Yazar: SG

  • Macron Libya’da Türkiye’ye karşı Putin ile ittifak arayışında mı?

    Macron Libya’da Türkiye’ye karşı Putin ile ittifak arayışında mı?

    Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, videokonferans yoluyla ‘Libya’ meselesini ele aldı.

    Macron’un ofisinden yapılan açıklamada cumhurbaşkanının bir çok önemli hususta Rusya ile ilerleme kaydedeceğine inancının tam olduğu belirtildi. Paris’in, Ukrayna krizi gibi ciddi anlaşmazlıkların olduğu konularda Kremlin ile temasta olması bazı Avrupa ülkeleri tarafından hoş karşılanmamıştı.

    Macron’un Putin ile Libya’yı görüşmesi ise aynı meselenin Fransa ile Türkiye arasında yarattığı gerginliğin hemen sonrasına denk geldi.

    Ankara Libya’da BM’nin tanıdığı Ulusal Mutabakat Hükümeti’ni desteklerken, Moskova ise Körfez ülkeleri ile Mısır’ın desteklediği Tobruk merkezli General Halife Hafter’in arkasında. Fransa, Libya krizinde tarafsız olduğunu açıklasa da Macron’un sorunun çözümü için Hafter’i destekleyen tarafların yanında olması farklı yorumlanıyor.

    Fransa Cumhurbaşkanlığından bir yetkilinin aktardıklarına göre, iki saat süren görüşmede Macron, Rus lidere Türkiye’nin bölgeye müdahalesinden kaynaklanan endişelerini aktardı. Görüşmede ayrıca Libya’daki Rus paralı savaşçılardan oluşan Wagner Grubu’nun varlığı da ele alındı.

    Kremlin’in resmi internet sitesinde yer alan açıklamada ise Putin’in Fransız cumhurbaşkanına, “Aklında, birçok meselede iş birliği yapmak olduğunu biliyorum. Gelecek tekliflerinizi her türlü desteklemeye hazırım” dediği yazıldı.

    Türk ve Fransız donanmalarının Doğu Akdeniz’de karşı karşıya gelmesinin ardından Ankara ile Paris arasında tansiyon yükselmiş, Türkiye’nin Libya’da ‘tehlikeli bir oyun’ oynadığını söyleyen Macron’a Ankara’dan sert tepki gelmişti.

    Dışişleri Bakanlığından Fransız lidere verilen yanıtta, “Sayın Macron hafızasını yoklar ve sağduyusunu harekete geçirirse, bugün Libya’da yaşanan sıkıntıların kendisinin de desteklediği darbeci Halife Hafter’in saldırılarından kaynaklandığını, Moskova’da ve Berlin’de ateşkes anlaşmasını imzalamayı reddedenin yine savaş ağası Hafter olduğunu hatırlayacaktır. Yıllardır gayrimeşru yapılara verdiği destek nedeniyle Fransa’nın, Libya’nın kaosa sürüklenmesinde önemli sorumluluğu bulunmakta, bu bakımdan Libya’da esas tehlikeli oyunu Fransa oynamaktadır” denilmişti.

  • HDP: Üyemiz Rojbin Çetin’e köpeklerle işkence yapıldı

    HDP: Üyemiz Rojbin Çetin’e köpeklerle işkence yapıldı

    [

    Fotoğraflar: HDP

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Grup Başkanvekili Meral Danış Beştaş ile HDP Kadın Meclisi Sözcüsü Ayşe Acar Başaran, Diyarbakır’da yapılan gözaltı operasyonu sırasında evinde 3,5 saat boyunca darp edilen HDP Yerel Yönetimler Kurulu Üyesi Sevil Rojbin Çetin’in durumuna ilişkin basın toplantısı düzenledi.

    Darp fotoğraflarını  paylaşan Beştaş ve Acar, hükümetten konuya ilişkin derhal açıklama yapmasını istedi.

    Açıklamada ilk olarak konuşan Meral Danış Beştaş, şunları söyledi:

    “Rojbin Çetin dün (26 Haziran) Diyarbakır’daki evinden işkence ile gözaltına alındı. Asla normal diyemeyeceğimiz bir tabloyla gözaltına alındı. Normalde TEM polisi gözaltı işlemine gider. Fakat Rojbin Çetin’in evine TEM polislerinin haricinde özel harekat eşlik etti. Bütün binanın etrafı yüzlerce kolluk ile kuşatılarak bu gözaltı gerçekleştirilmiştir.

    “Komşular tehdit edildi”

    TEM polisleri tek tek binadaki dairelere giderek, komşulara dışarı çıkmamalarını, hiçbir şekilde dışarıyla iletişim kurmamalarını söylemiştir. Bütün komşular tehdit edilmiştir. Bu verdiğimiz bilgilerin hepsi somut ve gerçektir. Rojbin Çetin, evde tek başına iken bu baskın gerçekleşmiştir.

    Evi binanın ikinci katında ve hani o hiç uymadıkları kanunlara göre normalde komşuların ve muhtarın mutlaka eşlik etmesi gereken bir arama ve gözaltı işlemi olmalıydı. Ama hiç kimse eşlik etmemiştir. Daha da vahimi, iki köpek gönderilmiştir kapı açıldıktan sonra.

    “Köpekler işkence aracı olarak kullanıldı”

    Köpekler bir işkence aracı olarak kullanılmıştır. Diyarbakır Emniyeti köpekleri işkencede kullanmada yeni bir dönem başlatmıştır. Hatırlanacağı gibi Diyarbakır’da M.E.C isimli şüpheli işkence gördüğü görüntüleri ortaya çıktıktan sonra köpeklerin kullanıldığını herkes gördü.

