Yazar: SG

  • Meletî’de ilk gece: Yalnız bırakıldık

    Meletî’de ilk gece: Yalnız bırakıldık


    MELETÎ – Meletî halkının en büyük temennisi, devletin tutamadığı ellerini ısıtarak, bir sonraki sabaha uyanabilmek.

    Mereş’in Bazarcik (Pazarcık) ilçesinde 7,8, Dîlok’ta 6,5 şiddetinde meydana gelen depremin en çok etkilediği kentlerden biri olan Meletî, kaderine terk edildi. Dün sabah saatlerinde Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay’ın yaptığı ilk açıklamalara göre 47 can kaybının ve 550 yaralının olduğu Meletî’de, 300’ün üzerinde binanın yıkıldığı belirtiliyor. 

     

    Meletî’nin en çok hasar alan bölgesi olan Yeşilyurt ilçesinde, geçirdiğimiz ilk gecede depremzedelerin “AFAD nerede?” isyanına tanık olduk. 

     

    MELETÎ KADERİNE TERK EDİLDİ

     

    Kente ulaştığımızda ilk göze çarpan Yeşilyurt ilçesinde bulunan bir pansiyonda, gerçekleşen arama kurtarma çalışmaları oldu. Kar yağışı ve dondurucu soğuğa rağmen enkaz altındaki yakınlarını bekleyen yurttaşlar, kameraları gördükleri andan itibaren “yalnız bırakıldık” diye isyan etmeye başladı. Enkaz önünde sabah saatlerinden itibaren amcası ve yengesini bekleyen Mardinli inşaat bir işçisi, pansiyon kolonlarında kullanılan demirlerin, binayı taşıyamayacak kadar ince olduğunu anlatmak için yanımıza gelirken, o sırada çevredeki bir jandarmanın “yine binanın malından kaçırmışlar” sözleri de dikkati çekiyordu.

     

     

    TOPLANMA ALANLARINA DAİR BİLGİLENDİRME YOK!

     

    Meletî’nin ara sokaklarında arama kurtarma çalışmalarını takip etmek isterken karşılaştığımız mahalleli, kendi çabalarıyla kurdukları kamp çadırlarının içinden belediyenin ve valiliğin organize ettiği toplama alanlarından bile haberlerinin olmadığını anlattı. Küçük bir ateş etrafında toplanan mahallenin en büyük sorunu ise, gıda yardımlarının kendilerine ulaştırılmamasıydı. Mahalleli, yeni artçı sarsıntılar nedeniyle yıkılma olasılığı yüksek hasarlı binalarının tam yanı başında geceyi geçirmeye çalışıyor.

     

     

    Bir sonraki durağımız ise şehrin merkezinde yer alan Emekliler Parkı oldu. Gece saat 03.00 sularında ziyaret ettiğimiz yaklaşık 50 ailenin bulunduğu parkta, AFAD’ın ise sadece iki çadırı yer alıyordu. Rüzgardan kaçınmak için ağaç diplerinde arta kalan kıyafetler ve dallardan yaptıkları barakalarda sabahlamak zorunda kalan depremzedeler, çok uzun saatlerdir sadece bir kase çorbaya erişebildiklerini ifade ediyordu.

     

    BEBEK BEZİ VE MAMA İSTİYOR

     

    Emekliler Parkı’nda rastladığımız iki çocuklu hamile bir kadının tek istediği ise, çocukları için bebek bezi ve mama idi. Ancak o da yaklaşık 25 saat boyunca en temel ihtiyaçlarına dahi ulaşamayan yurttaşlardan sadece biriydi.

     

     

    OTOBÜSLERİN İÇİNDE NEFES ALAMAYAN YÜZLER

     

    Parkın ardından ilerlediğimiz İnönü Caddesi’nde çadır yetersizliği nedeniyle otobüs duraklarının önünü kartonla kapatarak ısınmaya çalışan birkaç aile ile karşılaşıyoruz. Onların tam karşısında ise park halindeki belediye otobüslerinin içinde nefes almakta zorlanan yüzlerce insan…

     

     

    O BİNALARA NE ZAMAN SIRA GELECEK?

