ulusal Alerji ve Bulaşıcı Hastalıklar Enstitüsü Başkanı Dr. Anthony Fauci ise ülkede ‘durumun ciddi’ olduğu görüşünde.

    İki ay sonra ilk Beyaz Saray brifinginde konuşan Dr. Fauci özellikle belirli bölgelerdeki vaka sayılarındaki artışın “tedbir ve kısıtlamaların belki biraz fazla erken kaldırılmasına” ve insanların kurallara uymaması’na bağlı olabileceğini dile getirdi.

    Fauci “İnsanlar başkalarına hastalık bulaştırıyor. Bir süre sonra siz de savunmasız birine bulaştıracaksınız” diye konuştu.

  • Genç Mültecilerin Yüzde 46’sı Ne Eğitim Ne Çalışma Hayatına Dahil

    Genç Mültecilerin Yüzde 46’sı Ne Eğitim Ne Çalışma Hayatına Dahil

    Türkiye’deki genç mülteciler üzerine hazırlanan en geniş kapsamlı araştırmalardan birine göre, 15-30 yaş arası mültecilerden yüzde 43’ü eğitimlerine devam ediyor, yüzde 11’i düzenli bir işte çalışıyor, yüzde 46’sı ise hem eğitim hem de çalışma hayatının dışında. Yüzde 14’ü ise okuma yazma bilmiyor.

    Türkiye’deki Genç Mültecilerin Durum ve İhtiyaç Analizi raporu, Genç Mültecileri Destekleme Programı kapsamında, Yaşar Üniversitesi Avrupa Birliği (AB) Jean Monnet Göç Kürsüsü ve Toplum Gönüllüleri Vakfı (TOG) ortaklığında hazırlandı. Rapor, Suriye’nin yanı sıra Afganistan, Somali, Irak ve İran’dan Türkiye’ye gelen 15-30 yaş arası yaklaşık 1500 gençle yüz yüze anket ve mülakat yoluyla görüşmeyi içeriyor.

    Çalışma zorunluluğu eğitime engel

    Türkiye’de 3,7 milyonu geçici koruma altındaki Suriyeliler olmak üzere 4 milyondan fazla mülteci yaşıyor. Göç İdaresi Başkanlığı verilerine göre, 2019 yılı Mart ayı itibariyle Türkiye’de bulunan Suriyelilerin yaklaşık üçte biri 15-30 yaş arasında bulunuyor. Milli Eğitim Bakanlığı’nın 2018 verilerine göre, Türkiye’deki Suriyeliler arasında en fazla okullaşma oranı yüzde 98 ile ilkokul düzeyinde. Ancak bu oran lise seviyesinde yüzde 19’a, üniversite seviyesinde ise yüzde 5’in altına düşüyor.

    Rapora göre, genç mültecilerin eğitimden kopmasında en büyük etken yüzde 30,2 ile çalışmak zorunda olmak. Bunu, yüzde 17,1 oranlar “gelir yetersizliği” ve yüzde 11,6 oranla “dil konusunda yetersizlik” takip ediyor. Ancak kadınlarda “ailelerinin izin vermemesi” ve “dil yeterliliklerinin olmaması”, “çocuk bakmak ve benzeri ailevi sorumluluklar” eğitimi engelleyici nedenler olarak öne çıkıyor.

    Öte yandan, “belgelerinin eksik olması” ve “geldikleri ülkedeki eğitimlerini kanıtlayıcı belgelere erişimde zorluk yaşamaları” da önemli engelleyici unsurlar arasında.

    Genç mültecilerin toplumla entegrasyonu açısından dil kurslarının önemini vurgulayan raporun koordinatörü Yaşar Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Gökay Özerim, genç mültecilerin entegrasyona kapalı değil aksine hevesli olduğunu belirterek, katılımcıların yüzde 62’sinin daha iyi bir diyalog için Türkçe kursuna ihtiyaç duyduklarını söyledi.

    İstihdam ve ekonomik durum

    Araştırmaya katılan genç mültecilerin yüzde 11’i düzenli bir işe sahip. Ancak bu grubun yarısından fazlası 1600 liranın altında gelir elde ediyor.

    Çalışan genç mültecilerin yüzde 34,2’si işlerinden memnun olmadığını ya da hiç memnun olmadığını belirtiyor. Bunun en büyük nedeni ise “Türk çalışanlarla aynı işi yapmalarına rağmen ücret farklılıklarıyla karşılaştıklarını düşünmeleri.”

    İş aradığı halde bulamayanlar bunun en büyük nedeni olarak iş fırsatlarının az olmasını görüyor. Bu görüşte olanların oranı yüzde 34,7. Bu nedeni, yüzde 24,9 gibi çok yüksek bir oranla “dil yeterliliğinin olmaması” takip etmektedir. Katılımcıların yüzde 12,9’u “eğitimlerinin çalışmak için yeterli olmadığını” düşünürken, yüzde 15’i “çalışmak istediklerini ancak devam eden eğitimleri dolayısıyla vakitlerinin olmadığını” belirtti.

    Şu anki ekonomik durumlarını nasıl tanımladıkları sorulduğunda gençlerin toplam yüzde 83,5’i “orta ve altında” şeklinde nitelerken “iyi” veya “çok iyi” olarak tanımlayanların oranı sadece yüzde 16,5.