    “3,5 saat işkence yapıldı”

    Bu köpekler önce Rojbin Çetin’e saldırtılmış, polislerden önce girmişlerdir, iki bacağını eti koparma derecesinde ısırmışlardır, dişlemişlerdir. Kolluk kuvvetleri bu saldırıyı bilerek organize etmiş ve izlemiştir. Evin içinde tutanaklarla da sabit,  3,5 saat süren işkence yapılmıştır. Kendi evinin içinde, ikametgahında kolluk gücü, özel harekat tarafından işkence seansı maalesef uygulanmıştır.

    “Darp raporlarla belgelendi”

    Rojbin Çetin gözlerinin altı ve dudağı patlayacak kadar bir işkence uygulamasına maruz kalmıştır. Bacaklarının fotoğrafları yok rapordan aldığımız bilgiye göre iki bacakta da köpek ısırması, belinde ayakkabı izi, dudağında patlama, vücudunun ve kollarının her yerinde darp ve cebir izi, bizzat raporlarla belgelenmiştir.

    Rojbin Çetin, daha önce kayyım atanana kadar Van Edremit İlçesi Belediyesi Eşbaşkanımızdı. Bu dönemde Yerel Yönetimler Kurulumuzun bir üyesi olarak görev yapıyordu.  Bu işkenceye dair derhal bir açıklama bekliyoruz. Bunu yapan kimse, gerekirse özel harekatı gerekirse emniyet müdürü kim olursa olsun bugün bu işkencecilerin derhal görevden alınmasını istiyoruz. ”

    Meral Danış Beştaş’ın ardından konuşan Ayşe Acar Başaran ise şöyle dedi:

    “AKP iktidarı uzun zamandır, kadınlara dönük çok çeşitli saldırılar geliştiriyor.  Kadın kurumlarının kapatılması, Rosa Kadın Derneği ve TJA’nın kapatılması dün DTK’ya yapılan baskında yine çoğunlukla kadınların gözaltına alınması.

    “Esat Oktay yöntemleri uygulanıyor”

    AKP’nin kadın düşmanı politikalarının sonucu olarak bu düşman hukukunu da işkenceyi meşrulaştıracak bir sürece çevirdiğini gördük.

    Köpekli işkenceleri 80’li yıllarda Gültan Kışanak’ın Diyarbakır Cezaevinde yaşadığını biliyoruz. O zaman Esat Oktay, kadınlara geri adım attırmak için köpeğiyle saldırılar gerçekleştiriyordu. Ancak bu saldırılar kadınların iradesine ve mücadelesine geri adım attıramamıştır.

    “Çıplak fotoğrafları çekildi”

    Bu işkencenin maalesef bir bölümü de, Rojbin arkadaşımız yarı çıplak soyularak, gözleri kapalıyken fotoğraflarını çekmişlerdir. Soruyoruz fotoğrafları ne yapacaklar nerede yayınlayacaklar, hangi trolün eline verecekler? Bunu bir başka işkence biçimine çevirecekler.

    Bu saldırılar kadınların iradesine yönelik bir saldırıdır. AKP Grup Başkanvekili Özlem Zengin’e seslenmek istiyorum. Söyleyecek bir sözünüz var mı, verecek bir cevabınız var mı? ”

    Ne olmuştu?

    Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 9 Ekim 2018’de Demokratik Toplum Kongresi’ne (DTK) yapılan baskında elde edilen bilgi ve belgeler doğrultusunda açılan soruşturma kapsamında 64 kişi hakkında yakalama kararı çıkarılmıştı.

    Diyarbakır merkezli başlatılan soruşturma kapsamında İzmir, İstanbul, Adana, Şırnak, Batman ve Van’da yapılan ev baskınlarında, aralarında yerlerine kayyım atanan Batman Belediyesi Eşbaşkanı Mehmet Demir ve Silvan Belediyesi Eşbaşkanı Naşide Toprak, DTK, HDP, Rosa Kadın Derneği, DBP, sivil toplum örgütü yöneticileri ve avukatların da bulunduğu 42 kişi gözaltına alınmıştı. (RT)

  • AYM’den skandal ‘Bylock’ kararı!

    AYM’den skandal ‘Bylock’ kararı!

    AYM, Cemaat soruşturmaları kapsamında tutuklanan ‘Bylock’ suçlamasıyla ceza alan F. Kara’nın  ‘ByLock’un mahkûmiyet kararında tek veya belirleyici delil olmayacağı’ başvurusunu reddetti ve adil yargılama ihlali saymadı. 

    BOLD – Anayasa Mahkemesi (AYM) 15 Temmuz’dan sonra cemaat soruşturmalarında tutuklama ve cezalara gerekçe gösterilen MİT tarafından yasadışı yollarla temin edilen ‘Bylock’ verilerinin delil sayılması mahiyetinde skandal bir karara imza attı.  

    Cemaat soruşturmaları kapsamında yargılanan 7 yıl 6 ay hapse mahkûm olan F. Kara, “ByLock verilerinin hukuka aykırı şekilde elde edilmesi, mahkûmiyet kararında tek veya belirleyici delil olarak bu verilere dayanılmasının adil yargılanma hakkının ihlali olduğu” iddiasıyla 20 Nisan 2018’de Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu. 