     

    İnönü Caddesi’nde haber takibimiz, otobüs duraklarının 200 metre ilerisindeki arama kurtarma çalışmalarıyla devam etti. Enkaz altında onlarca insanın yer aldığını öğrendiğimiz binanın tam karşısında ise depremzedelerin aileleri, enkaz altındaki yakınlarını umutla bekliyordu. Arama kurtarma çalışmalarını bir süre takip ettikten sonra cadde boyunca karşımıza çıkan onlarca enkaz binaya ise hala sıra gelmediğini ya da çalışmaların yarıda bırakıldığını görüyoruz. Kameraları gören bir yurttaşın sorusu da geceyi özetler nitelikteydi: “Hangi binayı arayacaklarını neye göre seçiyorlar?”

     

     

    Meletî halkının ilk gecenin ardından en büyük temennisi ise, devletin tutamadığı ellerini ısıtarak bir sonraki sabaha uyanabilmek.

     

    MA / Fırat Can Arslan

     

    Kaynak: Mezopotamya Ajansı.
    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • ‘Sinan Ateş’ suikastının tetikçisi Eray Özyağcı, Yunanistan polisi tarafından yakalandı

    ‘Sinan Ateş’ suikastının tetikçisi Eray Özyağcı, Yunanistan polisi tarafından yakalandı


    Sinan Ateş, 30 Aralık’ta Ankara’da uğradığı silahlı saldırıda hayatını kaybetti.

    Eski Ülke Ocakları Başkanı Doç. Dr. Sinan Ateş cinayetinin katil zanlısı firari Eray Özyağcı, Yunanistan’a kaçarken yakalandı. Özyağcı’nın Yunanistan polisi tarafından Türkiye’ye teslim edildiği ileri sürüldü. Sinan Ateş, 30 Aralık’ta uğradığı silahlı saldırıda hayatını kaybetmişti.

    Eski Ülkü Ocakları Genel Başkanı Sinan Ateş cinayetinde flaş bir gelişme yaşandı. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde Ankara Emniyet’inin yürüttüğü soruşturmada tutuklananların sayısı 18 olmuştu.

    YUNAN POLİSİ TARAFINDAN TÜRKİYE’YE TESLİM EDİLDİ

    DHA’nın elde ettiği bilgilere göre; İstanbul’dan Ankara’ya iki özel harekat polisi tarafından götürülen tetikçi Eray Özyağcı bugün Yunanistan’a kaçmaya çalışırken yakalandı. Aralarında Suriyelilerin ve Afganların olduğu mültecilerin bulunduğu bir botla birlikte Yunanistan’a kaçan tetikçi Özyağcı, Türk polisine teslim edildi.

    Yunanistan tarafının kaçakların arasında bir tanesinin Türk olduğunu fark edince durumdan şüphelenerek hepsini geri gönderdi. Türk polisi Edirne’de Eray Özyağcı’yı teslim aldı. Eray Özyağcı işlemlerinin ardından Ankara’ya sevk edilerek savcılık işlemlerinin ardından mahkemeye çıkarılacak.

    Türkiye’de bu haberi engelsiz paylaşmak için aşağıdaki linki kopyalayınız👇

    Kaynak: Tr724
    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Hatay’lı eski başkan: AFAD yok, devlet yok, her zamanki gibi terk edildik

    Hatay’lı eski başkan: AFAD yok, devlet yok, her zamanki gibi terk edildik


    Artı Gerçek – İki büyük depremin vurduğu 10 ilden biri olan Hatay’a yardım ulaştırılmamasına tepkiler büyüyor. Bölgeden yardım çağrıları ardı ardına geliyor. Birçok siyasi isim bölgede arama kurtarma çalışmalarının yapılmadığını açıklarken Eski Hatayspor Başkanı Zekiye Yiğitbaş, katıldığı yayında son durumun sorulması üzerine gözyaşlarını tutamadı. Yiğitbaş, “Burada kimse yok AFAD yok, devlet yok” diyerek isyan etti.

    Yiğitbaşı Cüneyt Özdemir’in yayınına katıldı. Yayında kendisine Hatay’daki son durum sorulduğunda ise ağlayarak şu şekilde konuştu:

    ‘ANTAKYA ARTIK YOK’

    “Durum çok vahim, Antakya artık yok. Atatürk’ün emaneti artık Hatay yok. Binlerce kişi öldü binlerce kişi. Terkedildik. Her zamanki gibi terk edildik. AFAD yok, devlet yok, kimse yok. Hatay nerede Suriye’de mi?

