Site icon Serbest Görüş

Prof. Dr. Altunışık: “Mekke savunma paktı Türkiye’yi otomatik olarak savaşa sokmaz”

Orhan Sait Berber


Türkiye’nin Suudi Arabistan ve Pakistan ile imzaladığı savunma paktının, Riyad’a yönelik saldırıların Ankara’yı otomatik olarak askeri çatışmaya çekeceği anlamına gelmediğini belirten uluslararası ilişkiler uzmanı Meliha Benli Altunışık, desteğin istişare ve silah tedariki gibi biçimler alabileceğini söyledi.

Washington merkezli düşünce kuruluşu Middle East Institute’ün (MEI) 1 Ekim’de düzenlediği çevrim içi panelde konuşan Altunışık, Türkiye’nin ortaklarını ilgilendiren her çatışmaya doğrudan katılmasını beklemediğini ifade etti.

MEI kıdemli araştırmacısı Gönül Tol’un yönettiği “Değişen Ortadoğu’da Türkiye” başlıklı panele, Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nden Prof. Dr. Altunışık ile Doç. Dr. Derya Göçer katıldı.

Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın 7 Ağustos’ta imzaladığı Mekke Ortak Savunma Anlaşması, taraflardan birine yönelik silahlı saldırının tümüne yapılmış sayılmasını öngörüyor. Pakt, NATO üyesi Türkiye’yi, nükleer silahlara sahip Pakistan’ı ve dünyanın öndegelen petrol ihracatçılarından Suudi Arabistan’ı bir araya getiriyor.

Altunışık, Türk dış politikasında ülkenin çıkarları doğrudan söz konusu olmadıkça başka devletlerin savaşlarına katılmaktan kaçınan güçlü bir gelenek bulunduğunu söyledi. Bu nedenle Suudi Arabistan’a yönelik Husi saldırılarının Ankara’dan otomatik bir askeri karşılık doğurmasını beklemediğini belirtti.

Taraflar arasında silah ve insansız hava aracı satışları dahil savunma işbirliğinin gelişebileceğini kaydeden Altunışık, üyelerin birbirlerinin savaşlarına girmesini beklemenin pakta fazla anlam yüklemek olacağını ifade etti.

Yemen’deki İran destekli Husilerin Suudi altyapısını ve deniz taşımacılığını tehdit eden saldırıları, anlaşmanın nasıl uygulanacağı sorusunu gündeme taşımıştı. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, geçen ay Türkiye’nin özellikle teknik alanlarda Suudi Arabistan’ın askeri ihtiyaçlarını karşılamaya hazır olduğunu söyledi; ancak sağlanabilecek desteğin ayrıntılarını açıklamadı.

Fidan daha önce de saldırıya uğrayan üyenin ihtiyaç duyduğu yardımı tanımlayarak talepte bulunacağını belirtmişti. Bu desteğin istihbarat ve lojistikten mühimmat veya askeri birliklere kadar uzanabileceğini ifade etmişti.

Pakistan’dan ise daha açık bir destek taahhüdü geldi. Associated Press’in haberine göre Savunma Bakanı Khawaja Muhammad Asif, 29 Eylül’de ülkesinin Suudi Arabistan’ın savunulması için elindeki tüm imkanları kullanıma sunacağını söyledi. Asif, Pakistan güçlerinin saldırılara katılıp katılmadığını açıklamadı.

Altunışık, anlaşma metnini görmediğini belirterek paktın yükümlülükleri hakkında kesin sonuçlara varılmaması gerektiğini söyledi. Bununla birlikte, ortaklığın etkinliğinin tek bir saldırıya verilen tepki üzerinden değerlendirilmesinin de doğru olmayacağını ifade etti.

Tol, askeri desteğin eğitim, lojistik ve istihbarat paylaşımından asker göndermeye kadar geniş bir alanı kapsadığına dikkat çekti. Ankara’nın ortaklığın güçlü olduğu mesajını verme isteği ile üstlenmeye hazır olduğu askeri yükümlülükler arasında denge kurması gerektiğini belirtti.

Göçer ise enerji güzergâhları ve stratejik deniz geçişlerinin tehdit altında olduğu krizlerin yalnızca askeri güçle çözülemeyeceğini söyledi. Geçici olsalar bile bölgesel diplomatik mekanizmalara ihtiyaç bulunduğunu vurguladı.

Savunma paktı, Gazze savaşının ardından derinleşen bölgesel gerilimler ve ABD ile İsrail’in şubat ayında İran’a düzenlediği saldırılar sonrasında şekillendi. İran’ın Körfez ülkelerine misilleme saldırıları düzenlediği süreçte Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, hem İran’a yönelik saldırıları hem de Tahran’ın komşularını hedef almasını kınadı.

Altunışık’a göre 7 Ekim 2023 saldırıları ve sonrasındaki çatışmalar, bölgede diplomatik normalleşme ve ekonomik işbirliğine dayalı bir düzen kurma çabalarını zayıflattı. Mevcut ortaklıklar, kalıcı ideolojik birlikteliklerden çok değişen çıkarları yansıtıyor.

Altunışık, Arap ayaklanmaları sırasında karşıt tarafları destekleyen Türkiye ile Suudi Arabistan’ın bugün Suriye’nin istikrarı ve toprak bütünlüğü gibi konularda ortak çıkarlara sahip olduğunu belirtti.

Suriye aynı zamanda Ankara’nın karşılaştığı riskleri de ortaya koyuyor. Altunışık, Türkiye’nin Beşar Esad’ın Aralık 2024’te devrilmesinin ardından oluşan yönetimi desteklediğini, İsrail’in ise Türkiye’nin ülkedeki nüfuzunu sınırlamaya çalıştığını söyledi.

Bu rekabet, İsrail’in ağustosta Suriye’deki Ebu Zuhur hava üssünü vurmasıyla tırmandı. İsrail, Şam yönetiminin üsse Türk askerlerinin konuşlandırılmasına izin vermeye hazırlandığını savunurken Ankara bu iddiayı reddetti. Üs saldırısı, İsrail’in Gazze’deki askeri harekatı nedeniyle zaten gergin olan ilişkilere yeni bir anlaşmazlık ekledi.

Altunışık, Türkiye’nin bir yandan daha bağımsız bir dış politika izlemeye çalışırken bir yandan da ihtiyaç duyduğunda Washington ile işbirliğine ve NATO’nun güvenlik desteğine dayanmaya devam ettiğini ifade etti.

Göçer ise Ankara’nın bölgesel hedeflerinin finansman sıkıntıları ve altyapı projeleri arasındaki koordinasyon eksikliğiyle de sınırlı olduğunu söyledi. Farklı güçlerle geliştirilen ortaklıkların daha somut sonuçlar vermesi için Türkiye’nin uzun vadeli ve bütünlüklü bir stratejiye ihtiyaç duyduğunu belirtti.

Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

Exit mobile version