Site simgesi Serbest Görüş

Bize Musallat Olan: İçimizde Taşıdığımız Gölgeler


Serginin küratörlüğünü Uğurcan Kaçmaz üstleniyor. Burada asıl mesele yalnızca bir grup sergisinin açılmış olması değil; serginin insanın kendi içindeki kalabalığa, zihninde yer eden imgelere, geçmişten bugüne taşınan kabullere ve zamanla karakterimizin bir parçası haline gelen düşüncelere bakmaya çağırması.

Çünkü insana musallat olan şey her zaman dışarıdan gelmez.

Bazen bir aile cümlesidir. Bazen çocukluktan kalma bir korku. Bazen toplumun içine yerleştirdiği görünmez bir yasa. Bazen de adına ideal dediğimiz, yıllarca peşinden gittiğimiz ama sonunda bizi kendi sınırları içine kapatan bir düşünce.

Sergi, tam da bu noktada izleyiciyi yakalıyor. İnsanın dünyayla kurduğu ilişkinin masum ve boş bir yerden başlamadığını hatırlatıyor. Biz bakarken yalnızca gözlerimizle bakmayız; bize öğretilmiş olanla, unutamadıklarımızla, içimize sinmiş yargılarla, arzularımızla, korkularımızla bakarız. Bir görüntünün karşısında durduğumuzda, aslında biraz da kendi geçmişimizin karşısında dururuz.

“Bize Musallat Olan” bu yüzden yalnızca geçmişe bakan bir sergi değil. Bugünün içinde yaşamaya devam eden geçmişe bakıyor. Bizi çoktan terk ettiğini sandığımız imgelerin, düşüncelerin ve değerlerin hâlâ nasıl konuştuğunu, nasıl yön verdiğini, nasıl biçim değiştirdiğini araştırıyor.

Buradaki musallat hali, bildiğimiz anlamda bir korku hikâyesine yaslanmıyor. Daha sessiz, daha gündelik, daha içerden bir şeyden söz ediyor. İnsanın kendi kurduğu anlamların içinde sıkışmasından, zamanla o anlamlar tarafından şekillendirilmesinden… Başlangıçta dünyayı anlamak için kullandığımız kavramlar, bir süre sonra bizi anlamaya başlıyor sanki. Biz onlara bakarken onlar da bize bakıyor.

Sergide yer alan 25 sanatçının işleri bu düşünceyi tek bir çizgiye hapsetmeden çoğaltıyor. Yapıtlar birbirini açıklamak için yan yana gelmiyor; birbirinin sesini, boşluğunu, gerilimini duyurmak için aynı mekânda karşılaşıyor. Kimi iş belleğe dokunuyor, kimi bedene, kimi toplumsal kabullere, kimi de sanatın kendi tarihinden taşıdığı yüklerle hesaplaşıyor.

Bu çeşitlilik sergiyi diri tutuyor. İzleyici bir yapıttan diğerine geçerken önceden kurulmuş bir cevabın peşinden gitmiyor. Daha çok, sorular arasında dolaşıyor. Ne bize ait? Ne bize öğretilmiş? Hangi bakış gerçekten bizim? Hangi arzu başkasının sesiyle içimizde büyümüş?

Serginin mekânsal kurgusu da bu düşünceyi güçlendiriyor. Raimund Abraham’ın Unbuilt yaklaşımından hareketle oluşturulan dokuz bağımsız panel, galeriyi kesin sınırlarla bölmek yerine izleyicinin bakışını değiştiriyor. Bir işin karşısında dururken başka bir işi kısmen görüyorsunuz; bir açı kapanırken başka bir açı açılıyor. Mekân, yalnızca eserlerin yerleştirildiği bir alan olmaktan çıkıp serginin düşüncesine katılıyor.

Bu da önemli. Çünkü “Bize Musallat Olan” yalnızca neye baktığımızı değil, nasıl baktığımızı da mesele ediyor. Bakışın kendisi serginin parçası haline geliyor. İzleyici, dışarıda duran rahat bir gözlemci olmaktan çıkıyor; kendi konumunu, kendi mesafesini, kendi yükünü de beraberinde taşıyor.

Serginin en güçlü taraflarından biri, bütün bu ağır düşünsel zemine rağmen izleyiciyi kuru bir teorinin içine hapsetmemesi. Aksine, sanatın o eski imkânını hatırlatıyor: Bazen bir yapıt, uzun uzun anlatılamayan şeyi bir anda hissettirir. Bir yüzey, bir boşluk, bir malzeme, bir iz, insanın içinde yıllardır duran ama adını koyamadığı bir şeye dokunabilir.

“Bize Musallat Olan” da böyle bir alan açıyor. Kesin hükümler vermiyor. İzleyiciyi yönlendirmeye çalışırken bile ona kendi düşünme payını bırakıyor. Belki de bu yüzden sergiden çıkarken akılda tek bir cümle değil, daha çok bir duygu kalıyor: İnsanın içinde yaşayan şeyler, bazen dışarıdaki dünyadan daha kalabalık olabiliyor.

Tariria’da izleyiciyle buluşan sergide Agit Işıklı, Ayşe Durak, Bahar Uygurlu, Büşra Karataş, Elif Araz, Elif Özgül, Elvan Işık, Enes Taş, Esma Sarp, Esmanur Özöner, Evin Kaya, Fatma Nur Ertutar, Fırat Kaya, Figen Akbağ, Gizem Bozkurt, Haydar Lale, İlkan Çoban, Kübra Kaçar, Okan Eltürk, Rojbin Gür, Servet Pişken, Suzan Gülaç, Zeynep Şeker, Şeyma Biner ve Yusuf Han’ın yapıtları yer alıyor.

***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

Mobil sürümden çık