    AYM, ‘ByLock’un mahkûmiyet kararında tek veya belirleyici delil olmayacağı’ başvurusunu oy birliğiyle 4 Haziran’da reddetti. Resmi Gazete’de yer alan kararda ‘Yargı kararlarına göre, örgütsel amaçla kullanılması için tasarlanmış bu programı örgütle irtibatı olmayan bir kişinin uygulama mağazaları ile internet sitelerinde rastlayarak indirmesi durumunda bile, örgüt mensubunun yardımı olmaksızın kullanması ve başka kişileri arkadaş ekleyip iletişim kurması imkanı bulunmamaktadır’ vurgusu yapıldı. 

    AYM kararında özetle şöyle denildi: 

    “Sonuç olarak anayasal düzeni ortadan kaldırmayı amaçlayan bir terör örgütüyle ilgili istihbarat çalışmaları sırasında rastlanan ByLock uygulamasına ilişkin verilerin, bu örgütle ilgili yürütülen soruşturma ve yargılamalarda maddi gerçeğe ulaşılmasına katkı sunması amacıyla Cumhuriyet Başsavcılığı’na iletilmesinde hukuka aykırılık bulunmamaktadır. 

    Yargı kararlarına göre, örgütsel amaçla kullanılması için tasarlanmış bu programı örgütle irtibatı olmayan bir kişinin uygulama mağazaları ile internet sitelerinde rastlayarak indirmesi durumunda bile, örgüt mensubunun yardımı olmaksızın kullanması ve başka kişileri arkadaş ekleyip iletişim kurması imkânı bulunmamaktadır. 

    Somut olayda mahkeme, ByLock sunucusuna bağlanıp bir user-ID alarak bu sisteme dâhil olmasını ve programı örgütsel haberleşmenin gizliliğini sağlamak amacıyla kullanmasını örgütle bağlantısını gösteren bir delil olarak değerlendirmiştir. Özellikleri itibarıyla sadece FETÖ/PDY mensuplarınca -örgütsel iletişimde gizliliği sağlama amacıyla- kullanılan kriptolu iletişim ağının başvurucu tarafından kullanılmasının terör örgütüne üye olma suçu açısından mahkûmiyete dayanak alınması, adil yargılanma hakkı kapsamındaki usul güvencelerini tamamen etkisiz hâle getiren ve açıkça keyfî bir uygulama olarak değerlendirilemez.” 

  • Mazlum Kobani: Tarih yazacağız

    Mazlum Kobani: Tarih yazacağız

    Demokratik Suriye Güçleri (DSG) Genel Komutanı Mazlum Abdi (Mazlum Kobani) Rojava’daki Kürtler arasında yürütülen diyaloga ilişkin yaptığı açıklamada, “Diyalogun ilk aşaması başarılı bir şekilde sonuca ulaşmıştır, birlikte başarıp tarih yazacağız” dedi.

    DSG Genel Komutanı Mazlum Kobani, son dönemde ENKS ile yürütülen diyalogun ilk aşamasının sonladığını ikinci aşamaya geçtiklerini duyurdu.

    Sosyal medya hesabından açıklama yapan Kobani, şu sözlere yer verdi:

    “Kürtler arasında başlanan diyalogun ilk aşaması başarılı bir şekilde sonuca ulaşmıştır. Diyalogun ikinci aşamasına geçilmiştir. Siyasi taraflardan beklentimiz halkın çıkarlarını ve geleceğini esas almalarıdır. Biz birlikte başarıp tarih yazacağız.”

    Rojava’daki Kürt partileri, geçmişte yaşanan sorunlar ve Suriye’deki iç çatışmaların gidişatı, Cenevre’deki Birleşmiş Milletler (BM) destekli barış sürecine katılma ve ABD’nin de desteklediği uzlaşma konusu için görüşmelere başlamıştı.

  • DEVA Partisi, 24 saatte 12 ilin kurucu başkanlarını belirledi

    DEVA Partisi, 24 saatte 12 ilin kurucu başkanlarını belirledi

    Ali Babacan ve ekibi seçime girme yeterliliğini sağlamak için çalışmalarını hızlandırarak, 24 saatte 12 kentteki kurucu il başkanlarını belirledi.  

    AKP ve MHP’nin yeni kurulan partilerin önüne kesmek amacıyla gündeme getirdiği yasa değişikliğinin ardından Ali Babacan’ın başkanlığını yaptığı DEVA Partisi, teşkilatlanma çalışmalarına hız verdi. Temmuz ayında atamaları tamamlamayı amaçlayan DEVA Partisi, eylül ayı içerisinde de ilk büyük kongresini yapacak. 

    Ali Babacan başkanlığında kurulan Demokrasi ve Atılım Partisi’nin (DEVA) il ve ilçe teşkilatlanma çalışmaları sürüyor. Parti il ve ilçe teşkilatlarında görev almak isteyenlerle ilgili değerlendirme çalışmalarına devam eden 18 bölge komisyonu son 24 saat içerisinde 12 il başkanını belirledi. 

    Partinin ilk duyurduğu il başkanı DEVA Konya İl Başkanlığı görevine atanan Dr. Seyit Karaca olurken, Karaca’nın ardından Karabük, Kastamonu, Kütahya, Zonguldak, Tokat, Manisa, Amasya, Şanlıurfa, Çorum, Sinop ve Bartın’da teşkilatlanma çalışmalarını yürütecek il başkanları da açıklandı. 