    ‘ANNEMİ KAYBETTİM GALİBA’

    Açız, susuzuz. Çocuklar, torunlar yanımda. Annemi kaybettim galiba. Galiba kaybettim, bilmiyorum. Şehir dışına çıkma ihtimali yok, yollar yarılmış. Uçaklar geliyor geri gidiyormuş. Arabalarda oturuyoruz.

    Hiçbir yardım yok, AFAD çökmüş burada. Dışarıdan gelecek olan yardımları bekliyoruz. Kimse gelmedi hala.” (HABER MERKEZİ)

    Kaynak: Artı Gerçek
    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Hatay’da 26 saat sonra 2 küçük çocuk enkazdan sağ olarak kurtarıldı

    Hatay’da 26 saat sonra 2 küçük çocuk enkazdan sağ olarak kurtarıldı


    Merkezi Kahramanmaraş’ın Pazarcık ilçesi olan 7,7 büyüklüğündeki deprem çevresindeki 10 ili etkiledi. Birçok ilde deprem hissedilirken, birçoğunda da yıkıma neden oldu. Depremden etkilenen iller arasında yerini alan Hatay’da çok sayıda bina yerle bir oldu. Özellikle şehir merkezinde neredeyse tüm binalar yıkılırken, onlarca insan enkaz altında kaldı.

    26 SAAT SONRA GELEN MUTLULUK

    Hatay merkezde arama çalışmaları yapan ekipler, bir binadan sesler geldiğini tespit etti. Bunun üzerine belirlenen binada çalışmalarını yoğunlaştıran ekipler, 2 çocuğu sağ olarak bulundukları yerden çıkardı. Büyük bir sevinç yaşanırken, çocuklar ambulansla tedavi yapılmak üzere hastaneye kaldırıldı.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Yardım çığlıkları büyüyor: Elbistan’da taş üstünde taş kalmadı, devlet yok!

    Yardım çığlıkları büyüyor: Elbistan’da taş üstünde taş kalmadı, devlet yok!


    İkinci depremin merkez üssü olarak açıklanan Elbistan’da yıkımın korkunç boyutta olduğu belirtiliyor. Kahramanmaraş, Pazarcık ve Elbistan’la ilgili sağlıklı bir bilgi yok. Ancak Elbistan’dan bir şekilde çıkan vatandaşların anlattıkları durumun vahametini gözler önüne seriyor. Buna göre ilçede arama kurtarma çalışmaları yeterli değil. Elektrik yok, su yok, gıda yok. Barınma sorunu had safhada. Oturulabilecek tek bir binanın bile kalmadığı belirtiliyor.

    Kahramanmaraş, Elbistan’da yaşanan #deprem ve sonrası…

    pic.twitter.com/Z2BAoWbZ44

    — Absürt Haberler (@AbsurtHaberler) February 6, 2023

    Elbistan’ı terk eden bir vatandaş yaşadıklarını şöyle anlattı: “Biz Elbistan’da yaşıyorduk. Elbistan’da yıkılmayan hiç bir bina kalmadı. Her üç binadan biri yıkıldı. Geriye kalanlar da oturulamaz hale geldi. HErkes dışarıda. HAvalar çok soğuk,kar yağıyor. Gıda yok. Otomobillere petrol alamıyoruz. Marketler de yıkıldığı için gıda bulamıyoruz. Lütfen yardım gönderin. Tek bir Allah’ın kulu gelmedi. Tek bir vinç yok. Hiç bir alet çalışmıyor. Elbistan’da taş üstünde taş kalmadı. Bebeklere bez, mama. İnsanlara ekmek bile yok. Yetişin… Devlet yok… Elbistan’da bir tane AFAD ekibi yok…”

    Elbistan’dan çıkmak zorunda kalan bir vatandaş konuşuyor

    Lütfen dinleyelim ve duyarlı olalım pic.twitter.com/pkM2tNAABI

    — Ömer Faruk Gergerlioğlu (@gergerliogluof) February 6, 2023

     

     

     

     

     

     

    Türkiye’de bu haberi engelsiz paylaşmak için aşağıdaki linki kopyalayınız👇


    Kaynak: Tr724
    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Maraş’a gece çökerken: ‘Dört çocuğum enkaz altında hani devlet nerede’

    Maraş’a gece çökerken: ‘Dört çocuğum enkaz altında hani devlet nerede’


