Yazar: SG

  • Fed: Ekonomideki yol olağanüstü şekilde belirsiz

    Fed: Ekonomideki yol olağanüstü şekilde belirsiz

    Fed: Ekonomideki yol olağanüstü şekilde belirsiz

    Fed Başkanı Powell, ekonominin geleceğinin büyük ölçüde korona virüsünün kontrol altına alınmasındaki başarıya bağlı olduğunu belirtti. ABD’de 20 milyon kişinin işten çıkartıldığını vurgulayan Powell, işsizlikteki artışın özellikle düşük ücretli çalışanlar, kadınlar, siyahi Amerikalılar ve Hispanikler için daha şiddetli olduğunu aktardı.

    ABD Merkez Bankası (Fed) Başkanı Jerome Powell, ekonominin önündeki yolun ‘olağanüstü’ bir şekilde belirsiz olduğunu belirterek, “İnsanlar, geniş yelpazedeki faaliyetlerde yeniden bulunmanın güvenli olduğuna emin olana kadar tam bir toparlanma mümkün değil” ifadelerini kullandı.

    Fed, Başkan Powell’ın bugün Temsilciler Meclisi’nin Finansal Hizmetler Komitesi’nde, Koronavirüs Yardım, Destek ve Ekonomik Güvenlik Gözetimi Yasası’na ilişkin yapacağı sunumun metnini yayımladı.

    Powell, sunumunda, Kovid-19 salgınının ABD ve dünya genelinde büyük zorluklara neden olmaya devam ettiğini vurguladı. Covid-19 salgını ve buna karşı alınan önemlerin etkisiyle mart ayı itibarıyla ekonomik faaliyette keskin bir düşüş yaşandığını anımsatan Powell, gayrisafi yurtiçi hasılanın bu yılın ikinci çeyreğinde büyük olasılıkla rekor seviyede düşüş göstereceğini kaydetti.

    Powell, ekonomiye yönelik son veriler olumlu sinyaller gösterse de 20 milyondan fazla Amerikalının işini kaybettiğini belirterek, işsizlikteki artışın özellikle düşük ücretli çalışanlar, kadınlar, siyahi Amerikalılar ve Hispanikler için daha şiddetli olduğunu aktardı.

    FAİZİ SABİT TUTMA SİNYALİ

    Fed Başkanı Powell, “Üretim ve istihdam, pandemi öncesi dönemdeki seviyelerinin çok altında kalıyor. Ekonominin önündeki yol olağanüstü bir şekilde belirsiz ve büyük ölçüde virüsü kontrol altına alma başarımıza bağlı. İnsanlar, geniş yelpazedeki faaliyetlerde yeniden bulunmanın güvenli olduğuna emin olana kadar tam bir toparlanma mümkün değil” değerlendirmesinde bulundu.

    Ekonominin önündeki yolun hükümetin toparlanmayı destekleyecek politika eylemlerine de bağlı olduğunun altını çizen Powell, salgının ekonomik etkilerine karşı alınan önlemler kapsamında, mart ayında politika faizi oranını sıfıra indirdiklerini ve ekonomin son sıkıntıları atlattığından, maksimum istihdam ile fiyat istikrarı hedeflerini başaracağından emin olana kadar bu seviyede tutmayı planladıklarını ifade etti.

    Powell, Covid-19 salgınının ekonomik etkilerine karşı Fed’in bu zamana kadar attığı adımları hatırlatarak, gelişmeleri yakından izleyeceklerini ve bankanın hedeflerini desteklemek için planlarını uygun bir şekilde ayarlamaya hazır olduğunu ifade etti.
    (AA)


  • Erdoğan, taksicileri İmamoğlu ve muhalefete karşı siyasi silah olarak kullanacak

    Erdoğan, taksicileri İmamoğlu ve muhalefete karşı siyasi silah olarak kullanacak

    [

    Şüpheye mahal yok: İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun şehre ”6 bin yeni taksi” projesi, içi dışı siyaset kokan barut fıçısının fitilini ateşlemiş bulunuyor. Geçen yıl başta İstanbul en büyük belediyeleri muhalefete kaptırdığı için nefret ve korkuyla nefes alıp veren Saray rejimi bu krizi alabildiğine körükleyecek, var gücüyle İmamoğlu’nu teklifi verdiğine pişman etmeye, rüzgarı kendi lehine çevirmeye çalışacaktır.

    “İstanbul’a 6 bin yeni taksi” teklifi perşembe günü Ulaştırma Koordinasyon Merkezi (UKOME) toplantısında 11’e 16 oyla reddedildi. Bu bekleniyordu mu? Evet. Kriz Türkiye’sinde herşeyde olduğu gibi UKOME’de de ağır bir partizan kadrolaşma var. Seçimlerin acısını çıkarmak için olsa gerek, geçen Şubat ayında UKOME yönetmeliği değiştirilmiş, üye sayısı 21’den 27’ye çıkarılmış, bu üyelerin dağılımı da 16’sı hükümet 11’i İBB tarafından belirlenenler olarak şekillendirilmişti. Oysa önceleri 21 üyeli UKOME’de üyelerin 11’ü İBB 10’u ise hükümet tarafından belirlenmekteydi. (Peki bu merkezde neden uzmanlar çalıştırılmaz diye sormayın, çünkü burası Türkiye).

    Konu kapanmış değil. Bu ret kararı ardından bir alt komisyon toplanacak ve kararı değerlendirecek. Çark uzunca bir süre daha böyle dönecek. Ötelenen her işte olduğu gibi burada da zaman iktidar kampının lehine işleyecek, muhtemelen yeni AliCengiz oyunları sergilenecek.

    İmamoğlu’nun 15 gün kadar önce duyurduğu yeni proje, ülkenin en büyük kentinin yaşadığı sosyal değişime bir cevap niteliği taşıyor.

    Sorun önemli: Nüfusu artışı geometrik olarak artan, yılda (normal şartlarda) 10 milyondan fazla yabancı turist ağırlayan İstanbul’da kayıtlara göre halen 17 buçuk milyon taksi var. Yaklaşık 27 yıldır kentte (nüfus bü süre zarfında üç buçuk misli arttığı halde) yeni taksi plakası verilmiyor.

    Verilmediği gibi, taksicilik faaliyetleri özel şirketlere de açılmıyor, Uber örneği de ortada, serbest piyasanın rekabet koşullarına uygun davranılmadığı için taksi sektöründeki tekelleşme, taksi meslek kuruluşlarının mafyalaşmasına, hizmetin her türlü menfaat avcılığına, kara paraya, denetimsizliğe, ve kalitesizliğe açık halde sürmesine yol açıyor.

    Kısacası, İstanbul (ve başka kentlerde) taksicilik hakkındaki yaygın memnuniyetsizliğin arkasında, Türkiye’de kamu ve özel sektörlerinde son 10 yıldır yükselişe geçen çürüme, yolsuzluk ve ”organize işler” süreçleri var.

    UKOME kararını CHP’liler ”siyasi karar” diye yorumluyor. Başka bir şey beklemiyorlardı herhalde! Esasen İmamoğlu, kentin şartlarına mantıklı bir çözüm önerisi olan (pek çok kentlinin eminim yetmez ama evet ‘diye karşıladığı) ”6 bin yeni taksi” projesini sunarken, Pandora’nın Kutusu’nu açtığının da farkındaydı.

    Ekrem Bey istediği kadar şoförlerin yeni ticari taksilerde üç vardiya sistemine göre çalışacağını, insani ölçülere 8 saat mesai yapacağını, araçların elektronik denetim ve iletişim sistemleriyle donatılacağını, ödemelerin İstanbul Kart’la yapılabileceğini, böylece kalitenin artacağını söyleyedursun, sözlerin taksi ağaları nezdindeki karşılığı belli oluverdi.

