Site icon Serbest Görüş

AfD’nin zaferi Amerikan sağı için ne anlama geliyor?

AfD’nin zaferi Amerikan sağı için ne anlama geliyor?


AfD’nin Saksonya-Anhalt’ta kazandığı ezici zafer, Avrupa’da kaygıyla karşılanırken Amerikan sağında coşkuyla kutlandı. Trump, Truth Social’daki paylaşımında seçimi “gerçekten büyük bir gece” olarak nitelendirdi ve “MGGA” kısaltmasıyla AfD’yi kendi siyasi markasının parçası hâline getirmeye çalıştı. Musk, AfD’yi “Aferin!” sözleriyle kutladı; Vance ise partinin tecrit edilmesine karşı çıkarak Weidel ile görüştü. Washington artık Merz hükümetiyle resmî iş birliğini sürdürürken AfD’ye açıkça sempati gösteriyor; bu çelişki transatlantik ilişkilerin belirleyici sorunlarından biri hâline geliyor.

AYDOĞAN VATANDAŞ | ANALİZ

‘Almanya için Alternatif’ isimli aşırı sağ partinin (AfD) Saksonya-Anhalt’ta kazandığı ezici zaferin anlamı Almanya’nın sınırlarını fazlasıyla aşıyor.

Sonuç, Avrupa’nın büyük bölümünde kaygıyla karşılanırken, Amerika Birleşik Devletleri’ndeki tepkiler ise dikkat çekici biçimde farklıydı. Başkan Donald Trump, Elon Musk ve Amerikan sağının etkili kesimleri bu seçimi Atlantik’in iki yakasına yayılan popülist isyanın yeni bir zaferi olarak yorumladı.

Bu tepkiler, Washington ile Avrupa arasındaki ilişkinin ne ölçüde değiştiğini de ortaya koydu. Trump yönetimi artık Avrupa’nın siyasi düzenine meydan okuyan milliyetçi hareketleri giderek daha fazla ideolojik ortaklar olarak değerlendiriyor.

Trump’ın “Almanya’yı yeniden büyük yap” anı

Başkan Trump, sonuçtan duyduğu memnuniyeti gizlemedi. Truth Social’da yaptığı paylaşımda seçimi Alman popülistleri açısından “gerçekten büyük bir gece” olarak nitelendirdi ve AfD’nin yükselişini halkın göç politikalarına duyduğu öfkeye bağladı.

Trump, “Almanya’ya büyük zarar veren korkunç göçmenlik kurallarından ve düzenlemelerinden sonunda bıktılar” diye yazdı ve mesajını “Make Germany Great Again” yani “Almanya’yı Yeniden Büyük Yap” ifadesinin kısaltması olan “MGGA” ile tamamladı.

Trump’ın mesajı birkaç açıdan önemliydi.

Her şeyden önce Trump, karmaşık bir Alman seçimini aşina olduğumuz MAGA anlatısına indirgedi: Siyasi elitler sınırları açmış, sıradan vatandaşları görmezden gelmiş ve sonunda sandıkta cezalandırılmıştı. Ekonomik durgunluk, bölgesel eşitsizlikler, federal kurumlara duyulan güvensizlik ve Almanya’nın birleşmesinden miras kalan toplumsal rahatsızlıklar tek bir açıklamanın içine yerleştirildi: Göç.

İkinci olarak Trump, Amerikan başkanlarının Alman siyaseti hakkında konuşurken geleneksel olarak kullandığı dilden uzaklaştı. İstikrarı, transatlantik ittifakı veya Almanya’nın savaş sonrası demokratik mutabakatını vurgulamadı. Bunun yerine, Merz ABD’nin en önemli NATO müttefiklerinden birinin seçilmiş lideri olmasına rağmen, onun partisinin uğradığı ağır yenilgiyi açıkça kutladı.

Üçüncü olarak “MGGA” ifadesiyle AfD’yi, başlangıçta Trump’ın kendi siyasi hareketi etrafında oluşturduğu bir markanın parçası hâline getirmeye çalıştı. Verilmek istenen mesaj açıktı: Saksonya-Anhalt’ta yaşananlar, Trump’ı yeniden Beyaz Saray’a taşıyan siyasi isyanın Almanya’daki karşılığıydı.

Bununla birlikte, Trump’ın açıklamasını Amerikan devletinin bütün kurumlarının ortak tutumu olarak değerlendirmek doğru olmaz. Dışişleri Bakanlığı’ndan, AfD yönetimindeki bir Almanya’yı resmî Amerikan siyaseti olarak ortaya koyan benzer bir kurumsal açıklama gelmiş değil. Kariyer diplomatları, güvenlik bürokrasisi ve geleneksel Atlantikçiler, AfD’nin Rusya, NATO, Ukrayna ve Avrupa Birliği konularındaki yaklaşımından kaygı duymaya devam ediyor.

Dolayısıyla Washington’ın yaklaşımını iki ayrı düzeyde ele almak gerekiyor. Kurumsal açıdan Almanya hâlâ hayati öneme sahip bir müttefik. Ancak ideolojik düzeyde ABD’nin siyasi liderliği, Almanya’daki mevcut siyasi düzeni değiştirmeye çalışan güçlere giderek daha fazla sempati duyuyor.

