Yazar: SG

  • Jandarma Genel Komutanlığı davasında Nedim Şener’in gizledikleri!

    Jandarma Genel Komutanlığı davasında Nedim Şener’in gizledikleri!

    Habertürk’te katıldığı programda 15 Temmuz’da Jandarma Genel Komutanlığı’nda yaşanan olaylarla ilgili kasıtlı olarak eksik bilgi veren ve birçok şeyi gizleyen Nedim Şener’e Twitter hesabı ‘Ahmet Selim Günay’ tek tek cevap verdi.

    Nedim Şener programda Hizmet Hareketi’ne yönelik sözde mücadelede gevşemeler olduğunu öne sürerek konuyu Jandarma Genel Komutanlığı davasına getirdi: “Davalarda kararlar açıklanıyor, askerler birbirlerini alkışlıyor. 4 yıl önce Turgut Aslan’ın kafasına kurşun sıktılar. Yanındaki görevli askeri şehit ettiler. Güven Şaban’ı silah tutukluluk yaptığı için vuramadılar.” iddiasında bulundu.

    İşte o açıklamalar;

    Twitter hesabı Ahmet Selim Günay Nedim Şener’e yönelik, ‘Bu alçak adamın Jandarma ana davası için SÖYLEMEDİKLERİ;” diyerek gizlenen gerçekleri tek tek anlattı.

    İşte onlar;

    ‘Turgut Aslan’ı vuran silah kayboldu’

    *Kamera kayıtları bilerek kırpıldı.
    *Sadece askerin silahları basitlik incelemeye alındı.
    *Turgut Aslan’ı ve korumasını vuran silah kayboldu,o bölgeyi gösteren kamera kayıtları yok edildi.

    *Jandarma Genel Komutanlığı civarında hayatını kaybeden sivillerin üzerinden çıkan mermi çekirdekleri askerlerin silahları ile uyuşmadı.

    ‘Yasin Yüzbaşı infaz edildi’

    *Yasin Yüzbaşı kışlaya giren Ahmet Hacıoğlu ekibinin talimatlarına uymasına rağmen infaz edildi.
    *Ağır işkence yapıldı, mahkeme bu konuyu ilk defa ciddiye aldı,hatta mahkeme başkanı Yasin Yüzbaşının infazını da görmezden gelemedi ve soruşturma başlatılması talimatı verdi.

    ‘Hayatını kaybeden vatandaşlar kafa ve boyun bölgelerinde vuruldu’

    *Hayatını kaybeden vatandaşın çoğunun kafa ve boyun bölgelerinden vurulduğu, bazılarının Jandarma binasının zıt tarafına giderken kafadan vuruldukları, vurulan bir-iki kişinin akrabalarının otopsi ve balistik rapor sonuçları ile ortaya çıkan soru işaretlerini sorguladıkları görüldü.
    *Ahmet Hacıoğlu ve İrfan Tüten gibi jandarma subaylarının bilerek, örgütlü işkence yaptıkları mahkeme kayıtlarına girdi.

    *Jandarma binasına giren Polislerin hırsızlık yaptıkları, kameraları kırdıkları,bazı bölgelerde yangın çıkarmak suretiyle delil karartıkları yine kamera kayıtları ile ortaya çıktı.
    *15 Temmuzda tuzağa düşürülen askerlerin “At Çiftliği” isimli bir bölgeye götürüleceği önceden yapılan çok gizli bir toplantıda belirlendiğini Turgut Aslan’ın ifadelerinden öğrendik.
    *Albaylar çetesi olarak bilinen Mustafa Önsel ekibinin fişlemeler yaptığı, fişlemeleri kurye olarak belirledikleri Güven Şağban eliyle sağa sola gönderdikleri.

    *Planlı izinleri olmasına( TSK da izinler bir yıl önceden planlanır)rağmen izne ayrılmayan ulusalcı albayların olduğu ortaya çıktı.
    *Nurettin)şarlatan bir albayın vurulan kolunun kendi beyanlarına göre değiştiğini bizzat okuduk.Bu adamı kolundan kimin vurduğu araştırılmadı.

  • Doktor Fauci: ABD’de günde 100 bin yeni koronavirüs vakası görülebilir

    Doktor Fauci: ABD’de günde 100 bin yeni koronavirüs vakası görülebilir

    ABD Ulusal Sağlık Enstitüsü Salgın Hastalıklar Direktörü Anthony Fauci, Amerikalılar tedbirlere uymazsa günde 100 bin yeni Covid-19 vakası görebileceklerini açıkladı.

    Okulların ve iş yerlerinin yeniden açılması ile ilgili Senato’daki oturum öncesi konuşan Doktor Fauci, “Şu anda günde 40 bin yeni vakamız var. Eğer günde 100 bin vakaya çıkarsak bu beni şaşırtmaz. Bu sayının gerilememesi tehlikesi beni çok endilendiriyor” dedi.

    Fauci insanların kalabalık ortamlarda koronavirüs tedbirlerine uymadan sosyalleştiğini gösteren videolara vurgu yaparak bu durumların tüm ülkeyi tehlikeye attığını savundu.

    Doktor Fauci Senato’ya son rakamların çok rahatsız edici olduğunu ancak şu anda bir öngörüde bulunamayacağını söyledi.

