Yazar: SG

  • ABD Dışişleri Bakanlığı’nın Küresel Terörizm raporu: Hizmet Hareketi terör örgütü değil

    ABD Dışişleri Bakanlığı’nın Küresel Terörizm raporu: Hizmet Hareketi terör örgütü değil

    ABD Dışişleri Bakanlığı’nın her yıl yayınladığı ‘2019 Terörizm Ülkeler Raporu’nda, Erdoğan rejimini kabul ettirmeye çalıştığı Hizmet Hareketi’ne yönelik ‘terör örgütü’ iddiasının doğru olmadığı vurgulandı.

    Rapordaki Türkiye ile ilgili kısımda özetle, 15 Temmuz sonrası Türk hükümetinin Fethullah Gülen Hareketini terör örgütü olarak nitelendirdiğini fakat ABD’de böyle bir durumun söz konusu olmadığı aktarıldı. Raporda, “F.tö ABD’de belirlenmiş bir terör örgütü değildir.” vurgusu yapıldı.

    Raporda, Erdoğan hükümetinin hem kendi vatandaşlarını hem de ABD’nin Türkiye’deki misyonlarındaki istihdam edilen personelini, iddia edilen terör örgütü gerekçesiyle tutukladığı ve tutuklamaya devam ettiği ifade edildi. Raporda ayrıca Erdoğan rejiminin yurt dışındaki Türk vatandaşlarını sözde ‘fetö’ iddiasıyla kaçırdığı ve Türkiye’ye getirdiği hatırlatıldı.

    Raporun ilgili kısmında şunlar söylendi:

    Raporda, AKP iktidarının 2019 yılında da ordudaki ve kamudaki insanları ihraç etmeye devam ettiği aktarıldı. Ayrıca, 2016 sonrası AKP iktidarının 130 binden fazla memuru ve silahlı kuvvetler üyesini ihraç ettiğini ve 80 binden fazla kişiyi de tutuklandığı hatırlatıldı. Bin 500’den fazla sivil toplum kuruluşunun da kapatıldığı anlatıldı.

    RAPORDAKİ TÜRKİYE İLE İLGİLİ KISIM İÇİN TIKLAYIN

  • İnsan Hakları Derneği: “İşkence Tüm Türkiye’ye Yayıldı”

    İnsan Hakları Derneği: “İşkence Tüm Türkiye’ye Yayıldı”

    Son 10 yılın işkence ve kötü muamele raporunu yayınlayan İnsan Hakları Derneği Diyarbakır Şubesi’den yapılan açıklamada, işkencenin tüm Türkiye’ye yayıldığı belirtildi. Açıklamada son 10 yılda 690 kişinin işkence gördüğü iddiasıyla İHD’ye başvurduğu ifade edildi.

    İHD şube binasında düzenlenen basın toplantısında “2010 – 2019 Yılları Arası İşkence ve Kötü Muamele Raporu” açıklandı. Raporun giriş kısmında işkencenin şekil değiştirerek yayıldığı vurgulandı ve ”Günümüzde şiddet olayları 90’lı yılları aratmayacak sıklıkta gerçekleşse de yöntemsel olarak birçok açıdan değişikliklerde söz konusudur. Bu değişiklikler aynı zamanda kişinin özel bilgilerini teşhir eden, hayatın olağan akışını bozan, ciddi ekonomik ve ruhsal baskı yaratan, kayıt dışı gözaltı fiziki takip, tehdit ve taciz gibi yöntemlere dönüşmektedir. İşkence ve kötü muamelenin bugün tüm Türkiye şehirlerine yayılmış olduğu açık bir gerçektir” değerlendirmeleri yapıldı.

    Raporda yer verilen 10 yılın verilerinden bazıları şöyle:

    – ”Derneğimize 2010-2019 yılları arasında kolluk görevlileri, infaz koruma memurları başta olmak üzere kamu görevlilerinden fiziksel şiddet gördüklerini beyan ederek başvuruda bulunan toplam başvurucu sayısı 690’dır. Başvurucularımızdan 97’si kadın 592’si ise erkektir. Toplam başvurucu sayısından 36’sı, 18 yaşından küçük olup, 29 başvurucuysa 50 yaş üzeridir. 10 yıl içerisinde derneğimize yapılan tüm başvuru kategorileri arasında işkence ve kötü muamele yani fiziksel şiddete dayalı başvurularının oranı yüzde 19,5’tir.”

    – ”Kadın başvurucuların en fazla başvuru yaptıkları yıllar; 30 başvuruyla 2019, 18 başvuruyla 2018 yılları olarak göze çarpmaktadır.”

    – ”Derneğimiz on yıllık verilerine göre fiziksel şiddeti en fazla ve en yaygın biçimde kullanan kamu görevlileri sırasıyla infaz koruma memurları yüzde 45, polisler yüzde 39, jandarma yüzde 10 ve korucular yüzde 1 şeklindedir. Bu sıralamada özellikle infaz koruma memuru (324) ve polis şiddeti (280) çok net biçimde göze çarpmaktadır.”

    – ”Fiziksel şiddetin uygulandığı iddia edilen mekan sıralamasındaysa ilk sırada 335 başvuruyla cezaevleri gelmektedir. Başvuruların yüzde 47’si işkence ve kötü muamelenin gerçekleştiği yer olarak cezaevlerini göstermiştir. 2010-2015 arasındaki ilk altı yılda, hapishanelerden derneğimize fiziksel şiddet içerikli başvuru sayısı toplam 118 iken, 2016-2019 arasındaki dört yılda bu sayı 217 olarak kayıtlara geçmiştir.”

    – ”690 başvurucu arasından 168’i sokak ortasında kolluk görevlilerince darp, kaba dayak, fiziksel şiddete maruz kaldığını belirtmiştir. Bu alanda en az başvuru 6 ile 2016 yılı, en çok başvuruysa 23 başvuruyla 2014 yılı olmuştur.”

    – ”Gözaltına alınırken işkence ve kötü muameleye uğradığı iddiasıyla yapılan başvurusu sayısı, 2019 yılında en yüksek rakamlara ulaşmıştır. Bu rakam son 10 yılın en yüksek rakamıdır. Polisin fail olduğu iddiasıyla derneğimize son on yılda en fazla başvurunun yapıldığı yıl 2019 yılı olarak kayıtlara geçmiştir. 2019 yılında başvuru sayısı 56’ya ulaşmış, onu takip eden yıl 38 başvuruyla 2011 yılı olmuştur.”