    Cengiz Anıl BÖLÜKBAŞ


    MARAŞ – “Dört çocuğum enkaz altında hani devlet nerede? Polis geldi. Yardım istedik, yalvardık. ‘Allah yardımcınız olsun’ deyip gittiler. Gece 4’ten beri yardım bekliyoruz. Bir yardım alamadık. Sabah yaşayanlardan bir sürü ses geliyordu. Betonun altında yaşayamaz çocuklarım. Bak hepsi oradalar.”
    Yağmurun altında, bir kısık ateşin başında, bir incecik çadırın altında, yıkılan evinin önünde, dört çocuğundan bir ses bekleyen, kurtulmaları için ağlayarak dua eden, öfkesi gözlerinden okunan Fatma Sezer’in sözü bunlar. Şehri esir alan o sessizliğin ortasında duyulmayan bir çığlık gibi yankılanıyor sözleri.

    Maraş merkezli depremin üzerinden 20 saat geçti. Şehre uzun uğraşlar sonrasında varabildik. Yollar kar yağışından dolayı kilitlenmiş durumda. Her 10 km’de bir kaza ile karşılaşıyoruz. Şehrin girişindeki bazı yollar ise çökmüş vaziyette. Şehre girer girmez insanı koca bir karanlık karşılıyor. Bütün binalar terk edilmiş. Arabası olan insanlar geceyi burada geçirirken, büyük bir çoğunluk ise sokakta yağmurun altında yaktıkları odunlarla ısınmaya çalışıyor.

    Elinde bir benzin bidonu ile yürüyen yolda gördüğümüz birine yıkım bölgesine gitmek istediğimizi söylüyoruz. İlk başta donuk bakışlarla bize bakıyor. Ardından titrek bir ses tonuyla, “Çok büyük yıkım oldu. Maraş yok oldu. Sizi oralara götürürüm. Beni de gideceğim yere bırakır mısınız?” diyor.

    Yıkımın yaşandığı bölgeye doğru giderken başına gelenleri anlatıyor. İsminin Ali olduğunu söylüyor. Ailesinin büyük çoğunluğu enkaz altında kalmış. Daha sonrasında kendi çabalarıyla ailesini çıkardığını söylüyor. Ardından geceyi geçirmek için ailesiyle arabaya yerleşmişler. Arabanın benzini bittiği için kilometrelerce yol yürümek zorunda kalmış. Ancak uzun yolculuğunun sonunda benzin bulamamış. Elindeki boş bidonu bize göstererek, “Hiçbir yerde benzin bulamıyoruz. Ailemde solunum yetmezliği olan var. Makinesi çalıştırmak için benzine, elektriğe ihtiyacımız var. Şimdi benzin olmadan nasıl çalıştıracağım cihazı?” diye soruyor.

    4-002.jpeg

    ‘BİZE GARDAŞLIK EDECEKSENİZ ODUN GETİRİN’

    İlk durağımız Pınarbaşı Mahallesi oluyor. Mahallede neredeyse büyün binalar yıkılmış. Yıkılmayan binalar ise yıkılmak üzere. En ufak sarsıntıda yıkılacak haldeler. Olmayan elektrik nedeniyle mahalleye zifiri bir karanlık hâkim. Mahalleyi aydınlatan tek şey, sokakta insanların ısınmak için yaktığı odunlardan yükselen ateşin ışığı. Koca bir sessizlik var. Sessizliği bozan tek şey yağmur sesleri, bir de arada bir yükselen ağlamalar. Bu kadar büyük bir yıkımın yaşandığı mahallede ise ne bir ambulans ne bir kolluk görevlisi ne de AFAD kurtarma ekibi var. İnsanlar kaderlerine terk edilmişler.

    5.jpeg

    Mahalleli ile konuşmak üzere sığındıkları okula gidiyoruz. 15-20 kişi bir ateşin başında oturmuş ağlıyorlar. Çoğunluğu yaşlı. Gazeteci olduğumu öğrenir öğrenmez aralarındaki yaşlı erkeklerden biri “Bize gardaşlık etmek istiyorsanız odun getirin, battaniye getirin” diyor.

