Gökhan YAVUZEL*
Ahmedê Xanî, 17. yüzyılın Cizre’sinde Mem û Zîn’i kaleme alırken yalnızca imkânsız bir aşkın ağıdını yakmıyordu. O, saray surlarının, muktedir hırslarının ve toplumsal hiyerarşinin arasına sıkışmış insanlık halinin, iktidar mekanizmalarının ve zamansız bir trajedinin anatomisini çıkarıyordu.
Bugün XXI. yüzyılın karmaşık, dijitalleşmiş ve parçalanmış dünyasından bakıldığında; Xanî’nin kurduğu o edebi dekorun biçim değiştirdiğini ama özünün hiç bozulmadığını görmek, edebiyatın ve sosyolojinin ortak kehanetidir…
Mekânlar değişti; Cizre surlarının yerini modern metropoller, sınırlar, mülteci kampları ve dijital duvarlar aldı. Ancak muktedirin dili de, o dili besleyen mekanizma da ne yazık ki aynı kaldı. Mem û Zîn destanını bugün yeniden okumak, karakterleri günümüz toplumsal sosyolojisine oturtmayı zorunlu kılıyor.
Destanın en trajik figürü, genellikle kişisel bir “kötülük” simgesi olarak sığlaştırılan Beko’dur. Oysa Beko, basit bir dedikoducu değil; muktedirin bekası için inşa edilmiş bir sistem dinamiğidir. Bugünün sosyolojisinde Beko; hakikati büken dezenformasyon ağları, iktidara yaranma hevesiyle toplumu kutuplaştıran medya organları ve linç kültürünü besleyen dijital algı yönetimleridir.
Beko, iktidarın kendi elini kirletmeden toplumsal muhalefeti veya iyiliği ezmek için kullandığı o kullanışlı aparatın bizzat kendisidir. Mir Zeyniddin’in iktidarı, Beko’nun fitnesi olmadan ayakta kalamaz; çünkü muktedir, kendi varlığını her zaman yaratılan hayali tehditlere ve kışkırtılan nefrete borçludur.
Gelelim Mem’e… Mem, saf aşkın, hakikat arayışının ve adanmışlığın temsilcisidir. Bugünün dünyasında Mem; barışı, adaleti ve hakikati savunduğu için zindanlara atılan, coğrafyasından koparılan, sürgüne zorlanan ya da kendi iç dünyasına çekilmek zorunda bırakılan vicdanlı aydındır. Mem’in Cizre zindanındaki sessiz ölümü; bugün düşüncesi, kalemi, sanatı ve duruşu nedeniyle bedel ödeyen, sessizlikle cezalandırılmak istenen özgür ruhların tikel bir özetidir. Mem’in trajedisi, mekânın ötesine geçerek küresel bir sürgün hikâyesine dönüşmüştür.
Zîn ise toplumsal hafızanın ve sessizce direnen vicdanın simgesidir. İki güç odağının, yani devlet aklını temsil eden Mir ile sistem kışkırtıcısı Beko’nun arasında sesi kısılan; fakat hakikate olan sadakatinden asla vazgeçmeyen toplumsal öznedir.
Bugün edebiyatçıya ve düşün insanına düşen temel sorumluluk; Beko’ların ürettiği dezenformasyon çağında, Mem ile Zîn’in temsil ettiği hakikati savunmaktır.
Muktedirin dili her devirde yapıcı değil, bölücü ve cezalandırıcı olmuştur. Ancak Xanî’nin yüzyıllar öncesinden bıraktığı miras, bize Beko’ların geçici, Mem’lerin ve Zîn’lerin temsil ettiği değerlerin ise kalıcı olduğunu fısıldar.
Bizler, çağın bütün sürgünlerine, zindanlarına ve yaratılan algı operasyonlarına rağmen; Beko’laşan bu düzene karşı Mem’in saflığını ve hakikat arayışını savunmaya devam etmek durumundayız.
Çünkü tarih, muktedirlerin görkemli saraylarını değil, o sarayların gölgesinde hakikati haykıranların bıraktığı mirası yazar.
Gökhan Yavuzel kimdir?
Eğitim hayatını, Psikoloji bölümünden Lisans; Sosyoloji bölümünden ise yüksek lisans alarak tamamladı. ‘Sahipsiz Şiirler’ ve ‘Katiller Hep Yalnızdır’ isimli kitaplarıyla Türkiye’de ve Kıbrıs’ta çok satanlar listesine girdi. KKTC Kültür Bakanlığı tarafından yılın en iyi yazarı seçildi. Yazdığı hikaye, deneme, şiir ve kültür-sanat yazılarıyla birçok ödül aldı.
Uluslarası Yazarlar Birliği (PEN) üyesi olan Yavuzel Avrupa’nın prestijli ödüllerinden Avusturya merkezli Franz Werfel İnsan Hakları Ödülü için aday gösterildi.
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