    – ”Failin asker olarak belirtildiği vakalara ilişkin başvurunun en fazla olduğu yıl 17 başvuru ile 2017 yılı olmuş, 2011 ve 2015 yıllarında ise şubemize bu yönlü herhangi bir başvuru yapılmamıştır.”

    – ”Fiziksel şiddet mağdurları tarafından derneğimize yapılan başvuruların en az olduğu yıl ise 2010 yılı olarak görülmektedir. Özellikle bu yıl içerisinde iktidar yetkililerinin toplum karşısında kullandığı dilin görece daha yumuşak, makul ve barışçıl olması; kamu görevlileri tarafından uygulanan fiziksel şiddet vakalarının diğer yıllara nazaran daha az sayıda olmasını izah edebilecek etmenlerden biri olarak değerlendirilebilir.”

    Raporun talepler bölümünde ise işkence iddialarına karşı etkin soruşturma yapılması çağrısı yapıldı. Bu bölümde, “İşkencecilere karşı açılan soruşturmalar etkin bir şekilde yürütülmeli, işkencede cezasızlığa son verilmelidir. Hükümet belli kademelerinde görev alan yetkililer tarafından sarf edilen ve işkencenin artmasına neden olan söylemlerden vazgeçilmeli, işkencecilerin yargı kararıyla korunması ve aklanmaya çalışılması uygulamasına son verilmelidir. BM İşkenceye Karşı Sözleşmeye Ek İhtiyari protokolün (OPCAT) gereği Türkiye tarafından yerine getirilmeli gözaltı birimleriyle, cezaevleri, bağımsız heyetlerin denetimine açık hale getirilmelidir. İşkence mağdurlarının iç dünyalarında maruz kaldıkları travmanın etkilerinin giderilmesi amacıyla mağdurlar rehabilite programlarına dâhil edilmeli ve kendilerine psikolojik destek sağlanmalıdır. İşkencecilerin yargılandığı dosyalarda zamanaşımı uygulamasına son verilmeli, işkenceciler hak ettikleri cezalarla cezalandırılmalıdır” denildi.

    [

  • “Gülen sadece bir gün hayatta kalabilirdi”

    “Gülen sadece bir gün hayatta kalabilirdi”

    [

    HABER-YORUM | SELÇUK GÜLTAŞLI, BRÜKSEL

    ABD eski Milli Güvenlik Danışmanı John Bolton, yayınladığı hatıratında Amerika’da sürgünde yaşayan Fethullah Gülen’den de bahsediyor. Bolton, Gülen konusunun, Erdoğan için fikr-i sabite dönüştüğünü vurguluyor.

    Cumhuriyetçi yönetimlerde üst düzey görevler alan Bolton en son 2018-2019 arasında ABD Başkanı Donald Trump’ın Milli Güvenlik Danışmanlığını yaptı. Bolton Trump tarafından kovulduktan sonra ‘Her şey bu odada oldu’ başlığıyla ABD’yi karıştıran hatıratını yazdı.

    Türkler, Gülen’i isterken gülüyorlardı

    Erdoğan’ın Trump’la görüşmelerinde sık sık Gülen’in iadesini talep ettiğini belirten Bolton, Trump’ın ise Gülen’i iade etmesi durumunda sadece bir gün yaşayabileceğini düşündüğünü ifade ediyor. Gülen’in iadesini isteyen Türklerin gülerek Gülen’in endişelenmemesi gerektiğini zira ölüm cezasının kaldırıldığını aktaran Bolton, Erdoğan’ı sert ifadelerle eleştiriyor.

    Trump’ın Erdoğan’ın radikal bir İslamcı olduğunu hiç anlamadığını vurgulayan Bolton, Türkiye Cumhurbaşkanı’nın Atatürk’ün laik cumhuriyetini İslamcı bir devlete dönüştürmeue çalıştığını iddia ediyor.

    Bolton, Trump-Erdoğan ikili görüşmelerinde Halkbank ve Mehmet Hakan Atilla’nın da sık sık gündeme geldiğini kaydediyor. G20 Zirvesi için Buenos Aires’te bulunan iki liderin Halkbank’ı müzakere ettikleri, Trump’ın Halkbank’ın İran konusunda tamamen masum olduğunu söylediğini kaydeden Bolton, Trump’ın Halkbank davasına bakan savcıların Obama’nın adamları olduğunu iddia ettiğini belirtiyor. Erdoğan ise Halkbank davasının Gülencilerin işi olduğunu savunuyor.

    Mussolini gibi

    Trump ile Erdoğan’ın bir telefon görüşmesini aktaran Bolton, Türkiye Cumhurbaşkanı’nın ‘balkondaki Mussolini gibi’ kendilerine ders vermeye çalıştığını aktarıyor.

    Türkiye’de Gülen cemaatiyle ilişkisi olduğu gerekçesiyle tutuklanan rahip Brunson’a da değinen Bolton, Erdoğan’ın Brunson’ı ‘sinsice’ Gülen’e karşı pazarlık yapmak için kullandığını söylüyor. Trump’ın Brunson’ın hapiste olmasının bütün Amerika’yı çileden çıkardığını yazan Bolton, Erdoğan’ın karşılık olarak Gülen’in de ABD’de olmasının bütün Türkleri çileden çıkardığı cevabını veriyor.


    Source: Tr724

  • Muhalefet, Erdoğan’ı üzmek ister mi?

    Muhalefet, Erdoğan’ı üzmek ister mi?

    YORUM | VEYSEL AYHAN

    Erdoğan’ın Saray’ı kaçak olarak inşa ettirdiği yıllardı. Şöyle bir şey yazmıştım.

    “Evinize bir misafir gelse ama baksanız ki beş bavul ve on çantayla gelmiş. Salona yerleşmiş. Kendine göre her şeyi şekillendiriyor. Bu görüntüden ne anlarsınız? Herkesin anladığını: Bu misafir gidici değil.

    Erdoğan, Cumhurbaşkanı oldu ama Çankaya Köşkü’nü beğenmedi. Milyarlarca para tahsis ettirip dünyanın en muazzam sarayını yaptırdı. Her bir köşesiyle özel olarak ilgilendi. ABD Başkanı Obama’nın sarayı Beştepe’nin yanında minyatür kalıyor.”