    Buradaki insanlar herhangi bir kurum tarafından yardım gelmediğini, tek başlarına kaldıklarını, yakınlarını, akrabalarını, ailelerini kendi uğraşlarıyla çıkarmaya çalıştıklarını belirtiyor. Gördüğümüz manzara söylediklerini doğrular nitelikte. Burada insanlara yardım için gelen hiç kimse yok. “Bak benim teyzemin oğlu öldü” diyor birisi, “Amcamın oğlu da öldü. Ben burada kendi çabalarımla insanları kurtarmaya çalışıyorum. Her seçim dönemi geliyorlar, ‘hizmet edeceğiz’ diyorlar. Kimse yok. Bu evlerin altlarında insanlar var. Biz en üst kattaki kurtarmaya çalışıyoruz da en alttakileri bu imkânlarla nasıl kurtaralım?”

    8.jpeg

    ‘YAĞMUR YAĞIYOR, ÇOK ÜŞÜRLER ORADA’

    Mahalleyi dolaşmaya devam ediyoruz. Çarşıya daha yakın olan bir yere doğru gidiyoruz. Sokağın biraz ilerisinde bu sefer de 9-10 kişilik bir grup görüyoruz. Sol tarafta ise iki insan yıkılan bir binanın içine girip, ellerinde bir çekiçle enkazda kalan insanları kurtarmaya çalışıyor. Ellerinde bir el feneri dahi yok. Aralarından biri telefonun ışığının açarak diğerine yardım ediyor.

    ‘SEN DE KAÇMAYACAKSAN GEL’

    İnsanlar bir çadırın altına sığınmışlar. Gazeteci olduğumu ve son durumu konuşmak istediğimi söyleyince bir kadın “Gel gardaşım gel, TRT’ye anlattık durumumuzu. Mikrofonu alıp kaçtılar. Sen de kaçmayacaksan gel” diyor.

    Fatma Kevser, dört çocuğun binanın altında kaldığını ve kimsenin yardım için gelmediğini vurguluyor. Kevser eliyle çocuklarının altında kaldığı enkazı gösteriyor: “Dört çocuğum enkaz altında hani devlet nerede? Polis geldi. Yardım istedik, yalvardık. ‘Allah yardımcınız olsun’ deyip gittiler. Gece 4’ten beri yardım bekliyoruz. Bir yardım alamadık. Sabah yaşayanlardan bir sürü ses geliyordu. Betonun altında yaşayamaz çocuklarım. Bak hepsi oradalar.”

    10-001.jpeg

    Daha sonrasında yanındaki kadını gösteriyor. Kadının yedi çocuğunun enkazın altında kaldığını aktarıyor. Yanındaki kadın konuşmaya başlıyor bu sefer, yüzüne battaniyenin bir parası çekerek, kısık bir sitemkâr ses tonuyla: “Ne yeni depremin olacağından korkuyorum ne de yardım geleceğine dair umudum var. Sadece bir an önce cenazelerini alayım istiyorum. Yağmur yağıyor, çok üşürler orada.”

    İnsanlar bir yandan yardım taleplerini iletiyorlar ama bir yandan yardım geleceğine dair umutlarını da kesmiş durumdalar. Maraş’ta depremin ilk gecesi insanlar için öfkeli, kaygılı, sitemkâr ve hüzünlü geçiyor. Ancak şehre çöken karanlığın ortasında insanların umudunu yeşertecek hiçbir çalışma yok. İnsanlar, seferberlik olduğu, her yerde çalışmaların yapıldığı sözlerinin bir yalandan ibaret olduğunu dile getiriyor.
    Gece yıkımın boyutunu gizlemeye yetmiyor.

    Kaynak: Artı Gerçek
    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Diyarbakır geceyi soğukta geçirdi: Çadırlar ıslak zeminde, battaniye yok

    Diyarbakır geceyi soğukta geçirdi: Çadırlar ıslak zeminde, battaniye yok


    Remzi BUDANCİR


    DİYARBAKIR – Merkez üssü Maraş’ın Pazarcık ilçesi olan 7.7 büyüklüğündeki depremde Diyarbakır’da da çok sayıda bina yıkıldı. Diyarbakır Kent Koruma ve Dayanışma Platformu tarafından oluşturulan kriz masasının verilerine göre Diyarbakır’da 8’i kent merkezi toplam 21 bina yıkıldı. Yıkılan binalarda şu ana kadar 49 kişi öldü, 560’tan fazla kişi yaralandı. Bağlar, Ofis ve Yenişehir’de yıkılan binalarda arama kurtarma çalışmaları sürüyor.