    Emin olun içlerinden ve kendi aralarında, ”Yahu” dediler, ”Uber denen beladan, FETÖ projesinden bunları döve döve yeni kurtulduk, şimdi de bu çıktı, ama evelallah!!”

    Mafyanın parçası olduğu belli bir galerici ”Esnaf eski esnaf değil. İstanbul trafiğini kilitleriz” derken de, İstanbul Taksiciler Esnaf Odası Başkanı Eyüp Aksu, “Biz Türkiye’de siyasetin de kaderini değiştirecek bir STK ve topluluğuz” diye üstü kapalı tehdit savururken de, yardımcısı Veli Yurt ”Kırıp dökmek taksici esnafının mizacında yoktur. Ama şunu da altını çizerek söylemek istiyorum ki biz emeğimizi, ekmeğimizi, hakkımızı kimseye yedirmeyiz” diye iktidara selam çakarken de elbette dışa vurdukları hissiyat buydu.

    Satınalma gücünün dip yaptığı, ekmeğin aslanın ağzına yapıştığı kentte eve üç beş kuruş getirmek için Uber’le çalışan zavallı insanlar dayakla silahla vandallıkla analarından doğduklarına pişman edilmişler, yapılanlar yana kar kalmıştı, güç ispat edilmişti, dolayısıyla tehditler işe yarıyordu orman kanunu Türkiye’sinde, taksi ağaları bağırmaya elbette devam edeceklerdi.

    Bu sesleri Saray’ın duymamış olması söz konusu değil elbette. 12 aydır İmamoğlu’nun altını oymak için bin dereden su getiren muktedir ve şürekası için bu taksi projesi Allah’ın lütfu olabilir.

    Taksicilikte bir saadet zinciri olan ”kurulu düzen”in bozulmaması, elbette ki iktidara İBB’ye müdahil olma, araya çomak sokma fırsatını tanıyacak. Erdoğan ekibinin bu işin ne denli ustası olduğundan da şüphe yok.

    Peki mevcut saadet zinciri nedir? Yani İmamoğlu hangi Pandora Kutusu’nu açtı?

    2018 yılında yazdığı “Küreselleşme Sürecinde İstanbul’da Taksicilik Hizmetinin İktisadi Olarak İncelenmesi” başlıklı tezinde taksicilik sektörüne neşter atan Adnan Tetikol, Duvar’a verdiği mülakatta çarkın işleyişini, Bağcılar Oto Center gibi galerileri ”hayali borsa” diye niteleyerek şöyle anlatıyor:

    “İnsanlar hayali bir plakaya ortak oluyorlar, hiçbir bağlayıcılığı yok. 1/8, 1/5, 1/4 gibi oranlarda plakaya giriyorlar. Daha doğrusu bir plakanın kira gelirine yatırım yapıyorlar. Hatta dönem dönem hayali taksi plakaları üzerinden dolandırıcılık hikayeleri ile karşılaşıyoruz”  diyor.

    Haberin aktardığına göre, ”hayali kiralama” işi şöyle oluyor:

    ”Ticari plakanın yasal sahibi, plakasını belirli bir ücret karşılığında galerilere kiraya veriyor. Galeriler de bu ticari plakaları, üzerine komisyon koyarak taksicilere kiralıyor. Böylece bir plaka, en az iki kez kiraya veriliyor. Ticari taksiyi işleten kişiyle, plakanın yasal sahibinin hiçbir ilişkisi ya da iletişimi olmuyor. Dolayısıyla bir denetim mekanizması da kurulamıyor.”

    Adnan Tetikol bu sürecin nasıl geliştiğini şu sözlerle anlatıyor:

    “Zamanla plaka sahiplerinin yüksek kira gelirleri sebebiyle sektörden çekilmesiyle bu bir ticaret haline geliyor. Şu anda Bağcılar’daki oto galericiler bu işin acenteliğini yapıyor. Bir şahıs plaka ediniyor ve galericiler ‘Plakayı kiraya vereceğiniz biri yoksa biz sizin adınıza kiraya verebiliriz’ diyor. Dolayısıyla plaka sahibi olmasalar da kira gelirinden de fayda sağlamış oluyorlar.”

    Öte yandan, İmamoğlu’nun 24 saati üç vardiyaya paylaştırma önerisine ”zaten üç kişi çalışıyor” diye itiraz eden oda başkanının yalan söylediğine dair tepkiler de var.

    Sürgünde uzun yıllar taksi şoförlüğü yaptığı için sektörü iyi bilen ve İstanbul’da dönen işlerin içyüzünü de öğrendiği anlaşılan Aydın Engin yazıyor:
    ”Bir takside üç kişi çalışmıyor. Sabaha karşı 03.00’ten akşamüstü 15.00’e kadar gündüz vardiyasında bir (tek bir) şoför; akşamüstü 15.00’ten sabaha karşı 03.00’e kadarki gece vardiyasında bir (tek bir) şoför çalışıyor.
    Peki üçüncü “çalışan” kim? Oda başkanına göre araç sahibi. Düzeltelim: Araç ve plaka sahibi.
    Kendilerinin verdiği rakamlarla söyleyelim: Bir taksi ayda ortalama 10 bin TL kazanıyor. Bunun 5 bin lirası plaka sahibine, geri kalan da gececi ve gündüzcü şoförlere 2.500’er lira.
    O 2.500 liranın içinde yakıt parası da var, arıza halinde tamirci parası da var. Geriye kalan parayla taksi şoförü sık sık evine ekmek alacak parayı bile götüremiyor.
    Bitmedi.
    Kendisi çalıştığı aracın plakasına da sahip olan taksi şoförü az, çok çok az. Buna karşılık tek plaka sahibi olan “plaka ağaları”nın sayısı da az, pek pek az. Eski polis şeflerinden, şarkıcılara, mafya babalarından futbol starlarına kadar üç, beş, on taksi plakası sahibi olmuş çok, hem de pek çok kişi var.”
    Manzara böyle.

    Anlaşılacağı üzere İmamoğlu arı kovanına çomağı sokmuş durumda.

    Taksi ağalarının tepkisi, sanki kriz Türkiye’sinde başka hiçbir vatandaş grubu mağdur değilmiş, tek onlar hedefmiş gibi bir algı üretimini hedefliyor.

    Ama asıl dikkat edilmesi gereken nokta şu: Ateş fitilde ilerliyor, İBB projesi ilerleme sağlarsa, hele bir de İstanbulluların desteğini elde ederse, Erdoğan- Bahçeli ikilisi güdümündeki açık-karanlık tüm güçlerin devreye gireceğine, ortalığın fena karışacağına, buradan iktidar lehine muazzam bir siyasi sömürü malzemesi çıkarılacağına kesin gözüyle bakabilirsiniz.

    Pek çok şey, İstanbulluların istihdama katkı ve ihtiyaca cevap anlamı taşıyan ”6 bin yeni taksi’ projesine açıkça ve gür sesle sahip çıkıp çıkmayacaklarına bağlı.