    Sosyal uyum ve iletişim

    Genç mültecilerin yüzde 48,6’sı hiç dışlanma yaşadıklarını hissetmemişken yüzde 51,4’ü Türkiye’deki yaşamlarında en az bir kez dışlanma hissettiklerini söyledi. Dışlanmanın en fazla hissedildiği alanlar ise sırasıyla sağlık (yüzde 38,4), eğitim (yüzde 28,3), iş yaşamı (yüzde 25,4) ve dil (yüzde 7,9). Sağlık alanındaki dışlanma hissinin en önemli nedeni ise, “dil engeli yüzünden yaşanan sorunlar.”

    Katılımcıların yüzde 39’u hiç Türk arkadaşları olmadığını söylerken, sürekli görüştüğü Türk arkadaş sayısı beşten az olanların oranı yüzde 28,7. Mülteci gençler Türklerle arkadaşlık kuramamalarında en önemli etkenin Türkçeyi yeterli düzeyde bilmemek olduğunu düşünüyor.

    Türk toplumuyla iletişiminin iyi ya da çok iyi olduğunu düşünenlerin oranı ise yüzde 30,4. Genç mültecilerin yaklaşık yüzde 55’i Türk toplumuyla iletişimi zorlaştıran en önemli etkenin “toplumdaki mülteci algısı” olduğu görüşünde.

    Gençlerin yüzde 82’si sinema, konser ya da tiyatroya gitmediğini belirtti. Ayda bir kez gidenlerin oranı ise yüzde 4,5. Yüzde 36,7’si Türk televizyonlarını izlemiyor, yüzde 64,2’si Türk gazetelerini okumuyor. En büyük iletişim araçları ise sosyal medya.

    Genç mültecilerin yüzde 31,5’i Türkiye’nin kendileri için “geçici olarak koruma” ifade ettiğini belirtirken, yüzde 27,3’ü Türkiye’yi “yeni bir anavatan” olarak görüyor. Yüzde 22,6’sı için Türkiye “güven ve huzur” anlamına geliyor, yüzde 18,6’sı ise Türkiye’yi “bir süre yaşamak zorunda kaldıkları bir yer” olarak görüyor.

    Araştırmaya katılanların yüzde 32’si ülkelerine geri dönmek isterken, yüzde 30,7’si Türkiye vatandaşlığı istiyor. Yüzde 24’ü ne koşulda olursa olsun Türkiye’de yaşam kurmayı gelecek için kendilerine en uygun seçenek olarak görüyor.

    Raporun koordinatörü Doç. Dr. Özerim, araştırmanın özellikle eğitim ve istihdam dışında kalan genç mültecilerin çokluğunu ve dil yetersizliğinin yarattığı mesafenin önemini ortaya koyduğunu söyledi. Özerim, eğitim ve istihdam dışında kalan mülteci gençlerin ilerleyen dönemde toplumdan kopabileceğine dikkat çekerek, “İlgili alanlardan genç mültecileri dışlamanın orta ve uzun dönemdeki sosyal maliyetinin, şu anda sağlanan hizmetlerin finansal maliyetinden çok fazla olabileceğini düşünüyorum. Bu nedenle toplumda farkındalık yaratan faaliyetlerin, doğrudan genç mültecilere yönelik düzenlenen faaliyetler kadar gerekli ve değerli olduğu görüşündeyim” diye konuştu.

  • Başkan Barzani’den ‘Bağımsızlık Referandumu’ mesajı: Tüm Kürdistan için çok değerli bir karardı

    Başkan Barzani’den ‘Bağımsızlık Referandumu’ mesajı: Tüm Kürdistan için çok değerli bir karardı

    Başkan Mesud Barzani, 25 Eylül 2017’de gerçekleştirilen Kürdistan’ın bağımsızlığı referandumunun gününün belirlenmesinin 3’üncü yıldönümü dolayısıyla bir mesaj yayımladı.

    “Bugün Kürdistan halkının siyasi yaşamında tarihi bir günün yıldönümüdür” diyen Başkan Barzani, “7 Haziran 2017’de Kürdistan Bölgesi’nin siyasi tarafları Kürdistan halkının barışçıl yollarla ses ve talebini dünyaya duyurması için referanduma karar verdi” ifadelerini kullandı.

    Referandum kararını “tüm Kürdistan vatandaşları için çok değerli bir kazanımın kararı” olarak nitelendiren Başkan Barzani, “O kararın alınması tüm taraflar için bir onur kaynağıdır, herhangi bir pişmalık da söz konusu değildir” dedi.

    Başkan Barzani, şunları kaydetti:

    “Bu vesileyle Kürdistan’ın devrimci, özgürlükçü ve vatanserlerinin değerli emeği ve rolünü anarken, tüm Kürdistan şehitleri ve özgürlük yolunun tüm şehitlerinin temiz ruhlarına binlerce selam olsun.”

  • Macron Libya’da Türkiye’ye karşı Putin ile ittifak arayışında mı?

    Macron Libya’da Türkiye’ye karşı Putin ile ittifak arayışında mı?

    Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, videokonferans yoluyla ‘Libya’ meselesini ele aldı.

    Macron’un ofisinden yapılan açıklamada cumhurbaşkanının bir çok önemli hususta Rusya ile ilerleme kaydedeceğine inancının tam olduğu belirtildi. Paris’in, Ukrayna krizi gibi ciddi anlaşmazlıkların olduğu konularda Kremlin ile temasta olması bazı Avrupa ülkeleri tarafından hoş karşılanmamıştı.

    Macron’un Putin ile Libya’yı görüşmesi ise aynı meselenin Fransa ile Türkiye arasında yarattığı gerginliğin hemen sonrasına denk geldi.