    ARAMA KURTARMA EKİPLERİ YETERSİZ

    Diyarbakır’da yaşanan depremin ardından tartışmalarda baladı. Gece saat 4 sularında yaşanan depremde yıkılan binalara ilk müdahale eden gönüller oldu. Sadece birkaç askerin katıldığı arama kurtarma çalışmalarında ekiplerin yetersiz olmasına tepkiler vardı. Tepkilerin başında ise AFAD ve özel arama kurtarma ekiplerinin yetersiz olması. Deprem gibi adetlerde sıklıkla görüşen özel eğitimli köpekler yoktu. Ekipler ise yetersizdi. AFAD ekipleri ise depremden saatler sonra aramalara dahil olabildi. Sadece Galerya’daki aramalarda değil, diğer binalarda da benzer durum yaşandı.

    ÇADIR VAR BATTANİYE YOK

    Depremin ardından ard arda artçı sarsıntılar yaşandı. Yurttaşlara evlerine gitmemeleri yönünde çağrı yapıldı ancak yurttaşların nasıl konaklayacağına ilişkin bir çalışma yapılmadı. Evlerinde kalamayanların çoğu çevre yolunda arabalarında geceyi geçirdi. Bağlar, Yenişehir gibi alan sorunu yaşayanlar ise kendi imkânları ile binalardan uzak yerlerde ateş yakarak geceyi geçirdi. Koşuyolu parkında depremzedeler için AFAD çadırları kuruldu ancak soğuktan korunmaları için malzeme yetersizdi. Çadırlar ıslak çimler üzerine kurulmuştu, depremzedelere ısınmaları için odun verilmemişti. Çadırların için ne battaniye, nede ısınma için herhangi bir gereç vardı. Depremzedeler etrafta topladıkları kasa ve kartonları yakarak ısınmaya çalıştı.

    YAKACAK ODUN VERİLMEDİ

    Koşuyolu parkında, soğuk havada bekleyen depremzedeler tepkiliydi. Dile getirdikleri sorunun başında çadırların yetersiz olması, yakacak odun ve yiyecek verilmemesiydi. Parkta çocukları ile birlikte kalan depremzedelerin dile getirdiği sorunlardan bazıları şunlar.

    -Evimiz yıkılmadı ama bizi yıktılar. Evimize gidemiyoruz. Geceyi burada geçireceğiz ama yakacak odunumuz yok.
    -Millete yemek verilmiyor. Çay bardağında çorba veriyorlar sadece. Çorba ile birlikte ne bir ekmek nede başka bir şey veriyorlar.

    b.jpeg

    AİLEMDEN 20 KİŞİ ENKAZ ALTINDA

    Parkın ön tarafında ailesi ile birlikte kalan bir kadın ise tepkisini şu sözlerle dile getirdi: “Dün geceden beri çocuklar ayakkabısız ve battaniyesiz burada yatıyorlar. İnanın yardım yapılmıyor. Çadır ise mağdurlara verilmedi. Ben mağdurum ama çadırım yok. Kaldırımda uyuyoruz. Ne battaniye, ne yiyecek ne de içecek var. Biz aile olarak 30 kişi dışardayız, 20 kişi ise enkaz altında. Hepsi akrabalarımız. Deprem de vurdu bu uygulamalarda. Ne yemek ne de su verildi.

    c.jpeg

    Depremzedelerin şikayet ettiği bir başka konu valiliğin kendilerini okullara yönlendirmesi. Okulların depreme dayanıklı olup olmadığını bilmediklerini ifade eden bir yurttaş, ”Aileler okul içine mi çekilmesi gerekiyor yoksa açık alanda yer mi tahsis edilmesi gerekiyor? Güvenli olan açık alandır. Okul değil” sözleri ile tepkisini dile getirdi.

    Çadır, battaniye ve yakacak sorunu yaşayan Diyarbakırlılar kendi mahallerinde, açık buldukları alanlarda bir araya gelerek geceyi geçirmeye çalışıyor. Depremden dolayı evlerine gidemeyen depremzedelerin çoğuna yiyecek te verilmiyor

    Kaynak: Artı Gerçek
    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Deprem ve insan insana yardım…

    Deprem ve insan insana yardım…


    YORUM | AHMET KURUCAN

    İkisini bizzat yaşadığım 5 deprem tecrübem var şu ana kadar olan hayatımda. Birincisi 1970 yılında. 9 yaşındayım. Tavşanlı’ya 95 km uzaklıkta olan Gediz’de deprem oldu. Tavşanlı’da da çok yoğun olarak hissedildi. Beni uykudan uyardılar. 2-3 gün evimizin yakınındaki parkta çadırda yattık-kalktık komşularımızla birlikte. Dedem, depremzedelere götürülmek üzere dükkan komşuları ile beraber yardım topladı. Toplanan yardımlar bizim dükkanın önünden bir kamyona yüklenip götürüldü. Bugünkü gibi hatırlıyorum, dedem de o kamyonun kasasına binip gitti.

