Site icon Serbest Görüş

Dikmen Gürün yazdı : Tilbe Saran…



İKSV İstanbul Tiyatro Festivali 30. yılını kutluyor. Bu bağlamda, geçtiğimiz günlerde yapılan basın toplantısında bu yılın Onur Ödülü sevgili Tilbe Saran’a sunuldu. Onun yıllara dayanan başarılarını, yüzündeki ve sesindeki anlamlı güzelliğin nasıl da sanatına yansıdığını düşündüm töreni izlerken. Tiyatroya gönül verdiği ve ilk kez Kenter Tiyatrosu’nda profesyonel olarak sahneye adım attığı 1984 yılından itibaren rol aldığı hemen her oyunda izledim Tilbe’yi. Ve izlediğim her oyununda onun seyirciyi kavrayıveren yorum gücünden etkilendim.

OYUNLAR ARASINDA KISA BİR GEZİNTİ 

Tilbe Saran’ın zarif konuşmasını dinlerken Tiyatro Festivali’nde ilk buluşmamızı hatırladım. 1986’da Aksanat Prodüksiyon Tiyatrosu’nun ilk yapımı olan Ronald Duncan’ın “Abelard ve Heloise” adlı oyununu Zeynep Avcı dilimize çevirmiş, Işıl Kasapoğlu yorumlamıştı. Duygu Sağıroğlu’nun sahne tasarımı, Joel Simon’ın müziği ve de Cüneyt Türel ile Tilbe Saran’ın oyunculukları festivalimize zenginlik katmış ve sonrasında da uzun süre afişlerden inmemişti. Tilbe’nin rol aldığı 1993 -2012 yılları arasında festivalin konuğu olan oyunlar düştü aklıma. Aslında, Tiyatro Festivali dışında o kadar çok oyunda oynadı, dizilere ve filmlere varlığıyla boyut kattı ve katmaya devam ediyor ki… Keşke hepsine değinebilsem ama imkânsız.

August Strindberg’in “Alacaklılar”ı da yine Işıl Kasapoğlu, Zeynep Avcı, Duygu Sağıroğlu ve de Cüneyt Türel, Köksal Engür ve Tilbe Saran’ı buluşturan bir yapıt olarak sarıvermişti beni 1998’de. “Alacaklılar” üç kişinin matematiksel bir kurgu içinde hesaplaşmaları üstüne kurulmuştu ve Tilbe Saran başarılı yorumuyla erkek egemen bir toplumda sisteme başkaldıran kadının konumunu irdeliyordu. 1999’da Aksanat Prodüksiyon Tiytrosu yapımı olan “Molly S.”te ise kör bir kızı canlandırıyor ve onun yüzleşeceği sorunları duyarlı oyunculuğuyla dile getiriyordu…

Ve aynı yıl; Kent Oyuncuları ile oynadığı Anton Çehov’un “Martı”sında unutulmaz bir Nina olarak çıkıyordu karşımıza. Ölçülü oyunuyla genç kızın sevinçlerini, özlemlerini, isyanını, suskunluğunu ve de yitip gitmeyen direncini yakalıyordu. Yıldız Kenter’den Müşfik Kenter’e, Şükran Güngör’e uzanan efsane isimler ve daha nice değerli sanatçıdan oluşan bir kadro ile çalışmak ayrı bir zevkti kuşkusuz.

‘NÂZIM’A ARMAĞAN’ VE…

Bugüne kadar çok yazdım bu proje üstüne. Hatırlanacağı gibi, 2002’de festivalimiz ülkenin ekonomik sorunlarına bağlı olarak iki yılda bir yapılmaya başladı. Bugün de özlemle andığım Genco Erkal’ın bana el vermesi sonucu, Tiyatro Festivali yapımı olan “Nâzım’a Armağan” doğdu: Yıldız Kenter, Ayla Algan, Zeliha Berksoy, Jülide Kural, Zuhal Olcay, Tilbe Saran, Sema, Zeynep Tanbay, Işık Yenersu’dan oluşan kadınlar korosu Genco Erkal’a eşlik ediyorlardı sesleriyle, sözleriyle, oyunculuklarıyla. 2008’de sanat dünyasının elinden alınan Rumeli Hisarı sahnesinde… Metin Deniz, Selim Atakan, Bilge Mesci, Kemal Yiğitcan projede yer alan usta isimlerdi.

Aksanat Prodüksiyon Tiyatrosu yapımı olan Behiç Ak’ın “Tek Kişilik Şehir” oyununda bir kez daha buluştu festival seyircisi Işıl Kasapoğlu, Duygu Sağıroğlu, Cüneyt Türel, Köksal Engür ve Tilbe Saran’la. Mekanikleşmiş, sıkışmış, bunalmış bireylerin kendi tarihleriyle birlikte yaşadıkları şehrin tarihiyle, hiçliğe dönüşmesiyle bir hesaplaşmaydı bu oyun.

2012 yılında İKSV’nin 40. yılında bu kez Haliç Camialtı Tersanesi’nde La Fura dels Baus tarafından hayata geçirien “İstanbul İstanbul” projesinde bir kez daha seslenir bizlere Tilbe Saran, kocaman bir dev ekrandan.

VE ‘ELİN ELİMDE’ 

18. İstanbul Tiyatro Festivali’nde hayata geçirmeyi planladığımız Carol Rocamora’nın yazdığı, Zeynep Avcı’nın çevirdiği Tilbe Saran-Cüneyt Türel yapımı “Elin Elimde”, Cüneyt Türel’in vefatı nedeniyle gerçekleştirilemedi. Bu oyun festival kataloğunda “Cüneyt Türel’in anısına” bir saygı olarak yer almıştır. 2020 yılında Enka Sanat sponsorluğunda Doğan Kitap tarafından yayımlanan Dikmen Gürün’e Yazılar kitabında oyuna ve yaşadıklarımıza dair Tilbe Saran’ın şu satırlarıyla noktalıyorum duygularımı, düşüncelerimi: “Lale bitkisi üzerine okuduğum şaşırtıcı bir yazıyı paylaştığım arkadaşım Blake’in bir şirini hatırlattı ‘hiçbir şey kapalı bir laleden daha kapalı olamaz’ ve aklıma nedense Dikmen Gürün’le ‘Abelard ve Heloise’den ‘Elim Elimde’ye uzanan çeyrek asırlık yolculuğumuz geldi. ‘Abelard ve Heloise’ ile başlayan sessiz anltlaşmamız ‘Elin Elimde’ ile sürüyor. Dikmen, Diko oluyor ve asla oynanmayacak bir oyunu festivale aldığından söz ediyor. Hiçbir şey kapalı bir laleden daha kapalı olamaz!” 

***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

Exit mobile version