    EYLÜLDE BÜYÜK KONGRE HAZIRLIĞI  

    Gazete Duvar’dan Serkan Alan’ın haberine göre, DEVA’nın seçime girme yeterliliğini kazanması için seçim tarihinden 6 ay önce 41 ilde örgütlülüğünü tamamlaması ve büyük kongreyi yapması gerekiyor. Parti kaynaklarından edinilen bilgiye göre il teşkilatlanması için atamalar temmuz açı içinde tamamlanacak. Eylül ayında da büyük kongrenin yapılması hedefleniyor. 

    Bu kapsamda örgütlenme çalışmalarına hız veren partinin Konya İl Başkanlığı’na atadığı Karaca’nın ardından açıklanan isimler ve görev aldıkları iller şu şekilde: 

    Karabük İl Başkanı mühendis Yusuf Aydın, Kastamonu İl Başkanı avukat Hüseyin Canal, Kütahya İl Başkanı mühendis Gülçin Hizarcıoğlu Karaman, Zonguldak İl Başkanı avukat Fatih Keleş, Tokat İl Başkanı a avukat Burak Küçükyazıcı, Manisa İl Başkanı akademisyen Süreyya Sakınç ,Amasya İl Başkanı iş insanı Ahmet Melih Şeker, Şanlıurfa İl Başkanı a avukat Ahmet Tüysüz, Çorum İl Başkanı finans danışmanı Orhan Vergeloğlu, Sinop İl Başkanı müşavir Birhan Yalçın ve Bartın İl Başkanı yönetici Ali Yıldırım” 

    KADIN İL BAŞKANI SAYISI ARTACAK 

    DEVA’nın ilk atanan 12 il başkanı arasında sadece 1 kadın yer aldı. Kütahya İl Başkanlığı için Gülçin Hizarcıoğlu Karaman görevlendirildi. DEVA’nın program ve tüzüğüne göre parti organlarının oluşumunda yüzde 35 kadın kotası uygulanacak. Bu kota kurucu üyeler ve parti üst organlarında büyük ölçüde yakalandı ancak il başkanlığı atamasında ne kadar karşılanacağı henüz bilinmiyor. Parti yetkilileri önümüzdeki günlerde daha fazla sayıda kadın il başkanının atacağını ifade ediyor. 

  • Z kuşağı kimlerden oluşuyor? –

    Z kuşağı kimlerden oluşuyor? –


    Z kuşağı olarak da bilinen, 1990’ların ortaları ve 2010’ların başları arasındaki dönemde doğanlar, dijital teknolojiyi çok iyi kullanıyor ve sosyal meselelere meraklılar. Güçleri, ABD Başkanı Donald Trump’ın tartışmalı seçim mitingini, sosyal medya platformu TikTok’u kullanarak “trollemeleriyle” daha bir görünür oldu. Peki, bu kuşak hakkında başka neler biliyoruz?

    Donald Trump’ın koronavirüs salgını sebebiyle 3 ay verdikten sonra yaptığı ilk seçim mitingi, pek planlandığı gibi gitmedi.

    ABD Başkanı’nın kampanya planlarına darbe vuranların genç aktivistler olduğu iddia ediliyor.

    Trump’ın kampanya ekibi, 20 Haziran’da Tulsa’da yapılan tartışmalı mitinge rekor kalabalıkların katılacağını tahmin ediyordu.

    Ancak miting kalabalıklarla değil, 19 bin kişilik salonun sadece üçte birinin dolmasıyla haberlere konu oldu.

    Düşük katılımın nedeninin, TikTok uygulamasını kullananlar ve Kore pop müziği ya da K-pop hayranlarının, TikTok uygulaması üzerinden yaşıtlarını, mitinge gitmeyecekleri halde bilet almaya ikna etmeleri olduğu ortaya çıktı.

    Kampanya ekibi, düşük katılımdan medyayı ve dışarıdaki protestocuları sorumlu tuttu ve gençlerin internet üzerinden aldıkları biletlerin herhangi bir etkisi olmadığını iddia etti.

    Dikkatler Trump’ı “trolleyen” K-Pop hayranlarına çevrilirken yaşananlar aynı zamanda, Trump ve diğer siyasetçiler için bir baş ağrısına dönüşebilecek yeni bir demografik grubun, zoomerların güç gösterisi oldu.


    Zoomerlar kimdir?

    Zoomer, 1990’lı yılların ortaları ve 2010’lu yılların başları arasındaki dönemde doğanları için kullanılan Z kuşağına verilen bir başka isim.

    Zoomer, 1944-1964’te doğan “baby boom-bebek patlaması” kuşağı için kullanılan boomer teriminin oynanmış hali.

    Neden önemliler?

    Öncelikle, sayı anlamında dünya genelinde yaygınlar. Bazı sayımlara göre küresel nüfusun yüzde 32’sini oluşturan bu kuşak, şu anki en kalabalık kuşak.

    1981-1996 arasında doğan milenyum kuşağı, hâlâ yaş ortalaması 30 civarında olan dünya nüfusunun en kalabalık yetişkin nüfusu.

    Ancak Dünya Bankası’na göre zoomerlar da şimdiden çalışan nüfusun yüzde 41’ini oluşturuyor.


    Gerçekten o kadar farklılar mı?

    Zoomerlar, sosyologlara göre birkaç farklı nedenle diğer kuşaklardan ayrılıyor.

    En önemlisi, “dijital dünyaya doğan” ilk kuşaklar. Yani, internet dahil, teknolojik ilerlemelerle büyük oranda değişen bir dünyaya geldiler.