    © Ahval Türkçe

  • Türkiye’de Rusya’ya güven, ABD’ye güvensizlik azaldı

    Türkiye’de Rusya’ya güven, ABD’ye güvensizlik azaldı

    Türkiye’de yapılan bir araştırma, geçen yıla göre, ABD’nin daha “güvenilir”, Rusya’nın da daha “güvenilmez” görüldüğünü ortaya koydu. Kadir Has Üniversitesi tarafından haziran ayında açıklanan, “Türk Dış Politikası Kamuoyu Algıları Araştırması”na göre, Türkiye’de geçen yıl Rusya’yı “tehdit” olarak görenler yüzde 44.2 iken, bu yıl bu oran yüzde 55’e çıktı. ABD’yi “tehdit” olarak görenler geçen yıl yüzde 81.3 iken, oran bu yıl yüzde 70’e indi.

    Araştırmaya göre Türkiye ile ABD arasındaki en önemli sorun olarak, yüzde 34 ile “ABD’nin PYD’ye destek vermesi” birinci sırada gelirken, “ABD’nin Orta Doğu’daki Kürt politikaları” yanıtı, yüzde 27,2 ile ikinci sırada yer aldı.

    Kadir Has Üniversitesi öğretim üyesi ve araştırmanın koordinatörü Prof Mustafa Aydın, sonuçları Al-Monitor’a şöyle değerlendirdi: “Türkiye ile ABD arasında önemli problemler var. Ama Trump, ilişkileri kişiselleştirdiği için bazı sorunlar yokmuş gibi davranabiliyor. Bu sonuçlara rağmen, ilişkilerde, köklü bir olumlu bir değişim beklemek zor. ABD’den farklı olarak Rusya ile ilişkilerdeki dinamikler, işbirliğine daha yatkın. İlişkiler inişli-çıkışlı olsa da hem işbirliği hem de rekabet üzerine devam edecek gibi görünüyor. Suriye, İdlib ve Libya’daki gelişmelerin de bu sonuçlarda etkileri var.”

    Aydın, nisan ayında gerçekleştirilen ankette son iki-üç aylık gelişmelerin etkili olduğunu belirterek, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın söylemlerine de yansıyan ABD ile ilişkilerde yakınlaşma işaretlerinin sonuçlara yansıdığını söyledi.

    ODTÜ Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Prof Hüseyin Bağcı’ya göre ise Rusya ile Libya’daki görüş ve çıkar ayrılığının sonuçlarda önemli bir rolü var.

    Bağcı Al-Monitor’a şöyle konuştu: “Rusya’nın Libya’daki Wagner askerleri ile ilgili adım atmayışı, kamuoyunu olumsuz etkiledi. ABD ile ilişkiler ise her zaman inişli çıkışlıdır. Türkiye hâlen ABD ile stratejik ortaktır ve ABD’nin yörüngesinden ayrılmak istememektedir.”

    Bağcı araştırmada NATO’ya olan güvenin geçen yıl yüzde 60.8 iken, bu yıl yüzde 55.2’ye inmesinin ise çok önemli olmadığını belirterek, bu konuda, asıl olarak “Hükümet, NATO’dan çıkar mı?” sorusunun önem taşıdığını söyledi. Bağcı şöyle devam etti: “Cevap, çıkmaz ve çıkmayacak. NATO’dan çıkmak demek güvenlik anlamında üçüncü dünya ülkesi olmak demektir. Bunu da hiçbir hükümet göze alamaz.”

    CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Emekli Büyükelçi Ünal Çeviköz ise araştırmanın, Türkiye’de dış politika bilgisinin medyaya dayandığını gösterdiğini belirtti. Medyanın “özgür olmadığını” dikkat çeken Çeviköz Al-Monitor’a şunları aktardı: “Ankette dış politikada belirleyici kişi olarak, yüzde 69 ile Cumhurbaşkanı birinci sırada. Cumhurbaşkanı da sürekli televizyonda. Bu nedenle halkın dış politika algısını temelde bu iki faktör belirliyor.”

    Kısa süre öncesine kadar ABD’nin sürekli olarak Suriyeli Kürt örgüt Halk Savunma Birlikleri (YPG) ile işbirliği yaptığı gerekçesiyle eleştirildiğini, ancak bu söylemin artık Cumhurbaşkanı tarafından eskisi kadar kullanılmadığına dikkat çeken Çeviköz, “Bu da, Rusya’ya güvenin, ABD’ye de güvensizliğin azalmasında doğal olarak rol oynuyor” dedi.

    Bilkent Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Özgür Özdamar da Al-Monitor’a şunları aktardı: “Araştırmada çıkan sonuçlar da aslında kamuoyunun Türkiye’nin dış siyasetindeki gelişmelerden haberdar olduğunu ve ABD ile anlaşmazlıklar azaldıkça anti-Amerikanizmin de azalmaya başlayabileceğini gösteriyor.”

    Türkiye kamuoyunun hiçbir zaman “çok ekstrem” dış politika görüşlerini benimsemediğini belirten Özdamar, “Polarizasyonun en yüksek olduğu dönemlerde bile kamuoyu, sadece Batıcı ya da sadece Doğucu dış siyasetten yana olmamıştır. (…) Genel olarak Batılı kurumlara onayın artmasını, Türkiye’nin içinden geçtiği siyasi ve ekonomik zorluklara çare olarak demokrasi ve iyi işleyen piyasa ekonomisinin hâlen en iyi çareler olarak görülmesine bağlayabiliriz.” diye konuştu.

    Ankette Türkiye’nin kimliğiyle ilgili bir soru da önemli bir değişime işaret ediyor. “Size göre Türkiye öncelikli olarak hangisidir?” sorusuna karşılık, “İslam ülkesidir” tercihi yapanlar 2018’de yüzde 56.3 ve 2019’da yüzde 32.9 iken, bu yıl bu oran yüzde 22.4’e düşmüş durumda.

    Aydın’a göre bu sonuçta, İslami kimliği öne çıkan AKP’nin oy kaybının etkisi olabilir: “Anketin geneline ilişkin sonuçlar, Türkiye’nin yönünün Doğu’dan Batı’ya döndüğüne ilişkin önemli bir dönüşümü işaret ediyor. Bunun kalıcı olup olmayacağını şu anda bilmiyoruz. Ama ben bu eğilimde bir değişiklik olacağını sanmıyorum.”

    Bağcı da Türkiye’nin “İslam ülkesi” algısının değişmesine şaşırmadığını vurgulayarak, “Arap dünyası ile yaşanan bir hayal kırıklığı var. Türkiye bir Avrupa ülkesidir.Türkiye İslam ülkesi değil, Müslüman bir ülkedir.” dedi.

    Çeviköz’e göre ise Türkiye halkı “kendine has özellikleri” olan yapısını “bir İslam ülkesi olmaktan çok, bir Avrupa ülkesi olmakla daha kolay bağdaştırmaya başlamış durumda.”

  • BM: Koronavirüsün ardından dünya ‘normale’ dönmeyecek.

    BM: Koronavirüsün ardından dünya ‘normale’ dönmeyecek.

    Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreter Yardımcısı Amina J. Muhammed dün uluslararası bir forumda yaptığı açıklamada, yeni tip koronavirüsün devam etmesi sırasında sosyal ve ekonomik hayatın bir önceki normale dönemeyeceğini söyledi.

    Muhammed konuyla ilgili yaptığı açıklamada, “Durumun ciddiyetini aklımızda tutmalıyız. Bazı bölgelerde normale dönmek bizi yanlış bir güvenlik duygusuyla aldatmamalıdır” dedi.

    Birçok ülkede salgının zirve yaptığını söyleyen Muhammed, “Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) virüs salgını sebebiyle 300 milyon işçinin işini kaybedeceği raporunu aktardı. Bu rakam 2008’de yaşanan ekonomik krizin 15 kat fazlasına denk geliyor” dedi.

    Dünya üzerinde 9 milyonu aşkın insana virüs bulaşırken, ölenlerin sayısı ise 472 bini aştı.