    Ankara Libya’da BM’nin tanıdığı Ulusal Mutabakat Hükümeti’ni desteklerken, Moskova ise Körfez ülkeleri ile Mısır’ın desteklediği Tobruk merkezli General Halife Hafter’in arkasında. Fransa, Libya krizinde tarafsız olduğunu açıklasa da Macron’un sorunun çözümü için Hafter’i destekleyen tarafların yanında olması farklı yorumlanıyor.

    Fransa Cumhurbaşkanlığından bir yetkilinin aktardıklarına göre, iki saat süren görüşmede Macron, Rus lidere Türkiye’nin bölgeye müdahalesinden kaynaklanan endişelerini aktardı. Görüşmede ayrıca Libya’daki Rus paralı savaşçılardan oluşan Wagner Grubu’nun varlığı da ele alındı.

    Kremlin’in resmi internet sitesinde yer alan açıklamada ise Putin’in Fransız cumhurbaşkanına, “Aklında, birçok meselede iş birliği yapmak olduğunu biliyorum. Gelecek tekliflerinizi her türlü desteklemeye hazırım” dediği yazıldı.

    Türk ve Fransız donanmalarının Doğu Akdeniz’de karşı karşıya gelmesinin ardından Ankara ile Paris arasında tansiyon yükselmiş, Türkiye’nin Libya’da ‘tehlikeli bir oyun’ oynadığını söyleyen Macron’a Ankara’dan sert tepki gelmişti.

    Dışişleri Bakanlığından Fransız lidere verilen yanıtta, “Sayın Macron hafızasını yoklar ve sağduyusunu harekete geçirirse, bugün Libya’da yaşanan sıkıntıların kendisinin de desteklediği darbeci Halife Hafter’in saldırılarından kaynaklandığını, Moskova’da ve Berlin’de ateşkes anlaşmasını imzalamayı reddedenin yine savaş ağası Hafter olduğunu hatırlayacaktır. Yıllardır gayrimeşru yapılara verdiği destek nedeniyle Fransa’nın, Libya’nın kaosa sürüklenmesinde önemli sorumluluğu bulunmakta, bu bakımdan Libya’da esas tehlikeli oyunu Fransa oynamaktadır” denilmişti.

  • HDP: Üyemiz Rojbin Çetin’e köpeklerle işkence yapıldı

    HDP: Üyemiz Rojbin Çetin’e köpeklerle işkence yapıldı

    [

    Fotoğraflar: HDP

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Grup Başkanvekili Meral Danış Beştaş ile HDP Kadın Meclisi Sözcüsü Ayşe Acar Başaran, Diyarbakır’da yapılan gözaltı operasyonu sırasında evinde 3,5 saat boyunca darp edilen HDP Yerel Yönetimler Kurulu Üyesi Sevil Rojbin Çetin’in durumuna ilişkin basın toplantısı düzenledi.

    Darp fotoğraflarını  paylaşan Beştaş ve Acar, hükümetten konuya ilişkin derhal açıklama yapmasını istedi.

    Açıklamada ilk olarak konuşan Meral Danış Beştaş, şunları söyledi:

    “Rojbin Çetin dün (26 Haziran) Diyarbakır’daki evinden işkence ile gözaltına alındı. Asla normal diyemeyeceğimiz bir tabloyla gözaltına alındı. Normalde TEM polisi gözaltı işlemine gider. Fakat Rojbin Çetin’in evine TEM polislerinin haricinde özel harekat eşlik etti. Bütün binanın etrafı yüzlerce kolluk ile kuşatılarak bu gözaltı gerçekleştirilmiştir.

    “Komşular tehdit edildi”

    TEM polisleri tek tek binadaki dairelere giderek, komşulara dışarı çıkmamalarını, hiçbir şekilde dışarıyla iletişim kurmamalarını söylemiştir. Bütün komşular tehdit edilmiştir. Bu verdiğimiz bilgilerin hepsi somut ve gerçektir. Rojbin Çetin, evde tek başına iken bu baskın gerçekleşmiştir.

    Evi binanın ikinci katında ve hani o hiç uymadıkları kanunlara göre normalde komşuların ve muhtarın mutlaka eşlik etmesi gereken bir arama ve gözaltı işlemi olmalıydı. Ama hiç kimse eşlik etmemiştir. Daha da vahimi, iki köpek gönderilmiştir kapı açıldıktan sonra.

    “Köpekler işkence aracı olarak kullanıldı”

    Köpekler bir işkence aracı olarak kullanılmıştır. Diyarbakır Emniyeti köpekleri işkencede kullanmada yeni bir dönem başlatmıştır. Hatırlanacağı gibi Diyarbakır’da M.E.C isimli şüpheli işkence gördüğü görüntüleri ortaya çıktıktan sonra köpeklerin kullanıldığını herkes gördü.

    “3,5 saat işkence yapıldı”

    Bu köpekler önce Rojbin Çetin’e saldırtılmış, polislerden önce girmişlerdir, iki bacağını eti koparma derecesinde ısırmışlardır, dişlemişlerdir. Kolluk kuvvetleri bu saldırıyı bilerek organize etmiş ve izlemiştir. Evin içinde tutanaklarla da sabit,  3,5 saat süren işkence yapılmıştır. Kendi evinin içinde, ikametgahında kolluk gücü, özel harekat tarafından işkence seansı maalesef uygulanmıştır.