    ABD’de koronavirüs salgını görüldüğünden beri 2 milyon 600 binden fazla vaka tespit edildi. Yaklaşık 130 bin kişi ise Covid-19 sebebi ile hayatını kaybetti.

    [

  • ”Türk Kamuoyuna Göre En Büyük Tehdit Yine ABD’’

    ”Türk Kamuoyuna Göre En Büyük Tehdit Yine ABD’’

    Türkiye’de 2013 yılından beri kamuoyunun dış politikadaki görüş ve tutumuna ayna tutmak için ‘‘Türk Dış Politikası Kamuoyu Algıları Araştırması’’ yapan Kadir Has Üniversitesi, 26 ilde 1000 kişiyle görüşerek hazırladığı 2020 yılı araştırmasının sonuçlarını açıkladı.

    Prof. Dr. Mustafa Aydın’ın koordinasyonunda, Prof. Dr. Sinem A. Açıkmeşe, Prof. Dr. Mitat Çelikpala, Soli Özel ve Sabri Deniz Tığlı’dan oluşan akademik ekip tarafından hazırlanan araştırmada, ‘‘Türk dış politikasının en önemli sorunu’’ olarak yüzde 20 ile ‘’sınır ötesi terörle mücadele’’ ilk sırada yer alsa da, iki ayrı başlıkta değerlendirilen Suriye başlıklı sorunlar toplandığında bu konunun daha kaygı verici bulunduğu anlaşılıyor.

    Zira araştırmaya katılanların yüzde 18,3’ü Suriye’deki iç savaşı, yüzde 10,4’ü Suriye’deki PYD/YPG varlığını Türkiye’nin en önemli dış politika sorunu olarak işaretlerken, uluslararası göçü en ciddi sorun olarak görenlerin oranının da bir önceki yıla göre 7,5 kat artarak yüzde 15’e ulaşması dikkat çekti.

    Geçtiğimiz yıl yüzde 20,6 ile Türkiye’nin ikinci büyük dış politika sorunu olarak görülen ABD ile ilişkiler bu yıl yüzde 8,5’e gerilemiş.

    En büyük tehdit yine ABD

    Ancak ‘‘Türkiye’ye tehdit oluşturan ülkeler’’ sıralamasında ABD geçen yıl olduğu gibi bu yıl da yüzde 70 ile zirvede yer alıyor.

    ABD’yi yüzde 66,7 ile İsrail, yüzde 65,4 ile Suriye, yüzde 59 ile İran ve yüzde 58,9 ile Yunanistan takip ediyor. 2019’da 44,2 ile sıralamalarda gerilere düşen Rusya Federasyonu ise yüzde 55 ile yeniden İngiltere ve Fransa’nın çıkmış görülüyor.

    Ankete katılanların yüzde 31,5’ine göre ABD ‘’güvenilmez ülke’’, yüzde 9,1’ine göre ‘’düşman ülke’’ iken yüzde 28 ‘’stratejik ortak’’ ve yüzde 4,8 ise ‘’dost ve müttefik’’ olduğunu düşünüyor.

    Parti bazında ABD’ye karşı en negatif bakış AKP seçmeninde gözlemlenirken en pozitif yaklaşımın ise HDP seçmeninde olduğu görülüyor.

    Son üç yılın sonuçlarına bakıldığında ise Türkiye’deki ABD algısında olumlu bir değişim olduğu dikkat çekiyor.

    Türk-Amerikan ilişkilerinde ‘‘PYD’ye destek’’ en büyük sorun olarak görülürken iyiye gidiş bekleyenler arttı

    Bu iyileşme ‘‘Türk-Amerikan ilişkilerinin gidişatına’’ dair yanıtlara da yansımış. Geçtiğimiz yıl yüzde 7,2 ‘’ilişkiler iyiye gider’’ derken bu oran bu yıl yüzde 11,3’e yükselmiş. ‘‘Kötüye gider’’ diye düşünenlerin oranı da 15,7 puan azalarak yüzde 23,9’a gerilemiş.

    ‘‘ABD’nin PYD’ye yönelik desteği’’ yüzde 34 ile Türkiye ve ABD arasında en büyük sorun olarak öne çıkarken onu yüzde 27,2 ile ‘‘ABD’nin Ortadoğu’daki Kürt politikaları’’, yüzde 23,7 ile ‘‘ABD Kongresi’ndeki Ermeni soykırım iddiaları’’ izliyor. 2018’de yüzde 44,9 ile ABD ile Türkiye arasında en büyük sorun olarak görülen ‘‘Fethullah Gülen’in iadesi konusu’’ bu yıl yüzde 19’a düşmüş.

    Bununla beraber ‘‘Dış Politikada İşbirliği Yapılması Gereken Ülkeler’’ listesinde ABD yüzde 27,7’yle Türki Cumhuriyetler’in (yüzde 30,2) ardından ikinci sırada yer alıyor.

    ABD’yi, yüzde 24,8 ile Müslüman ülkeler ve 21,3 ile AB ve Rusya takip ediyor. Çin ise yüzde 11,8 ile NATO ülkelerinin bir basamak üzerinde altıncı sırada yer aldı.