    BU YAZIYI YOUTUBE’TA İZLEYEBİLİRSİNİZ ⤵️

    O günden bugüne “misafir”artık evin mülk sahibi oldu. Çünkü tarih kitaplarında “bavulunu toplayıp sarayını terk eden diktatör” örneği yok.

    Hemen her kurum AKP acentesi yapıldı. Devlet daireleri, mahkemeler, rektörler, valiler, kaymakamlar…

    “Misafir”e ses edenler kendini ya zindanda veya bir başka ülkede buldu.

    Köleliği kabul edenler “sığınmacı” olarak kalmaya devam ediyor ama onlar bile kendinden emin değil.

    Kürtler zaten “ev”de zulüm görüp kovuluyordu. Devam ediyor. Cemaat de zulüm gördü ve “ev”den kovuldu. Bunlar diğer kesimlerin umurunda olmadı. Hatta sevindiler.

    Ama şimdilerde sıra kendilerine gelince azıcık uyandılar.

    Önceki gün baro başkanları Ankara’ya yürüyerek anayasal haklarını kullanmak istedi. Başlarına gelmeyen kalmadı.

    Sonra Saray; “buyurun girin” diye lütfedip izin verdi. Girdiler.

    Sonuç ne oldu?

    Hemen Anıtkabir’e koşup Atatürk’e şikayetlerini yaptılar.

    Ve olay bitti.

    Aynı şey CHP için geçerli.

    Kılıçdaroğlu dün ne dedi:

    “Yarın Barış Pehlivan, Barış Terkoğlu, Murat Ağırel yargının önüne çıkacaklar. Bunlar gazeteciliği birileri istiyor diye değil halk için yapıyorlar. Bakalım hâkim ne diyecek? Gerçek hâkim mi Saray’dan mı işaret alıyor göreceğiz”

    Üstü kapalı şunu diyor: “Bunları serbest bırakın, gerisini kurcalamayacağız.”

    CHP zaten “gerisini kurcalamayı” sevmez.

    Bakın Enis Berberoğlu tahliye edildi. “Gerisi” bitti.

    Diğer siyasi tutuklular önemli değil.

    ODATV yazarları da tahliye olursa bugün -ki tahliye olmaları gerekir, ayrı mesele- geri kalan yazar ve gazeteciler muhalefetin gündeminden düşecek.

    ERDOĞAN’IN SON TRAVMASI

    İstanbul belediye seçimi Erdoğan için tam bir travmadır. 13 bin farkı hazmetmedi. Kendi kararıyla seçim yenilendi. Ve 800 bin’lik bir hezimet yaşadı. Öngörüsü çöktü, karizması çizildi.

    Şimdi böyle bir hezimeti 2023 genel seçimlerde yaşamamak için seçim sistemini kendi kazanacağı şekle dönüştürecektir.

    Erdoğan’ın en büyük şansı muhalefet. Ne Hitler ne de Mussolini böylesine uyumlu ve “sevecen” bir muhalefete sahip değildi.

    Türkiye’de kamuoyu bence Erdoğan’a muhalefet etmekten vazgeçmeli.

    Erdoğan düzelme eşiğini geçti. Şimdiden sonra vites artıracak daha da sertleşecek.

    Muhalefete muhalefet edip onları düzeltmenin yolunu bulmalı.

    MUHALEFETİN SON ŞANSI

    Tek çare muhalefetin “Muhalefet” yapmaya karar vermesi.

    Şimdi gözlerinizi kapatın ve Kılıçdaroğlu’nun şöyle bir cümle kurduğunu hayal edin.

    “Türkiye seçim yasası değişiklikleri yapılarak dönülmez bir diktatörlüğe doğru yol almaktadır. Biz mecliste CHP olarak bunda pay sahibi olmak istemiyoruz. Seçim yasası değişikliğinden vazgeçildiği ilan edilmezse meclisten çekileceğiz.” 

    Neler olur?

    Saray’da deprem olur.

    Nasılsa “hayal fakirin ekmeği”, bir hayal daha kuralım.

    Şöyle dese:

    “6.5 milyon oy almış bir partinin liderini sudan sebeplerle hapiste tutamazsınız. Demirtaş’ı, tutuklu siyasileri, tüm gazeteci ve yazarları derhal serbest bırakın yoksa siyasetin ‘köpeği’ olmuş bu yargı düzelene kadar meclisten çekiliyoruz.” 

    Neler olur?

    Saray ilk defa muhalefet görmüş olur.

    Erdoğan’ın emniyet müdürü atamasıyla bozmayı planladığı “İstanbul belediyesi ittifakı” bilakis güçlenir.

    Ve de muhalefetin bütünlüğü Saray’a geri adım attırır.

    YOL AYRIMI

    Muhalefet, Saray’ı sarsmak veya mutlu etmek seçeneklerinde birini tercih etmek zorunda.

    Milletvekili maaşları ve özlük hakları mı yoksa ülkenin kurtulması mı?

    Aynı seçenek HDP için de geçerli. Mecliste kalıp tutuklu HDP’li vekillerin, başkanların hakkını koruduklarını mı sanıyorlar?

    Tam bir “olmak ya da olmamak” durumu.

    Yavuz Baydar dün “Hareket eden her objeye ateş etme dönemi” başlıklı yazısında süreci güzel özetlemiş ve şu cümleyle bitirmişti:

    “Ta ki muhalefet, topluca Meclis’i terkedip, hızla bir erken seçimi zorlayıncaya kadar, yangın devam edecek.”

    Tek çare bu.

    Türkiye, seçim sistemi “kuşa dönmeden” bir genel seçime gitmezse artık hiçbir seçimin önemi kalmayacak.

    Source: Tr724

  • ‘Üretici limonu 2.5 liraya satıyor, markette 10 lira’

    ‘Üretici limonu 2.5 liraya satıyor, markette 10 lira’

    ‘Üretici limonu 2.5 liraya satıyor, markette 10 lira’

    “Üreticinin dalında şu anda kilogramını 2.5 liraya sattığı limon, büyükşehirlerde tüketiciye 10 liranın üstündeki fiyatlarla satılıyor” diyen CHP Adana Milletvekili Ayhan Barut, tüketici ve üretici zarar ederken marketten tedarikçiye aracıların kazandığı sistemin değiştirilmesini istedi. Barut, ithalatın engellenmesi gerektiğini söyledi.

