Yazar: SG

  • “İlacı verilmeyen mahpusun durumu kötüleşti”

    “İlacı verilmeyen mahpusun durumu kötüleşti”

    İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi Hapishane Komisyonu, 431. Haftasındaki F Oturmasında hasta mahpus Özgür Azad İnci’nin durumunu anlattı.

    Açıklamada devletin, hem pandemi sürecinde hem de öncesinde tarafı olduğu ve mahpusların haklarını garanti altına almayı taahhüt ettiği sözleşmelere uymamakta ısrar ettiği ifade edildi.

    İnsan Hakları Derneği’nin (İHD) son verilerine göre 220 bin kapasiteli Türkiye cezaevlerinde şu anda yaklaşık 280 bin kişi bulunuyor. Bunların arasında 457’si ağır olmak üzere 1334 hasta mahpus var.

    21 yıldır hapishanede, ileri derece şizofreni hastası

    “Özgür Azad İnci, Osmaniye 2 No’lu T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda tutulan ağırlaştırılmış müebbet hapis hükümlüsü. 21 yıldır hapishanede olan İnci, ağır kalp ve tansiyon hastası.

    “İnci’nin en önemli sağlık sorunu ileri derece şizofreni hastası olması. Son 12 yıldır şizofreni hastalığına iyi gelen ve davranışlarının normalleşmesini sağlayan “Solian” adlı bir ilacı kullanıyordu. Ancak 2 ay önce cezaevi idaresi tarafından “bu ilaç artık piyasadan kaldırıldı” denilerek farklı bir ilaç verildi.

    “Ailesi pandemiyle birlikte engellenen görüş hakkından dolayı kendisini aylardan sonra ilk defa birkaç gün önce gördü ve İnci’nin birkaç ay içinde akıl sağlığını hemen hemen tamamen kaybetme noktasına geldiğini gözlemlediler.

    “Ailenin aktarımına göre Azad İnci’nin şizofreni hastalığı ağırlaşmıştı. İnci, görüş boyunca onlara, gördüğü halüsinasyonları anlatmış, ailesine birlikte kaldığı koğuş arkadaşlarını tanımadığını, sürekli insanların ve gardiyanların saldırısına maruz kaldığını, gözlerinin önünde büyük bir patlama meydana geldiğini söylemiştir. Bu durumu aileyi fazlasıyla endişelendirdi.

    “Aile, “Solian” adlı ilacın hala satıldığını öğrenmiş ve Azad İnci’nin kardeşi bunu hapishane yetkililerine bildirmiştir. Ancak hapishane yetkilisi, Azad İnci’ye “Solian” adlı ilacı vermeyeceklerini, yeni ilacın daha iyi bir ilaç olduğunu söyleyerek kardeşinin söylediklerini dikkate almamıştır.

    “Azad inci’nin tedavisine getirilen engeller, yaşamını tehdit etmektedir. Bu engeller derhal kaldırılmalıdır.” (AS)

    Kaynak: Bianet

  • 365 Days: Türkiye’de Netflix’te en çok izlenen ikinci film olan ve ‘Aslında porno’ denilen yapım

    365 Days: Türkiye’de Netflix’te en çok izlenen ikinci film olan ve ‘Aslında porno’ denilen yapım

    Netflix’te bazı eleştirmenler tarafından “tecavüz fantezisi” diye nitelenen Polonya yapımı “365 Days” adlı erotik film, aralarında Türkiye’nin de bulunduğu birçok ülkede en çok izlenen yapımlar arasına girdi.

    FlixPatrol sitesine göre Netflix’te 7 Haziran’dan gösterime giren film, 25 Haziran itibarıyla Avustralya, Avusturya, Bulgaristan, Çekya, Mısır, Finlandiya, Almanya, İsrail, İtalya, Norveç, Romanya, Rusya, Slovakya, İspanya, İsveç, İsviçre ve Birleşik Arap Emirlikleri’nde birinci sırada.

    Kimi eleştirmenlerin “aslında porno” dediği film Türkiye ve ABD’de en çok izlenen ikinci yapım.

    365 Days, Netflix’in sitesinde “Bir kadın, bir mafya patronunun eline düşer. Adam, tutsak aldığı kadına, kendisine aşık olması için bir yıl süre tanır” diye tanıtılıyor.

    Amerikan Buzzfeed sitesinde Scaachi Koul imzasıyla yer alan bir eleştiride özetle şu ifadeler yer alıyor:

    “Netflix’te şimdi en popüler olan film aslında bir porno. İtalya’da çekilen, nedensiz bir şekilde sık sık İngilizce konuşulan ve Polonya’da Şubat’ta gösterime giren Fifty Shades of Grey (Grinin 50 Tonu) taklidi bu film, nasıl oldu da herkesin dizi ve film platformlarının tuhaf, karanlık ve rutubetli köşelerinde ne yetişirse izlemek için bol bol vakti olduğu pandeminin ortasında bu kadar popüler oldu?”

    ‘Pornhub’a giremeyenler için’

    Koul, bu sorunun yanıtını filmdeki sevişme sahnelerine sahnelere bağlıyor ve şöyle devam ediyor:

    “Film, açıkça ve göstere göstere kadın kahramanından nefret ediyor. Grinin 50 Tonu ile kıyaslanması mantıklı görünse de bu çok doğru değil. Evet iki filmin de yönetmeni kadın. (Aslında 365 Days’in müşterek yönetmeni bir erkek).

    “İki film de bir kitap üçlemesinden uyarlanmış ve ikisi de kadınların tabu fantezilerine odaklanıyor. Ama Grinin 50 Tonu’nda inandırıcı bir şekilde olmasa da birbirlerini erotik bulmaya çalışan iki oyuncu vardı. Seks, eğlenceli ama uysaldı. Kimya yoktu. Aralarındaki bağ sıkıcıydı ve siyaset kötüydü.

