Toplumsal muhalefet; emperyalizmin işbirlikçisi ırkçı, dinci bağnazlığı aşma savaşımının gerektirdiği doğru düşünüşü, eylemi bulmak için aydınlık arayışına yol gösteriyor. 30 Ağustos’un yıldönümünde Ceyhun Atuf Kansu, Sakarya Meydan Savaşı kitabında yer alan “Anadolu’nun Namlusunda Son Kurşun” şiirindeki “Çal borazancı başı çal borazanı/ Toplansın son erkekleri yurdumuzun…/ Bu son kurşun!” dizeleriyle insan ve yurttaş olduğumuzu duyumsatıyor.
ŞİİRİN DİRENİŞİ
Nâzım Hikmet, “Dörtnala gelip Uzak Asya’dan/ Akdeniz’e bir kısrak başı gibi uzanan/ bu memleket bizim” dediği “Davet” şiiriyle çağrısını yapıyor.
Enver Gökçe’nin “Senin emekçin olaydım/ şen olası türküsü/ dost kokusu, dost selamı Türkiye” dediği yurdumuza Ahmed Arif, “…Dağın pulat yüreğine işledim,/ Şimşeğin masmavi usturasına/ Sevdanı usul-usul/ Sevdanı mısra-mısra/ Lo ben seni hapislerde sevmişim,/ Ben seni sürgünlerde./ Yurdum benim şahdamarım” diyor.
Şükran Kurdakul, “Sözüm var çileler tezgâhında güçlenir/ En gencimizin dudaklarında seslenen/ Yaralı anaların yediveren gülü/ Türkiyem nereye götürüyorlar seni– Karanlığın gizinde milyonla yürek/ Aç kapıyı zindancıbaşı…/ Bana soru gerek, yanıt gerek/ Türkiyem nereye götürüyorlar seni?” diye soruyor.
Turgut Uyar, “Türkiyem” adlı şiirinde “Sen vatanımsın, ekmeğimsin/ Duyduğum, bildiğim zafersin yıllarca…”; Cemal Süreya, “Kısa Türkiye Tarihi” adlı şiirinde “Şelaleye düşmüştür zeytinin dalı;/ Celaliyim/ Celalisin/ Celali” diyor.
Necati Cumalı, “Edirne’den Atlantik’e kadar/ Bütün ülkeleri gezdim/ Yüreği senden zengin/ Sofrası senden fakir/ Tek ülke görmedim/ Benim çileli halkım/ Öksüz memleketim” diyor.
Yurdumuza “Boynu bükük ay çiçeği/ Şiirin ve aşkın geleceği” diyen Ataol Behramoğlu, “Türkiye, Üzgün Yurdum, Güzel Yurdum” adlı şiirinde hüznü umuda dönüştürüyor: “…Asmaların üstünde gün ışığı/ En güzel geleceğin yakışığı– Zinciri altında kımıldayan/ Bitecek sanıldığı yerde başlayan…” Metin Demirtaş, “Bahçedeki vişne ağacı/ çiçekten meyveye döndü/ Daktilodaki bahar şiiri/ inat ediyor” diyor
UMUT HEP VAR
Ahmet Erhan, Alacakaranlıktaki Ülke’de, “Nereye gideyim, Türkiye’yim, önüm karanlık– Türkiye’yim, bir tokat gibi uzanan dünyaya/ Bir yarımada, demek ki üç yanım deniz/ Benim gönlüm niye bu kadar dar/ Kuşlar uçmuyor artık, kurtlar ulumuyor/ Yalnızım, dünyalar dünyalar kadar — Alacakaranlıkta, bir sokak arasında ağlıyor çocuğum/ Arada bir denize bakıyor, deniz bataklık…” dizeleriyle yakınıyor. Ahmet Özer, “Yurdum” adlı şiirinde “Öz yurdum ata yurdum Anadolum” diyor Türkiye’ye.
“Yine karardı tanyerin/ Yine kara bulutlar çöktü üstüne/ Şiirini yitirmiş/ Kör hatta çekilmiş bir tren gibisin/ Nasıl yerleştirmeli seni yeniden rayına/ Nasıl koymalı yeniden uygarlık yoluna” diye soran Abdülkadir Paksoy, “Yurdum” adlı şiiriyle damarı damara bağlıyor: “Ah yurdum/ Sevgili yurdum/ Sakin ol/ Karanlığa boğamayacaklar seni/ Boğdurtmayız seni karanlığa/ Sana ihanet edenlerin bilmedikleri bir şey var/ Derindedir kökleri çınarlarımızın/ Yitirme umudunu/ Çınarlar varsa/ Umut da var.”
Nihat Behram, “Kuşan kendini artık,/ biraz da/ gövdeni yüreğinle kırbaçla;/ ey halk, haykır acını,/ Bu kara dumanı dağıt!” derken Adnan Yücel, şiirin inat ettiğinin kanıtıyla alanlarda su serpiyor toplumsal muhalefetin yaralı yangın yüreğine:
“…bugünlerden geriye,/ bir yarına gidenler kalır/ bir de yarınlar için direnenler…– ne kırlarda direnen çiçekler/ ne kentlerde devleşen öfkeler/ henüz elveda demediler./ bitmedi daha sürüyor o kavga/ ve sürecek/ yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek!”
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