    CHP Adana Milletvekili ve TBMM Tarım, Orman ve Köy İşleri Komisyonu Üyesi Ayhan Barut, üretcinin kilogramını 2.5 liraya sattığı limonun büyük kentlerde 10 liradan satıldığına dikkat çekti ve aracıların kazandığı sistemin değiştirilmesi gerektiğini söyledi.

    Adana’nın Karataş ilçesine bağlı ovalarda narenciye bahçelerinde incelemelerde bulunan Ayhan Barut, mayıs ayında aşırı sıcak ve şiddetli rüzgar nedeniyle oluşan hasarı yerinde gördü.

    CHP’li Ayhan Barut, limon bahçelerini inceledi.

    Ağustos ayı sonunda hasadı yapılacak limon bahçelerinde üreticilerin sorunlarını dinleyip çözüm bulunması için yetkilileri göreve çağıran Barut, “Türkiye’de yaklaşık 4 milyon ton narenciye üretiliyor. Bu üretimin yüzde 75’i Çukurova Bölgesi’nden karşılanıyor, Adana ise bunun 3’te 1’ini üretiyor. Bu üreticinin emeğinin karşılığı zarar olmasın” dedi.

    ‘TÜKETİCİ VE ÜRETİCİ ZARAR EDİYOR’

    Adana’da limon hasadının ağustos ayı sonu itibariyle başlayacağını anımsatan Ayhan Barut, “Üreticinin dalında şu anda kilogramını 2.5 liraya sattığı limon, büyükşehirlerde tüketiciye 10 liranın üstündeki fiyatlarla satılıyor. Aradaki 4-5 kat fiyat yüksekliği üreticinin kabahati değildir. Üretici sadece maliyetini karşılayan fiyatla ürününü satmaya çalışıyor. Aradaki marketçisi, komisyoncusu, tedarikçisi fiyatların katlanmasına neden oluyor. Tüketici ve üretici zarar ediyor. Hal Yasası’nın ve bu sistemin değişmesi gerekiyor” diye konuştu.

    ‘İHRACATIN ÖNÜNÜ AÇIN, İTHALATI ENGELLEYİN’

    Limonun kamuoyunda sürekli polemik konusu olduğuna işaret eden Ayhan Barut, şunları kaydetti:
    “Limon hasadının yaklaştığı bu dönemde, limonda hâlâ ihracat yasağı sürüyor. Limondan portakala, mandarinden greyfurta tüm narenciye ürünlerinin önünün açılması gerekiyor. Özellikle limonda ihracat yasağının kaldırılması gerekiyor. Olumsuz iklim koşulları nedeniyle portakal ve mandalin gibi tüm narenciye ürünlerine ihracat yasağı getirilmemesi lazım. İhracat yasağı geldiği zaman, narenciye üreticisi çok daha sıkıntılı ve kötü günler başlıyor. Çünkü Türkiye’de portakal, mandarinden, limon ve greyfurta yüzde 150 ile yüzde 250 arasında kendine yeterlilik oranı yani üretim fazlası var. Dolayısıyla biz bu ürünlerde ihracata bağımlıyız. Mutlak suretle ihracat yapmamız gerekiyor. Limonda hasada sayılı günler kala yetkilileri uyarıyoruz. Gelin, tarımın önündeki engelleri kaldırın. İhracat yasağını kaldırın, ithalatı da engelleyin!” (Evrensel)


  • Demirtaş İçin Tahliye Talebi

    Demirtaş İçin Tahliye Talebi

    HDP’nin önceki dönem eş başkanlarından Selahattin Demirtaş’ın avukatları, Anayasa Mahkemesi’nin Demirtaş hakkında verdiği kararın ardından tahliye talebinde bulundu.

    Anayasa Mahkemesinin kararından sonra harekete geçen Demirtaş’ın avukatları Mahsuni Karaman, Benan Molu, Ramazan Demir, Aygül Demirtaş Gökalp ve Sertaç Buluttekin, tahliye başvurusunda bulundu.

    Anayasa Mahkemesi’nin Demirtaş’la ilgili verdiği hak ihlali kararını gerekçe gösteren avukatlar, taleplerini şu cümlelerle dile getirdi: “Müvekkilin, şüphelisi olmadığı bir soruşturma kapsamında, halen Ankara 19. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılandığı dosya kapsamıyla gerekçe gösterilerek tutuklanması, Anayasa Mahkemesi’nin 9 Haziran 2020 tarih ve 2017/38610 başvuru numaralı karar ile müvekkilin makul süreyi aşan tutukluluğu nedeniyle verdiği hak ihlali kararının birlikte nazara alınarak özgürlük ve güvenlik hakkını ihlal eden bu tutukluluk durumuna son verilmesini talep ederiz.”

    9 Haziran’da, Selahattin Demirtaş’ın tutukluluk süresinin makul süreyi aştığına, dolayısıyla kişi hürriyeti ve güvenliğinin ihlal edildiğine karar veren AYM, kararı bilgi için Adalet Bakanlığı ve Ankara 19. Ağır Ceza Mahkemesi’ne göndermişti.

    Demirtaş, Kasım 2016’dan bu yana cezaevinde tutuluyor.

  • AB Dış Politika Temsilcisi Borrell, Türk-Yunan sınırında Atina’ya güvence verdi

    AB Dış Politika Temsilcisi Borrell, Türk-Yunan sınırında Atina’ya güvence verdi

    Avrupa Birliği (AB) Dış Politika ve Güvenlik İşleri Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, AB’nin kendi dış sınırlarını koruma konusunda kararlı olduğunu söyledi.

    Yunanistan’ı ziyaret eden Borrell, Dışişleri Bakanı Nikos Dendias ile Türk-Yunan sınırı yakınlarındaki Meriç Nehri bölgesinde incelemelerde bulundu.

    Borrell daha sonra düzenledikleri ortak basın toplantısında, “AB’nin dış sınırlarının korunmasında kararlıyız ve Yunanistan’ın egemenliğini destekliyoruz” dedi.

    Yunanistan’ın Türkiye ile son dönemde yaşadığı sınır sorunlarıyla ilgili endişeleri paylaştığını ifade eden Borrell, Türkiye ve Yunanistan arasındaki gerilimin düşürülmesini arzu ettiklerini ifade etti.