    “365 Days’te ise birbirlerini tahtalı köye göndermeye çalışan iki kişiye odaklanan bir film gibi görünme kaygısı yok. Bu sadece, tarayıcılarına ‘pornhub’ yazamayacak kadar ürkek olanlar için yapılmış bir film. O kadar açık ve o kadar çok şehvet sahnesi içeriyor ki, bu filmi kazayla anne-babanızla izlerseniz adınızı değiştirmek, kimsenin bilmediği bir yere taşınmak ve kurtuluşu olmadığı için ölümünüzü beklemek isteyebilirsiniz”.

  • AB’nin bu yaz sınırlarını açacağı ülkelere dair taslak listede Türkiye de bulunuyor

    AB’nin bu yaz sınırlarını açacağı ülkelere dair taslak listede Türkiye de bulunuyor

    Sınırlarını turizm amaçlı ziyaretçilere açmaya hazırlanan Avrupa Birliği’nin (AB) hangi ülke vatandaşlarını kabul edeceğine dair taslak listeye euronews ulaştı. Metinde Türkiye de bulunuyor.

    AB yetkilileri bir süredir hangi ülkelerden gelen turistleri kabul edeceklerine yönelik müzakereleri sürdürüyordu. Tartışmalı listenin haftaya çarşamba resmi olarak yayımlanması bekleniyor.

    euronews’e konuşan Avrupalı diplomatlar, üye ülkelerin listenin son hali üzerinde henüz anlaşmaya varamadığını belirtti. Görüşmeler cuma günü devam edecek.

    Listenin son halindeki ülkelerin vatandaşları 1 Temmuz’dan itibaren birlik sınırlarına turizm amaçlı giriş yapabilecek.

    ABD ve Brezilya vatandaşlarına sınırlar kapalı

    Diğer yandan AB yetkilileri, kapıların açılmayacağı ülkelere yönelik ikinci bir liste daha hazırlıyor.

    Bu kapsamda Covid-19 salgınının merkez üssü haline gelen Amerika Birleşik Devletleri vatandaşlarının girişinin yasaklanması bekleniyor.

    Sınırların kapalı kalacağı ülkeler arasında Brezilya, Rusya ve Katar’ın da bulunması öngörülüyor.

    Kriterler üzerinde anlaşmazlık var

    Diplomatik kaynaklar, hangi kriterlere göre listelerin hazırlanacağı yönünde ülkeler arasında anlaşmazlık olduğunu ifade etti.

    Bazı üye ülkeler paylaşılan Covid-19 verilerinin güvenilirliğini sorgularken, Avrupa Birliği Hastalıklarla Mücadele Merkezinden (ECDC) bu konuda bir rapor hazırlaması istendi.

    AB’ye hangi ülke vatandaşları girebilecek?

    euronews’in ulaştığı taslak listeye göre AB’nin turizm amaçlı sınırlarını açmayı planladığı ülkeler şöyle:

    • Türkiye
    • Vatikan Şehri
    • Monako
    • Karadağ
    • Andorra
    • Sırbistan
    • Bosna Hersek
    • Ukrayna
    • Arnavutluk
    • Kosova
    • Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti
    • Türkmenistan
    • Vietnam
    • Çin
    • Tayland
    • Myanmar
    • Moğolistan
    • Japonya
    • Güney Kore
    • Gürcistan
    • Butan
    • Lübnan
    • Endonezya
    • Özbekistan
    • Hindistan
    • Tacikistan
    • Kazakistan
    • Palau
    • Yeni Zelanda
    • Avustralya
    • Dominika
    • Bahamalar
    • Saint Lucia
    • Uruguay
    • Jamaika
    • Küba
    • Guyana
    • Paraguay
    • Venezuela
    • Nikaragua
    • Kosta Rika
    • Kanada
    • Angora
    • Tunus
    • Namibya
    • Uganda
    • Mozambik
    • Mauritius
    • Zambiya
    • Ruanda
    • Etiyopya
    • Fas
    • Cezayir
    • Mısır
  • Mülteciler Tarlalarda Yaşam Mücadelesi Veriyor

    Mülteciler Tarlalarda Yaşam Mücadelesi Veriyor

    Dünyada en fazla mülteciye ev sahipliği yapmakta olan Türkiye’de Suriye, Afganistan gibi ülkelerden gelmiş kişiler geçim derdi nedeniyle mevsimlik işçi olarak tarlalarda çapalama, gübreleme, sulama gibi işlerde çalışıyor.

    Türkiye, 20 Haziran Dünya Mülteciler Günü dolayısıyla son yedi yıldır kesintisiz şekilde dünyada en fazla mülteciye barınma sağlayan ülke olduğunu duyurdu.

    İçişleri Bakanlığı Göç İdaresi Genel Müdürlüğü verilerine göre; Haziran 2020’de 3 milyon 585 bin 198 kayıtlı Suriyeli mülteci bulunuyor. Türkiye’nin 82 milyon 3 bin 882 kişilik nüfusu içerisindeki Suriyeli oranı ise yüzde 4,37 olarak gözüküyor. Türkiye’nin sağladığı çadırkent veya konteyner kent biçimindeki geçici barınma merkezlerinde 63 bin 2 Suriyeli kalıyor. Bunun dışındaki 3 milyon 522 bin 196 Suriyeli ise, Türkiye’nin 81 kentine dağılmış durumda yaşıyor. Kentlerdeki Suriyeli nüfus varlığına bakıldığında, 499 bin 61 kişiyle İstanbul, 448 bin 860 kişi Gaziantep, 433 bin 156 kişi Hatay, 420 bin 675 kişi Şanlıurfa, 246 bin 512 kişi Adana ve 212 bin 447 kişi Mersin’de kayıtlı görünüyor.