    Aslında zoomerlar, dünya genelinde sosyal medyayı en yoğun kullanan kuşak. Hem sayı hem de harcanan zaman anlamında bu konuda milenyum kuşağını geçiyorlar. Araştırmalar ayrıca, zoomerların yüzde 60’ının sosyal medyayı başlıca haber kaynağı olarak kullandığını gösteriyor.

    Ayrıca yine bazı araştırmalara göre, zoomerler bazı ülkelerde seleflerine göre daha büyük aranda yüksek öğrenim görüyor.


    Milenyum kuşağı gibi, zoomerlar da sosyal eylemlilikten çekinmiyor, hatta daha erken başlayabiliyorlar.

    En meşhur zoomer aktivistlerse Nobel Ödülü alan 22 yaşındaki Malala Yousafzai ve Time dergisinin geçen yıl yılın insanı seçtiği 16 yaşındaki “iklim savaşçısı” Greta Thunberg…

    Daha çeşitliler mi?

    Bu bazı ülkeler için geçerli bir durum. Zoomerlar ABD tarihindeki en çok etnik çeşitlilik barındıran kuşak.

    2019’da Pew Araştırma Merkezi’nin yaptığı çalışamya göre zoomerların yüzde 52’si beyaz. Beyazların genel nüfustaki oranı ise yüzde 60.

    Zoomerlar ayrıca, son 20 yılda büyük göç alan ülkelerde de etnik açıdan daha çeşitli bir tablo çiziyor.

    Zoomerlar diğer kuşaklara göre daha mı hoşgörülü?

    Zoomerlar konusundaki en ünlü araştırmalardan biri dört yıl önce eğitim alanında çalışan hayır kurumu Varkey Vakfı tarafından yapıldı. Tüm kıtalardaki 20 ülkede yaşayan, 15-21 yaşları arasındaki 20 bin kişiyle görüşüldü.

    Ankette, farklı konularda farklı tutumların takınıldığı bir tablo ortaya çıktı.

    Gençler ezici bir çoğunlukla cinsiyet eşitliğine (yüzde 89), kürtaj hakkına (yüzde 63) ve eşcinsel evliliklere (yüzde 63) destek veriyor. Ancak keskin bölgesel farklılıklar var.

    Sadece yüzde 31’i hükümetlerinin “göçmenlerin ülkelerinde yasal olarak çalışması ve yaşamasını kolaylaştırması gerektiğini” düşünüyor.

    Zoomerların siyasete karşı tutumları ne?

    Peki, teknolojiyi iyi kullanan ve sosyal meselelere ilgi duyan zoomerlar, siyasete nasıl bakıyor?

    ABD’ye bakılınca, henüz hüküm vermek için erken.

    18-29 yaş arasında başkanlık seçimlerine katılım, diğer yaş gruplarına göre en düşük düzeyde. Trump’ın seçildiği 2016 başkanlık seçimlerinde kayıtlı seçmenlerin sadece yüzde 50’si oy vermişti.

    Ancak, 2014’teki ara seçimlerde yüzde 20 olan katılım, 2018’de yüzde 36’ya çıktı.

    Uzmanlar bunun, zoomerların oy kullanacak yaşa gelmelerinden kaynaklanan bir fark olduğunu söylüyor.

    Milenyum kuşağından, 30 yaşındaki Alexandria Ocasio-Cortez’in seçilmesi ve ABD Kongresi’nde hizmet veren en genç kadın olmasının ardında, genç seçmenler var.

    2016’daki başkanlık seçimlerinde, genç seçmenlerin sadece yüzde 37’si Trump’a destek vermiş, yüzde 55’i Demokrat rakibi Hillary Clinton’a oy vermişti.

    Ancak zoomerların yapıları itibariyle sola meyilli olduklarını söylemek de yanlış. Brezilya lideri Jair Bolsonaro’nun iki yıl önceki zaferi, 18-24 yaş arasındaki seçmenlerin yaklaşık yüzde 60’ından aldığı destekle mümkün olmuştu.

    Siyaset ve Kore pop müziği pek bağdaşmayan iki şey olsa da, internetteki bu kitle uzun süredir sosyal ve siyasi angajmanlarıyla biliniyor.

    Geçtiğimiz günlerde, K-pop hayranları Black Lives Matter (BLM) hareketine önemli destek vermiş, dünya genelinde para toplayıp insanları sosyal medyayla harekete geçirmişti.

    Giderek büyüyen bu kitlenin siyasi görünürlüğü de daha fark edilir düzeylerde olacak ve büyük ihtimalle Trump ve diğer siyasetçilerin başını ağırtacak.

  • Tutuklamalar keyfi, gecikmeksizin serbest bırakın!

    Tutuklamalar keyfi, gecikmeksizin serbest bırakın!

    BM Keyfi Tutuklamalar Çalışma Grubu, 15 Temmuz’dan sonra cemaat soruşturmaları kapsamında tutuklanan 3 kişinin başvurusunu değerlendirdi. Çalışma Grubu, yapılan tutuklamaların keyfi olduğuna dikkat çekti.  

    Birleşmiş Milletler (BM) Keyfi Tutuklamalar Çalışma Grubu, 27 Nisan-1 Mayıs 2020 tarihlerinde gerçekleştirdiği 87. Oturumunda, 15 Temmu sonrasında tutuklanan Abdulmuttalip Kurt, Akif Oruç ve Faruk Serdar Köse’nin ayrı ayrı yaptığı başvurular üzerine Hizmet hareketi mensuplarına ilişkin çok önemli üç karar aldı.  