    Muhammed açıklamasında, Birleşmiş Milletler Dünya Gıda Programı’nın 265 milyon insanın ‘yıl sonuna kadar gıda güvensizliği ile karşı karşıya kalabileceği  konusunda’ uyardı.

  • Beyaz Saray: Rusya’nın Taliban’a para teklifi iddiasına ilişkin istihbaratta fikir birliği yok

    Beyaz Saray: Rusya’nın Taliban’a para teklifi iddiasına ilişkin istihbaratta fikir birliği yok

    Beyaz Saray Sözcüsü Kayleigh McEnany, Rusya’nın Taliban bağlantılı militanlara Afganistan’daki Amerikan askerlerini öldürmeleri için para teklif ettiği istihbaratının doğruluğu konusunda istihbarat toplumunda bir “fikir birliği” olmadığı ve bu nedenle de bu bilginin Başkan Donald Trump ile paylaşılmadığını açıkladı.

    McEnany, Beyaz Saray’da düzenlediği basın toplantısında gündemi değerlendirdi ve gazetecilerin sorularını yanıtladı.

    ABD genelinde düzenlenen protestolarda yaşananlara ve ilan edilen “özerk bölgelere” işaret eden McEnany, “Adalet Bakanlığı, federal mülklere yönelik saldırıları nedeniyle 100’den fazla anarşisti gözaltına aldı. Ayrıca bakanlık, Beyaz Saray önündeki Andrew Jackson heykelini yıkmaya çalışan 4 kişiye de federal mahkeme düzeyinde suç isnat etti.” bilgisini paylaştı.

    Adalet Bakanlığının “Hükümet karşıtı aşırılıkçılara” karşı bir görev gücü kurduğunu belirten McEnany, “FBI da 200’den fazla kişiye iç terör soruşturması açtı.” diye konuştu.

    “Türkiye ile Yunanistan arasındaki iletişim ağlarının açık olmasından memnunuz”

    Kısa süre önce Cumhurbaşknaı Recep Tayyip Erdoğan ile Yunanistan Başbakanı Kriakos Miçotakis arasındaki telefon görüşmesi hakkındaki bir soruyu da cevaplayan McEnany, ABD’nin bu durumu memnuniyetle karşıladığını dile getirdi.

    Sözcü ayrıca iki NATO üyesi arasında işbirliği ve dialoğun sürdürülmesinin her iki tarafın da ortak çıkarlarına ve sorunların barışçıl yollardan çözülmesine hizmet edeceğinin altını çizdi.

    Demokratları “anarşistlere destek” ile suçladı

    ABD Senatosundaki Demokratların polis reformuna yönelik yasa tasarısını da engellediklerine işaret eden McEnany, Minnesota ve Seattle eyalet yönetimlerini de göstericilere yeterince sert müdahale etmemekle eleştirdi.

    McEnany, Trump’ın polisin yanında olduğunu vurgulayarak, “Hadi dürüst olalım, heykelleri yıkmak hiçbir ideolojiye hizmet etmez. Ancak bu anarşiye, seçimlerde başarısız olan Demokratlar destek veriyor. Halbuki tüm bu heykeller bizim tarihimizi temsil ediyor ve hem kötünün hem de iyinin mirası. Bu da bizim tarihi daha iyi anlamamızı ve hatırlamamızı sağlıyor.” dedi.

    Rusya iddialarına yanıt

    ABD istihbaratının, Rusya’nın Afganistan’daki ABD askerlerini öldürmesi için Taliban‘a para teklifi yaptığı iddialarına ilişkin Trump’ı bilgilendirmediğinin altını çizen McEnany, “İstihbarat toplumunda, söz konusu suçlamalara ilişkin bir fikir birliği yok. Aslında, bu bilgilerin gerçekliği yansıtıp yansıtmadığına ilişkin ciddi fikir ayrılığı var. Başkan Trump’a teyit edilmemiş istihbaratlar konusunda bilgilendirme yapılmıyor. Bu istihbarat da teyit edilmemişti.” ifadesini kullandı.

    McEnany, Trump’ın Özel Kalem Müdürü Meadows’un hem Cumhuriyetçi hem de Demokrat Kongre üyelerini Afganistan konusunda görüşmek üzere Beyaz Saray’a çağırdığını kaydetti.

    Washington Post ve New York Times’a “Pulitzer iadesi” çağrısı

    New York Times’ın söz konusu iddialar hakkındaki haberine de tepki gösteren McEnany, New York Times’ın genellikle “yanlış” içerikli haberler yaptığını iddia etti.

    New York Times ve Washington Post gibi gazetelerin Rusya Soruşturması hakkında da “yalan” haberler yaptığını öne süren McEnany, “Artık Washington Post ve New York Times’ın aldığı Pulitzer ödüllerini iade etmesinin zamanının geldiğini düşünüyorum.” diye konuştu.

    McEnany, bir gazetecinin ülkedeki iç savaş döneminde “köleliği” destekleyen Güney eyaletlerin yenilgisine işaret ederek, “Trump bu yenilginin iyi bir şey olduğunu düşünüyor mu?” sorusunu, “Bu çok absürt bir soru, Trump ABD ile gurur duyuyor.” şeklinde yanıtladı.

    ABD’de koronavirüs (Covid-19) vakalarının tekrar artışa geçmesine ilişkin, “Ölüm oranları düşüyor ancak biz de koronavirüsün söndürülmesi gereken közleri olduğunun farkındayız.” değerlendirmesinde bulundu.

  • AKP’nin seçim beyannamesi ‘yalanname’ oldu

    AKP’nin seçim beyannamesi ‘yalanname’ oldu

    Burcu YILDIRIM
    Ankara

    CHP Ankara Milletvekili Gamze Taşcıer, AKP’nin 2018 seçim beyannamesinde verdiği ancak tutmadığı sözleri raporlaştırdı. Raporda, AKP’nin beyannamesinde yer alan eğitimden sağlığa, dış politikadan emekçilerin çalışma koşullarına kadar neredeyse verdiği hiçbir sözü tutmadığı görüldü.

    “24 Haziran seçimlerinin ikinci yılında Ak Parti’nin gerçekleşmeyen sözleri” başlığında hazırlanan raporda yer verilen vaatler ve yalanlar sıralandı. Rapora göre seçimlerin en çok tartışılan konusu olan “Güçlü Meclis” vaadine yönelik eleştiriler defalarca haklı çıktı. 27. yasama döneminin başlangıcından bu yana geçen 2 yılda, 12 bin 771 soru önergesi yanıtlanmadı. Sadece yılbaşından bu yana Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay tarafından 400 soru önergesine kopyala-yapıştır cevap verildiği anlaşıldı. Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından yapılan atama ile spor bölümü mezunu olan Güreşçi Başdanışmanı Hamza Yerlikaya, Vakıfbank yönetim kurulu üyeliğine getirildi. Rüşvetlerle anılan ve “Bakara makara” diyerek halkın dini duygularıyla oynayan Egemen Bağış büyükelçi olarak atandı. Ayrıca kamu bankalarında AKP’li eski milletvekilleri ve başka Cumhurbaşkanı danışmanları da bulunmaktadır.