    Suriyeliler dışında Türkiye’deki mülteci nüfusu incelendiğinde ise, 2019 yılı sonu itibariyle 14 bin 818 Iraklı, 133 bin 169 Türkmen, 67 bin 845 Azeri, 67 bin 164 İranlı, 46 bin 433 Afgan ve 44 bin 21 Özbek ikamet izinli olarak bulunuyor. Bu izinli mültecilerin yanı sıra kaçak göçmen olarak da Türkiye’de yaşamaya çalışan ancak yakalandıklarında ülkelerine gönderilenler de söz konusu. Kaçak göçmenler içerisinde 2020 yılında 10 Haziran itibariyle 21 bin 53 kişiyle Afganlar başı çekiyor. Keza geçmiş yıllarda da Afganistan’dan Türkiye’ye kaçak yollarla gelmiş kişi sayısı dikkat çekici özelliğini koruyor. Geçen yıl sonunda 201 bin 437 kaçak Afgan göçmen tespit edildiği kayıtlarda yer alıyor.

    Göç İdaresi’nin verileri bakımından Türkiye’nin 4 milyonu mülteciye ev sahipliği yaptığı görülüyor. Memleketlerinden, evlerinden pek çoğu savaşın yanı sıra ekonomik koşulları gerekçesiyle daha iyi bir gelecek kaygısıyla yola çıkmış insanlar Türkiye’de hayatta var olma mücadelesi veriyor. Bu insanlardan bazıları Avrupa gibi nihai hedef noktaları için Türkiye’de geçici süreyle bulunmayı öngörürken, bazıları ise ülkelerine geri dönme düşüncesinden her geçen gün uzaklaşarak Türkiye’nin bir parçası olmaya çabalıyor.

    Suriye’deyken tarımla uğraştıkları veya herhangi bir mesleki eğitime sahip olmadıkları için pek çok Suriyeli ya inşaat sektöründe ya da tarım sektöründe günlük ücret karşılığında geçimlerini sağlıyor. Bu Suriyeliler, Türkiye’deki mülteci nüfusu içerisinde sosyo-ekonomik olarak belki de en zor koşullardaki mültecileri temsil ediyor. Bu kesimdeki mevsimlik tarım işçisi olan Suriyeliler, çocuklarını da okula göndermiyor ya da gönderemiyor ve bu kapsamda halen en az 400 bin Suriyeli çocuğun eğitim sistemi dışında kaldığı biliniyor.

    Mevsimlik tarım işçisi Suriyelilerden bir kısmı da yaz aylarında başkent Ankara’nın ilçelerindeki tarım alanlarında çalışıyor.

    Derme çatma çadır köylerde toz toprak içerisinde barınıyor

    VOA Türkçe ekibi de Ayaş, Polatlı, Sincan’ın tarım arazilerinde bu mevsimlik işçi mülteciler tarafından nasıl bir hayata tutunma mücadelesi verildiğini gözlemledi ve görüntüledi.

    Mersin, Hatay gibi illerden mevsimlik tarım işçisi olarak Ankara’ya aileleriyle birlikte gelmiş Suriyeliler, çoğunlukla tarla kenarlarına veya sulama kanalı kıyılarına kurulmuş “çadır köyler” içerisinde de en kötü koşullarındakilerde barınıyorlar.

    Suriyeliler, derme çatma çadırlarda, toz toprak içerisinde, sıcak su gibi hijyen olanaklarına sahip olmaksızın çocuklarını büyütüyorlar. Eli çapa tutacak yaşa geldiğinde o çocuklar da gündüz çadırlarda kalmak yerine tarlada çalışmaya gidiyorlar.

    Kadınlar birkaç Türkçe kelime koşabilirken, çocuklar ise aileleri mevsimlik tarım işçisi olarak farklı illerden Ankara’ya gelmiş Türk çocuklarıyla birlikte vakit geçirdikleri için Türkçe konuşabiliyorlar. Kadınlar dertlerini anlatma ve konuşma konusunda pek istekli değil iken çocuklar ise yine de annelerine çevirmenlik yapmaya gönüllü oluyorlar. Ancak kadınlar yine de nasıl yaşadıklarıyla ilgili birkaç kelime de olsa yorum yapmaktan kaçınıyor ve eşleriyle konuşmamız gerektiğini vurguluyorlar.

    Çadır köylerdeki Suriyeli çocuklardan çok azı Türkiye’nin eğitim sistemine dahil edilmiş durumda. Ancak onlar da Corona virüsü salgını nedeniyle uzaktan eğitim kararı alınmasıyla birlikte ne televizyondan derslerini takip etmişler ne de Hatay gibi geçici ikametleri olarak kayıtlı oldukları kentlerdeki okullarda dönem sonunda nasıl bir karne alacaklarını bilmiyorlar. Çocuklardan çoğu ise okula hiç gitmemiş, ama “Gitmek ister misiniz?” diye sorduğumuzda ise istediklerini söylüyorlar.

    Halep’ten gelmişler, ne zaman Suriye’ye dönebileceklerini bilmiyorlar

    Mevsimlik tarım işçisi 24 yaşındaki Celal Abuzer, buradaki pek çoğu gibi Halep’ten Türkiye’ye gelmiş bir Suriyeli mülteci. Türkiye’ye neredeyse 10 yıl önce geldiğini söyleyen Abuzer, 8 yıldır ise Ankara’nın tarım arazilerine mevsimlik işçi olarak olarak geliyor. Abuzer, memleketine geri dönüş konusunda ise “Suriye’ye dönmeyi düşünüyoruz ama savaş bitse döneriz, biliyor musunuz, toprak tatlıdır” diyor.

    28 yaşındaki Hamudin Munammed de Halep’ten 2012’de Şanlıurfa’ya gelmiş. “İki sene Urfa’da çalıştım, İki sene de Mersin’de çalıştım. Burada zordur hayat, yağmur var. Ailem var, benim iki küçük çocuğum var” diyen Muhammed, Suriye’ye geri dönüş konusunda ise olumsuz düşünenlerden birisi. Suriye’de halen Beşar Esad’ın yönetiminde olduğunu kaydeden Muhammed, savaş koşullarını da vurguluyor.