    Yunanistan Dışişleri Bakanı Nikos Dendias ise Türkiye’yi ülkesiyle ortak sınırı yeniden göçmenlere açmakla suçladı.

    Türk sahil korumalarını, göçmenlerle dolu teknelerin Yunan adasına gidişini kolaylaştırdığını ileri süren Yunan bakan, Türkiye’nin Akdeniz’de barış ve güvenliği zayıflattığı eleştirisinde bulundu.

    Borrell daha sonra Yunanistan Başbakanı Kiriakos Miçotakis ile yaptığı görüşmede ise “bölgenin istikrarı için Türkiye ile güven ve diyalog kurulması” arzusunu dile getirdi.

    Yunanistan Başbakanı ise bunun üzerine “güvene dayalı ilişki inşası için Türkiye tahrik edici eylemlerine son vermeli” diye konuştu.

  • Hasta tutuklu Terzioğlu, tek kişilik koğuşta ölüme terk edildi!

    Hasta tutuklu Terzioğlu, tek kişilik koğuşta ölüme terk edildi!

    HABER İNCELEME | İLKER DOĞAN 

    Silivri’de tutuklu bulunan Yönetmen Fatih Terzioğlu, tek kişilik koğuşta ölüme terk edilmiş durumda. Avukatı Büşra Şimşek, aylardır kustuğunu ve düne kadar bir kez hastaneye götürüldüğünü, kanında yüksek oranda enfeksiyon çıkmasına rağmen tedavisine başlanmadığını anlatıyor. 21 ay önce tutuklandığında 90 kilo olan Terzioğlu, 50 kiloya kadar düştü. Hayati fonksiyonlarını tamamen yitirmiş durumda. Bir aydır sürekli kusan Terzioğlu konuşamıyor, yürüyemiyor. O kadar halsiz ki, gözlerini bile açamıyor. Avukatı, Terzioğlu’nun kanındaki CRP oranının normalin 4 katı olduğunu söylüyor. Bilimsel makalelerde, söz konusu oranın, kalp krizi ihtimali ve kanser dahil bir çok hastalığın belirtisi olabileceği belirtiliyor.

    KANSER RİSKİ ÇOK YÜKSEK

    Hastalığından sonra önceki gün kapalı görüşte eşini ilk defa gördüğünü anlatan Esra Terzioğlu’nin anlattıkları, durumun vehametini gözler önüne seriyor: “Bir aydır kusuyor. Dehşet derecede kilo vermiş. Bugün (dün) hastaneye götürülmüş. Eşimin kan değerlerinde kanser hücrelerinin arttığı görülüyor. Karaciğerde nodül tesbit edildi. Kanser riski çok yüksek. Acilen tahliye edilmesi gerek! Göz göre göre ölüme mahkûm etmeyin eşimi! Ben babasız büyüdüm. Bu acıyı çok iyi biliyorum. İki evladımın babaları çok hasta ve hâlâ gerekli tedaviye başlanmadı.” diyor.

    Fatih Terzioğlu, en son Samanyolu Televizyonu’nda yayınlanan ‘Sungurlar’ dizisinde yönetmen yardımcılığı yapmıştı. Cemaat’e yönelik hukuksuz soruşturmalar kapsamında gözaltına alındı. Telefonuna gönderilen 15 adet dua nedeniyle 21 ay önce tutuklanarak Silivri Cezaevi’ne gönderildi. Yargılamalar sonunda sözde ‘terör örgütü üyeliği’ iddiasıyla 6 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırıldı.

    Fatih Terzioğlu, yaklaşık 40 gün kadar önce kaldığı koğuşta baygın halde bulundu. Avukatı ve ailesinin verdiği bilgilere göre Terzioğlu o günden beri sadece bir kez hastaneye götürüldü. Kanında yüksek oranda enfeksiyon tespit edildi. Avukatı Büşra Şimşek’in verdiği bilgilere göre kanındaki enfeksiyon oranı (CRP) olması gerekenin 4 katı!

    40 GÜNDE 40 KİLO VERDİ!

    Fatih Terzioğlu, baygın bulunduğu günden bu yana kusuyor. Hayati fonksiyonlarını neredeyse tamamen kaybetmiş durumda. Esra Terzioğlu, eşinin tedavisinin gerektiği gibi yapılmadığını söylüyor. Hastalığının ardından 22 Haziran’da eşini kapalı görüşte ilk kez gördüğünü belirten Terzioğlu’nun anlattıkları, durumun vehametini de gözler önüne seriyor. Buna göre cezaevine girdiğinde 90 kilo olan Terzioğlu, 50 kiloya kadar düşmüş durumda. Esra Terzioğlu, eşinin gözlerini bile açmakta zorlandığını anlatıyor.

    GÜLEMİYOR, KONUŞAMIYOR, GÖZLERİNİ BİLE AÇAMIYOR

    Eşini ilk gördüğünde şok olduğunu anlatan Esra Terzioğlu, o anlara gözyaşlarıyla anlatıyor: “Bir aydır kusuyor. Hiç bir müdahale yapılmıyor. Sadece serum veriliyor. Oyalıyorlar bizi. Bir şeyler yapılsın istiyorum. Dün görüşe gittim. Dehşet derecede kilo vermiş. Kapalı görüştü benimle konuşurken gözleri kapanıyordu. Gözünü açsın diye cama tıklıyordum. Onu mutlu edecek şeyler anlatıyorum. Gülemiyor. Konuşamıyor, kendini ifade edemiyor. İşaretle bir şeyler gösteriyor. Sadece ona dua edenleri duyunca ağladı, gözlerinden ip gibi yaş akıyor.”

    CEZAEVİ YÖNETİMİ YANLIŞ BİLGİ VERİYOR 

    Esra Terzioğlu, eşinin tedavisi ve hastalığıyla ilgili cezaevi yönetiminin de yanlış bilgi verdiğini anlatıyor: “Cezaevi yönetimi yalan yanlış bilgi veriyor. Çünkü ben e-nabızda görüyorum neler yapılıp yapılmadığını. Emar çekildi diyorlar ama Fatih’e sordum, o da yapılmamış. Korona testi negatih çıktı diyorlar ama o da yapılmamış.”