    Rusya ile ilişkilerde temel sorun PYD/YPG’ye verilen destek

    Rusya ile ilişkilerde son iki yılda görülen pozitif algının bir miktar bozulduğu anlaşılıyor. ‘‘Rusya ile stratejik ortaklık var’’ diyenler yüzde 26,1’den yüzde 17,5’e, ‘‘yakın işbirliği var’’ diyenler yüzde 13,4’ten yüzde 4,4’e gerilerken, ‘‘sorunlar var’’ diyenler yüzde 6,5’ten yüzde 18,9’a yükselmiş.

    İki ülke arasında en birincil sorun olarak tıpkı ABD ile olduğu gibi ‘‘Rusya’nın Suriye’de PYD/YPG’ye destek vermesi’’ (yüzde 42,1) görülüyor. Bunu yüzde 33,9 ile ‘‘tarihsel rekabet ve düşmanlık’’ ve yüzde 31,3 ile ‘‘Rusya’nın Suriye’de rejim güçlerine destek vermesi’’ izliyor.

    Ankete katılanların yüzde 47,5’i S-400’ü, yüzde 68,8’i Patriot’ı, yüzde 78,8’i Gümrük Birliği’ni, yüzde 95,8’i ise münhasır ekonomik bölgeyi duymadığını söylüyor.

    Libya politikasına karşı çıkanlar destekleyenlerden çok, İdlib’de askeri varlığı yüzde 40,2 olumlu buluyor

    Suriye ile birlikte Türk dış politikasının son altı aydaki en önemli başlığını oluşturan Libya meselesi hakkında araştırmaya katılanların üçte birinden fazlasının bir fikri yok.

    Türkiye’nin Libya’da Ulusal Mutabakat Hükümeti’ne destek vermesini destekleyenlerin oranı yüzde 25,3 iken desteklemediğini söyleyenlerin oranı yüzde 39,3.

    Bu politikaya en büyük destek yüzde 42,7 ile MHP seçmeninden gelirken en fazla karşı çıkan grup ise yüzde 56 ile HDP seçmeni.

    İdlib’de Türk askeri varlığını destekleyenler yüzde 40,2 iken, yüzde 31,1 Türk askerinin geri çekilmesini istiyor.

    Bu arada yüzde 38,3 Türkiye’nin Suriye’de tarafsız kalmasını talep ediyor. Suriye’de silahlı güçlere destek olunmasına onay verenler yüzde 13 iken, yüzde 7,4 Esad yönetimi ile ilişkilerin düzelmesini savunuyor.

    Yüzde 31,7 Türkiye’nin Suriye politikasını başarılı bulurken, ‘‘Suriye politikası başarısız’’ diyenler yüzde 27,6.

    Araştırmayı katılanların yüzde 19,5’i Türkiye’yi Ortadoğu’daki ‘lider ülke’ olarak tanımlarken Türkiye-İsrail ilişkilerini normalleşmesini isteyenler yüzde 21,3’e geriledi. Aynı şekilde yabancı ülkelerdeki askeri üslere desteğin yüzde 49,6’dan yüzde 26,8’e düştüğü görülüyor.

    En güvenilir dost Azerbaycan

    Türkiye’nin dostları sıralamasında her yıl olduğu gibi ilk beş sırada Müslüman ülkeler yer alıyor.

    Geçtiğimiz yılki güven oranını koruyan Azerbaycan yüzde 65,2 ile ilk sırada yer alırken onu KKTC, Özbekistan, Pakistan, Katar izliyor. Ancak KKTC’ye olan güven 8,4 azalırken Özbekistan’a güven 25, Katar’a olan güven de 10 puan azalmış.

    20 ülkenin bulunduğu listede Rusya Federasyonu 8., Çin Halk Cumhuriyeti 11., İran 13., ABD 14., İsrail ise son sırada yer alıyor.

    Türkiye’nin AB ve NATO üyeliğine destek düşüyor

    Türk halkının AB üyelik sürecine verdiği destekte bu yıl geçen yıllara oranla düşüş yaşanıyor. 2019’da ‘‘Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne üye olmasını destekliyor musunuz?’’ sorusuna katılımcıların yüzde 61,1’i ‘’evet’’ yanıtını verirken, bu yıl bu oran yüzde 53’e geriledi.

    Yüzde 55,6 ise Türkiye’nin AB üyeliğinin engellendiğini düşünüyor.

    Türkiye’nin NATO üyeliğini sürdürmesi gerektiğini düşünenlerin oranı yüzde 60,8’den yüzde 55,2’ye düşerken ‘‘üyelik sonlandırılmalı’’ diyenlerin oranı yüzde 14,3’ten yüzde 18,8’e yükseldi.

    Yüzde 41,5 ise Türkiye’nin NATO olmadan güvenliğini sağlayabileceği görüşünde.

  • Türkiye NATO savunma planına yönelik blokajı kaldırdı

    Türkiye NATO savunma planına yönelik blokajı kaldırdı

    Türkiye’nin NATO’nun Doğu Avrupa ülkelerini Rusya’ya karşı savunma planına yönelik blokajı sona erdirdiği bildirildi. Türkiye onay karşılığında PYD/YPG’nin terör örgütü ilan edilmesini talep etmişti.

    Türkiye’nin, NATO’nun Doğu Avrupa ülkeleri için kararlaştırdığı gizli savunma planının uygulanmasına yönelik blokajı kaldırdığı bildirildi. Litvanya Dışişleri Bakanı Linas Linkevicius, “Sorunun pratikte çözüldüğünü artık söyleyebiliriz. Planlara onay çıktı. Karar verildi ve bu başarılı bir karar” diye konuştu.