    “SORUŞTURMALAR HUKUKSAL TEMELDEN YOKSUN”

    Cemaat soruşturmaları kapsamında tutuklanan kişilerin özgürlüklerinden yoksun bırakıldığını belirten Çalış Grubu, soruşturmaların hukuksal temelden yoksun ve keyfi bir uygulama olduğuna, bu nedenle de BM Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi ile İnsan Hakları Evrensel Beyannemesini ihlal ettiğine hükmetti. 

    Çalışma Grubu kararının devamında cemaat mensuplarının siyasi ve diğer görüşleri dolayısıyla hedef alındığını, bunun da Sözleşme ve Beyanname tarafından yasaklanan ayrımcı bir uygulama teşkil ettiğini ifade etti. 

    “GECİKMEKSİZİN SERBEST BIRAKIN”

    Abdulmuttalip Kurt, Akif Oruç ve Faruk Serdar Köse’nin başvurularını değerlendiren Çalışma Grubu, başvuru sahiplerinin gecikmeksizin serbest bırakılması ve mağdurlara tazminat ödenmesi yönünde Türk hükümetine çağrıda bulundu. Çalışma Grubu ayrıca korona salgınının ceza evlerinde meydana getirdiği tehdit dolayısıyla hükümetten acilen harekete geçmesini talep etti. 

    Çalışma Grubu kararında “Olaya ilişkin şartları göz önünde tutarak uygun çözüm yolunun Sayın Kurt’un acilen tahliye edilmesi olduğunu ve kendisine uluslararası hukuka uygun olarak tazminat ödenerek diğer zararlarının karşılanması gerektiğini mütalaa etmektedir. Çalışma Grubu, küresel Koronavirusü (Kovid-19) salgınının tutukevlerinde meydana getirdiği tehdit bağlamında, Hükümete Sayın Kurt’un tahliye edilmesi için acilen harekete geçme çağrısında bulunur.” denildi.  

    “HİÇBİR SUÇ TEŞKİL EDEN EYLEMLER DEĞİL”

    Çalışma Grubu, cemaat soruşturmalarında tutuklamalara gerekçe gösterilen hususları da değerlendirerek; Bank Asya’ya para yatırmak, cemaat ile ilintili kurumlarda çalışmak veya yönetici görevler üstlenmek, Zaman gazetesi ve diğer yayınlara abone olmak, sendika ve diğer kurumlara üye olmak, bylock kullanmak vb. eylemlerinin hiçbirinin suç teşkil eden bir fiil olmadığına, aksine bu fiillerin Sözleşme ve Beyannamenin bahşettiği hakların özgürce kullanılmasından ibaret olduğuna hükmetti. 

    “Bu eylemlerin hiçbiri kendi başına suç teşkil eden bir fiil olarak yorumlanamaz” diyen Çalışma Grubu, “Bilakis bu eylemler Sözleşme ve İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin bahşettiği hakların özgürce kullanılmasından ibarettir. Hükümetin Sayın Kurt’a atfedilen bu eylemlerin şiddet içerdiği veya başaklarını şiddete teşvik ettiğine ilişkin herhangi bir şi-ar da bulunmamış olması dikkat çekicidir. Hattı zatında Hükümetin verdiği yanıtlarda bu eylemlerin, düşünce ver dernek kurma özgürlüğü dahil Sözleşme’nin bahşettiği hakların özgürce kullanılmasından başka bir şey olduğuna dair hiçbir husus bulunmamaktadır.” denildi.  

    “BYLOCK DÜŞÜNCE VE İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ KAPSAMINA GİRER”

    Kararın devamında “Sayın Oruç’un Bylock uygulamasını kullanmış olması halinde dahi, bu durumun sadece düşünce ve ifade özgürlüğü kapsamına girdiği Çalışma Grubu için izahtan varestedir. Sözleşme’nin 19. maddesinde tanımlanan bu haklar her demokratik ve özgür toplumun temelini teşkil etmektedir.” vurgusu yapıldı.  

    BM Çalışma Grubu ayrıca Hizmet hareketi mensubiyeti iddiasıyla tutuklananların esasen siyasi ve diğer görüşleri temelinde hedef alındığına, bunun da Sözleşme’nin yasakladığı ayrımcılık teşkil ettiğine de hükmetti. 

    “CEMAAT MENSUPLARI SİYASİ VE DİĞER GÖRÜŞLERİ TEMELİNDE HEDEF ALINDI”

    Çalışma Grubu, “Mevcut dava Hizmet hareketi mensubiyeti bağlamında son iki yılda Çalışma Grubu önüne getirilen davaların sonuncusudur. Bu davaların tamamında Çalışma Grubu ilgililerin tutuklanmalarının keyfi olduğuna hükmetmiştir. Bu davalardan Hizmet hareketi mensubiyeti iddiasıyla insanların esasen siyasi ve diğer görüşleri temelinde hedef alındığı yönünde bir ana hat (pattern) belirmektedir. Bundan hareketle Çalışma Grubu tutuklamanın yasaklanmış bir ayrımcılık temelinde gerçekleştiği hükmüne varmıştır.” dedi.  