    AVUKATI: İŞKENCE SUÇU İŞLENİYOR

    Avukatı Büşra Şimşek ise şunları söylüyor: “Haftalardır hasta ve sadece kusuyor hiçbir şekilde beslenemiyor. 50 kiloya düştü. Tekerlekli sandalyeyle aile görüşüne gelmiş ve sadece kolunu masaya koyup başını üstüne koyuyormuş. Eşi defalarca “Fatih beni duyuyor musun” demek zorunda kalmış. Hastaneye bi kere götürülen ve kanında yüksek oranda enfeksiyon çıkan Fatih abi tedavi edilmiyor. Tek kişilik hücrede tutuluyor. Herhangi ilaç verilmiyor. Memurlar eşine serum verdiklerini söylüyor. Eşi antibiyotik vermeniz lazım bu enfeksiyon çok yüksek diyor.”

    TEHDİT: GÖRÜŞ YASAĞI GETİRİRSEK, GÖRÜRSÜN!

    “Memurlar ‘görüş yasağı veririz görürsün’ diye tehditte bulunuyor. Vücudundaki enfeksiyon oranı yani CRP olması gerekenin 4 katı. Fatih abi günün büyük kısmında kustuğu için lavaboya başını koyup öylece duruyormuş. Tedavi edilmiyor, hastaneye götürülmüyor. Tek suçu STV’de yönetmen yardımcılığı yapmış olmak. Silivri 7  No’lu Cezaevi’nde FATİH TERZİOĞLU TEK KİŞİLİK HÜCREDE ÖLÜME TERK EDİLDİ, İŞKENCE VE KÖTÜ MUAMELE SUÇU İŞLENİYOR DUYMAYAN KALMASIN.”


    Esra Terzioğlu: Ben babasız büyüdüm, aynı acıyı çocuklarım da yaşamasın!

    Fatih Terzioğlu’nun dün hastaneye sevk edildiğini kaydeden eşi Esra Terzioğlu doktorlarla görüştüğünü belirterek, ‘‘Eşimin kan değerlerinde kanser hücrelerinin arttığı görülüyor. Karaciğerde nodül tespit edildi. Kanser riski çok yüksek. Acilen tahliye edilmesi gerek! Göz göre göre ölüme mahkûm etmeyin eşimi.’’ dedi.

    Eşinin cezaevinden tahliye edilerek bir an önce tedavi altına alınması gerektiğini ifade eden Esra Terzioğlu sosyal medyadan ‘‘Eşimin kan değerlerinde kanser hücrelerinin arttığı görülüyor. Karaciğerde nodül tespit edildi. Kanser riski çok yüksek. Acilen tahliye edilmesi gerek! Göz göre göre ölüme mahkûm etmeyin eşimi.’’ paylaşımda bulunarak Adalet Bakanı Abdülhamit Gül’e çağrıda bulundu.

    Source: Tr724

  • Transferin gözdesi yıldızları bekleyen tehlike

    Transferin gözdesi yıldızları bekleyen tehlike

    HABER-YORUM | HASAN CÜCÜK 

    Koronanın derin ekonomik darbe vurduğu futbolda transfer sezonu önceki yıllara göre daha sessiz geçecek. Kulüpler bir taraftan ekonomik darboğazdan kazasız çıkmanın planlarını yapıp oyuncu ücretlerini düşürürken, diğer taraftan kadrolarını güçlendirmenin hesaplarını yapıyor. Transferin gözde isimleri ise Sivasspor’dan Mert Hakan Yandaş ve Emre Kılınç. Sezon sonunda bu ikilinin transferi gerçekleşmezse, daha önce seyrettiğimiz bir filmi tekrar göreceğiz.

    Sivasspor, Bülent Uygun yönetiminde iki yıl üst üste şampiyonluk mücadelesi verirken öne çıkan ismi Mehmet Yıldız olmuştu. Forvet oyuncu için hocası Uygun, ‘Ağzından lokmasını alabilirsiniz ama ayağından topu asla’ diyecekti. Yıldız’ı radarına alan takımlar doğal olarak İstanbul’un üç büyükleri oldu. Galatasaray, kadrosuna katmak için büyük uğraş verdi. İmza atması an meselesi yorumları yapılmasına karşılık, Yıldız’ın transferi bir türlü gerçekleşmedi. Formunun zirvesinde gerçekleşmeyen transferi sonrası Mehmet Yıldız hızla gözden düştü. 2007-09 arasında gösterdiği performansına bir daha ulaşamadı. Sonrası sıradan bir futbolcuya dönüşüp 2015’te futbola veda etti.

    2009-10 sezonunda bir tarih yazılıyor, Bursaspor ligimizde adını 5. şampiyon olarak yazdırıyordu. Ertuğrul Sağlam – Mutlu Topçu ikilisinin şampiyonluğa taşıdığı Bursaspor’da Ozan İpek, Volkan Şen ve Sercan Yıldırım gibi isimler öne çıktı. Her üç isminde taliplileri İstanbul ekipleri oldu. Volkan Şen, Trabzonspor’a giderken Sercan ve Ozan takımda kaldı. Bir sonraki yıl Sercan Yıldırım, Galatasaray’a transfer oldu ama şampiyon oldukları yıldaki formundan çok uzaktı. Ozan İpek, Bursaspor’da kaldı. 2009-10 sezonunda Türk futboluna damga vuran üç isimde zamanında istedikleri transferi yamadıkları için kaybolup gittiler.

    Bu sezonun iki flaş ismi Emre Kılınç ve Mert Hakan Yandai bir aksilik olmazsa önümüzdeki yıl Galatasaray ve Fenerbahçe formalarını terletecek. Mert Hakan’ın Emre Kılınç’a ‘Fenerbahçe’de oynalım’ teklifini götürdüğü, ancak bu futbolcunun tercihinin Galatasaray olduğu spor basınında yer buldu. Her iki isminde sezon sonunda kulüpleriyle olan sözleşmelerinin bitiyor olması, İstanbul yolunu açmış oluyor.