    Linkevicius ittifak içindeki anlaşmazlığın nasıl çözüldüğüne dair ayrıntı vermezken Alman Haber Ajansı’nın (dpa) bilgi için başvurduğu NATO merkezinden de “NATO’nun tüm müttefikleri koruyacak geçerli planları mevcuttur. Bu planların düzenli olarak üzerinden geçilmekte ve güncellemeler yapılmaktadır” açıklaması yapıldı.

    NATO’nun Doğu Avrupa’yı savunma planları, İttifak’ın Rusya’ya karşı caydırıcılık politikasının temellerinden birini oluşturuyor. 2014 yılında Rusya’nın Ukrayna’ya bağlı Kırım yarımadasını ilhakı sonrasında 2015 yılında planın güncellenmesi kararlaştırılmıştı. Rusya’ya karşı savunma planları, özellikle kendilerini artan Rus tehdidi altında gören Polonya ve Baltık ülkeleri açısından önem taşıyor. Planlar, tehdit altındaki üye ülkelerin kriz ya da saldırı durumunda ne şekilde korunacağı, NATO’ya bağlı hızlı müdahale birliklerinin alarma geçirilmesi ve konuşlandırılması gibi konularda ayrıntılar içeriyor.

    Doğu Avrupa savunma planında geçen Aralık ayında Londra’da yapılan NATO zirvesinde siyasi uzlaşmaya varılmıştı. Ancak planın uygulamaya geçirilebilmesi için tüm üye ülkelerin oybirliğiyle karar alması gerekiyor.

    Türkiye’nin onay karşılığında NATO üyelerinin Suriye’deki PYD ve YPG’yi terör örgütü olarak tanımasını talep ettiği kamuoyuna yansımıştı. Litvanya Dışişleri Bakanı Linkevicius, “Olup bitenler Baltık ülkelerini ya da Litvanya’yı hedef almıyordu. Bu zaten hep vurgulandı. Bu nedenle olanları dramatize etmemek gerek. Sonuç olumlu ve bunu memnuniyetle karşılıyoruz” dedi.

  • KHK’lıların sembol ismi Haluk Savaş hayatını kaybetti.

    KHK’lıların sembol ismi Haluk Savaş hayatını kaybetti.

    KHK’lıların mücadelesinin sembol isimlerinden KHK TV’nin Genel Yayın Yönetmeni Prof. Dr. Haluk Savaş hayatını kaybetti. Cezaevinde kansere yakalanan Savaş, 54 yaşındaydı.

    BOLD – Bir süredir safra kesesi yolu kanseriyle mücadele eden KHK’lı doktor, akademisyen Haluk Savaş bugün Adana’da hayatını kaybetti. Savaş, 15 Temmuz’dan sonra Olağan Üstü Hal (OHAL) döneminde çıkartılan Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile 1 Eylül 2016’da Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Bölümü’nde akademisyen görevinden ihraç edildi. Tweetleri nedeniyle 22 Temmuz 2016’da gözaltına alındı. Evine, iş yerine polis baskın yaptı ve bütün dijital cihazlarına el konuldu. İrlanda’da dil eğitimi alan 12 yaşındaki oğlu Giray Savaş, Türkiye’ye dönerken Atatürk Havaalanında polis tarafından sorgulandı. küçük bir çocuğa annesinin babasının bir örgüte üye olup olmadığı soruldu, pasaportuna en konuldu.

    Haluk Savaş, iki aya yakın hapiste kaldı. Bu sırada safra yolu kanserine yakalandı. Buna rağmen tekrar hapishaneye gönderildi. Tedavisi aksadı. Gecikmeli de olsa ameliyat edildi.

    “KHK BİZİ YURT İÇİNDE ÖLMEYE MAHKUM EDİYOR”

    Tahliye edildikten sonra Almanya’da tedavi olmak isteyen Savaş, bu kez pasaport engeli ile karşılaştı. KHK ile ihraç edildiği için yurt dışına çıkışı yasaklanan Haluk Savaş, pasaportunu almak için başvurduğu Adana Valiliğinde yaşadıklarını Twitter hesabından paylaşmıştı:

    “Az önce TC Adana Valiliğindeydim; pasaport için önce tahditlerin sorgulandığı odaya girdim. Memura KHK’lı olduğumu, yargılanıp beraat ettiğimi, mahkemenin yurtdışı yasağımı kaldırdığını, iki kez tekrar etmiş kanser hastası olup yurt dışında tedavi olmak istediğimi belirttim. Memur bilgisayardan baktı KHK ile kamudan ihraç olduğumdan KHK ile pasaportumun iptal olduğunu bu nedenle pasaport çıkaramayacaklarını belirtti. Yani mahkemenin benim yurt dışına çıkış yasağımı kaldırması hiçbir anlam ifade etmiyor. KHK bizi yurt içinde ölmeye mahkum ediyor.

    Prof. Dr. Haluk Savaş, yaklaşık 10 gündür hastanede tedavi görüyordu.