    “Darp raporlarla belgelendi”

    Rojbin Çetin gözlerinin altı ve dudağı patlayacak kadar bir işkence uygulamasına maruz kalmıştır. Bacaklarının fotoğrafları yok rapordan aldığımız bilgiye göre iki bacakta da köpek ısırması, belinde ayakkabı izi, dudağında patlama, vücudunun ve kollarının her yerinde darp ve cebir izi, bizzat raporlarla belgelenmiştir.

    Rojbin Çetin, daha önce kayyım atanana kadar Van Edremit İlçesi Belediyesi Eşbaşkanımızdı. Bu dönemde Yerel Yönetimler Kurulumuzun bir üyesi olarak görev yapıyordu.  Bu işkenceye dair derhal bir açıklama bekliyoruz. Bunu yapan kimse, gerekirse özel harekatı gerekirse emniyet müdürü kim olursa olsun bugün bu işkencecilerin derhal görevden alınmasını istiyoruz. ”

    Meral Danış Beştaş’ın ardından konuşan Ayşe Acar Başaran ise şöyle dedi:

    “AKP iktidarı uzun zamandır, kadınlara dönük çok çeşitli saldırılar geliştiriyor.  Kadın kurumlarının kapatılması, Rosa Kadın Derneği ve TJA’nın kapatılması dün DTK’ya yapılan baskında yine çoğunlukla kadınların gözaltına alınması.

    “Esat Oktay yöntemleri uygulanıyor”

    AKP’nin kadın düşmanı politikalarının sonucu olarak bu düşman hukukunu da işkenceyi meşrulaştıracak bir sürece çevirdiğini gördük.

    Köpekli işkenceleri 80’li yıllarda Gültan Kışanak’ın Diyarbakır Cezaevinde yaşadığını biliyoruz. O zaman Esat Oktay, kadınlara geri adım attırmak için köpeğiyle saldırılar gerçekleştiriyordu. Ancak bu saldırılar kadınların iradesine ve mücadelesine geri adım attıramamıştır.

    “Çıplak fotoğrafları çekildi”

    Bu işkencenin maalesef bir bölümü de, Rojbin arkadaşımız yarı çıplak soyularak, gözleri kapalıyken fotoğraflarını çekmişlerdir. Soruyoruz fotoğrafları ne yapacaklar nerede yayınlayacaklar, hangi trolün eline verecekler? Bunu bir başka işkence biçimine çevirecekler.

    Bu saldırılar kadınların iradesine yönelik bir saldırıdır. AKP Grup Başkanvekili Özlem Zengin’e seslenmek istiyorum. Söyleyecek bir sözünüz var mı, verecek bir cevabınız var mı? ”

    Ne olmuştu?

    Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 9 Ekim 2018’de Demokratik Toplum Kongresi’ne (DTK) yapılan baskında elde edilen bilgi ve belgeler doğrultusunda açılan soruşturma kapsamında 64 kişi hakkında yakalama kararı çıkarılmıştı.

    Diyarbakır merkezli başlatılan soruşturma kapsamında İzmir, İstanbul, Adana, Şırnak, Batman ve Van’da yapılan ev baskınlarında, aralarında yerlerine kayyım atanan Batman Belediyesi Eşbaşkanı Mehmet Demir ve Silvan Belediyesi Eşbaşkanı Naşide Toprak, DTK, HDP, Rosa Kadın Derneği, DBP, sivil toplum örgütü yöneticileri ve avukatların da bulunduğu 42 kişi gözaltına alınmıştı. (RT)

  • AYM’den skandal ‘Bylock’ kararı!

    AYM’den skandal ‘Bylock’ kararı!

    AYM, Cemaat soruşturmaları kapsamında tutuklanan ‘Bylock’ suçlamasıyla ceza alan F. Kara’nın  ‘ByLock’un mahkûmiyet kararında tek veya belirleyici delil olmayacağı’ başvurusunu reddetti ve adil yargılama ihlali saymadı. 

    BOLD – Anayasa Mahkemesi (AYM) 15 Temmuz’dan sonra cemaat soruşturmalarında tutuklama ve cezalara gerekçe gösterilen MİT tarafından yasadışı yollarla temin edilen ‘Bylock’ verilerinin delil sayılması mahiyetinde skandal bir karara imza attı.  

    Cemaat soruşturmaları kapsamında yargılanan 7 yıl 6 ay hapse mahkûm olan F. Kara, “ByLock verilerinin hukuka aykırı şekilde elde edilmesi, mahkûmiyet kararında tek veya belirleyici delil olarak bu verilere dayanılmasının adil yargılanma hakkının ihlali olduğu” iddiasıyla 20 Nisan 2018’de Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu. 

    AYM, ‘ByLock’un mahkûmiyet kararında tek veya belirleyici delil olmayacağı’ başvurusunu oy birliğiyle 4 Haziran’da reddetti. Resmi Gazete’de yer alan kararda ‘Yargı kararlarına göre, örgütsel amaçla kullanılması için tasarlanmış bu programı örgütle irtibatı olmayan bir kişinin uygulama mağazaları ile internet sitelerinde rastlayarak indirmesi durumunda bile, örgüt mensubunun yardımı olmaksızın kullanması ve başka kişileri arkadaş ekleyip iletişim kurması imkanı bulunmamaktadır’ vurgusu yapıldı. 

    AYM kararında özetle şöyle denildi: 

    “Sonuç olarak anayasal düzeni ortadan kaldırmayı amaçlayan bir terör örgütüyle ilgili istihbarat çalışmaları sırasında rastlanan ByLock uygulamasına ilişkin verilerin, bu örgütle ilgili yürütülen soruşturma ve yargılamalarda maddi gerçeğe ulaşılmasına katkı sunması amacıyla Cumhuriyet Başsavcılığı’na iletilmesinde hukuka aykırılık bulunmamaktadır. 