    Mert Hakan ve Emre Kılınç’ın rotasının Galatasaray olduğu haberleri çıkmıştı. Devreye giren sarı-lacivertli ekip Mert Hakan’ı ikna etti. Sarı-lacivertliler, 25 yaşındaki orta saha oyuncusu ile seneliği 12 milyon TL’den 4 yıllık anlaşmaya vardı. Sarı-lacivertlilerin, yıldız oyuncuya 10 milyon TL de imza parası ödemesi bekleniyor. Ayrıca, genç oyuncunun primlerle birlikte kazanacağı para, 50 milyon TL’yi bulabilir. Fenerbahçe’nin gelecek gözüyle baktığı bir diğer isim ise, Caner Erkin. 4 yıl önce Beşiktaş’a giden Caner Erkin, yeniden yuvaya dönmüş olacak. Beşiktaş ile vedalaşan Caner’in ayrılmasının gerekçesi, teklif edilen ücreti az bulması ve formasını genç Rıdvan Yılmaz’a kaptırması gösteriliyor.

    Gelecek sezon için sözleşmesi biten ve yerli oyunculara yönelen Galatasaray ise Demir Grup Sivasspor’da gösterdiği performansla dikkatleri üzerine çeken Emre Kılınç ve Çaykur Rizespor’un bu sezonki yıldızı Oğulcan Çağlayan ile anlaşmaya vardı. Geçtiğimiz sezon Adem Büyük’ü kadrosuna katan ve tecrübeli futbolcudan istediği verimi alan sarı-kırmızılılar, Emre Kılınç ve Oğulcan Çağlayan’da da yine aynı yolu izleyecek.

    Şampiyonluk mücadelesi veren Trabzonspor’da ise sözleşmesi sona erecek Filip Novak’ın, bordo-mavili kulüpte kalmasına kesin gözüyle bakılıyor. Hem savunmada hem de hücumda takımına yaptığı katkıyla dikkatleri üzerine çeken Çek oyuncunun bir ara Fenerbahçe yolunda olduğu yazıldı. Bordo-mavili kulüpte büyük bir çıkış yakalayan ve şehri de benimseyen Novak ile Trabzonspor arasında yapılan görüşmelerde çok fazla fark kalmadı. Yapılan görüşmeler sonunda Çek futbolcunun 3 yıl daha Trabzonspor forması giymesi bekleniyor.

    Dört büyüklerden  Beşiktaş ise gelecek sezon için ilk transferini Alanyaspor ile sözleşmesi sona erecek Fabrice N’Sakala’yı kadrosuna katarak yaptı. Gelecek sezon daha düşük bir bütçeyle yola devam etmek isteyen siyah-beyazlılar bazı oyuncuları gözden çıkaracak. Caner Erkin’in ayrılacak olmasından dolayı Beşiktaş, bu bölge için Alanyaspor’da forma giyen N’Sakala ile anlaşmaya vardı. Pandemi arasının ardından yeniden start alan Süper Lig’de Sergen Yalçın sol bekte 2 maçta Caner yerine Rıdvan Yılmaz’a forma şansı vermişti.

    Source: Tr724

  • ‘MİT Kanunu’na muhalefet’ davası: Yargılanan sekiz kişiden üçüne tahliye

    ‘MİT Kanunu’na muhalefet’ davası: Yargılanan sekiz kişiden üçüne tahliye

    Tutuklu sanıklardan altısıTelif hakkı
    @HVMinisiyatifi

    Libya’da hayatını kaybeden bir Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) görevlisinin cenaze töreniyle ilgili haberlere ilişkin olarak 7’si gazeteci 8 kişi hakkında açılan dava İstanbul Çağlayan Adliyesi’ndeki 34üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde başladı. İlk duruşma sonunda Barış Terkoğlu, Aydın Keser ve Mehmet Ferhat Çelik’in adli kontrol şartıyla tahliye edilmelerine karar verildi. Murat Ağırel, Barış Pehlivan, Hülya Kılınç’ın tutukluluğunun devamına karar verildi.

    Davada; Oda TV Sorumlu Haber Müdürü Barış Terkoğlu, Genel Yayın Yönetmeni Barış Pehlivan ve muhabiri Hülya Kılınç, Yeniçağ Gazetesi Yazarı Murat Ağırel, Yeni Yaşam Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Mehmet Ferhat Çelik ve Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Aydın Keser tutuklu olarak yargılanıyor. İfadesinin alınmasından sonra serbest bırakılan, Akhisar Belediyesi basın biriminde sözleşmeli memur olarak çalışan Eren Ekinci ise davada tutuksuz olarak yargılanıyor.

    Yurt dışındaki gazeteci Erk Acarer hakkında da tutuklama emri bulunuyor.

    Duruşma sonunda Acarer’in yakalama talebinin tekrarına karar verdi. Savcılık, esas hakkındaki mütalaanın hazırlanması için gelecek celseye kadar süre istedi..

    Savcılık mütaalası

    Duruşmada sanıkların ilk sorgularının ardından savcılık makamı mütaalasını verdi.

    Savcılık mütaalasında, esas hakkında mütalaanın hazırlanması için taraflara önümüzdeki celseye kadar yani 9 Eylül’e kadar süre verilmesini, Erk Acarer hakkındaki yakalama kararının devamını, tüm tutukluların bu hallerinin devamını istedi.

    Dava öncesi adliye önünde yapılan basın açıklamasına gazeteciler ve basın meslek örgütleri ile CHP, İYİ Parti ve HDP’den siyasetçiler katıldı.

    İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan iddianamede sanıklar, “Milli İstihbarat Teşkilatı mensuplarının ve ailelerinin kimlik, görev ve faaliyetlerine ilişkin bilgileri yayımlamak, yaymak ve açıklamak” ile suçlanıyorlar.

    Sanık gazetecilerin 19 yıla kadar hapsi isteniyor

    50 sayfalık iddianamede “ifşanın bir plan dahilinde, sistematik ve koordineli biçimde” yapıldığı savunuluyor ve sanık gazetecilerin 19 yıla kadar hapisle cezalandırılmaları isteniyor.

    İddianamede sanıkların “2937 Sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanunu’nun 27/3. Fıkrası ile Türk Ceza Kanunu’nun 329’uncu maddesinde tanımlanan ‘Devletin Güvenliğine ve Siyasal Yararlarına İlişkin Bilgileri Açıklama’ suçlarını işledikleri anlaşılmıştır” deniliyor.

    Sanık avukatları ise, MİT mensubuyla ilgili bilgilerin kamuoyunda daha önce ifşa olduğunu dolayısıyla kendileri tarafından ifşa edilmesinin söz konusu olmadığını, aile ile ilgili bilgilerin ise suçlanan haberlerde verilmediğini söylüyor.

