Site icon Serbest Görüş

Türk’ün Türk’e İngilizce propagandası

Türk’ün Türk’e İngilizce propagandası


ADEM YAVUZ ARSLAN | YORUM 

AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan, New York seyahatini bitirip döndü. Neredeyse tamamı rejim kontrolündeki medyaya bakarsanız Erdoğan tarih yazdı, Birleşmiş Milletler toplantısına damga vurdu. Hatta ‘havuz’ gazetecileri ‘Erdoğan’ın çıtayı çok yükseğe koyduğu’nu bile iddia etti.

Peki gerçekte ne oldu?

Yıllardır bu toplantıları yakından izleyen bir gazeteci olarak programların bütününe baktığımda aklıma tek bir soru geliyor: Bu programın gerçek muhatabı kimdi? BM Genel Kurulu’ndaki liderler mi? Washington’daki karar vericiler mi? Amerikan kamuoyu mu? Yoksa Türkiye’de akşam haberlerini izleyecek AKP seçmeni mi?

Bence cevap sonuncusu. Bu seyahatin merkezinde dışarıdan sonuç almak değil, içeride güçlü bir lider görüntüsü üretmek vardı.

Erdoğan New York‘a kalabalık bir heyetle geldi. Bakanlar, milletvekilleri, iş insanları, gazeteciler… Program doluydu; fotoğraf ve görüntü sıkıntısı yaşanmadı. Erdoğan BM kürsüsünden konuştu, çeşitli ülke liderleriyle görüştü, Türkevi’nde toplantılar yaptı. Trump’ın da katıldığı çok taraflı bir toplantıya iştirak etti. Yola çıkmadan önce ABD başkanı Trump ile görüşeceği açıklanmıştı ama öyle bir toplantı olmadı.

Dediğim gibi genel olarak ‘görüntü sıkıntısı’ yaşanmadı. Fakat bir programın dolu olmasıyla bir ülkenin o programdan sonuç alması aynı şey değil.

İktidarın seyahat anlatısında toplantı sayısı başarı ölçüsüne dönüşüyor. Kiminle tokalaşıldı, hangi salonda konuşuldu, kimler alkışladı? Oysa Türkiye’nin yanıt beklediği sorular daha basit: Trump’la beklenen baş başa görüşme neden olmadı? F-35 konusunda bir karar çıktı mı? F-16 dosyasında yeni bir gelişme duyuruldu mu? THY’nin Boeing uçak alımı dışında bir imza da görülmedi.

Kamuoyuna açıklanan sonuçlara baktığımızda bu soruların cevabı hayır. Erdoğan ile Trump aynı çok taraflı toplantıda bulundu; ancak Türkiye-ABD sorunlarının ele alındığı bir baş başa görüşme ve ardından açıklanmış somut bir anlaşma ortaya çıkmadı. F-35 meselesi de New York’tan önce durduğu yerde duruyor. Buna rağmen seyahatin Türkiye’ye sunuluş biçimi, sanki diplomatik bir eşik aşılmış izlenimi veriyor.

Türkevi’ndeki toplantılar bu yöntemi daha da görünür kılıyor. Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı ile SETA’nın düzenlediği bir buluşmada ABD’li düşünce kuruluşu temsilcileriyle görüşmek elbette mümkündür. Fakat düşünce kuruluşu iktidarın parçası, katılımcılar da Erdoğan’la birlikte gelen ekipti. Türk-Amerikan iş çevrelerine hitap etmek de olağan bir diplomatik faaliyettir. Fakat bu toplantılara “Amerika’ya güçlü mesaj” anlamı yükleniyorsa, mesajın Amerika’da nasıl karşılandığını da sormak gerekir. Türk kurumlarının hazırladığı programda İngilizce konuşulması, Amerikan kamuoyunun gündemine girildiği anlamına gelmez. Nitekim ABD medyasında çıkan tek haber Erdoğan’ın Gazze konusundaki bir kaç cümlesi oldu.

Başlıktaki “Türk’ün Türk’e İngilizce propagandası” tam da bunu anlatıyor. Sahne New York’ta kuruluyor, konuşma İngilizce yapılıyor, arka planda Amerikan bayrakları ve uluslararası toplantı salonları görünüyor. Sonra bütün bu görüntüler Türkiye’ye taşınıyor. Asıl mesaj oradaki karar vericilere değil, buradaki seçmene veriliyor: “Liderimiz yine dünyanın merkezinde”

Gazze; iktidarın siyasi malzemesi!

Bu görüntü siyasetinin en güçlü malzemesi Gazze oldu. Gazze’de yaşananlar elbette ağır bir insani mesele ve BM kürsüsünde konuşulmayı hak ediyor. Nitekim çok sayıda lider konuşmasında Gazze’ye geniş yer ayırdı. Fakat Erdoğan’ın Gazze hakkında güçlü sözler söylemesiyle, bu seyahatin Türkiye adına somut bir dış politika başarısı üretmesi farklı şeyler. İktidar, ilkini sürekli göstererek ikincisinin hesabını vermekten kaçıyor. Türkiye muhalefetinin ‘Gazze konusunda bu kadar hassassan neden İsrail’in en büyük ticari ortağısınız’ sorusuda haklı olarak gündeme geliyor.

Erdoğan yine kalabalık bir gazeteci ekibiyle geldi. Türkiye tarihinin en büyük yolsuzluk skandalı ile çalkalanırken heyetteki o kadar gazeteciden tek satır haber çıkmadı. Erdoğan dönüşe geçmeden Türkevi’nde gazetecilerle konuştu ama bu konu geçiştirildi. Cumhurbaşkanına BM reformu, Gazze ve dış politika soruldu. Türkiye’de gündemi sarsan fon yolsuzluğu iddiaları ise seyahatin sonunda kamuoyu önünde cevap bekleyen bir mesele olarak kaldı. Kalabalık bir gazeteci heyetinin varlığı, zor sorular sorulmadığında halkın bilgi alma hakkına hizmet etmiyor. Tam tersine, iktidarın hazırladığı seyahat anlatısını daha geniş bir kadroyla eve taşımış oluyor.

New York’ta diplomasi de vardı; bunu inkâr etmeye gerek yok. Erdoğan liderlerle görüştü, BM’de konuştu, iş çevreleriyle buluştu. Ama seyahatin Türkiye’ye pazarlanan büyük başarı hikâyesi ile kamuoyuna açıklanan somut kazanımlar arasında ciddi bir boşluk var. Bu boşluğu toplantı fotoğraflarıyla, kalabalık heyetlerle ve süslü başlıklarla doldurmaya çalışıyorlar.

Washington’dan bakınca gördüğüm tablo şu: Erdoğan’ın New York programı, dış politikadan çok iç politikaya yatırım yaptı. ABD’de çözülmesi beklenen dosyalar için bir sonuç gösterilemedi. Buna karşılık Türkiye’de günlerce yayınlanabilecek görüntüler üretildi.

Uçağın dönüşünde cevaplanması gereken soru, “Cumhurbaşkanı kaç kişiyle görüştü?” değil, “Türkiye ne elde etti?” olmalı. Bu soruya verilen yanıt hâlâ yeni fotoğraflar ve eski vaatlerden ibaretse, karşımızdaki şey diplomatik zafer değil; pahalı ve iyi yönetilmiş bir iç kamuoyu gösterisidir.

Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

Exit mobile version