    “KANSERLER Mİ UĞRAMAK ZOR, DEVLETLE Mİ”

    ‘Bu KHK’ya karşı ne yapabiliriz?’ diye sordum. ‘Kanser raporlarınızla birlikte CİMER’e yazın’ denildi. Benim ortalama beklenen ömrüm 39 ay, bunun 30 ayı geçti ‘geri kalan’ 9 ayı devletin çeşitli birimleri ile ‘yazışarak’ geçireceğiz anlaşılan. Oysa Japonya, Kore, Küba, ABD’de tedavi olabilmem için yeni geliştirilmiş önemli tedavi teknikleri var. Mesela biri 2018’de Nobel Tıp Ödülü’nü alan Prof. Allison’un immunoterapisi. Şimdi bu tedavilere bir an önce kavuşmak ve hayatta kalabilmeyi denemek yerine devletin bana ördüğü ‘ölüm duvarı’yla karşılaşıyorum. Sağ kalırsam, önce CİMER’e, başarılı olamazsam idari mahkemeye, başarılı olamazsam bölge idare mahkemesine, başarılı olamazsam Danıştay’a, başarılı olamazsam, AYM’ye, başarılı olamazsam AİHM’e başvuracağım. TR’de ceberrut devletle uğraşmak mı daha zor yoksa azraille mi bilemedim?”

    KHK TV’Yİ BOLD’A ANLATMIŞTI

    Hem kendi mücadelesi hem de ihraç edilen tüm KHK’lılara verdiği destekle sembol isimlerden biri olan Prof. Dr. Haluk Savaş, Almanya’da tedavi gördükten sonra KHK TV’nin kurulmasına öncülük etti. KHK mağdurlarının sesi olan KHK TV, 9 Temmuz 2019’da kuruldu. Youtube’da yayın yapan KHK TV’nin yayın yönetmenliğini üstlenen Savaş, mücadelesini ve KHK TV’nin kuruluş amacının Bold’a anlatmıştı.

    https://www.youtube.com/watch?v=i3DDU_dWvSY

  • İngiltere’nin Leicester şehrine karantina önlemleri geri getirildi: Vakaların artışına ne yol açtı?

    İngiltere’nin Leicester şehrine karantina önlemleri geri getirildi: Vakaların artışına ne yol açtı?

    İngiltere’nin Leicester şehri, Covid-19 vakalarının artması üzerine yeniden karantina önlemleri alınan ilk yerel bölge oldu.

    Ülkenin diğer bölgelerinde sokağa çıkma sınırlamaları hafifletilirken, Leicester’da yaşayanlara gerekmedikçe sokağa çıkmamaları çağrısı yapılıyor.

    Bugün acil ihtiyaç ürünleri satmayan dükkanlar yeniden kapatıldı. Sağlık Bakanı Matt Hancock, çoğu okulun da Perşembe kapatılacağını duyurdu.

    Cumartesi gününden itibaren ülke genelindeki barlar ve restoranların açılmasına yönelik karar da Leicester için geçerli olmayacak.

    Hancock, ülkedeki son bir haftada tespit edilen Covid-19 vakalarının 10’da 1’inin Leicester’de görüldüğünü açıkladı

    Bu nasıl oldu? Ve bu durum İngiltere’de salgının ne kadar kontrol altında olduğuna dair bize ne anlatıyor?

    Leicester’daki yeni salgının nedeni ne?

    Şehirde koronavirüs salgınının yayıldığına dair ilk işaret 8 Haziran Pazartesi günü ortaya çıktı.

    Şehrin doğusunda anaokulu ve ilkokul olarak eğitim veren Humberstone Akademisi, koronavirüs test sonuçlarının pozitif gelmesi ile ilgili olarak kapandı. Okul, ertesi gün tekrar açılsa da yeniden kapatıldı.

    Okullar o zamandan beri açılmadı. Bunu izleyen iki haftada 900’den fazla koronavirüs vakası tespit edildi ki bu İngiltere’deki toplam vakaların 16’da 1’ini oluşturuyor.

    Şehrin doğusunun salgının merkezini oluşturduğu anlaşılıyor.


    Bu bölge sıra sıra evlerin olduğu caddelerden oluşuyor ve bu evlerde yaygın olarak pek çok jenerasyonun bir arada yaşadığı etnik azınlıklar yaşıyor.

    Leicester ülkedeki kültürel farklılıkları bir arada en fazla barındıran yerlerden biri. Şehirde yaşayanların yarısına yakını etnik azınlık mensubu vatandaşlar.

    Bütün bunlar rol oynuyor olabilir ancak sağlık yetkilileri başka nedenlerin de olduğunu söylüyor. İş yerlerinde virüs yayılımının arttığını gösteren işaretler var ki bu da gerektiği gibi sosyal mesafelenme kurallarına uyulmadığı anlamına gelebilir. Leicester ayrıca işçilerin geçiş güzergahında yer alan bir şehir.

    Kısacası, Leicester’a özgü olarak belirlenebilecek tek bir neden yok.

    • Koronavirüs: İkinci dalga nedir ve gelme ihtimali var mı?
    • Koronavirüs: Sosyal mesafenin 2 metrenin altına düşürülmesi virüs riskini ne kadar artırabilir?

    Vakalar şehrin diğer bölgelerinde de artık görülmeye başlandı. Bu da yetkilileri harekete geçirdi.

    Daha önce mi harekete geçilmeliydi?

    Bu en önemli ve çoktan tartışılmaya başlanan soru. Şu an henüz erken sayılabilecek aşamada bile işaretlerin en azından birkaç haftadır orada olduğunu söylemek mümkün.

