Ferit Karahan’ın yazıp yönettiği “Cinlerin Düğünü”; Mehmet Kavuk, Ferat Emen ve Emre Kavuk’un senaryosunu yazdığı ve Emre Kavuk’un yönettiği “Selma” ve Necmi Sancak’ın yazıp yönettiği “Bekle Bizi Brüksel” filmi Antalyalı izleyicilerle buluştu.
‘CİNLERİN DÜĞÜNÜ’
Karahan’ın yönettiği “Cinlerin Düğünü”, uzak bir Anadolu köyünde yıllar sonra yeniden bir araya gelen dört kardeşin, kız kardeşlerinin düğünü sırasında geçmişle yüzleşmeye başlaması özelinde; aile sırları, gizlenen anılar ve yüzleşmelerle örülü; “azınlıklar” meselesinin mülkiyet kavramıyla irdelendiği ve Latin Amerika edebiyatından izler taşıyan senaryosuyla biraz karmaşık bir senaryoya sahip. Filmin ritmi, sinematografik öğeleri ve gerilimin izleyiciye dozunda hissettirilmesiyle seçkinin önemli filmlerine adını yazdırıyor.
‘SELMA’
Emre Kavuk’un yönettiği “Selma”da, başarısız oyuncu Neslihan (Şifanur Gül) ve fenomen arkadaşlarının, para kazanmak için Alzheimer hastası Selma’nın (Sumru Yavrucuk) evine sızıp onu gizlice canlı yayınlamaları ve sonrasında yaşanan olayları izliyoruz. Günümüzün en büyük sorunlarından, “toplumsal çürüme”nin en başında yazılabilecek kalemlerden olan sosyal medya üzerinden kolay para kazanabilme dürtüsünün insanları getirebilecek en son noktayı göstermesi açısından değerli. Korku ve gerilim unsurlarına eklenen kara mizah ve Sumru Yavrucuk’un performansı filmi ilgi çekici kılan özelliklerinden. Ancak Yavrucuk dışındaki diğer oyunculuklar, senaryonun daha derin olabilmesi düşüncesi ve finalin “daha iyi olabilirmiş” dedirten hali ile düşünmeye sevk ediyor.
‘BEKLE BİZİ BRÜKSEL’
2024’te seyirciyle buluşan ve İstanbul Film Festivali ile Altın Portakal’dan önemli ödüllerle dönen “Ayşe” filmiyle dikkat çeken Necmi Sancak, ikinci filmi “Bekle Bizi Brüksel” ile seyirci karşısına çıktı.
Film, günümüz Türkiye’sinin çok açık bir alegorisi. Türkiye’nin bir seçim günü, televizyonda birbirlerine bağıran ama kapı arkasında sarmaş dolaş olan çığırtkan ve ünlü gazeteciler, aynı mahallede yaşayan gericiler ve onlara direnen eşcinseller ve tam bu sırada Ankara-İstanbul uçağını Brüksel’e kaçırmaya çalışan iki kişi: Sacit (Caner Cindoruk) ve Önder (Can Bartu Aslan). Seçim günü kaçırılan uçak, elbette ülkeyi kaosa sürükler. Uçak, televizyon stüdyosu ve kahvehane arasında hem gerilimle hem de kara komediyle ilerleyen film manipülasyonun ve kutuplaşmanın tam ortasında kendi belgeselini çekmeye çalışan Sacit’in, “Batı”ya gününü göstermek istemesiyle, “daha iyi bir ülke” hayaliyle yanıp tutuşmasıyla, savaşa karşı barışı savunmasıyla gayet tutarlı ilerliyorken final biraz düşünmeye sevk ediyor.
“Daha iyi bir ülke istemek, barışı kovalamak deli işi mi?” diye soruyor insan. Eğer ironiyse senoryoyu biraz boşluğa sürüklüyor. Değilse daha kötü…
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