    Çalışma Grubu Türkiye’nin Sözleşme’nin 4. maddesi çerçevesinde olağanüstü hâl döneminde insan hakları yükümlülüklerini askıya almasını (derogation) kabul edilebilir bulmakla birlikte bunun gereksiz ve makul olmayan bir hürriyetten yoksun bırakma eylemini de meşrulaştıramayacağına dikkat çekti.  

    15 Temmuz’dan sonra hâkim ve savcılar dahil çok sayıda kişinin tutuklandığı ve bunlardan pek çoğunun halen hapiste veya yargılanmakta olduğu vurgulayan Çalışma Grubu, bu davaların bir an önce Türkiye’nin insan hakları yükümlülükleri temelinde neticelendirilmesi konusunda Hükümete çağrıda bulundu. 

    Çalışma Grubu, kararında “Ayrıca son üç yılda Türkiye’deki keyfi tutuklamalar konusunda önüne getirilen davaların sayısındaki kayda değer artışa dikkat çekerek, bu davalardan beliren ana hat bağlamında ciddi kaygılarını iletmiş ve Çalışma Grubu’nun aldığı kararları bir an önce hayata geçirmesi konusunda Hükümeti teşvik etmiştir.” denildi.  

    Source: Bold Medya

  • “İlacı verilmeyen mahpusun durumu kötüleşti”

    “İlacı verilmeyen mahpusun durumu kötüleşti”

    İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi Hapishane Komisyonu, 431. Haftasındaki F Oturmasında hasta mahpus Özgür Azad İnci’nin durumunu anlattı.

    Açıklamada devletin, hem pandemi sürecinde hem de öncesinde tarafı olduğu ve mahpusların haklarını garanti altına almayı taahhüt ettiği sözleşmelere uymamakta ısrar ettiği ifade edildi.

    İnsan Hakları Derneği’nin (İHD) son verilerine göre 220 bin kapasiteli Türkiye cezaevlerinde şu anda yaklaşık 280 bin kişi bulunuyor. Bunların arasında 457’si ağır olmak üzere 1334 hasta mahpus var.

    21 yıldır hapishanede, ileri derece şizofreni hastası

    “Özgür Azad İnci, Osmaniye 2 No’lu T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda tutulan ağırlaştırılmış müebbet hapis hükümlüsü. 21 yıldır hapishanede olan İnci, ağır kalp ve tansiyon hastası.

    “İnci’nin en önemli sağlık sorunu ileri derece şizofreni hastası olması. Son 12 yıldır şizofreni hastalığına iyi gelen ve davranışlarının normalleşmesini sağlayan “Solian” adlı bir ilacı kullanıyordu. Ancak 2 ay önce cezaevi idaresi tarafından “bu ilaç artık piyasadan kaldırıldı” denilerek farklı bir ilaç verildi.

    “Ailesi pandemiyle birlikte engellenen görüş hakkından dolayı kendisini aylardan sonra ilk defa birkaç gün önce gördü ve İnci’nin birkaç ay içinde akıl sağlığını hemen hemen tamamen kaybetme noktasına geldiğini gözlemlediler.

    “Ailenin aktarımına göre Azad İnci’nin şizofreni hastalığı ağırlaşmıştı. İnci, görüş boyunca onlara, gördüğü halüsinasyonları anlatmış, ailesine birlikte kaldığı koğuş arkadaşlarını tanımadığını, sürekli insanların ve gardiyanların saldırısına maruz kaldığını, gözlerinin önünde büyük bir patlama meydana geldiğini söylemiştir. Bu durumu aileyi fazlasıyla endişelendirdi.

    “Aile, “Solian” adlı ilacın hala satıldığını öğrenmiş ve Azad İnci’nin kardeşi bunu hapishane yetkililerine bildirmiştir. Ancak hapishane yetkilisi, Azad İnci’ye “Solian” adlı ilacı vermeyeceklerini, yeni ilacın daha iyi bir ilaç olduğunu söyleyerek kardeşinin söylediklerini dikkate almamıştır.

    “Azad inci’nin tedavisine getirilen engeller, yaşamını tehdit etmektedir. Bu engeller derhal kaldırılmalıdır.” (AS)

    Kaynak: Bianet

  • 365 Days: Türkiye’de Netflix’te en çok izlenen ikinci film olan ve ‘Aslında porno’ denilen yapım

    365 Days: Türkiye’de Netflix’te en çok izlenen ikinci film olan ve ‘Aslında porno’ denilen yapım

    Netflix’te bazı eleştirmenler tarafından “tecavüz fantezisi” diye nitelenen Polonya yapımı “365 Days” adlı erotik film, aralarında Türkiye’nin de bulunduğu birçok ülkede en çok izlenen yapımlar arasına girdi.

    FlixPatrol sitesine göre Netflix’te 7 Haziran’dan gösterime giren film, 25 Haziran itibarıyla Avustralya, Avusturya, Bulgaristan, Çekya, Mısır, Finlandiya, Almanya, İsrail, İtalya, Norveç, Romanya, Rusya, Slovakya, İspanya, İsveç, İsviçre ve Birleşik Arap Emirlikleri’nde birinci sırada.

    Kimi eleştirmenlerin “aslında porno” dediği film Türkiye ve ABD’de en çok izlenen ikinci yapım.

    365 Days, Netflix’in sitesinde “Bir kadın, bir mafya patronunun eline düşer. Adam, tutsak aldığı kadına, kendisine aşık olması için bir yıl süre tanır” diye tanıtılıyor.