    Avukatlar ayrıca birbiriyle ilişkileri bulunmayan sanıkların haber ve sosyal medya paylaşımlarının ilişkiliymiş gibi sunulmasının da davanın siyasi amaçlı olduğunun bir işareti olduğunu belirtiyor.

    İlk sorgular

    Koronavirüs önlemleri çerçevesinde küçük bir salonda ve az izleyiciyle başlayan duruşmada ilk olarak Murat Ağırel’in ifadesi alındı ve sorgusu yapıldı.

    Ağırel, “Türk Dil Kurumu’na göre ifşa, gizli bir şeyi açığa çıkarmak demektir. Alenileşmiş bir bilginin devlet sırrı kapsamında değerlendirilmesi söz konusu olabilir mi? Gizli olmadığı gibi ifşası da söz konusu değildir” diyerek sosyal medya paylaşımlarında suçlanmasına temel gösterilen bilgileri paylaşmadığını, davada yargılanan diğer sanıklarla bunu organize bir şekilde yaptığı iddiasının da tamamen gerçek dışı olduğunu söyledi.

    Daha sonra sorguları yapılan Aydın Keser, 23 Şubat’ta yayımladıkları cenaze töreni haberinin açık kaynaklardan faydalanılarak hazırlandığını belirtti.

    Ferhat Çelik, birçok kaynak tarafından yayımlanan bilgilerin kullanıldığını, gazetecilerin sadece resmi açıklamalarla yetinerek haber yapamayacağını vurguladı.

    Hülya Kılınç ise 20 yıllık deneyimli bir yerel gazeteci olduğunu, hayatında ilk kez kendisine böyle ağır bir suçlama yöneltildiğini ve ağır ceza mahkemesinde yargılandığını söyledi.

    Kılınç, “Sosyal medyada 19 Şubat 2020 tarihinden beri yapılan paylaşım, fotoğraf ve haberlerde açıkça MİT personelinin kimliği, görevi, defnedildiği yer, cenaze törenine katılanlar, fotoğraf paylaşımları ve haberleri de göz önünde bulundurarak cenazenin gizlilik içerisinde değil, herkesin katıldığı açık bir cenaze olduğuna ve şehit MİT personelinin haberini yapmamda bir sakınca olmayacağına kanaat getirdim” dedi.

    Barış Pehlivan: Haberimizde ifşa yoktur

    Bundan 9 yıl önce de Odatv davası nedeniyle cezaevinde olduğunu, o davada yöneltilen suçlamaların tamamen temelsiz olduğunun kanıtlandığını ve beraat ettiklerini anlatan Barış Pehlivan ise “Savcıların bize yaptığı temel suçlama; ‘MİT mensuplarını ifşa etmek’. Şehit cenazesi haberimizle bu suçu işlediğimizi iddia ediyorlar. Biz de bu soruşturmanın başından bu yana diyoruz ki; ‘Haberimizde ifşa yoktur. Bizden önce ifşa edilen bilgiler vardır. Bu yüzden suçtan da bahsedilemez’ diye konuştu.

    Pehlivan Libya’ya giden ve orada öldürülen MİT mensuplarının açık kimliklerini, fotoğraflarını, memleketlerini, mezarlarının yerini, hangi görevlerde ne süre çalıştıklarını, ailelerine ait bilgileri bir kronoloji içinde sıralayarak, sırasıyla “Cumhurbaşkanı Erdoğan muhtar Cemali Merter, onlarca sosyal medya hesabı, milletvekili Ümit Özdağ ve onlarca haber sitesi ve gazeteden” öğrendiklerini, daha önce ifşa edilmiş bilgilerin yeniden ifşasının söz konusu olamayacağını söyledi.


    Barış Terkoğlu: Savcıları ve MİT’i birileri harekete geçirdi

    Duruşmada sanık Barış Terkoğlu ise haberlerin Şubat sonundan itibaren çeşitli kaynaklardan ortaya çıkışını örneklerle anlattıktan sonra “3 Mart akşamı Odatv’de şehidin cenaze haberi yayınlanıyor. 4 Mart sabahı saat 04’te ben evimden gözaltına alınıyorum. Neredeyse iki hafta uyuyan MİT ve savcılar o gece uyumuyor. 26 Şubat ile 4 Mart arasında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nda internet mi kesikti? Savcı bu kadar gün ‘olağan internet araması’ neden yapmadı?” diye sordu.

    Terkoğlu sözlerini “Elbette hayır! Ortadaki tablo çok açık. İstanbul’daki savcıları da Ankara’daki savcıları da hatta MİT’i de birileri harekete geçirdi. O ‘birileri’ kimse Odatv’den başlamak üzere herkese tezgâh kurdu. Sayın Hâkimler, 10 yıl önce “kumpas” diyorduk. Bugün buna “tezgâh” diyoruz. Serçeler, bıldırcınlar, güvercinler kafese giriyor. Karga gelince kapak kapanıyor” diye sürdürdü.

    Dava üç partiden politikacıları bir araya getirdi

    Çağlayan’daki İstanbul Adliyesi’nde görülen dava başlamadan önce bu dava için Haberin Var Mı adıyla bir araya gelen gazetecilerin düzenlediği basın toplantısına Türkiye Gazeteciler Sendikası Genel Başkanı Gökhan Durmuş, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) Genel Sekreteri Sibel Güneş, Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü (RSF) Türkiye Temsilcisi Erol Önderoğlu, DİSK Basın İş Genel Başkanı Faruk Eren; CHP milletvekilleri Sezgin Tanrıkulu, Ali Şeker ve Mahmut Tanal, Bağımsız Milletvekili Ahmet Şık Türkiye İşçi Partisi Genel Başkanı ve milletvekili Erkan Baş, HDP milletvekilleri Hüda Kaya ve Dilşat Canbaz ve çok sayıda gazeteci katıldı.

    Gazeteci Mehveş Evin tarafından okunan bildiride, davanın gazetecileri susturmak ve korkutmak amacıyla hazırlanan içi boş bir iddianameye dayandığı belirtildi.

    Basın açıklaması sırasında HDP milletvekili Hüda Kaya, CHP milletvekili Tuncay Özkan ve İYİ Parti İstanbul İl Başkanı Buğra Kavuncu da birer konuşma yaparak gazetecilerin derhal serbest bırakılması çağrısını yinelediler.