    Hafta sonu Leicester Belediye Başkanı Peter Soulsby, hükümetten ve ulusal test sisteminden yerel yetkililere veri akışının kısıtlı olduğunu söyledi.

    Pek çok kişinin İngiltere’deki sistemin zayıflığından korktukları tam da bu – ulusal test ve izleme sisteminin yerel ekiplerle iletişimi.

    Mayıs ayının sonunda hizmete giren bu sistemde 25.000 kişiden oluşan ekip kamudan gelen koronavirüsle ilgili çağrılara yanıt veriyor.

    Okullar, bakım evleri ve hapisaneler gibi çok sayıda kişiyi ilgilendiren durumlar otomatik olarak Halk Sağlığı Kurumu ve belediyelerin de aralarında bulunduğu yerel sağlık ekiplerine haber veriliyor.

    Ancak bireylerle ulusal ekipler ilgileniyor. Bu kişilere kimlerle yakın temasta bulundukları soruluyor ve kendilerini karantinaya almaları isteniyor.

    Bu vakalarla ilgili detaylı bilgiler belediyelerle paylaşılmıyor ya da en azından paylaşılan bilgiler istenildiği kadar detaylı değil. Bir halk sağlığı yetkilisi bana durumu, “Kavgada bir kolunuzun arkadan tutulmasına benziyor” söyleriyle anlatmıştı. Bu, bütün vakaların izledikleri gelişimi takip edememelerine yol açıyor.

    Sistemin diğer bir zayıf yanı da çeviri servislerindeki eksiklik gibi duruyor. Test ve izleme programının başındaki Barones Dido Harding bu konunun incelendiğini açıkladı.

    Hükümetin il ve ilçe belediyelerine farklı dillerde iletişimi geliştirmeleri için fon sağlayacağını açıklaması kayda değer. Bu, çeviri eksikliğinin izolasyon ve sosyal mesafelenme çağrılarına yerel halkın katılımını etkilemiş olduğunu akıllara getiriyor.

    Bir bölgeye karantina uygulanması her zaman ihtimal dahilindeydi. İngiltere’de her gün 1.000 civarında teyitli koronavirüs vakası bildiriliyor. Yetkililer gerçek rakamların daha da yüksek olabileceğini kaydediyor.

  • Dünya Sağlık Örgütü Başkanı: Kovid-19 salgınında en kötüsü henüz gelmedi

    Dünya Sağlık Örgütü Başkanı: Kovid-19 salgınında en kötüsü henüz gelmedi

    Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), bazı ülkelerdeki ilerlemeye rağmen küresel seviyede yeni tip Koronavirüs (Kovid-19) salgının hızlandığını belirtti.

    Dünya Sağlık Örgütü (WHO) Başkanı Dr. Tedros Adhanom Ghebreyesus, Covid-19 salgınına ilişkin, “En kötüsü henüz gelmedi. Bunu söylediğim için üzgünüm. Ama bu tür ortam ve koşullarda en kötüsünün gelmesinden endişeliyiz” dedi.

    Ghebreyesus, bugünkü basın brifinginde, “Bazı ülkeler, ekonomilerini açınca ve sosyal yaşama dönünce artışla karşı karşıya kaldı. İnsanların büyük kısmı virüse karşı savunmasız kalıyor” ifadesini kullandı.

    Dünya çapında yeni tip koronavirüs nedeniyle hayatını kaybedenlerin sayısı 500 bini, vaka sayısı ise 10 milyonu geçti.

    Çin’in Vuhan kentinde ilk vakaların tespit edilmesinden beri 6 ay geçti.

  • Çin’de pandemi potansiyeli taşıyan yeni bir grip virüsü tespit edildi

    Çin’de pandemi potansiyeli taşıyan yeni bir grip virüsü tespit edildi

    Çin’deki bilim insanları, dünya çapında salgın şeklinde yayılma ihtimali bulunan yeni bir grip virüsü türü keşfetti.

    Domuzlarda tespit edilen virüsün insanlara da bulaştığı açıklandı.

    Araştırmacılar virüsün mutasyon geçirerek hızla yayılmasından endişe ediliyor.

    Mevcut haliyle de insanlar arasında kolayca yayılabilecek özellikler taşıyan virüsün yakın bir şekilde takip edilmesi gerektiği açıklandı.

    Bu virüs de yeni bir virüs türü olduğu için insanların bu virüse karşı bağışıklığı yok.

    Yeni ve ölümcül bir grip dalgası ihtimali, koronavirüs pandemisi sırasında bile bilim insanlarının yakından takip ettiği bir konu.

    Son grip pandemisi olan domuz gribi 2009’da Meksika’da ortaya çıkmıştı.

    Virüs korkulandan daha az kişiyi öldürmüştü. Özellikle yaşlılar arasında ölüm oranı beklenenden daha düşüktü. Bunda, virüsün uzun yıllar önce görülen bir virüs türüne benzerlik taşıması nedeniyle yaşlıların bağışıklık kazanmış olmasının payı olduğu düşünülüyor.

    2009’da ortaya çıkan A/H1N1pdm09 adlı domuz gribi, yıllık grip aşılarına dahil ediliyor.

    Çin’de tespit edilen yeni virüs de 2009 virüsüyle benziyor.

    Aşı mümkün

    G4 EA H1N1 adlı verilen yeni virüs, insanların solunum yollarında çoğalabiliyor.