    Corona virüsü salgınında iş bulmakta sıkıntı yaşadıklarını anlatıyorlar

    Şanlıurfa, Mersin, Hatay gibi illerde salgın dolayısıyla iş bulmakta daha fazla sıkıntı çektiklerini de vurgulayan Suriyeliler, salgından korktuklarını söyleseler de çadır köylerde önlemler ve sağlık kontrolünden yoksun yaşıyorlar. Sadece Ankara’ya doğru mevsimlik işçi olarak yola çıktıklarını sağlık kontrolünden geçirildiklerini belirten Suriyeliler, burada başkente sadece 40 kilometre uzaklıktaki tarlalarda ise herhangi bir sağlık muayenesine tabii tutulmamışlar.

    Suriyeli mülteci 26 yaşındaki Mustafa Hasan, “7 senedir buradayım. İki çocuğum var. Mersin’de çalışıyordum, tarlada çalıştım. Ama orada Corona virüsü nedeniyle iş azalınca buraya geldim. Burada çalışmak biraz zor tabii. Çadırlarda yaşamak da çok zor ama mecburuz” diye konuşuyor.

    30 yaşındaki Bozan da, Halep’ten 5 sene önce Türkiye’ye gelmiş. Tarlardaki durumu sorduğumuzda “Buradaki koşullar mı, ah sen şöyle bak, gördüğünüz gibi zor” diyen Bozan, günlük yevmiye 70 lira kazanabildiğini ve iki çocuğuna baktığını anlattı.

    Afgan sığınmacılar da tarlalarda mevsimlik işçi olarak çalışıyor

    Ankara’nın tarım arazilerinde sadece Suriyeliler değil Türkiye’de geçim derdiyle yaşama gayretindeki Afgan mülteciler de söz konusu. Bazıları Özbek kökenli olan Afgan mülteciler, Suriyeliler’e kıyasla Türkçe’yi gayet iyi konuşurken, pek çoğu traktör kullanımı, ilaçlama gibi görece daha kalifiye işlerle uğraşıyorlar.

    Türkiye’de 8 yıldır yaşayan Muhammed Mecidi, nasıl ve hangi koşullarda çalıştığını “Afganistan Özbek Türkü’yüm. Türkiye’de çalışıyorum, ne iş olursa olsun yaparım. Mevsimlik işçi olarak 11’nci aya kadar devam ediyoruz. Ondan sonra işimiz bitiyor, gidiyoruz evimize. Mesela iş bulabilirsek çalışırız, ev kirasını ödüyoruz. Çalıştığımız parayı orada harcıyoruz. Gerçeği böyle yani. Aylık çalışırız, sigorta yok. 8 sene oldu oturma iznim yok, alamadık. Gittiğimiz yere herkes kandırıyor, 1000, 2000 dolarımızı alıyor, oturma izni vermiyorlar. Bize şu zamanda 2.400 TL veriyorlar. 550 lira Ankara’da ev kirası veriyorum. Bize yurtdışına geçtiği zaman, annemize geçtiği zaman elimize 1000 lira para kalıyor. İşimiz çok zor. Burada saat yok gerçi. Saat 4,5 kadar, kalkıyoruz. Akşam 8-9 kadar devam ediyor” diye anlatıyor. Mecidi, tarlalarda kent yaşamından uzakta oldukları için corona virüsünden etkilenmediklerini düşünüyor.

    Barış Haşimi
    Barış Haşimi

    Afgan mültecilerden 24 yaşındaki Barış Haşimi de “Afganistan’da iş yok, savaş var. Hayatımızı kurtarmak için Türkiye’ye gelmişiz. Allah razı olsun Türk milletinden, çok teşekkür ediyorum, bize yardımcı oluyorlar, iş veriyorlar. Patron ayda üç lira veriyor. Yeme-içmemiz kendimizden ayda 2,5 lira bize kalıyor. Normalde Ankara’da yaşıyoruz ama işimiz buradayken yukarıdaki konteynırda yaşıyoruz. Sabah 6-7’de işe geliyoruz, öğlen iki saat yeme molamız var. Ben boş durmayı istemiyorum, ben hayatımı kurtarmayı istiyorum” diye konuşuyor. Haşimi, Corona salgını konusunda ise, “Biz sadece Allah’tan korkuyoruz. Başka hiç kimseden korktuğumuz bir şey yok” diyor.

  • Corona’ya Rağmen Çeşme’de Plajlar Doldu

    Corona’ya Rağmen Çeşme’de Plajlar Doldu

    Yılın en uzun günü olan 21 Haziran’da İzmir’in Çeşme ilçesindeki Ilıca plajı denizin ve güneşin keyfini çıkarmak isteyenlerle doldu. Deniz suyunun sıcaklığı ve 1.200 metre uzunluğundaki kumsalıyla tanınan plaj, uzun zamandır görmediği bir kalabalığa ev sahipliği yaptı. Eğitim öğretim yılının sona ermesi ve liselere giriş sınavının yapılmış olması kalabalığın daha da artmasında etkili oldu.

    Çeşme, Bodrum, Fethiye, Marmaris, Kuşadası ve Didim gibi turistik ilçelerin belediye başkanları Nisan ayı başında sosyal medyadan yayınladıkları ortak bir video ile vatandaşlara, “evde kalın, gelmeyin” çağrısı yapmıştı. Fakat en önemli gelir kaynağı olan turizmin kesintiye uğraması bu ilçelerin ekonomilerine de büyük darbe vurdu.

    İpler ve kazıklarla oluşturulan özel alanlar

    1 Haziran’da başlayan normalleşme takvimi ve şehirler arası yolculuk yasağının kaldırılması, turizm merkezilerinde de yeni önlemlerle birlikte ekonominin canlandırılması çabası öne çıktı. Çeşme Belediyesi de Ilıca plajına çaktıkları kazıklar ve çektikleri iplerle altı metrekarelik özel alanlar oluşturdu. Her bir alanın arasında ise 1,5 metrelik mesafeler bırakıldı. Ne var ki bu özel alanlar plajın tamamında hazırlanmadığı için vatandaşlar kumsalda boş buldukları alanları değerlendirdi.

