Site icon Serbest Görüş

Öner Yağcı yazdı : Özgürlükten demokrasiye



“Hürriyet Kasidesi”nde; “Şimdi kalbi fethedecek güç sendedir, güzelliğini gizleme/ Güzelliğin sonsuza dek milletin bakışlarından uzak kalmasın. — Ne candan bir sevgiliymişsin ah ey geleceğin umudu! Dünyayı bütün üzüntü ve sıkıntılardan kurtaran sensin” dediği özgürlüğe övgüler dizen Namık Kemal; “Ne efsunkâr imişsin âh ey didâr-ı hürriyet/ Esîr-i aşkın olduk gerçi kurtulduk esaretten” (“Ne kadar büyüleyiciymişsin ey özgürlüğün güzel yüzü/ Tutsaklıktan kurtulduk ama aşkının tutsağı olduk” beytiyle bir gerçeği dillendirir.)

ÖZGÜRLÜK ARAYIŞININ DORUĞU

Toplumların vazgeçilmez bir ütopyasıdır özgürlük arayışı.

İnsanlık tarihi özgürlük arayışı tarihidir.

Demokrasi, insanlığın özgürlük arayışında bulduğu ideal yönetim biçimidir.

– Ulusal egemenlik (toplumu yönetim yetkisinin ulusta olması, gücün kaynağının ulus olması),

– Özgürlük (insanların düşüncelerini kısıtlamasız kullanması),

– Eşitlik (tüm yurttaşların yasalar karşısında eşit hak ve sorumluluklara sahip olması),

– Seçme ve seçilme hakkı (yurttaşların belirli yaşa gelince aday olması, yöneticilerini seçmesi),

– Siyasal katılım (halkın seçimler yoluyla yönetime etkin olarak katılması),

– Çoğunluk ve azınlık hakları (kararların çoğunluk oyuyla alınması, azınlıkta kalanların da haklarının güvence altına alınması),

– Hukukun üstünlüğü (herkesin kurallara, anayasa ve yasalara uymak zorunda olması),

– Kuvvetler ayrılığı (yasama, yürütme ve yargı yetkilerinin ayrı organlarda olması),

– Çok partili yaşam (birden fazla siyasi partinin ve farklı görüşlerin serbestçe örgütlenebilmesi) gibi temel ilkeleri tarih boyunca tartışılan demokrasinin tanımı sürekli değişti.

Doğuşunda bile sancıları ve eksikleri duyumsanan, farklı anlamlar yüklenen demokrasi, ulus devletlerin, ulusal meclislerin doğuşuyla birlikte “temsili demokrasi” modeline dönüştü.

Günümüzde ise küreselleşmenin tehdidi altında yeniden dönüştürülüyor.

DEMOKRASİNİN NERESİNDEYİZ? 

Yaşadığımız sorunların özünde, temelleri daha önce atılamadığı için ülkemizde demokrasinin tam olarak yükselemediği gerçeği yatar.

Dünyadaki yerinin ne olduğu sorusunu yüzyıllardır kendisine soramayan, özgür bir ortam yaratamayan, geleceğini belirleme kaygısı gütmeyen toplumların bu soruyu soran ve yanıtlarını bulan insanların yarattığı kültürün bir ürünü olan demokrasiyi var edip yaşatması kolay değildir.

Dogmaların, alışkanlıkların akıl süzgecinden geçirilmesiyle özgür bir kültürün gelişmesi sağlanır ve yüzyıllarca dogmalar altında, özgürlükten payını almamış olarak yaşayan bir toplumda, özgür düşünce sağlıklı bir biçimde gelişemez.

Evrensel kültürün ürünü olan demokrasinin böyle bir toplumda kendiliğinden var olmasını beklemek, düş kırıklığını daha baştan kabullenmek anlamındadır.

Varlığı insanın ve toplumun varlığına bağlı olan, insanın insan için yarattığı, değişen, gelişen, canlı yapısıyla doğup eskiyen kültür, demokrasiye kolay ulaştırmadı insanlığı.

Rönesans’ın tohumlarının atılmasıyla başlayan, reformlarla felsefenin, bilimin dinden bağımsızlaşması sürecini yaşayan insanlık kültürü ve onun buluşlarından biri olan demokrasinin yüzyıllarca medrese eğitiminin öğretisi kıskacında kul edilmiş olanlarla buluşması kolay olmaz elbette.

Felsefenin, bilimin ırmağında yıkanarak kendini yücelten insan aklının kavuştuğu bir toplum biçimi olan demokrasi, özgür insanların var olmadığı bir toplumda kolay kolay çiçeklenemez.

TARİHİ YARATMAK

“Hürriyet Kasidesi”ni, sömürü ve tüketim toplumunun getirdiği adaletsizliklerin, zorbalıkların, çarpıklıkların yarattığı “yalan ve korku düzeni”ni yaşadığımız günümüzdeki demokrasi getirdi aklıma.

O şiiri bugün yazsaydı şöyle derdi herhalde:

“Ne kadar büyüleyiciymişsin ey demokrasinin güzel yüzü/ Tutsaklıktan kurtulduk ama aşkının tutsağı olduk”.

***

İki devrimciyi; gazeteci Şükran Soner ve öğretmen örgütçüsü İsmet Yalçınkaya’yı sonsuzluğa gönderdik, çok yandı canım.

***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

Exit mobile version