    Amerikan Buzzfeed sitesinde Scaachi Koul imzasıyla yer alan bir eleştiride özetle şu ifadeler yer alıyor:

    “Netflix’te şimdi en popüler olan film aslında bir porno. İtalya’da çekilen, nedensiz bir şekilde sık sık İngilizce konuşulan ve Polonya’da Şubat’ta gösterime giren Fifty Shades of Grey (Grinin 50 Tonu) taklidi bu film, nasıl oldu da herkesin dizi ve film platformlarının tuhaf, karanlık ve rutubetli köşelerinde ne yetişirse izlemek için bol bol vakti olduğu pandeminin ortasında bu kadar popüler oldu?”

    ‘Pornhub’a giremeyenler için’

    Koul, bu sorunun yanıtını filmdeki sevişme sahnelerine sahnelere bağlıyor ve şöyle devam ediyor:

    “Film, açıkça ve göstere göstere kadın kahramanından nefret ediyor. Grinin 50 Tonu ile kıyaslanması mantıklı görünse de bu çok doğru değil. Evet iki filmin de yönetmeni kadın. (Aslında 365 Days’in müşterek yönetmeni bir erkek).

    “İki film de bir kitap üçlemesinden uyarlanmış ve ikisi de kadınların tabu fantezilerine odaklanıyor. Ama Grinin 50 Tonu’nda inandırıcı bir şekilde olmasa da birbirlerini erotik bulmaya çalışan iki oyuncu vardı. Seks, eğlenceli ama uysaldı. Kimya yoktu. Aralarındaki bağ sıkıcıydı ve siyaset kötüydü.

    “365 Days’te ise birbirlerini tahtalı köye göndermeye çalışan iki kişiye odaklanan bir film gibi görünme kaygısı yok. Bu sadece, tarayıcılarına ‘pornhub’ yazamayacak kadar ürkek olanlar için yapılmış bir film. O kadar açık ve o kadar çok şehvet sahnesi içeriyor ki, bu filmi kazayla anne-babanızla izlerseniz adınızı değiştirmek, kimsenin bilmediği bir yere taşınmak ve kurtuluşu olmadığı için ölümünüzü beklemek isteyebilirsiniz”.

  • AB’nin bu yaz sınırlarını açacağı ülkelere dair taslak listede Türkiye de bulunuyor

    AB’nin bu yaz sınırlarını açacağı ülkelere dair taslak listede Türkiye de bulunuyor

    Sınırlarını turizm amaçlı ziyaretçilere açmaya hazırlanan Avrupa Birliği’nin (AB) hangi ülke vatandaşlarını kabul edeceğine dair taslak listeye euronews ulaştı. Metinde Türkiye de bulunuyor.

    AB yetkilileri bir süredir hangi ülkelerden gelen turistleri kabul edeceklerine yönelik müzakereleri sürdürüyordu. Tartışmalı listenin haftaya çarşamba resmi olarak yayımlanması bekleniyor.

    euronews’e konuşan Avrupalı diplomatlar, üye ülkelerin listenin son hali üzerinde henüz anlaşmaya varamadığını belirtti. Görüşmeler cuma günü devam edecek.

    Listenin son halindeki ülkelerin vatandaşları 1 Temmuz’dan itibaren birlik sınırlarına turizm amaçlı giriş yapabilecek.

    ABD ve Brezilya vatandaşlarına sınırlar kapalı

    Diğer yandan AB yetkilileri, kapıların açılmayacağı ülkelere yönelik ikinci bir liste daha hazırlıyor.

    Bu kapsamda Covid-19 salgınının merkez üssü haline gelen Amerika Birleşik Devletleri vatandaşlarının girişinin yasaklanması bekleniyor.

    Sınırların kapalı kalacağı ülkeler arasında Brezilya, Rusya ve Katar’ın da bulunması öngörülüyor.

    Kriterler üzerinde anlaşmazlık var

    Diplomatik kaynaklar, hangi kriterlere göre listelerin hazırlanacağı yönünde ülkeler arasında anlaşmazlık olduğunu ifade etti.

    Bazı üye ülkeler paylaşılan Covid-19 verilerinin güvenilirliğini sorgularken, Avrupa Birliği Hastalıklarla Mücadele Merkezinden (ECDC) bu konuda bir rapor hazırlaması istendi.

    AB’ye hangi ülke vatandaşları girebilecek?

    euronews’in ulaştığı taslak listeye göre AB’nin turizm amaçlı sınırlarını açmayı planladığı ülkeler şöyle:

    • Türkiye
    • Vatikan Şehri
    • Monako
    • Karadağ
    • Andorra
    • Sırbistan
    • Bosna Hersek
    • Ukrayna
    • Arnavutluk
    • Kosova
    • Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti
    • Türkmenistan
    • Vietnam
    • Çin
    • Tayland
    • Myanmar
    • Moğolistan
    • Japonya
    • Güney Kore
    • Gürcistan
    • Butan
    • Lübnan
    • Endonezya
    • Özbekistan
    • Hindistan
    • Tacikistan
    • Kazakistan
    • Palau
    • Yeni Zelanda
    • Avustralya
    • Dominika
    • Bahamalar
    • Saint Lucia
    • Uruguay
    • Jamaika
    • Küba
    • Guyana
    • Paraguay
    • Venezuela
    • Nikaragua
    • Kosta Rika
    • Kanada
    • Angora
    • Tunus
    • Namibya
    • Uganda
    • Mozambik
    • Mauritius
    • Zambiya
    • Ruanda
    • Etiyopya
    • Fas
    • Cezayir
    • Mısır