Bu çelişki, gelecekteki Amerikan-Alman ilişkilerinin belirleyici sorunlarından biri hâline gelebilir.

Musk’ın sonuç veren siyasi yatırımı

Elon Musk’ın tepkisi daha kısaydı. AfD’yi Almanca “Gut gemacht!”, “Aferin!”, sözleriyle kutladı. Partinin Saksonya-Anhalt’taki başbakan adayı Ulrich Siegmund da Musk’a teşekkür ederek bu iş birliğinin devam etmesini umduğunu söyledi.

Musk, Aralık 2024’te “Almanya’yı yalnızca AfD kurtarabilir” demişti. Daha sonra partiye destek veren bir köşe yazısı yayımladı, X üzerinden AfD Eş Başkanı Alice Weidel ile uzun bir söyleşi gerçekleştirdi ve partinin bir seçim etkinliğine katıldı. AfD’yi Almanya’nın “en büyük umudu” şeklinde tanımlarken, X’in sahibi olmanın sağladığı imkânları partinin görüşlerini uluslararası alanda daha görünür hâle getirmek için kullandı.

Musk’ın desteği, AfD’ye Almanya’nın ana akım kurumlarının uzun süredir vermeyi reddettiği iki şeyi sağladı: uluslararası itibar ve olağanüstü büyüklükte bir dijital görünürlük imkânı.

Bu destek siyasi açıdan tecrit edilmiş ve tarihsel bakımdan gerici bir parti olarak tasvir edilen AfD açısından özellikle değerliydi. Musk’ın desteği, partiye seçmenlerine artık yalnız olmadığını; dışlanmış bir siyasi aktör değil, dünyanın en güçlü girişimcilerinden birinin desteklediği, yükselmekte olan uluslararası bir hareketin parçası olduğunu söyleme imkânı verdi.

Ancak AfD’ye seçimi Musk’ın kazandırdığını ileri sürmek abartılı olur. Musk’ın Almanya’daki popülaritesi sınırlı ve AfD doğu eyaletlerinde zaten son derece güçlü bir seçmen tabanı oluşturmuş durumda. Saksonya-Anhalt’ın ekonomik sorunları, nüfus kaybı, Berlin’e duyulan hoşnutsuzluk ve siyasi düzene yönelik derin öfke yalnızca X paylaşımlarıyla elbette açıklanamaz.

Amerikan Sağı AfD’yi Neden Bir Müttefik Olarak Görüyor?

AfD’nin zaferi Amerikan sağı açısından en az dört farklı düzeyde anlam taşıyor.

Bunlardan ilki göç meselesi. Hem MAGA hareketi hem de AfD, kitlesel göçü ulusal kimliğe yönelik varoluşsal bir tehdit olarak sunuyor. Her iki hareket de liberal hükümetleri, insani söylemleri toplumun gerçek rızası alınmadan gerçekleştirilen demografik ve kültürel dönüşümleri meşrulaştırmak amacıyla kullanmakla suçluyor.

İkincisi, iktidar seçkinlerine ve kurulu düzene duyulan düşmanlık. MAGA’nın “derin devlet” kavramı; AfD’nin Almanya’daki siyasi partilere, medyaya, istihbarat kurumlarına ve kültürel elitlere yönelttiği suçlamalarda karşılığını buluyor. Her ikisinde de tarafsız olduğu varsayılan kurumlar, popülist muhalefeti dışlamak üzere tasarlanmış ideolojik bir sistemin parçaları olarak sunuluyor.

Üçüncü düzey ise ifade özgürlüğü üzerinden yürütülen mücadele. Başkan Yardımcısı JD Vance, bu ortak gündemi 2025 Münih Güvenlik Konferansı’nda en açık biçimde ortaya koydu. Vance, Avrupalı liderleri kendi seçmenlerinden korkmakla suçladı; popülist partilerin dışlanmasını eleştirdi ve Avrupa için en büyük tehlikenin “içeriden” geldiğini savundu. Özellikle sansürü, göç politikalarını ve siyasi muhalefetin bastırılmasını hedef aldı.

Vance aynı ziyaret sırasında Alice Weidel ile de görüştü. Bu, Almanya’nın ana akım siyasi liderlerinin tecrit etmeye çalıştığı bir partiye yönelik son derece sıra dışı bir jestti. Alman yetkililer bu müdahaleyi seçim kampanyalarına dışarıdan müdahale olarak nitelendirdi.

Dördüncüsü ise jeopolitik. Daha güçlü bir AfD, Avrupa Birliği’nin siyasi bütünlüğünü zayıflatabilir, Almanya’nın Ukrayna’ya verdiği desteği azaltabilir ve Avrupa bütünleşmesine karşı çıkan ulusal hükümetleri güçlendirebilir. Bu sonuçlar, Avrupa Birliği’ni Batı ittifakının doğal bir uzantısı olmaktan çok bir rakip olarak gören “Önce Amerika” çevrelerinin tercihleriyle örtüşüyor.