    BAŞKA ÜLKELER BİLE YARGIYA TALİMAT VERİYOR

    Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi sayesinde yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığının tam güvence altına alınacağı vaadine karşın başka ülkelerin bile yargıya talimat verebildiği görüldü. Erdoğan’ın “Bu fakir bu görevde olduğu sürece teröristi alamazsın” dediği PKK ve ‘FETÖ’ye casusluk yaptığı iddiasıyla 35 yıl hapis cezasıyla yargılanan Rahip Brunson’un tahliyesi de bağımsız yargıdan ne derece uzaklaşıldığının örneği oldu. ABD Başkanı Trump’ın talebi üzerine ‘FETÖ üyeliği’ suçlamasıyla üç yıla yakın süredir tutuklu bulunan ABD vatandaşı ve NASA Çalışanı Serkan Gölge serbest bırakıldı. Hukukun üstünlüğü endeksi raporunda Türkiye, 2020 yılında 128 ülke içinde 107. sırada yer aldı.

    CEMEVLERİNE HÂLÂ STATÜ VERİLMEDİ

    Yasakçı zihniyetlere karşı hak ve özgürlük vadeden AKP, cemevlerine de statü tanınacağını söylemişti. Fakat hâlâ cemevlerine hukuki statü tanınmadı. İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisinde cemevlerinin ibadethane olarak tanınması için sunulan teklif, AKP ve MHP grubu tarafından reddedildi. AKP’nin mücadele sözü verdiği yoksulluk, yasaklar ve yolsuzluklarda Türkiye sürekli olarak geriye gitti. Freedom House/Özgürlük Evi, “Dünyada Özgürlükler 2020” raporunda “Dünya genelinde özgürlüklerin en çok gerilediği ikinci ülke” olarak açıklandı.

    MERKEZ BANKASI YÖNETİCİLERİNİ GÖREVDEN ALDI

    Merkez Bankasının para politikası araçlarını doğrudan kendisinin belirlemesine devam edeceği vadedilirken, Cumhurbaşkanı Erdoğan, 6 Temmuz 2019’da Merkez Bankası Başkanı Murat Çetinkaya’yı, ardından bankanın üst düzey yöneticilerini görevlerinden aldı. Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankasının bağımsızlığı tüm dünyada sorgulanır hale geldi.

    KADININ ADI VAR KENDİSİ YOK

    Geçtiğimiz günlerde “AKP’den önce kadının adı yoktu” diyen iktidarın seçim vaatleri arasındaki kadınların karar alma mekanizmalarında da fazla yer alması iddiası da yalan çıktı. Cumhurbaşkanlığı Kabinesinde 17 kişi bulunmakla birlikte yalnızca 2 ki kadın bakan atandı. 81 ilin de sadece 2’sinin valisi kadın. Türkiye genelinde yaklaşık 950 ilçe bulunurken, ilçe milli eğitim müdürü olarak görev yapan kadın sayısı sadece 12’de kaldı. Türkiye genelinde bulunan 54 bin 36 devlet okulundan yalnızca 2 bin 904’ünde kadın müdür bulundu. Ayrıca 2018 yılında en az 440 kadın, 2019 yılında da en az 474 kadın erkekler tarafından öldürüldü.

    İSTİSMARDA AĞIR YAPTIRIM DEDİLER, AF GETİRMEYE ÇALIŞTILAR

    Çocuklara karşı işlenen cinsel suçların yaptırımlarının ağırlaştırılacağı iddia edilmesine karşın AKP tam tersine çocuk istismarcılarının evlenme yoluyla affedilmesi için girişimlerini sürdürdü. Tepkiler üzerine yasa taslağı Meclise getirilmedi. Adalet Bakanlığı adli istatistiklerine göre de çocuğa cinsel istismar suçu için açılan dava sayısı 2015 yılına göre 2019’da yüzde 50 arttı.

    GENÇ İŞSİZLİĞİ ARTTI

    Genç işsizlik oranının, kalıcı olarak düşürülecek denilmesine rağmen arttığı görüldü. 2018 seçimlerinin yapıldığı haziranda TÜİK’e göre genç işsizliği yüzde 19.4 iken son veri olan Mart 2020’de bu oran yüzde 24.6 oldu. Her beş gençten birinin işsiz olduğu Türkiye’den, her dört gençten birinin işsiz olduğu bir Türkiye’ye geçildi. Türkiye, OECD verilerine göre işsiz ve eğitim almayan genç oranında yüzde 26 ile ilk sırada geliyor.

    EMEKÇİLER KARAR MEKANİZMALARINA DAHİL EDİLMEDİ

    Çalışanların karar alma mekanizmalarında yer edineceği vaadinin yalan olduğu ise her meslek alanında görüldü. Salgın sürecinde Türk Tabipleri Birliği başta olmak üzere sağlık meslek örgütleri yok sayıldı. 80 baronun karşı çıktığı “çoklu baro” düzenlemesi üzerindeki çalışmalar da ısrarla sürdürülüyor. Kıdem tazminatının fona devredilmesiyle ilgili TİSK, TOBB, Hak-İş ve Türk-İş başkanları ile görüşüldü ama DİSK çağrılmadı.

     İSTİHDAM DEĞİL, İŞSİZLİK ARTTI

    Enflasyonun tek haneye indirileceği, nitelikli istihdamın ve ihracatın artırılacağı vadedildi. Ancak 2018 yılı verilerine göre işsiz sayısı yüzde 10.2 iken 2020’de yüzde 13.2’ye yükselmiştir. Mayıs 2020 verilerine göre yıllık enflasyon, tüketici fiyatlarında yüzde 11.39 oldu. .TÜİK verilerine göre toplam ihracat 2019 yılında bir önceki yıla göre sadece yüzde 2.1 artmış ve 171 milyar 531 milyon dolara yükselmiştir. Mevcut artış oranıyla 2023’te 420 milyar dolarlık ihracat mümkün görünmemektedir.

     BELEDİYEDE KOLTUKLARINDAN AYRILAMADILAR

    “Çevre, Şehircilik ve Yerel Yönetimler” başlığında ihaleler canlı yayınlanacağı, belediye üst yönetimlerinin belediye başkanı ile göreve gelmesi ve ayrılmasının sağlanacağı açıklandı. Ancak AKP’li pek çok belediyede ne meclis oturumu ne ihaleler için canlı yayın ile yapıldı. Belediye iştiraki olan Halk Ekmek ve Un Fabrikası AŞ yöneticileri seçimin üzerinden aylar geçmesine rağmen görevden ayrılmadı. Yönetim kurulu karar defteri eski yönetim ve idarecilerce kaçırıldı. İstanbul Büyükşehir Belediyesi iştiraklerindeki yöneticiler de seçimden aylar sonra istifa etti.

    Reklam

    Kaynak: Evrensel

  • DSÖ Direktörü Ghebreyesus’tan Covid-19 açıklaması: Üzgünüm ama en kötüsünün gelmesinden endişeliyiz

    DSÖ Direktörü Ghebreyesus’tan Covid-19 açıklaması: Üzgünüm ama en kötüsünün gelmesinden endişeliyiz

    Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus, Covid-19 salgınına ilişkin olarak endişe verici bir açıklamada bulunarak “En kötüsü henüz gelmedi. Bunu söylediğim için üzgünüm. Ama bu tür ortam ve koşullarda en kötüsünün gelmesinden endişeliyiz” dedi.

    Birçok ülkede ilerleme kaydedildise de küresel olarak pandeminin yayılmaya devam ettiğini aktaran Ghebreyesus, 10,1 milyon insanı enfekte etmiş olan virüsün şimdiye kadar en az 502 bin 634 can aldığını kaydetti ve önlemlerin hafifletilmesi nedeniyle durumun en başa sarabileceğini ve herşeyin aynı şekilde ikinci dalga olarak yeniden yaşanabileceğini söyledi.