    Buca Belediyesinde marangoz olarak çalışan Zafer Çelik, VOA Türkçe’ye yaptığı açıklamada ailesi ve akrabalarıyla birlikte denize geldiğini söyledi. Çelik, “Dün çocuklarımızın sınavı vardı. Onlara motivasyon ve eğlence olsun diye geldik. Virüsten korkuyoruz, elimizden geldiğince önlemimizi almaya çalışıyoruz. Yabancılara yakın olmuyoruz” dedi. Çelik oluşturulan özel alanların da kalabalığın iç içe olmaması açısından güzel bir uygulama olduğunu söyledi.

    Ancak kumsalda neredeyse hiç kimsede maske yoktu. Bu nedenle Çeşme Belediyesi’nin sadece maskelerin atılması için koyduğu özel çöp kutularına fazla bir iş düşmüyor. Vatandaşlar da birlikte geldikleri kişilerle yakın temasta olsa da yabancılarla aralarına genellikle mesafe koymaya dikkat ediyor.

    Plajlar dolu, oteller boş

    Almanya’nın Hamburg kentinde bir hastanede çalışan Melahat Baydar da VOA Türkçe’ye sosyal mesafeye dikkat ettiğini söyledi. Yaklaşık dört hafta önce Almanya’dan karayoluyla Türkiye’ye geldiğini belirten Baydar, “Çeşme’de yazlığım var. Ilıca’yı çok seviyorum. 35 senedir buraya geliyoruz. Bu yıl alınan önlemleri yeterli buldum. Ama bugün Pazar olduğu için çok kalabalık. Hafta arası çok daha mesafeliydi” dedi.

    Çeşme plajlarındaki kalabalığın turistik işletmelere ise şimdilik pek bir faydası yok. Çünkü gelenlerin çok büyük bir kısmı günübirlik tatilciler. Turizmciler, geçmiş yıllarda bu dönemde rezervasyonların büyük ölçüde dolmuş olduğunu, ancak bu sene rezervasyonların yüzde 10 civarında kaldığını söyledi. Yine de turistik işletmelerin sahipleri önümüzdeki günlerden umutlu. Büyük ölçüde yerli turiste hizmet veren ve sezonun üç ay sürdüğü Çeşme’de turizmciler özellikle üniversite giriş sınavının ardından bir hareketlenme beklediklerini belirtti.

  • Hollanda’dan Diyanet ile ilgili ‘paralel toplum’ uyarısı

    Hollanda’dan Diyanet ile ilgili ‘paralel toplum’ uyarısı

    Hollanda Meclisi Komisyonu, Türkiye’nin Diyanet aracılığıyla ülkedeki Müslüman cemaati ve Türk toplumu üzerinde siyasi etki kurmaya çalıştığını açıkladı.

    Hollanda Temsilciler Meclisi Özgür Olmayan Ülkelerden Gelen İstenmeyen Etkileri Soruşturma Komisyonu, Hollanda’daki camiler ile bunlara bağlı okul ve kurslara yurt dışından yapılan mali destek ve siyasal bağlantılarla ilgili soruşturmasını tamamladı. Komisyon’a göre Türkiye, Diyanet aracılığıyla ülkedeki Müslüman cemaati ve Türk toplumu üzerinde siyasi etki kurmaya çalışıyor.

    BBC Türkçe’nin haberine göre komisyon, “özgür olmayan ülkeler” tanımını, ABD merkezli Freedom House’un “din ve ifade özgürlüğünü kısıtlayan ülkeler” raporuna dayandırdı.

    “KÖKTENDİNCİ MESAJLAR”

    Komisyonun 240 sayfalık raporunda, “özgür olmayan ülkelerdeki” finansörlerin Hollanda’daki cami ve okulları etkiledikleri belirtildi. Rapora göre bu etkileşim, Hollanda’nın temel değerlerini reddeden köktendinci mesajlar aracılığıyla gerçekleşiyor.

    Komisyon, Hollanda’daki hiçbir kamu kurumunun, yurt dışından gelen para akışı konusunda genel bir politikası olmadığını belirterek paranın kaynağı, mali hesap verilebilirlik ve şeffaflık konularında ciddi sıkıntılar bulunduğunu kaydetti.

    Raporda, Türkiye’nin Diyanet İşleri Başkanlığı aracılığıyla Hollanda’da yürüttüğü faaliyetlere dikkat çekilerek, bu konuda acilen harekete geçilmesi gerektiği vurgulandı.

    “PARALEL TOPLUM OLUŞTURABİLİR”

    Soruşturma komisyonuna göre, Diyanet İşleri Başkanlığından ne kadar para geldiğini belirlemek oldukça zor ve 148 camiye sahip olan Hollanda Diyanet Vakfı (HDV) adına çalışan tüm imamlar, Türk hükumeti tarafından istihdam ediliyor.

    Raporda, Türkiye’den gelen imamları görevlendiren Diyanet’in cami cemaatleri ve Hollanda’daki Türk toplumu üzerinde siyasi etki kurmaya çalıştığı sonucuna varıldığı belirtildi. Raporda, Türkiye’nin izlediği politika ile ilgili olarak şu ifadelere yer verildi:

    “Bu, Hollanda’daki İslam vizyonunu, Diyanet camileri aracılığıyla sürdürmeyi amaçlıyor. Gerçek şu ki, özgür olmayan ülke hükumet ve örgütleri; Müslüman topluluklarımızın düşünce ve inanç yapısını görünür ya da görünmez biçimde etkilemeye çalışıyor. Bu durum, paralel topluma yol açabilir.”

    Meclisin raporunda, Hollanda’daki birçok cami ve bunlara bağlı kuruluşlara Suudi Arabistan, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri ve Kuveyt’ten ciddi parasal destek geldiği de vurgulanarak, özellikle Selefi mezhebine mensup gençlerin, bu destek ışığında radikalleşme riski altında bulunduğu kaydedildi.