    Virüsün Çin’deki domuz endüstrisinde çalışan kişilere bulaştığını gösteren kanıtlar da bulundu.

    Mevcut grip aşıları bu yeni türe dair koruma sağlamıyor. Fakat ihtiyaç haline üzerlerinde oynama yapılarak buna koruma sağlamaları mümkün.

    İngiltere’deki Nottingham Üniversitesi’nden Kin-Chow Chang, yeni virüsün henüz büyük bir tehdit oluşturmadığını fakat bunu yakından takip etmek gerektiğini söylüyor.

  • “Sana oy moy yok!” diyen gençler haksız mı?

    “Sana oy moy yok!” diyen gençler haksız mı?

    YORUM | ERHAN BAŞYURT

    Üniversite sınavı öncesi Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Erdoğan, YouTube üzerinden gençlerle canlı yayın yaptı. 

    Beklenmeyen büyük şok yaşadı. 

    Gençlerden, “Sana oy moy yok!” mesajları yağmaya başlayınca panikle yayını yoruma kapadılar. 

    Gençler bu kez de Erdoğan’ın yayınına ‘dislike’ yani ‘beğenmeme’ rekoru kırdırdı. 

    AKP hemen, sahte hesap ‘bot’lar ve ‘robot’ yazılımlar üzerinden ‘beğenmeme’ rekoru kırdırıldığını iddia ederek, büyük şokun üzerini örtmeye çalıştı. 

    *** 

    Gençlerin son derece cesur ve demokratik protestosu takdire şayan.

    Türkiye nüfusunun yüzde 15’ini yani 12 milyon kişiyi, 15-24 yaş arası gençler oluşturuyor. 

    Korona döneminde olmamıza ve sosyal mesafe tedbirleri sürüyor olmasına rağmen, 2 milyon 433 bin genç ‘her türlü risk gözardı edilerek’ sınava alındı. 

    ***

    Peki gençler Erdoğan’a bu tepkiyi neden gösterdi? 

    Sosyal Demokrasi Vakfı (SODEV)’nın 19 Mayıs 2020’de yayınladığı bir araştırma, gençlerin neden bu kadar öfke duyduğunu anlamak için önemli ipuçları veriyor. 

    ***

    Anket çalışması, 12 ilde 600 gençle görüşerek yapılmış. 

    Gençlerin yüzde 68’i en önem verdikleri şeyin, “Düşüncelerini özgürce ifade edebilmek” olduğunu söylüyor. 

    Yüzde 52’si, “başkalarının düşüncelerini özgürce ifade edebilmesi”nin kendileri için çok önemli olduğunu dile getiriyor. 

    “Milli değerler” çok önemli diyenlerin oranı yüzde 49… “Dini değerler”i tercih edenlerin oranı yüzde 45… “Çok para kazanmak” diyenlerin oranı ise sadece yüzde 37… 

    Türkiye’de bugün ifade ve düşünce özgürlüğü, basın özgürlüğü olmadığı bir gerçek. 

    Gençlerin en değer verdikleri şeyler, bu iktidar tarafından hukuk yok edilerek ve ülke polis devletine dönüştürülerek yok edildi. 

    **** 

    SODEV’in anketine göre Türkiye genelinde gençlerin yüzde 69’u halen ailelerine bağımlı yaşıyor. 

    TUİK’in verileri de bu acı gerçeği teyit ediyor. 

    TUİK’in ‘rakamlarla oynanmış’ haliyle Şubat 2020 verilerine göre, genç işsizlik 1.7 artarak yüzde 24.4 olarak gerçekleşti. 

    Bu sayıya, halen öğrenci olan yüzde 29’da eklendiğinde, yüzde 53 ediyor. 

    Aynı dönemde, ne eğitimde ne istihdamda olan gençlerin oranı yüzde 30… 

    Büyük kısmı iş bulma umudunu yitirmiş durumda. 

    Korona döneminde, işsiz genç sayısının katlandığı da düşünülürse ortaya daha korkunç bir tablo çıkıyor. 

    Bu gençlerin önemli bir kısmı, AKP ve Erdoğan dışında bir iktidar görmedi.

    Tabii ki yaşadıkları ağır mağduriyetin faturasını da Erdoğan’a kesecekler… 

    *** 

    Gençlere istihdam alanları açmak, iktidarın sorumluluğunda. 

    İktidarın bu konuda başarısız olması yetmezmiş gibi, mevcut iş imkanları da ‘fırsat eşitliği’ne uygun, liyakat ve yeteneğe göre dağıtılmıyor. 

    SODEV anketine göre, gençlerin yüzde 80’i “O genç liyakatli de olsa yetenekli de olsa, arkası sağlam ve torpili olan onun önüne geçebilir” diyor. 

    Bu umutsuzluk, gençlerdeki ‘öfke patlaması’ ve “Sana oy moy yok!” çıkışının temel nedeni. 

    ***

    SODEV anketinin ortaya koyduğu en acı gerçek ise, gençlerin umutlarını yitirdikleri Türkiye’de artık yaşamak istemiyor olmaları… 

    Türkiye’de gençlerin yüzde 62’si yurt dışında yaşamak istiyor. 

    Her 3 gençten 2’si yurt dışında yaşamak istiyor. 

    AKP’li gençlerin yüzde 47’si, MHP’li gençlerin yüzde 68’i yurtdışında yaşamak istiyor. 