    “Salgını atlatmaya yakın bile değiliz”

    Pazartesi günü bir video konferansta konuşan DSÖ direktörü, ülkeler ekonomilerini açmaya başladıkça yayılma hızının ve vakaların arttığını dile getirdi. “Hepimiz bu durumun geçip gitmesini istiyoruz ancak acı gerçek şu ki, bu salgını atlatmaya yakın bile değiliz” diyen Ghebreyesus, virüsün hala yayılmak için yeterli alana ve imkana sahip olduğunu belirtti.

    Günlük vaka sayısında yeniden artış yaşanıyor

    ABD başta olmak üzere rakamlar Ghebreyesus’u doğruluyor. Florida, Teksas, Kaliforniya ve Arizona’da günlük vaka sayıları yükselişte. Ayrıca enfekte olan hastaların yaş ortalamasında da düşüş yaşanmaya başlandı. Ölüm sayısındaki azalmanın sebeplerinden birinin bu olduğu da düşünülüyor. Ne var ki, yetkililer bir ilaç veya aşı üretilmediği takdirde uzun vadede can kaybının yeniden yükselmeye başlayacağını belirtiyorlar.

  • Garo Paylan: Kredi genişlemesiyle enflasyon, faiz ve döviz kuru patlayabilir

    Garo Paylan: Kredi genişlemesiyle enflasyon, faiz ve döviz kuru patlayabilir

    Koronavirüs öncesi ekonomik kriz yaşayan Türkiye’yi salgınla birlikte karanlık bir tablo bekliyor. Yüksek enflasyon, yüksek işsizlik ve yüksek döviz kurunun yaşandığı Türkiye’nin önünde bankacılık sistemini derinden vuracak batık kredi tehlikesi bulunuyor.

    Koronavirüs sonrası konut ve taşıt kredilerinin faiz oranının düşürülmesiyle birlikte kredilere yönelik talep hızla arttı. Uluslararası derecelendirme kuruluşu S&P’dan da kısa süre önce gelen sorunlu kredi yani batık kredi uyarısı da bu tehlikeye işaret ediyor. S&P, Türk bankacılık sektöründeki sorunlu kredilerin 2021’e kadar yüzde 20’yi aşacağına dikkat çekti.

    Bu uyarının ardından Türk bankacılık sisteminin içinde olduğu krizi, aşırı kredi genişlemesinin ekonomiye olan etkisini ve batık kredi sorununu HDP’nin ekonomiden sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı ve İstanbul Milletvekili Garo Paylan ile konuştuk.

    Paylan, aşırı kredi genişlemesiyle enflasyon, faiz ve döviz kurunda yaşanabilecek patlamaya dikkat çekiyor.

    Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu S&P, Türk bankalarındaki sorunlu kredi oranının 2021’de yüzde 20’yi aşacağı uyarısını yaptı. Türkiye’de korona sonrası ise kredilerde patlama yaşanıyor. Aşırı kredi büyümesinin ekonomiye yansıması nasıl olur?

    İktidar yıllardır borcu borçla kapatmak dışında bir çözüm göremiyor. Sürekli bir kredi genişlemesi sağlıyor. Bu kısa vadede bir işe yarıyor ama daha sonra makro ekonomik dengeleri bozuyor, enflasyonu yükseltiyor. Bu da faizleri ve döviz kurunu yükseltiyor. Bir sarmal şeklinde gidiyoruz. Bu batık krediler sorununa yapısal bir tedbir almadığı sürece de borcu borçla kapatan, sonuç olarak batık kredi sorununu daha derinleştiren bir duruma sürüklüyor ülkeyi.

    Şu anda bankalardaki resmi batık oranı yüzde 5, 6 gibi gözüküyor. Ama biz çok iyi biliyoruz ki yenilenen kredilerin çoğu batak. Biz bunlara zombi krediler diyoruz. Bu yüzden de gerçek anlamda batık kredilerin oranı ortaya çıkmıyor.

    Ne yapılması lazım?

    Ekonomik reformlarla batık kredilerin bankacılık sisteminden mutlaka ayıklanması gerekiyor. Bunu yapmadığı sürece bankacılık sistemi ayakta duruyormuş gibi gözüküyor ama bankacılık sisteminde kredi yaratma mekanizması da zora giriyor. Ancak kamu bankaları üzerinden zorlama kredi verebiliyorlar ya da özel bankalara sopayla kredi verdirmeye çalışıyorlar. Bu durumda da rasyonel kredi verilemiyor. Zorlamayla verilen kredilerde de batık oranı daha da büyüyecek.

    Ben bankacılıktaki batık kredilerle yüzleşilmesi gerektiğini düşünüyorum. Gerçekten batması gereken krediler varsa batırılmalı ve kamu kaynakları zombi şirketlere daha da transfer edilmemeli.

    Hükümetten özel bankalara yönelik sürekli bir “kredi ver” baskısı var. Batık kredilerin geldiği kritik seviye düşünüldüğünde de bu durum özel bankalara nasıl yansıyacak?

    Bankacılık sistemi mevduat toplamak ve para satmak için vardır. Bir ayakkabıcının ben ayakkabı satmıyorum demesi gibi bir şeydir. Neden ayakkabıcı ayakkabı satmaz? Demek ki veresiye veriyorsa o kişiye güvenmediği için satmıyordur. Bankalar da para satmak için vardır. Satmıyorsa ya da kredi vermiyorsa nedenleri vardır. Ya piyasalara güvenmiyordur ya da iktidara güvenmiyordur. Bu güven meselesini çözmediğiniz sürece siz sopayla bankalara özel kredi verdirirseniz bugün yüzde 5, 6’da görülen batık krediler yarın yüzde 10’a, öbür gün de yüzde 20’ye çıkar. Bankalar öz sermayelerini tüketirler. Öz sermayelerini de tüketirlerse güven yok olur, insanlar bankalara para yatırmazlar ve bankalar batarlar. O zaman da derin bir finansal kriz yaşanır. Zaten şu anda derin bir ekonomik kriz yaşıyoruz, reel sektör krizi yaşıyoruz, bunun yanına derin bir finansal krizi de eklemek zorunda kalırız.

    Bu durumda bankacılık sistemi şu an tehlikede mi?

    Kesinlikle tehlikede. Şu anda bankaların öz sermayesinin yeterli olduğu iddiası var. Ama batık krediyle yüzleşilmediği sürece bu bankacılık sisteminin güven sağlaması mümkün değil.

    Neden yurt dışında sendikasyon kredisi yüzde 0 iken yüzde 5, 6 ve 7 ile euro ve dolar borçlanması yapılıyor? Bu sebepten dolayı. Yabancılar risk görüyor. Bu nedenle Türkiye’nin bankalarına ve hazinesine borç verirken o risk primini üzerine koyarak borç veriyor. Oysa bankaların bilançoları bu batık kredilerden gerçekten anlamda temizlenirse, öz sermaye rasyolarının ne olduğu ortaya konabilirse, Türkiye güven veren bir ekonomik istikrar oluşturursa, ki bu iktidarla bu asla mümkün değil, o zaman Türkiye çok daha uygun koşullarda finansman bulabilir. Kendi özel sektörüne ve halkına da çok daha uygun koşullarda kaynak transfer edebilir.

    Ama bankacılık sistemi sopayla ancak bu kadar kredi verebiliyor. Bunun da sürdürülebilirliği yok. Geçici olarak kredi genişlemesini yaratabilirsiniz, ama bu kredilerin battığı görüldükçe, bankacılık sistemi üzerindeki sorgulamalar artacaktır. Bu kredilerin pompalaması sonucu oluşacak enflasyon, faiz ve döviz krizi sarmalı da ülkede yeni krizlerin kapısını açacaktır.