    İkinci deprem 1992 Erzincan depremi. Ramazan ayı. Diyanet İşleri Başkanlığı, Ramazan’ın son 15 günü beni Van’a vaaz etmek üzere gönderdi. Deprem olalı bir hafta olmuştu. Erzurum’a indim uçakla. Değerli arkadaşım ve dostum Adem Kalaç beni Erzincan’a götürdü. Acının, ıstırabın somutlaşmış halini ben orada gördüm. Depremin üzerinden bir hafta geçmiş olmasına rağmen enkaz kaldırma çalışmaları hızla devam ediyor ve insanlar acaba bir canlıya daha ulaşabilir miyiz mucizesinin peşinden koşuyordu. Çaresizlik ete kemiğe bürünmüş, Erzincan sokaklarında dolaşıyordu adeta. Yapılan yardımlar ise hiçbir şekilde gideni geri getirmiyordu.

    Üçüncü deprem 1999 Adapazarı/Gölcük depremi idi. Amerika’daydım o zamanlar kısa bir seyahat için. Deprem haberini aldığımızda telefonlara sarıldık kaldığımız yerde. Herkes acaba eşimiz, çocuğumuz, akrabalarımız nasıl etkilendi depremden diye haber almaya çalışıyordu. Ailem o zaman İstanbul’da yaşıyordu. Çevresinde akrabaları da vardı. Çok kısa bir zaman sonra telefonla ailesine ulaşan bir insandan bizimkilerin de iyi olduğu haberini aldım. Bahçeye çıktıklarını ve geceyi bahçede geçireceklerini söylemişler. İlerleyen saatlerde ben de konuştum eşimle. Dakikaların saatler hükmünde olduğu o zaman diliminde öldüm öldüm dirildim.

    İstanbul’a döndüm kısa bir zaman sonra. Artçı depremler bir yıl devam edecek demişlerdi uzmanlar. Bir tanesini Zaman Gazetesinin Çobançeşme sokağındaki eski binasında yaşadım. Beşik gibi sallandı binamız. Kaç saniye sürdü deprem bilmiyorum ama bana saatler gibi gelmişti.

    Dördüncü depremi Japonya’da yaşadım. Arkadaşım Mustafa Bey ile gece programından sonra otele doğru gidiyoruz. Kırmızı ışıkta durduk. Deprem oldu Ağabey dedi. Ben hiçbir şey hissetmemiştim. Hem de yanlış hatırımda kalmadıysa 6.7 şiddetinde dedi. Dalğa geçiyor benimle sandım. Hemen bir arkadaşına telefon açtı. Evet deprem olmuştu. Bir müddet sonra şiddet derecesini açıkladılar; 6.7. Maddi hasar meydana gelmemişti. Hiçbir şey olmamış gibi hayat kaldığı yerden devam ediyordu ve etti.

    Beşinci deprem ise işte bu Kahramanmaraş ve Hatay depremi. Ne Adapazarı artçı depremi ne de Japonya gibi bizatihi yaşamadım ama geleneksel medya ve sosyal medyaya düşen görüntüleri izledikçe sanki yaşamış gibiyim şu an. Neden diye sordum kendime? Empati duygumun yoğunluğu mu? Zannetmiyorum. O kadar empati duygumun engin olduğunu söyleyemem.  Ülkeme ve insanımıza aidiyet hissimin beni sürüklediği bir durak mı? Buna da net bir şekilde evet cevabı veremem. Zira son 10 yıldır devletin ve hükümetin bizlere yapmış olduğu sosyal kırım nedeniyle ülkeme karşı duyduğum duygusal bağda kırılmalar oldu. İnsani, İslami, ahlaki ve vicdani bir vaziyet alış mı? İşte buna evet derim. Hem de gönül rahatlığı içinde. Yaşadığım depremleri ve kısa kısa hissiyatımı bunun için yazdım zaten. Deprem kelimenin tam anlamıyla gerçekten bir afet. İnsanın hiç ummadığı bir zamanda karşısına çıkan, hayata ait bütün planlarını ile mal varlıklarının hemen hepsini hak ile yeksan eden bir afet hem de. Bırakın bunları, canını-cananını kaybettiği afet. 