    Yargı kararlarına göre, örgütsel amaçla kullanılması için tasarlanmış bu programı örgütle irtibatı olmayan bir kişinin uygulama mağazaları ile internet sitelerinde rastlayarak indirmesi durumunda bile, örgüt mensubunun yardımı olmaksızın kullanması ve başka kişileri arkadaş ekleyip iletişim kurması imkânı bulunmamaktadır. 

    Somut olayda mahkeme, ByLock sunucusuna bağlanıp bir user-ID alarak bu sisteme dâhil olmasını ve programı örgütsel haberleşmenin gizliliğini sağlamak amacıyla kullanmasını örgütle bağlantısını gösteren bir delil olarak değerlendirmiştir. Özellikleri itibarıyla sadece FETÖ/PDY mensuplarınca -örgütsel iletişimde gizliliği sağlama amacıyla- kullanılan kriptolu iletişim ağının başvurucu tarafından kullanılmasının terör örgütüne üye olma suçu açısından mahkûmiyete dayanak alınması, adil yargılanma hakkı kapsamındaki usul güvencelerini tamamen etkisiz hâle getiren ve açıkça keyfî bir uygulama olarak değerlendirilemez.” 

  • Mazlum Kobani: Tarih yazacağız

    Mazlum Kobani: Tarih yazacağız

    Demokratik Suriye Güçleri (DSG) Genel Komutanı Mazlum Abdi (Mazlum Kobani) Rojava’daki Kürtler arasında yürütülen diyaloga ilişkin yaptığı açıklamada, “Diyalogun ilk aşaması başarılı bir şekilde sonuca ulaşmıştır, birlikte başarıp tarih yazacağız” dedi.

    DSG Genel Komutanı Mazlum Kobani, son dönemde ENKS ile yürütülen diyalogun ilk aşamasının sonladığını ikinci aşamaya geçtiklerini duyurdu.

    Sosyal medya hesabından açıklama yapan Kobani, şu sözlere yer verdi:

    “Kürtler arasında başlanan diyalogun ilk aşaması başarılı bir şekilde sonuca ulaşmıştır. Diyalogun ikinci aşamasına geçilmiştir. Siyasi taraflardan beklentimiz halkın çıkarlarını ve geleceğini esas almalarıdır. Biz birlikte başarıp tarih yazacağız.”

    Rojava’daki Kürt partileri, geçmişte yaşanan sorunlar ve Suriye’deki iç çatışmaların gidişatı, Cenevre’deki Birleşmiş Milletler (BM) destekli barış sürecine katılma ve ABD’nin de desteklediği uzlaşma konusu için görüşmelere başlamıştı.

  • DEVA Partisi, 24 saatte 12 ilin kurucu başkanlarını belirledi

    DEVA Partisi, 24 saatte 12 ilin kurucu başkanlarını belirledi

    Ali Babacan ve ekibi seçime girme yeterliliğini sağlamak için çalışmalarını hızlandırarak, 24 saatte 12 kentteki kurucu il başkanlarını belirledi.  

    AKP ve MHP’nin yeni kurulan partilerin önüne kesmek amacıyla gündeme getirdiği yasa değişikliğinin ardından Ali Babacan’ın başkanlığını yaptığı DEVA Partisi, teşkilatlanma çalışmalarına hız verdi. Temmuz ayında atamaları tamamlamayı amaçlayan DEVA Partisi, eylül ayı içerisinde de ilk büyük kongresini yapacak. 

    Ali Babacan başkanlığında kurulan Demokrasi ve Atılım Partisi’nin (DEVA) il ve ilçe teşkilatlanma çalışmaları sürüyor. Parti il ve ilçe teşkilatlarında görev almak isteyenlerle ilgili değerlendirme çalışmalarına devam eden 18 bölge komisyonu son 24 saat içerisinde 12 il başkanını belirledi. 

    Partinin ilk duyurduğu il başkanı DEVA Konya İl Başkanlığı görevine atanan Dr. Seyit Karaca olurken, Karaca’nın ardından Karabük, Kastamonu, Kütahya, Zonguldak, Tokat, Manisa, Amasya, Şanlıurfa, Çorum, Sinop ve Bartın’da teşkilatlanma çalışmalarını yürütecek il başkanları da açıklandı. 

    EYLÜLDE BÜYÜK KONGRE HAZIRLIĞI  

    Gazete Duvar’dan Serkan Alan’ın haberine göre, DEVA’nın seçime girme yeterliliğini kazanması için seçim tarihinden 6 ay önce 41 ilde örgütlülüğünü tamamlaması ve büyük kongreyi yapması gerekiyor. Parti kaynaklarından edinilen bilgiye göre il teşkilatlanması için atamalar temmuz açı içinde tamamlanacak. Eylül ayında da büyük kongrenin yapılması hedefleniyor. 