    Bankaların ortaklaşa kuracağı bir Varlık Yönetimi şirketinden bahsediliyor. Sizin bu konudaki değerlendirmeniz nasıl olur, bunun çözüme bir katkısı olur mu?

    Bu kötü banka (Bad Bank) olarak tanımlanan dünyada da çeşitli örnekleri de olan bir uygulama. Bunun nasıl olacağı önemli. Bu kötü banka denilen uygulamaya da belli bir kaynak konulması gerekiyor. Bu varlıklar oraya konulacak, banka bilançolarından temizlenecek ve bunların yönetilmesi sağlanacak. Bu kaynağı kim koyacak, kim nasıl destek verecek, şartları nasıl olacak görmemiz lazım ama biz şöyle bakıyoruz: Kamu kaynakları burada heba edilmemeli. Özel bankalar bu anlamda risk almışsa bu riski kendileri taşımalı, şirketler risk almışsa bu riski şirketler taşımalı. Yani zombi şirketleri kurtarmak için biz kamu kaynaklarının aktarılmasına kesinlikle karşıyız. Bunların ayıklanması ve bir an önce bilançolardan çıkarılması lazım. Zombi şirketlerin kurtarılması için de daha fazla kamu kaynağının ayrılmasından vazgeçilmesi lazım.

    Son olarak dün Merkez Bankası indirim beklentilerine karşın faiz kararını sabit tuttu. Merkez Bankası Murat Uysal’ın atanmasından beri böyle bir karar ilk defa görülüyor. Siz bu kararı nasıl karşıladınız?

    Son bir yıldaki kredi genişlemesi yüzde 50, 70’lere kadar varmış durumda. Özel bankalarda yüzde 30, kamu bankalarında yüzde 60, 70 oranında. Bunlar korkunç rakamlar. Bu kadar kredi büyümesinin sonuç olarak enflasyonda bir hareket yaratacağını nihayet Merkez Bankası da gördü. Bunu zaten uzun süredir görüyordu ama Saray’dan gelen “Faiz neden, enflasyon sonuç” önermesiyle bu talimatlarla faiz indirimi yapılıyordu. Ama hem kredi faizlerinin çok hızlı genişlediğini, hem de gereğinden fazla hızlı bir şekilde faiz indirimleri yapıldığını nihayet Merkez Bankası da gördü. Bu anlamda enflasyon uyarısı yaptığını düşünüyorum. Ama geç kaldı. Açıklanan rakamlar yüzde 7 gibi ama vatandaşın enflasyon oranının en az yüzde 20 olduğunu görüyorum. İğneden ipliğe her şeye korkunç bir zam gelmiş durumda. Bir talep oluşturdular. Bu talep de enflasyonu inanılmaz körükledi. İki ay önce 400 bin olan evler şimdi 600 bine satılıyor. Piyasada çok sayıda ürüne yüzde 20 zam gelmiş durumda. Çok ciddi bir enflasyon patlaması yaşanıyor. Bu konuda Merkez Bankası faizi sabit tutarak enflasyon riskini görmüş durumda. Ama ateş bacayı her an sarabilir. 2018 yılında da böyle bir kredi genişlemesi yaptılar. Ben bu konuda “Böyle hızlı bir kredi genişlemesi yapmayın” diye çok uyardım. Bu enflasyonu, faizi ve döviz kurunu patlattı. Şimdi yeniden böyle bir sarmala girme riskiyle karşı karşıyayız.


    © Ahval Türkçe

  • Çin’de pandemi riski taşıyan yeni grip virüsü keşfedildi

    Çin’de pandemi riski taşıyan yeni grip virüsü keşfedildi

    Çin’de pandemi riski taşıyan yeni grip virüsü tespit edildi. Çin’deki bilim insanları bulduğu virüs için, dünya çapında salgın şeklinde yayılma ihtimali gündemde.

    Domuzlarda tespit edilen virüsün insanlara da bulaştığı açıklandı. Araştırmacılar virüsün mutasyon geçirerek hızla yayılmasından endişe ediliyor.

    BBC’nin aktardığı haberde, mevcut haliyle de insanlar arasında kolayca yayılabilecek özellikler taşıyan virüsün yakın bir şekilde takip edilmesi gerektiği açıklandı.

    Bu virüs de yeni bir virüs türü olduğu için insanların bu virüse karşı bağışıklığı yok.

    Yeni ve ölümcül bir grip dalgası ihtimali, koronavirüs pandemisi sırasında bile bilim insanlarının yakından takip ettiği bir konu.

    Son grip pandemisi olan domuz gribi 2009’da Meksika’da ortaya çıkmıştı. Virüs korkulandan daha az kişiyi öldürmüştü. Özellikle yaşlılar arasında ölüm oranı beklenenden daha düşüktü. Bunda, virüsün uzun yıllar önce görülen bir virüs türüne benzerlik taşıması nedeniyle yaşlıların bağışıklık kazanmış olmasının payı olduğu düşünülüyor.

    2009’da ortaya çıkan A/H1N1pdm09 adlı domuz gribi, yıllık grip aşılarına dahil ediliyor.

    Çin’de tespit edilen yeni virüs de 2009 virüsüyle benziyor.

    Aşı mümkün

    G4 EA H1N1 adlı verilen yeni virüs, insanların solunum yollarında çoğalabiliyor. Virüsün Çin’deki domuz endüstrisinde çalışan kişilere bulaştığını gösteren kanıtlar da bulundu.

    Mevcut grip aşıları bu yeni türe dair koruma sağlamıyor. Fakat ihtiyaç haline üzerlerinde oynama yapılarak buna koruma sağlamaları mümkün.

    İngiltere’deki Nottingham Üniversitesi’nden Kin-Chow Chang, yeni virüsün henüz büyük bir tehdit oluşturmadığını fakat bunu yakından takip etmek gerektiğini söylüyor.

  • “VAR’ı hemen kaldırsınlar”

    “VAR’ı hemen kaldırsınlar”

    [a

    Lider Başakşehir, Trabzonspor’la puan farkını ikiye çıkardı. Galatasaray Başakşehir’i yenemeyerek yarıştan büyük ölçüde koptu. Süper Lig’de düşme hattı zirve yarışından daha hararetli hale geldi.

    Süper Lig’de 29. hafta geride kaldı. Son puan durumuna bakıldığında Başakşehir 60 puanla lider. Hemen arkasında 58 puanla Trabzonspor bulunuyor. 53 puanlı Sivasspor, 52 puanlı Galatasaray ve 50 puanlı Beşiktaş’ta son 5 haftaya girilirken takipte. Görünen tabloda yarış Başakşehir ile Trabzonspor arasında geçecek. Düşme hattı ise Ligin zirvesinden daha karışık. Şampiyonluk vizesini de düşme potasındaki takımlar verecek.

    Pandemi sonrası açıklanan fikstürde iki önemli maça dikkat çekiliyordu. Birincisi 29. haftada oynanan Başakşehir-Galatasaray, diğeri de 30. haftada oynanacak Galatasaray-Trabzonspor karşılaşmasıydı. İlki 1-1 bitti ve Galatasaray matematiksel olmasa da 8 puanlık fark ile şampiyonluktan uzaklaştı. Sarı-Kırmızılı takımın bu hafta Trabzonspor ile oynayacağı 90 dakika ise Başakşehir’in şampiyonluğa uzanıp uzanamayacağına bir işaret olacak. Ya da Karedeniz ekibini son haftaya kadar yarış içinde tutacak.