    İşte tam bu an insan insana yardımlaşma, insan insana dayanışma zamanıdır. İnsanı insandan ayırt eden tüm özelliklerin bir kenara bırakılma zamanı bu zamandır. Musibetler ben’leri biz yapar. Ve tabii ki inanan insan perspektifinden baktığında dua zamanıdır. Zira dua sebepler üstü bir şekilde Allah’a yalvarmanın adıdır.

    Bu duygu ve düşüncelerle Maraş depreminde hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet, yaralılara acil şifalar dilerim. Umarım depremin açmış olduğu maddi ve manevi yaralar en kısa zamanda sarılır ve insanımız hayatına kaldığı yerden devam eder.

    Türkiye’de bu haberi engelsiz paylaşmak için aşağıdaki linki kopyalayınız👇

    Kaynak: Tr724
    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Dünya Sağlık Örgütü: Depremde ölü sayısı sekiz kat artabilir

    Dünya Sağlık Örgütü: Depremde ölü sayısı sekiz kat artabilir


    Artı Gerçek – Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) Avrupa’dan sorumlu üst düzey acil durum yetkilisi Catherine Smallwood ölü sayısının sekiz kat artabileceğini söyledi.

    “Maalesef depremlerde hep aynı şeyi görüyoruz, ölen veya yaralanan insan sayısına ilişkin ilk raporlar önümüzdeki hafta oldukça önemli ölçüde artacaktır” diyen Smallwood, ölü sayısının şu an açıklanandan sekiz kat artacağı bilgisini verdi.

    AFP’ye konuşan Smallwood, enkaz altında bekleyen yaralılara acilen ulaşılamazsa ölü sayısını artacağını ve bunun şu an açıklanandan en az sekiz kat fazla olacağını duyurdu. (BBC)

    Kaynak: Artı Gerçek
    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Suriye’nin pek çok bölgesinde kurtarma çalışmaları sürüyor

    Suriye’nin pek çok bölgesinde kurtarma çalışmaları sürüyor


    – İlk olarak Maraş’ın Pazarcık ilçesinde meydana gelen 7.7 büyüklüğündeki depremin ardından Elbistan merkezli 7.6 büyüklüğündeki bir depremle daha sarsılan bölgede çevre illerin yanı sıra Mısır, Irak, Lübnan ve Suriye de sarsıntılardan etkilendi. Suriye’nin Halep vilayeti başta olmak üzere pek çok bölgesinden ölüm ve yıkım haberleri geliyor.

    Suriye devlet televizyonu, Halep, Hama ve Lazkiye vilayetlerinde en az 430 kişinin öldüğünü, 1000’den fazla yaralı olduğunu duyurdu. Halep Hastanesi’ne çok sayıda yaralının götürüldüğü belirtiliyor.

    hama2.jpg

    Hama’da da kurtarma çalışmaları sürüyor.

    idlib.jpg

    Öte yandan İdlib kentinde de pek çok binanın yıkıldığı bilgileri geliyor. Kurtarma çalışmalarının sürdüğü bölgede ölü ve yaralı sayısına ilişkin henüz netlik yok.

    cinderes.jpg

    Afrin bölgesinde bulunan Cinderes’te de yıkılan binalar olduğu görüldü. Binalarda arama kurtarma çalışmaları güçlükle devam ediyor. Şu ana kadar kaydedilen en yüksek kaybının Cinderes’te olduğu belirtiliyor.

    cinderes2.jpg

    Suriye devlet medyasının verdiği sayının sadece hükümet kontrolündeki bölgelerdeki ölümleri içerdiği düşünülüyor. Birleşmiş Milletler ölü sayısını 255 olarak duyururken, silahlı muhalefetin kontrolündeki İdlib ve çevresinde faaliyet gösteren Beyaz Miğferler isimli kuruluş ise bu bölgelerdeki ölü sayısını 211 olarak verdi, 419 kişinin yaralandığını duyurdu. (DIŞ HABERLER)

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***