    Bu kapsamda örgütlenme çalışmalarına hız veren partinin Konya İl Başkanlığı’na atadığı Karaca’nın ardından açıklanan isimler ve görev aldıkları iller şu şekilde: 

    Karabük İl Başkanı mühendis Yusuf Aydın, Kastamonu İl Başkanı avukat Hüseyin Canal, Kütahya İl Başkanı mühendis Gülçin Hizarcıoğlu Karaman, Zonguldak İl Başkanı avukat Fatih Keleş, Tokat İl Başkanı a avukat Burak Küçükyazıcı, Manisa İl Başkanı akademisyen Süreyya Sakınç ,Amasya İl Başkanı iş insanı Ahmet Melih Şeker, Şanlıurfa İl Başkanı a avukat Ahmet Tüysüz, Çorum İl Başkanı finans danışmanı Orhan Vergeloğlu, Sinop İl Başkanı müşavir Birhan Yalçın ve Bartın İl Başkanı yönetici Ali Yıldırım” 

    KADIN İL BAŞKANI SAYISI ARTACAK 

    DEVA’nın ilk atanan 12 il başkanı arasında sadece 1 kadın yer aldı. Kütahya İl Başkanlığı için Gülçin Hizarcıoğlu Karaman görevlendirildi. DEVA’nın program ve tüzüğüne göre parti organlarının oluşumunda yüzde 35 kadın kotası uygulanacak. Bu kota kurucu üyeler ve parti üst organlarında büyük ölçüde yakalandı ancak il başkanlığı atamasında ne kadar karşılanacağı henüz bilinmiyor. Parti yetkilileri önümüzdeki günlerde daha fazla sayıda kadın il başkanının atacağını ifade ediyor. 

  • Z kuşağı kimlerden oluşuyor? –

    Z kuşağı kimlerden oluşuyor? –


    Z kuşağı olarak da bilinen, 1990’ların ortaları ve 2010’ların başları arasındaki dönemde doğanlar, dijital teknolojiyi çok iyi kullanıyor ve sosyal meselelere meraklılar. Güçleri, ABD Başkanı Donald Trump’ın tartışmalı seçim mitingini, sosyal medya platformu TikTok’u kullanarak “trollemeleriyle” daha bir görünür oldu. Peki, bu kuşak hakkında başka neler biliyoruz?

    Donald Trump’ın koronavirüs salgını sebebiyle 3 ay verdikten sonra yaptığı ilk seçim mitingi, pek planlandığı gibi gitmedi.

    ABD Başkanı’nın kampanya planlarına darbe vuranların genç aktivistler olduğu iddia ediliyor.

    Trump’ın kampanya ekibi, 20 Haziran’da Tulsa’da yapılan tartışmalı mitinge rekor kalabalıkların katılacağını tahmin ediyordu.

    Ancak miting kalabalıklarla değil, 19 bin kişilik salonun sadece üçte birinin dolmasıyla haberlere konu oldu.

    Düşük katılımın nedeninin, TikTok uygulamasını kullananlar ve Kore pop müziği ya da K-pop hayranlarının, TikTok uygulaması üzerinden yaşıtlarını, mitinge gitmeyecekleri halde bilet almaya ikna etmeleri olduğu ortaya çıktı.

    Kampanya ekibi, düşük katılımdan medyayı ve dışarıdaki protestocuları sorumlu tuttu ve gençlerin internet üzerinden aldıkları biletlerin herhangi bir etkisi olmadığını iddia etti.

    Dikkatler Trump’ı “trolleyen” K-Pop hayranlarına çevrilirken yaşananlar aynı zamanda, Trump ve diğer siyasetçiler için bir baş ağrısına dönüşebilecek yeni bir demografik grubun, zoomerların güç gösterisi oldu.


    Zoomerlar kimdir?

    Zoomer, 1990’lı yılların ortaları ve 2010’lu yılların başları arasındaki dönemde doğanları için kullanılan Z kuşağına verilen bir başka isim.

    Zoomer, 1944-1964’te doğan “baby boom-bebek patlaması” kuşağı için kullanılan boomer teriminin oynanmış hali.

    Neden önemliler?

    Öncelikle, sayı anlamında dünya genelinde yaygınlar. Bazı sayımlara göre küresel nüfusun yüzde 32’sini oluşturan bu kuşak, şu anki en kalabalık kuşak.

    1981-1996 arasında doğan milenyum kuşağı, hâlâ yaş ortalaması 30 civarında olan dünya nüfusunun en kalabalık yetişkin nüfusu.

    Ancak Dünya Bankası’na göre zoomerlar da şimdiden çalışan nüfusun yüzde 41’ini oluşturuyor.


    Gerçekten o kadar farklılar mı?

    Zoomerlar, sosyologlara göre birkaç farklı nedenle diğer kuşaklardan ayrılıyor.

    En önemlisi, “dijital dünyaya doğan” ilk kuşaklar. Yani, internet dahil, teknolojik ilerlemelerle büyük oranda değişen bir dünyaya geldiler.

    Aslında zoomerlar, dünya genelinde sosyal medyayı en yoğun kullanan kuşak. Hem sayı hem de harcanan zaman anlamında bu konuda milenyum kuşağını geçiyorlar. Araştırmalar ayrıca, zoomerların yüzde 60’ının sosyal medyayı başlıca haber kaynağı olarak kullandığını gösteriyor.

    Ayrıca yine bazı araştırmalara göre, zoomerler bazı ülkelerde seleflerine göre daha büyük aranda yüksek öğrenim görüyor.


    Milenyum kuşağı gibi, zoomerlar da sosyal eylemlilikten çekinmiyor, hatta daha erken başlayabiliyorlar.

    En meşhur zoomer aktivistlerse Nobel Ödülü alan 22 yaşındaki Malala Yousafzai ve Time dergisinin geçen yıl yılın insanı seçtiği 16 yaşındaki “iklim savaşçısı” Greta Thunberg…

    Daha çeşitliler mi?