    ‘KAYBEDERSEK BASKISINA’ KENDİNİ MAHKUM ETTİ

    Başakşehir son 5 haftayı kayıpsız atlatıp şampiyon olabilecek mi? Buna cevap vermek kolay değil. Öncelikle son oynadıkları Galatasaray maçındaki performansları fazla tutuktu. Maça iyi başlayıp sonrasını kendi içinde korkuları olan bir oyuna dönüştürdüler. Edin Visca’nın kırmızı kartla atılması, Turuncu-Lacivertli takımı ‘kaybedersek’ baskısına mahkum etti. Eksik olan, forveti bulunmayan, genç oyuncuları kullanmak zorunda kalan Galatasaray, oyuna daha hakimdi. Maçı kazanabilirlerdi ve o zaman 30. haftanın hikayesi farklı yazılırdı. Fatih Terim’in oyuncularını tebrik edip sonuna kadar savaşacaklarını söylemesi aslında yarışın kendileri için bittiğini ve olayın Şampiyonlar Ligi’ne katılmaya döndüğünün üstü kapalı anlatımıydı.

    GÖZLERİ, KULAKLARI, RUHLARI TRABZON MAÇINDA

    Başakşehir son 5 sezonda hep ilk 4 içinde kaldı ve şampiyonluk kovaladı. Abdullah Avcı ile kimi zaman 4’üncülükle kimi zaman da 2’incilikle yetindi. Ancak arzulanan şampiyonluk gelmedi. Okan Buruk ile Başakşehir oldukça istikrarlı bir tablo çizdi. İlk iki hafta dışında hep yükselen bir grafik ortaya koydular. Esas hikayelerin yazıldığı son 5 hafta geldi çattı. Bu dönem Boz Baykuşlar için hep kaybedilen zirve yarışları ile dolu. Futbolcuların çoğu yaşadıkları bu hikayeyi iyi biliyor. Aynı senaryo hem korkutuyor hem de baskı oluşturuyor. Bu süreçte maçların seyircisiz oynanması en büyük avantajları… Görünen o ki Okan Buruk ve ekibinin gözleri, kulakları ve ruhları Trabzonspor maçlarında olacak…

    TRABZONSPOR SÜKUNET İLE TEZ CANLILIK ARASINDA SIKIŞTI

    Son iki haftaya kadar şampiyonluğun en büyük favorisi Trabzonspor olarak gösteriliyordu. Önce Alanyasporla deplasmanda son dakika yedikleri golle 2-2 berabere kaldılar. Ardından da 10 kişi kalan Ankaragücü karşısında öne geçmelerine rağmen 1-1’lik skorla iki puan verdiler. İki maçta kaybedilen 4 puan Bordo-Mavili takımı Başakşehir’in 2 puan gerisine attı. 30 yıldır şampiyonluk bekleyen Karadeniz ekibi Alanya maçında yaşadıkları kriz ortamının faturasını evindeki maçta ödedi. Trabzonspor’un sakin kalmaya ihtiyacı var. Karadeniz insanı tez canlı olur. Son düzlükte şampiyonluk için liderler öne çıkar. Bu isim mutlaka bulunmalı. Galatasaray ile oynanacak 90 dakika sadece şampiyonluğu değil, Şampiyonlar Ligi’ne katılımı da yakından ilgilendiriyor. Bordo-Mavili ekip İstanbul’da kazanırsa yarışı sonuna kadar götürür. Aksi durumda ikincilik de elden uçup gidebilir.

    BEŞİKTAŞ KOLAY KAYBEDİLEN PUANLARA YANIYOR

    Beşiktaş şu süreçte kaybettiği bedava puanlara yanıyordur. Yetersiz kadro, vasat kaleci, ve yedeklenemeyen forvet yüzünden en az 10 puan kaybedilmiştir. En basit örneği Antalyaspor maçı. O kadar pozisyona gir. İstatistikleri alt üst et, sahadan mağlup ayrıl. İşte Sergen Yalçın’a da kafayı yedirten durum bu. Denizli maçında 5, bu hafta Konyaspor karşısında alınan 3 gollü galibiyet aslında Siyah-Beyazlı takımın oyun gücünü gösteriyor. Yeni bir anlayış, hücuma dönük futbol ve her oyuncunun önceliğinin rakip kale gitmek olması gelecek adına umut verici. Yalçın’ın “gelecek sezon şampiyonluğa oynayacağız” diyerek iddialı konuşması da takıma, kendine ve sistemine inanmasından. Önemli olan eksiklerin doğru tespit edilip doğru isimlerle yola devam edilmesi. Ligde kalan 5 haftada futbol adına bol gol ve gol girişimi izlemek istiyorsanız Beşiktaş maçları tavsiye edilir.

    FENERBAHÇE KENDİNİ KEMİRİYOR

    Emre Belözoğlu’nun Malatyaspor maçının bitimindeki ağlaması aslında Fenerbahçe’nin içinde bulunduğu psikolojik durumu ve gerilimi ortaya koyuyor. Uzatma dakikalarına 2-1 geride girip sonra maçı 3-2’ye getirmek saha içinde duygusal patlamalara neden oluyor. Bunu futbolcuların mimiklerinden okumak mümkün. Emre Belözoğlu’nun gözyaşları da böyle bir durumun sonucu. Takımın üzerindeki baskı, bir türlü işlerin rayına oturmaması, içten içe ‘neden olmuyor’ sorgulaması ve kendi kendini kemirme bütün takımı kısır döngüde tutuyor. Son dakikada atılan beraberlik ya da galibiyet gollerinde umulmadık tepkiler bu başarısızlıkla beraber ortaya çıkıyor. Fenerbahçe camiası da artık “bu sezon bitsin ve biz sıfır kilometre olarak yeni sezona başlayalım” diyor. Her hafta bir şekilde gösteren bu duygusal değişkenliklerden kurtulmak istiyor.

    Gökhan Töre’nin ikinci sarı karttan kırmızıyı gördüğü pozisyonda Emre Belözoğlu’nun haksız karta itiraz etmemesi tepki çekti. Gerçekten de pozisyon ne sarı kartlıktı ne de ortada faul vardı. Hakem önce sarı sonra kırmızıyı gösterdi, haksızdı. Emre’de duruma sesiz kaldı. Maç sonrası “dirsek yoktu” demesi bir şey ifade etmiyor. Nihayetinde maç başı para kazanan Gökhan Töre ekmeğinden oluyor.

    LİGİN DİBİ ZİRVESİNDEN KARIŞIK

    Gözlerimiz hep zirvede… Ancak ligin alt tarafı üstünden daha beter.. Düşme hattı içinde tam 6 takım bulunuyor. 12. sırada bulunan Denizlispor’un 32 puanı var. Son sırada yer alan Ankaragücü ise 25 puanda. Her puan altın değerinde derler ya işte öyle bir tablo var. Belkide atılan bir gol ligde kalacak takımı belirleyecek. Şampiyonluğa oynayan takımlarında düşme hattında yer alan ekiplerle maçları var. Galatasaray Çaykur Rize’ye takılarak avantajı kaybetti. Trabzon Ankaragücü’ne puan kaptırdı. Kayseri, Sivas’ı deplasmanda yendi. Görünen şu ki ligin tepesi de dibi de her maçı ‘final’ gibi oynayacak.

    Başakşehir: Antalyaspor (D) / Denizlispor / Konyaspor (D) / Kayserispor / Kasımpaşa (D)
    Trabzonspor: Galatasaray (D) / Antalyaspor / Denizlispor (D) / Konyaspor / Kayserispor (D)

    SÜPER LİG PUAN DURUMU

    SÜPER LİG 29. HAFTA SONUÇLARI

    SÜPER LİG 30. HAFTA MAÇLARI