    Source: Bold Medya

  • YKS’ye girecek gençler Erdoğan’a rekor ‘dislike’

    YKS’ye girecek gençler Erdoğan’a rekor ‘dislike’

    YKS’ye girecek adayların sorularını yanıtlayan AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, “Sınav tarihi 27-28 Haziran olarak belirlendi. Böylece ilk tarihe göre hazırlık yapan öğrencilerin gereksiz yere yaklaşık bir ay daha sınav stresi yaşamalarının önüne geçildi,” dedi.

    Öğrencilerin tepki olarak canlı yayının yorum bölümüne “OY MOY YOK SİZE” “SANDIKTA GÖRÜŞÜRÜZ” mesajları yağdırdı.

    Bunu üzerine program yorumlara kapatıldı. Erdoğan ‘beğenilmeme’ rekoruna da imza attı. Programı izleyen 213 bin kişiden 179 bini Erdoğan’ı dislike etti.

    Erdoğan, sosyal medya ile ilgili olarak ise “Her vatandaşımızın ve kurumumuzun, tıpkı gerçek hayatta olduğu gibi sosyal medya ve dijital platformlarda da maddi ve manevi itibarlarını koruma hakkı olmalıdır.” dedi. Erdoğan’ın, “Tüm vatandaşlarımızın sosyal medyayı etkin ve aynı zamanda ahlaki zeminde kullanabilmelerini sağlamak, devlet başkanı olarak görevimdir. Bu konuda güçlü bir hukuki altyapı oluşturmanın hazırlıkları içindeyiz. Milletimizi güvenilir bir internet mecrasına yapacağımız yasal düzenlemelerle kavuşturacağız” ifadeleri sosyal medyaya müdahale sinyali plarak değerlendirildi.

  • AYM’nin ByLock kararı: Makyaj dediğin de bir yere kadar! 

    AYM’nin ByLock kararı: Makyaj dediğin de bir yere kadar! 

    YORUM | Av. TARIK FAZIL ÖNEL

    Evet, Anayasa Mahkemesini (AYM) hala etkin bir hukuk yolu olarak gören Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) artık ne diyecek merak ediyorum. 

    Önce paragraflar halinde AYM’nin ByLock kararını özetleyelim: “Demokratik toplumlarda temel hak ve özgürlüklerin korunması amacıyla terör örgütleri gibi son derece karmaşık yapılarla etkin bir şekilde mücadele edilmesi ve bu tür örgütleri gizli yöntemlerle takip etmek amacıyla istihbarat organlarına ve onların yöntemlerine ihtiyaç duyulması kaçınılmazdır. Dolayısıyla terör örgütlerinin çökertilmesi amacıyla gizlilik taşıyan istihbarat yöntemleri kullanılarak bu örgütlerle ilgili bilgilerin toplanması ve analiz edilmesi demokratik toplumlardaki önemli bir ihtiyaca karşılık gelmektedir…” 

    “MİT, 2937 sayılı Kanun kapsamındaki görevlerini yerine getirirken rastladığı FETÖ/PDY’ye ilişkin bir veriyi adli makamlara/soruşturma mercilerine iletmiştir.”  

    “Kendi görev alanındaki bir konuyla (terörle mücadele) bağlantılı ve bir yasal temele dayalı olarak öğrenilen somut bir verinin yetkili adli makamlara bildirilmesinden ibaret olan bu eylemin bir istihbarat organı olan MİT tarafından adli kolluk faaliyeti yürütüldüğü şeklinde yorumlanması mümkün değildir. “

    “Bu bağlamda MİT’in delil toplama amacına yönelik bir çalışmanın sonucunda değil FETÖ/PDY’nin millî güvenlik üzerinde tehlike oluşturduğunun başta MGK olmak üzere kamu makamları tarafından değerlendirildiği bir dönemde bu yapılanmanın faaliyetlerinin tespiti için yürüttüğü istihbari çalışmalarda söz konusu dijital materyallere rastladığı anlaşılmaktadır.”

    “MİT’in görevi kapsamındaki bir çalışması esnasında rast geldiği dijital materyalleri, içeriğinde suça konu olguların bulunup bulunmadığının incelenmesi için ilgili adli makamlara/soruşturma mercilerine iletmesi o verileri hukuka aykırı kılmaz.”

    “Sonuç olarak anayasal düzeni ortadan kaldırmayı amaçlayan bir terör örgütüyle ilgili istihbarat çalışmaları sırasında rastlanan ByLock uygulamasına ilişkin verilerin bu örgütle ilgili yürütülen soruşturma ve yargılamalarda maddi gerçeğe ulaşılmasına katkı sunması amacıyla Cumhuriyet Başsavcılığına iletilmesinde hukuka aykırılık bulunmamaktadır.”

    “MİT’in yasal yetkileri çerçevesinde elde ettiği ByLock iletişim sistemine ilişkin dijital materyallerin ve bu materyallerle ilgili olarak düzenlenen teknik raporun Cumhuriyet Başsavcılığına ulaştırılması bariz takdir hatası veya açık keyfîlik içeren bir uygulama olarak değerlendirilemez.”

    “Adli makamlar, dijital materyallerin gerçekliği veya güvenirliği ile ilgili olarak gerekli araştırma, inceleme ve değerlendirmelerde bulunmuş, hâkimliklerce verilen kararlar üzerine veriler teknik birimlerce incelenmiştir.”

    “Savunma tarafı da -silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerine uygun şekilde- başvurucunun ByLock kullanıcısı olduğu yönündeki delillerin gerçekliğine itiraz etme ve kullanılmalarına karşı çıkma imkânı elde etmiştir.”

    “Yine yargı kararlarına göre, örgütsel amaçla kullanılması için tasarlanmış bu programı örgütle irtibatı olmayan bir kişinin -genel uygulama mağazaları ile bazı internet sitelerinde rastlayarak indirmesi durumunda bile- bir örgüt mensubunun yardımı olmaksızın kullanması ve başka kişileri arkadaş olarak ekleyip onlarla iletişim kurması imkânı bulunmamaktadır. “

    AYM’nin bu kadar laf kalabalığı yaptığı ve bağıra bağıra ‘ben artık etkin bir yargı yolu değilim’ dediği bu sözde Bylock kararına ilişkin çok birşey demeyeceğim ama öz yazacağım.