    Bu bazı ülkeler için geçerli bir durum. Zoomerlar ABD tarihindeki en çok etnik çeşitlilik barındıran kuşak.

    2019’da Pew Araştırma Merkezi’nin yaptığı çalışamya göre zoomerların yüzde 52’si beyaz. Beyazların genel nüfustaki oranı ise yüzde 60.

    Zoomerlar ayrıca, son 20 yılda büyük göç alan ülkelerde de etnik açıdan daha çeşitli bir tablo çiziyor.

    Zoomerlar diğer kuşaklara göre daha mı hoşgörülü?

    Zoomerlar konusundaki en ünlü araştırmalardan biri dört yıl önce eğitim alanında çalışan hayır kurumu Varkey Vakfı tarafından yapıldı. Tüm kıtalardaki 20 ülkede yaşayan, 15-21 yaşları arasındaki 20 bin kişiyle görüşüldü.

    Ankette, farklı konularda farklı tutumların takınıldığı bir tablo ortaya çıktı.

    Gençler ezici bir çoğunlukla cinsiyet eşitliğine (yüzde 89), kürtaj hakkına (yüzde 63) ve eşcinsel evliliklere (yüzde 63) destek veriyor. Ancak keskin bölgesel farklılıklar var.

    Sadece yüzde 31’i hükümetlerinin “göçmenlerin ülkelerinde yasal olarak çalışması ve yaşamasını kolaylaştırması gerektiğini” düşünüyor.

    Zoomerların siyasete karşı tutumları ne?

    Peki, teknolojiyi iyi kullanan ve sosyal meselelere ilgi duyan zoomerlar, siyasete nasıl bakıyor?

    ABD’ye bakılınca, henüz hüküm vermek için erken.

    18-29 yaş arasında başkanlık seçimlerine katılım, diğer yaş gruplarına göre en düşük düzeyde. Trump’ın seçildiği 2016 başkanlık seçimlerinde kayıtlı seçmenlerin sadece yüzde 50’si oy vermişti.

    Ancak, 2014’teki ara seçimlerde yüzde 20 olan katılım, 2018’de yüzde 36’ya çıktı.

    Uzmanlar bunun, zoomerların oy kullanacak yaşa gelmelerinden kaynaklanan bir fark olduğunu söylüyor.

    Milenyum kuşağından, 30 yaşındaki Alexandria Ocasio-Cortez’in seçilmesi ve ABD Kongresi’nde hizmet veren en genç kadın olmasının ardında, genç seçmenler var.

    2016’daki başkanlık seçimlerinde, genç seçmenlerin sadece yüzde 37’si Trump’a destek vermiş, yüzde 55’i Demokrat rakibi Hillary Clinton’a oy vermişti.

    Ancak zoomerların yapıları itibariyle sola meyilli olduklarını söylemek de yanlış. Brezilya lideri Jair Bolsonaro’nun iki yıl önceki zaferi, 18-24 yaş arasındaki seçmenlerin yaklaşık yüzde 60’ından aldığı destekle mümkün olmuştu.

    Siyaset ve Kore pop müziği pek bağdaşmayan iki şey olsa da, internetteki bu kitle uzun süredir sosyal ve siyasi angajmanlarıyla biliniyor.

    Geçtiğimiz günlerde, K-pop hayranları Black Lives Matter (BLM) hareketine önemli destek vermiş, dünya genelinde para toplayıp insanları sosyal medyayla harekete geçirmişti.

    Giderek büyüyen bu kitlenin siyasi görünürlüğü de daha fark edilir düzeylerde olacak ve büyük ihtimalle Trump ve diğer siyasetçilerin başını ağırtacak.

  • Tutuklamalar keyfi, gecikmeksizin serbest bırakın!

    Tutuklamalar keyfi, gecikmeksizin serbest bırakın!

    BM Keyfi Tutuklamalar Çalışma Grubu, 15 Temmuz’dan sonra cemaat soruşturmaları kapsamında tutuklanan 3 kişinin başvurusunu değerlendirdi. Çalışma Grubu, yapılan tutuklamaların keyfi olduğuna dikkat çekti.  

    Birleşmiş Milletler (BM) Keyfi Tutuklamalar Çalışma Grubu, 27 Nisan-1 Mayıs 2020 tarihlerinde gerçekleştirdiği 87. Oturumunda, 15 Temmu sonrasında tutuklanan Abdulmuttalip Kurt, Akif Oruç ve Faruk Serdar Köse’nin ayrı ayrı yaptığı başvurular üzerine Hizmet hareketi mensuplarına ilişkin çok önemli üç karar aldı.  

    “SORUŞTURMALAR HUKUKSAL TEMELDEN YOKSUN”

    Cemaat soruşturmaları kapsamında tutuklanan kişilerin özgürlüklerinden yoksun bırakıldığını belirten Çalış Grubu, soruşturmaların hukuksal temelden yoksun ve keyfi bir uygulama olduğuna, bu nedenle de BM Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi ile İnsan Hakları Evrensel Beyannemesini ihlal ettiğine hükmetti. 

    Çalışma Grubu kararının devamında cemaat mensuplarının siyasi ve diğer görüşleri dolayısıyla hedef alındığını, bunun da Sözleşme ve Beyanname tarafından yasaklanan ayrımcı bir uygulama teşkil ettiğini ifade etti. 

