Türkiye’de 12 Eylül’den bu yana LGBTİ+ dernekleri, aktivistler ve bağlantılı işletmelere yönelik düzenlenen “Ailem Güvende” operasyonları, Avrupa başkentlerinde geniş yankı uyandırdı. Avrupa Birliği, Avrupa Konseyi ve altı Avrupa ülkesinin insan hakları elçileri, gözaltılar ve erişim engellerine ilişkin peş peşe açıklamalar yaptı.
Avrupa Konseyi: ‘Aile değerleri’ gerekçe olamaz
Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri Michael O’Flaherty, operasyonlara ilişkin endişelerini dile getirerek Türkiye’ye çağrıda bulundu. O’Flaherty, “Aile değerleri veya çocukların korunmasına yönelik atıflar, insan hakları kısıtlamaları için yasal gerekçe oluşturamaz” dedi.
O’Flaherty, “İnsan hakları veya sivil toplum çalışmaları yürüttüğü için gözaltına alınan herkesin serbest bırakılması çağrısında bulunuyorum” ifadelerini kullandı. Komiser ayrıca savunma avukatlarının soruşturma dosyalarına erişiminin kısıtlandığı ve şüphelilerin somut bir çıkar çatışması kanıtı olmaksızın ayrı avukat tutmaya zorlandığı yönündeki raporlardan da endişe duyduğunu belirtti.
Avrupa Birliği: ‘Gözdağına son verilmeli’
Avrupa Birliği, operasyonlara ilişkin kapsamlı bir açıklama yayımlayarak gelişmeleri “endişeyle takip ettiklerini” bildirdi. AB açıklamasında, “LGBTİ+ bireylere, aktivistlere, insan hakları savunucularına ve örgütlerine, işletmelere, barışçıl protestoculara yönelik son gözaltıları, başlatılan yasal işlemleri ve sosyal medya hesapları ile web sitelerine getirilen erişim engellerini; sivil toplum kuruluşlarının finansmanına ilişkin iddialarla birlikte endişeyle takip etmektedir” denildi.
AB, Türk makamlarına “adil yargılanma garantilerinin gözetilmesini, keyfi olarak gözaltına alınan herkesin serbest bırakılmasını, asılsız suçlamaların düşürülmesini ve sivil topluma, LGBTİ+ bireylere, örgütlere ve insan hakları savunucularına yönelik gözdağına son verilmesini” çağrısında bulundu.
Açıklamada ayrıca, “Damgalama ve ayrımcılık Birlik’in değerleriyle bağdaşmamaktadır” denilerek, uluslararası donörlerin hedef alınmasının “örgütlenme özgürlüğünü, çoğulculuğu ve sivil alanı tehdit edebileceği” uyarısı yapıldı.
Avrupa Komisyonu Sözcüsü Christian Wigand da yaptığı açıklamada, “Komisyon, LGBTİQ+ aktivistlere, insan hakları derneklerine ve işletmelere yönelik son tutuklamalar ve başlatılan yasal işlemlerden endişe duyuyor. Gelişmeleri yakından takip ediyoruz” demişti.
Avrupa Parlamentosu’ndan ‘karanlık yol’ uyarısı
Avrupa Parlamentosu Türkiye Raportörü Nacho Sánchez Amor, operasyonları “endişe verici bir baskı tırmanışı” olarak nitelendirdi. Amor, “LGBTİ+ aktivistlere yönelik bu geniş çaplı gözaltı ve tutuklama dalgası, Türkiye’de endişe verici bir baskı artışıdır. Belirli bir ahlak anlayışının dayatılması, temel hakların ve Türkiye’nin uluslararası yükümlülüklerinin açık bir ihlalidir ve ülkeyi karanlık bir yola sokmaktadır” dedi.
Altı Avrupa ülkesinden ortak bildiri
Fransa, İsveç, Finlandiya, Almanya, Hollanda ve İzlanda’nın insan hakları ve LGBTİ+ hakları elçileri, ortak bir açıklama yayımlayarak operasyonları “derin endişe verici” olarak nitelendirdi.
Açıklamada, “Barışçıl toplanma, örgütlenme ve ifade özgürlüğü dahil olmak üzere LGBTİ+ların haklarına, uluslararası insan hakları hukuku ve Türkiye’nin uymayı taahhüt ettiği Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi doğrultusunda tam olarak saygı gösterilmelidir” ifadelerine yer verildi.
Uluslararası Af Örgütü ise operasyonları “LGBTİ+ haklarına ve destekçilerine yönelik tam ölçekli bir saldırı” olarak nitelendirerek, “Türk makamlarını bu baskı dalgasına son vermeye, yalnızca insan haklarını kullandıkları için gözaltına alınan herkesin derhal serbest bırakılmasını sağlamaya çağırıyoruz” dedi.
Soruşturmada yurt dışı fonları tartışması
Adalet Bakanı Akın Gürlek, operasyonun İstanbul, Ankara, İzmir, Aydın ve Mersin Cumhuriyet Başsavcılıkları koordinasyonunda 15 ilde yürütüldüğünü, 162 kişi, 9 dernek ve 13 işletmeyi kapsadığını açıklamıştı. Gözaltının ardından en az 60 kişi tutuklanarak cezaevine gönderildi.
Operasyonlarda derneklerin yurt dışından aldığı fonların da soruşturma kapsamına alınması, uluslararası hak kuruluşlarının tepkisini çekti. Kuruluşlar, Türkiye’de derneklerin yurt dışından aldığı yardımların zaten DERBİS üzerinden bildirilmesi ve banka kanalıyla alınması zorunluluğu bulunduğunu, dolayısıyla yurt dışı fon almanın “ortaya çıkarılması gereken bir suç değil, devlet tarafından düzenlenen ve denetlenen bir mali işlem” olduğunu vurguladı.
Hak kuruluşları, Türkiye’de devlet kurumlarının da aynı uluslararası fon sisteminden yararlandığına dikkat çekerek, “sivil toplumun yabancı fon kullanımının suç göstergesi gibi sunulması, devlet kurumlarının aynı kaynaklardan yararlanmasının ise sorgulanmaması” paradoksuna işaret etti.
Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