    1- Kararın bir çok yerinde bastıra bastıra “Terör örgütü” lafını kullandınız. Öncelikle Hizmet hareketine 15 Temmuz tiyatrosu ile silahlı terör örgütü çamurunu attınız. Bundan önce ilk kez 26 mayıs 2016 tarihli MGK’da “Terör Örgütü” çamurunu attınız (Yargı kararı olmadan kimseye Terör Örgütü diyemezsiniz). FETÖ/PDY ile ilgili de ilk Yargıtay Kararı 14 Temmuz 2017 tarihinde verildi.

    2- ByLock’u “silahlı terör örgütünün haberleşme aracı” olarak kabul edip insanları kriminalize etmek için araç olarak gördünüz. Peki Türkiye ByLock’u ilk ne zaman öğrendi? 15 Temmuz’da mı? Elbette HAYIR!

    3- “Gizliliğe büyük önem veren imamlar, bazı durumlarda örgütsel ilişkileri için farklı, özel hayatları için farklı hatlar kullanıyor. Ayrıca deşifre olmamak için telefon kullanmak yerine, akıllı telefonlarda, kendi içinde kripto barındıran WhatsApp, Skype, ByLock, KakaoTalk gibi uygulamalardan yararlanıyorlar.” 

    4- 20.01.2015 tarihli Sabah’ın internet sitesindeki habere bakıldığında Devlet ByLock’tan haberdardı ve 20.01.2015’de tüm Türkiye haberdar oldu. MİT böyle bir haberin basına servis edilmesini istedi. Eğer devlet bu tarih itibari ile ByLock’u biliyor ise neden adli tahkikat yapmadı? Savcılıklar neden bu tarih itibariyle bir ByLock soruşturması başlatmadı? ByLock’u kullanmak o dönemler suç değil miydi? Neden kolluk kuvvetlerini bu soruşturma için görevlendirmedi? Bu daha sağlıklı ve hukuki bir yol değil miydi? Yoksa hukuka dışı bir şeyler mi planlanıyordu? Yoksa zulmü başlatmaları için 15 Temmuz tiyatrosuna mı ihtiyaç vardı?

    5- Peki MİT ByLock çalışmasını ne zaman bitirdi? Hangi kurumlara iletti? MİT Yaptığı basın açıklamasıyla Mayıs 2016’da tüm ByLock bilgilerini ilgili kurumlara verdiğini beyan etmiştir.  

    6- Görüyoruz ki 15 Temmuz tiyatrosundan 2 ay önce MİT çalışmasını tamamlamış. Peki Ocak 2015 ‘ten 15 Temmuz 2016 ‘a kadar neyi beklediniz ey Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı? 

    7- Peki MİT neden 6 ay sonra (09.12.2016’da) Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na sözde ByLock verilerini teslim etmiş ve Ankara 4. Sulh Ceza Hakimliği 2016/6774 D.İş. ile CMK 134 kapsamında imaj alma ve kopyalama için karar almıştır. Sonradan ne fark edilmiştir? 

    8- Resmi uygulama mağazalarından indirilebilen tüm dünyaya açık ByLock uygulaması hakkında utanmadan, sıkılmadan, kızarmadan “örgüt mensuplarının yardımı olmadan ByLock kullanılamaz” diyorlar. Peki şu haberi nereye koyacağız? Emniyet Müdürü ByLock’u hem kendine hem de metresine nasıl kurabilmiş? 

    9- Ey AYM, sen de biliyorsun ki ByLock’un sözde dijital verilerini Recep T. Erdoğan’ın istemediği hiç kimse göremedi göremeyecek. Aksi yönde bir beyan verirseniz içini asla görmediğiniz sözde ByLock çuvalına sizin de atılacağınızdan, adınızın kripto ‘FETÖ’cü ye çıkacağından ödünüz kopuyor. Biliyorsunuz ki Erdoğan bunu yapmaya muktedir! 

    Bu kararınızın ardından diliyorum ki Allah tez vakitte size adaletiyle tanıştırsın. Zulme uğramasına bir şekilde vesile olduğunuz bu kadar insanın göz yaşlarında, akan kanlarında boğulasınız.

  • Varlık Fonu, Turkcell’in en büyük hissedarı oluyor

    Varlık Fonu, Turkcell’in en büyük hissedarı oluyor

    Varlık Fonu, Turkcell’in en büyük hissedarı oluyor

    Türkiye Varlık Fonu, Turkcell hisselerinin yüzde 26,2’sini satın alıyor. Türkiye Varlık Fonu, şirketin yönetim kurulundaki 9 üyeden 5’ini belirleyecek.

    Türkiye Varlık Fonu’ndan yapılan açıklamada, “TVF, Turkcell İletişim Hizmetleri AŞ’nin (BİST: TCELL, NYSE: TKC) yüzde 26,2 oranında hissedarı oluyor. Telia Company, LetterOne, Çukurova Holding, Ziraat Bankası ve ilgili taraflar ile imzalanan sözleşmeler ile TVF, Turkcell’in en büyük hissedarı olacak” denildi.

    Türkiye Varlık Fonu’nun (TVF) Turkcell hisselerini satın alacağı iddia edilmişti. Yazılı açıklama yapan TVF haberleri doğruladı.

    Şirket hisselerinin yüzde 26,2’sinin satın alınacağı aktarılan açıklamada, “TVF, Turkcell İletişim Hizmetleri AŞ’nin (BİST: TCELL, NYSE: TKC) yüzde 26,2 oranında hissedarı oluyor. Telia Company, LetterOne, Çukurova Holding, Ziraat Bankası ve ilgili taraflar ile imzalanan sözleşmeler ile TVF, Turkcell’in en büyük hissedarı olacak” ifadelerine yer verildi.