    En yüksek oran CHP’ye oy verenlerde, yüzde 74. 

    Ancak bu tercihin siyasi değil, daha özgür ve daha iyi bir yaşam için olduğunu gösteren veri, bugüne kadar hiçbir partiye oy vermemiş olanların yüzde 68’inin de yurtdışında yaşamak istiyor olması… 

    *** 

    Siyasal İslamcı AKP için, 18 yıldır iktidarda olmasına rağmen AKP’li gençlerin bile yarısının yurt dışına çıkmak istemesi tek utanç kaynağı değil, gerçekleştirmeye çalıştığı ‘dinci otoriter rejim’ de gençleri cezbetmiyor. 

    Gençler, hayatlarının kalan kısmının tamamını ayda 10 bin dolar maaşla Suudi Arabistan’da yaşamaktansa, ayda 5 bin dolar maaşla İsviçre’de yaşamayı yüzde 72 ile tercih ediyorlar. 

    AKP’ye oy veren gençlerin yüzde 60’ı da İsviçre’yi Suudi Arabistan’a tercih ediyor. 

    *** 

    İlk kez oy kullanan gençlerde AKP’ye oy verme oranının son seçimlerde Türkiye ortalamasının altına indiği biliniyor. 

    İstanbul’da Haziran 2019’da yapılan tekrar seçimlerine ilişkin KONDA’nın analizi, gençlerin yüzde 58’inin İmamoğlu’na oy verdiğini ortaya koyuyordu. 

    Eğitim seviyesi arttıkça AKP’ye destek daha da düşüyor… 

    *** 

    İktidardan umutlarını yitirmiş, en iyi bölümleri bitirseler bile liyakat esasınca iş bulamayacağını bilen gençlerin, dershaneleri kapatıp üniversite sınavlarını kaldıracağını vadeden (bu çıkışın sadece Cemaat’e yakın kurumları kapatmak için uydurulduğu aradan geçen 7 yıl ispat etti) ancak tutmayan Erdoğan’a tepki göstermeleri haksız mı? 

    Sonuna kadar haklı… Sonuna kadar demokratik ve akıllaca bir yöntem… 

    *** 

    2023’te bu gençlerin önemli oranda sandığa gidecekleri hesaba katılırsa, Erdoğan’ın yeniden seçilmesinin çok daha zora gireceğini bugünden söylemek mümkün. 

    Tek sorun, muhalefetin de bu gençleri kazanacak ve sorunlarını dile getirip, çözüm paketleri sunup, onlara temsil imkanı verip vermeyecekleri… 

    Malum Türkiye’de iktidar sorunu kadar muhalefet sorunu da yaşanıyor. 

    Gençlerde umutsuzluğu besleyen ve öfke patlamasına neden olan, ‘milliyetçi’ MHP’li gençlerin bile yüzde 68’inde yurt dışına çıkma arzusunu uyandıran bu siyasi açmaz aynı zamanda… 

    Source: Tr724

  • Fransa Cumhurbaşkanı Macron: Ankara, Libya politikasıyla cezai sorumluluk taşıyor

    Fransa Cumhurbaşkanı Macron: Ankara, Libya politikasıyla cezai sorumluluk taşıyor

    Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Türkiye’nin Libya politikasını sert şekilde eleştirdi ve Ankara’nın “cezai sorumluluk” taşıdığını söyledi

    Gerilen ilişkilerle ilgili gazetecilerin sorularını yanıtlayan Macron, Ankara’nın cihatçı savaşçıları Suriye’ye taşıdığını ve Birleşmiş Milletler silah ambargosuna karşı geldiğini savundu ve “Bunun, bir NATO üyesi ülke için tarihi ve cezai bir sorumluluk içerdiği görüşündeyim.” dedi.

    Macron Türkiye’nin Libya krizine müdahalesinin Fransa için “kabul edilemez” olduğunu da kaydetti ve Ankara’nın “bir an önce duruşunu netleştirmesi” gerektiğini savundu.

    Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, bu açıklamaları Berlin yakınlarında Almanya Başbakanı Angela Merkel ile yaptığı görüşme sonrası yaptı.

    İki ülkenin zıt Libya politikaları

    Fransa ve Türkiye’nin Libya’da devam eden iç savaştaki pozisyonları ise taban tabana zıt.

    Türkiye, Birleşmiş Milletlerin tanıdığı, Trablus’taki Ulusal Mutabakat Hükümeti’ni (UMH) destekliyor.

    Fransa ise ülkenin doğusunu denetleyen General Halife Hafter’e destek veriyor.

    Fransa, Türkiye’yi Libya’ya yönelik silah ambargosunu delmekle ve ocak ayında Berlin’de üzerinde mutabık kalınan yol haritasındaki yükümlülüklerine uymamakla suçluyor.

    Diğer yandan Türkiye’nin UMH’ye son dönemde verdiği askeri destek, Hafter güçlerinin ilerleyişini durdurmasını sağladı.

    Türkiye, kendisine yöneltilen iddiaları reddediyor ve Fransa’nın Libya politikasını “karanlık ve izah edilemez” olarak nitelendiriyor.

    Aslında BM Libya’ya silah ambargosu kararını 2011’de almış; ancak bu ambargonun sık sık delinmesi üzerine Berlin’de düzenlenen Libya konferansında ambargonun daha sıkı denetlenmesine karar verilmişti.