Amerikan sağının bu kanadı açısından Avrupa artık yekpare bir medeniyet ortağı değil, siyasi bir mücadele alanı. Merz hükümeti gibi yönetimler askerî müttefik sayılırken AfD gibi hareketler ideolojik müttefikler olarak görülüyor.

Trump yönetimi seçimi etkiledi mi?

En zor soru, Trump ve müttefiklerinin yalnızca AfD’nin başarısını kutlamakla mı yetindiği, yoksa bu başarının ortaya çıkmasına katkıda mı bulunduğudur.

Ortada açık bir etkileme girişimi bulunduğuna dair yeterli kanıt var. Musk, AfD’yi defalarca destekledi. Vance, parti etrafında oluşturulan siyasi “güvenlik duvarının” meşruiyetini sorguladı ve Weidel ile bizzat görüştü. Trump’ın siyasi söylemi, AfD’ye uluslararası ölçekte tanınan bir model sundu. Amerikan muhafazakâr medyası ise partiyi Almanya’nın MAGA’sı olarak tanımlayarak küresel sağ çevrelerde normalleşmesine katkıda bulundu.

Bu anlamda Trump hareketi, AfD’nin güçlendiği siyasi ortamın oluşmasına katkı sağladı. Partinin tecrit edilmesini zorlaştırdı, mesajlarını güçlendirdi ve destekçilerinin kendilerini küresel bir siyasi başkaldırının parçası olarak görmelerini teşvik etti.

Ancak etki ile belirleyici sebep birbirine karıştırılmamalı.

AfD, Almanya’daki 2025 federal seçimlerinde Saksonya-Anhalt’ta ikinci oyların yüzde 37,1’ini zaten kazanmıştı. Partinin yükselişi iç dinamiklere dayanıyordu.

Dolayısıyla Amerikan müdahalesi AfD’nin yükselişinin asıl nedeni değil, etkisini artıran bir çarpan oldu. Bu müdahale partinin iletişim imkânlarını genişletti, uluslararası özgüvenini güçlendirdi ve ideolojik bir meşruiyet sağladı. Ancak oyların asıl kaynağı Almanya’nın kendi siyasi başarısızlıklarıydı.

Yeni bir transatlantik ilişki

Amerika’nın Almanya politikası onlarca yıl boyunca istikrarlı merkez hükümetlerini, Avrupa bütünleşmesini ve Almanya’nın savaş sonrası demokratik kurumlarını destekleme ilkesi üzerine kurulmuştu. Trump dönemi ise farklı bir model ortaya çıkardı: Mevcut hükümetlerle resmî iş birliği yürütülürken onların popülist rakiplerine açıkça sempati gösterilmesi.

Bu durum olağanüstü bir çelişki yaratıyor. Washington; NATO, ticaret, Çin ve Ukrayna meselelerinde Başbakan Merz’e ihtiyaç duyarken Amerikan Başkanı, Merz’in uğradığı en ağır seçim yenilgisini alenen kutlayabiliyor. Amerika Birleşik Devletleri Almanya’nın stratejik müttefiki olmaya devam ediyor; ancak Amerikan yönetimi ve onun siyasi ekosistemindeki önde gelen isimler, Almanya’daki muhalefetin başarısına duygusal ve ideolojik olarak yatırım yapmış durumda.

Bu ilişki AfD’ye uluslararası meşruiyet sağlıyor. AfD’nin başarısı Trump’a, MAGA’nın yalnızca Amerika’ya özgü bir olgu olmadığını gösterme imkânı veriyor.

Fakat bu ittifak kendi içinde önemli çelişkiler de barındırıyor. AfD’nin Rusya yanlısı eğilimleri, Amerikan güvenlik bürokrasisinin bazı kesimleriyle çatışabilir. Partinin ekonomik milliyetçiliği Amerikan ticari çıkarlarıyla karşı karşıya gelebilir. Siyasi açıdan parçalanmış bir Almanya ise Washington’ın aynı anda talep ettiği daha yüksek savunma harcamalarını ve daha güçlü Avrupa liderliğini yerine getirmekte zorlanabilir.

Bu nedenle Saksonya-Anhalt seçimi Amerika’daki ideolojik bölünmelerin artık Avrupa’nın siyasi mücadelelerine de yerleştiğini gösterdi. Trump’ın kullandığı “MGGA” ifadesi, MAGA hareketinin Almanya’yı, Batı’nın siyasi düzenini dönüştürme mücadelesindeki yeni cephelerden biri olarak gördüğünün ilanıydı.

AfD’nin Saksonya-Anhalt’ta sonunda hükümet kurup kuramayacağı elbette önemli. Ancak daha büyük değişim çoktan gerçekleşti: Bir zamanlar Almanya’da dokunulmaz ve tecrit edilmesi gereken bir parti olarak görülen AfD, bugün Amerika Birleşik Devletleri Başkanı ile dünyanın en etkili teknoloji milyarderinin açık desteğine sahip.

Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

Exit mobile version