    TVF’nin ilk kez borsada işlem gören bir şirkete yatırım yaptığı belirtilen açıklamada, “TVF, kuruluş vizyonu doğrultusunda, küresel dijital dönüşümde öncü bir şirketin en büyük destekçisi olurken, LetterOne da hisselerini neredeyse ikiye katlayarak Turkcell’in geleceğine duyduğu güveni ortaya koydu” denildi.

    Açıklamada, satın alma işlemi sonrasında yeni ortaklık yapısı ise şöyle anlatıldı:

    • TVF, toplam yüzde 26,2 içerisindeki yüzde 15’lik imtiyazlı hisseleriyle Turkcell Yönetim Kurulu’ndaki 9 üyeden 5’ini belirleyebilecek ve şirketin yönetim kontrolüne sahip en büyük hissedarı olacak.
    • Telia, Turkcell’deki yüzde 24,02’lik dolaylı hisselerinin tamamını 530 milyon dolar karşılığında satarak Turkcell’den çıkış yapacak.
    • LetterOne, şirketteki payını toplamda yüzde 24,8’e çıkararak en büyük azınlık hissedar haline gelecek.
    • Turkcell Holding ortak girişimi sona erecek. Çukurova Holding ise dolaylı hisselerini satarak Turkcell’den çıkış yapacak.
    • Yönetim kurulundaki 4 üye TVF imtiyazı olmaksızın seçebilecek ve bu sayede azınlık hissedarlar daha fazla güç kazanacak.
    • Turkcell’in mevcut temettü politikası sürdürülecek.
    • Turkcell, hem Borsa İstanbul hem de New York borsasında işlem gören tek Türk şirketi olmaya devam edecek.

    Satın alma anlaşmasını değerlendiren TVF Genel Müdürü ve Yönetim Kurulu Üyesi Zafer Sönmez, “Türkiye Varlık Fonu olarak birincil görevimiz, Türkiye’nin stratejik şirketlerine yatırım yapmak. Türkiye’nin lider dijital operatörü Turkcell’in bu potansiyelini en etkin şekilde ortaya koyması için bu yatırımı yapıyoruz. Ülkemizin geleceği adına hayırlı ve uğurlu olmasını diliyorum” dedi.

    Açıklamada, Turkcell Ana Sözleşmesi’nde yapılacak değişikliklerin genel kurulda onaylanması ve ilgili düzenleyici kuruluşlardan gerekli izinlerin alınmasının ardından sürecin 2020 yılı içerisinde tamamlanmasının hedeflendiği belirtildi. (HABER MERKEZİ)

    Kaynak: Duvar


  • Hizmet mensupları ağır baskı ve işkence altında

    Hizmet mensupları ağır baskı ve işkence altında

    Hollanda Meclisi Komisyonu, Türkiye’nin Diyanet aracılığıyla ülkedeki Müslüman cemaati ve Türk toplumu üzerinde siyasi etki kurmaya çalıştığını açıkladı.

    Hollanda Temsilciler Meclisi Özgür Olmayan Ülkelerden Gelen İstenmeyen Etkileri Soruşturma Komisyonu, Hollanda’daki camiler ile bunlara bağlı okul ve kurslara yurt dışından yapılan mali destek ve siyasal bağlantılarla ilgili soruşturmasını tamamladı. Komisyon’a göre Türkiye, Diyanet aracılığıyla ülkedeki Müslüman cemaati ve Türk toplumu üzerinde siyasi etki kurmaya çalışıyor.

    BBC Türkçe’nin haberine göre komisyon, “özgür olmayan ülkeler” tanımını, ABD merkezli Freedom House’un “din ve ifade özgürlüğünü kısıtlayan ülkeler” raporuna dayandırdı.

    “KÖKTENDİNCİ MESAJLAR”

    Komisyonun 240 sayfalık raporunda, “özgür olmayan ülkelerdeki” finansörlerin Hollanda’daki cami ve okulları etkiledikleri belirtildi. Rapora göre bu etkileşim, Hollanda’nın temel değerlerini reddeden köktendinci mesajlar aracılığıyla gerçekleşiyor.

    Komisyon, Hollanda’daki hiçbir kamu kurumunun, yurt dışından gelen para akışı konusunda genel bir politikası olmadığını belirterek paranın kaynağı, mali hesap verilebilirlik ve şeffaflık konularında ciddi sıkıntılar bulunduğunu kaydetti.

    Raporda, Türkiye’nin Diyanet İşleri Başkanlığı aracılığıyla Hollanda’da yürüttüğü faaliyetlere dikkat çekilerek, bu konuda acilen harekete geçilmesi gerektiği vurgulandı.

    “PARALEL TOPLUM OLUŞTURABİLİR”

    Soruşturma komisyonuna göre, Diyanet İşleri Başkanlığından ne kadar para geldiğini belirlemek oldukça zor ve 148 camiye sahip olan Hollanda Diyanet Vakfı (HDV) adına çalışan tüm imamlar, Türk hükumeti tarafından istihdam ediliyor.

    Raporda, Türkiye’den gelen imamları görevlendiren Diyanet’in cami cemaatleri ve Hollanda’daki Türk toplumu üzerinde siyasi etki kurmaya çalıştığı sonucuna varıldığı belirtildi. Raporda, Türkiye’nin izlediği politika ile ilgili olarak şu ifadelere yer verildi:

    “Bu, Hollanda’daki İslam vizyonunu, Diyanet camileri aracılığıyla sürdürmeyi amaçlıyor. Gerçek şu ki, özgür olmayan ülke hükumet ve örgütleri; Müslüman topluluklarımızın düşünce ve inanç yapısını görünür ya da görünmez biçimde etkilemeye çalışıyor. Bu durum, paralel topluma yol açabilir.”

    Meclisin raporunda, Hollanda’daki birçok cami ve bunlara bağlı kuruluşlara Suudi Arabistan, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri ve Kuveyt’ten ciddi parasal destek geldiği de vurgulanarak, özellikle Selefi mezhebine mensup gençlerin, bu destek ışığında radikalleşme riski altında bulunduğu kaydedildi.

    Source: Bold Medya