    “GECİKMEKSİZİN SERBEST BIRAKIN”

    Abdulmuttalip Kurt, Akif Oruç ve Faruk Serdar Köse’nin başvurularını değerlendiren Çalışma Grubu, başvuru sahiplerinin gecikmeksizin serbest bırakılması ve mağdurlara tazminat ödenmesi yönünde Türk hükümetine çağrıda bulundu. Çalışma Grubu ayrıca korona salgınının ceza evlerinde meydana getirdiği tehdit dolayısıyla hükümetten acilen harekete geçmesini talep etti. 

    Çalışma Grubu kararında “Olaya ilişkin şartları göz önünde tutarak uygun çözüm yolunun Sayın Kurt’un acilen tahliye edilmesi olduğunu ve kendisine uluslararası hukuka uygun olarak tazminat ödenerek diğer zararlarının karşılanması gerektiğini mütalaa etmektedir. Çalışma Grubu, küresel Koronavirusü (Kovid-19) salgınının tutukevlerinde meydana getirdiği tehdit bağlamında, Hükümete Sayın Kurt’un tahliye edilmesi için acilen harekete geçme çağrısında bulunur.” denildi.  

    “HİÇBİR SUÇ TEŞKİL EDEN EYLEMLER DEĞİL”

    Çalışma Grubu, cemaat soruşturmalarında tutuklamalara gerekçe gösterilen hususları da değerlendirerek; Bank Asya’ya para yatırmak, cemaat ile ilintili kurumlarda çalışmak veya yönetici görevler üstlenmek, Zaman gazetesi ve diğer yayınlara abone olmak, sendika ve diğer kurumlara üye olmak, bylock kullanmak vb. eylemlerinin hiçbirinin suç teşkil eden bir fiil olmadığına, aksine bu fiillerin Sözleşme ve Beyannamenin bahşettiği hakların özgürce kullanılmasından ibaret olduğuna hükmetti. 

    “Bu eylemlerin hiçbiri kendi başına suç teşkil eden bir fiil olarak yorumlanamaz” diyen Çalışma Grubu, “Bilakis bu eylemler Sözleşme ve İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin bahşettiği hakların özgürce kullanılmasından ibarettir. Hükümetin Sayın Kurt’a atfedilen bu eylemlerin şiddet içerdiği veya başaklarını şiddete teşvik ettiğine ilişkin herhangi bir şi-ar da bulunmamış olması dikkat çekicidir. Hattı zatında Hükümetin verdiği yanıtlarda bu eylemlerin, düşünce ver dernek kurma özgürlüğü dahil Sözleşme’nin bahşettiği hakların özgürce kullanılmasından başka bir şey olduğuna dair hiçbir husus bulunmamaktadır.” denildi.  

    “BYLOCK DÜŞÜNCE VE İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ KAPSAMINA GİRER”

    Kararın devamında “Sayın Oruç’un Bylock uygulamasını kullanmış olması halinde dahi, bu durumun sadece düşünce ve ifade özgürlüğü kapsamına girdiği Çalışma Grubu için izahtan varestedir. Sözleşme’nin 19. maddesinde tanımlanan bu haklar her demokratik ve özgür toplumun temelini teşkil etmektedir.” vurgusu yapıldı.  

    BM Çalışma Grubu ayrıca Hizmet hareketi mensubiyeti iddiasıyla tutuklananların esasen siyasi ve diğer görüşleri temelinde hedef alındığına, bunun da Sözleşme’nin yasakladığı ayrımcılık teşkil ettiğine de hükmetti. 

    “CEMAAT MENSUPLARI SİYASİ VE DİĞER GÖRÜŞLERİ TEMELİNDE HEDEF ALINDI”

    Çalışma Grubu, “Mevcut dava Hizmet hareketi mensubiyeti bağlamında son iki yılda Çalışma Grubu önüne getirilen davaların sonuncusudur. Bu davaların tamamında Çalışma Grubu ilgililerin tutuklanmalarının keyfi olduğuna hükmetmiştir. Bu davalardan Hizmet hareketi mensubiyeti iddiasıyla insanların esasen siyasi ve diğer görüşleri temelinde hedef alındığı yönünde bir ana hat (pattern) belirmektedir. Bundan hareketle Çalışma Grubu tutuklamanın yasaklanmış bir ayrımcılık temelinde gerçekleştiği hükmüne varmıştır.” dedi.  

    Çalışma Grubu Türkiye’nin Sözleşme’nin 4. maddesi çerçevesinde olağanüstü hâl döneminde insan hakları yükümlülüklerini askıya almasını (derogation) kabul edilebilir bulmakla birlikte bunun gereksiz ve makul olmayan bir hürriyetten yoksun bırakma eylemini de meşrulaştıramayacağına dikkat çekti.  

    15 Temmuz’dan sonra hâkim ve savcılar dahil çok sayıda kişinin tutuklandığı ve bunlardan pek çoğunun halen hapiste veya yargılanmakta olduğu vurgulayan Çalışma Grubu, bu davaların bir an önce Türkiye’nin insan hakları yükümlülükleri temelinde neticelendirilmesi konusunda Hükümete çağrıda bulundu. 

    Çalışma Grubu, kararında “Ayrıca son üç yılda Türkiye’deki keyfi tutuklamalar konusunda önüne getirilen davaların sayısındaki kayda değer artışa dikkat çekerek, bu davalardan beliren ana hat bağlamında ciddi kaygılarını iletmiş ve Çalışma Grubu’nun aldığı kararları bir an önce hayata geçirmesi konusunda Hükümeti teşvik etmiştir.” denildi.  

    Source: Bold Medya